Edebiyat Düşüncesi Üzerine…

İçeriğinde yazı kavramı da bulunan edebiyatın ilk bakışta yazılı metinleri çağrıştırdığı herkesin bildiği bir gerçektir.


Sözün en görünür hali olan edebiyat, güzel sanatların teorik içerikli konularıyla geliştikçe bu sanat dalından biri olur ve diğer güzel sanat dallarının ortak estetik prensiplerini dile getirmeye başlar. Böylece edebi bir eser aynı zamanda bir sanat eseri olup ortaya çıkar. Sanatın ortaçağ boyunca rahmani ve içsel gayeleri önemsemiş olması bizi, bugünkü edebiyatın bir eksen kayması yaşayıp yaşamadığı sorusuyla karşı karşıya getirir. İşte o soru da şöyledir;

“-Gerçekten edebiyatın içeriği değişiyor mu? Edebiyat, kendisinden beklenen edep misyonunu yitiriyor mu?”

Daha sanatın tarif ve etki alanından başlayarak kaynağı, gayesi, din, ahlâk, felsefe, toplum vb. alanlarla ilgili problemler edebiyatın da problemleri arasındadır. Hegel’in disiplinli bir program haline getirdiği güzel sanatlar, plastik, fonetik ve söz sanatı olmak üzere üç grupta toplanır. Bu üç grubun altında beş sanat dalı (plastik = mimari, heykel ve resim; fonetik = musiki ve söz = edebiyat sanatı) yer alır. Buna göre edebiyat hiçbir maddi malzemeye, alete, mekâna bağlı olmayan, tamamıyla zihnî bir sanat olarak karşımıza çıkar. Yani malzemesi de göstergesi de soyuttur; soyut alanlarda (zihin, ruh, gönül vb.) karşılık bulur. Duygu, düşünce ve hayalleri diğer sanatların ancak yoruma bağlı sembollerle ifade etmesine karşılık edebiyat, maddî dünya intibalarından şuur, şuur altı, mistik ve metafizik boyutlara kadar insanî olan her şeyi apaçık veya alegorik-sembolik şekilde ifadeye muktedirdir. Bunu da “söz” denilen malzeme ile yapar. Bugünden farklı olarak klasik edebiyatlar ve ortaçağ edebiyatlarının çoğu söz malzemesiyle duygu ve fikir dünyamızı anlatırdı. Daha açık bir ifadeyle edebiyat soyut olanla ilgilenir, insanın maddesinden ziyade manasını konu alır, somut yanından ziyade soyut yanına hitap ederdi. Bu tavır, yüzyıllar içerisinde edebiyata, hayatı güzelleştiren, form veren, insan ilişkilerini düzenlemekte etkin bir sanat olma özelliğini kazandırdı. İnsanlar uzun yüzyıllar boyunca edebiyat ürünlerinden nezaket, zarafet ve incelik öğrendiler, hayatlarını düzenlediler, edebin sınırlarını belirlediler. Geçtiğimiz yüzyılın eserlerine baktığımızda edebiyatın toplumu iyiye, güzele ve faydalıya yönlendiren bir misyonla hareket ettiğini görebiliriz. O halde ikinci soru şudur:

“-Edebiyat bugün üzerine düşen o görevi hâlâ yapmakta mıdır; yapmalı mıdır?”

Bunun cevabını vermeden evvel sanırım genç kuşakların edebiyattan ne anladığına da bakmamız gerekir. Harry Potter okuyan, Yüzüklerin Efendisi’ni seyreden, vampir hikâyelerinden hoşlanan, klasik bir eseri okumak yerine onun televizyon veya sinemaya aktarılmış şeklini seyretmeyi tercih eden genç kuşakların edebiyattan beklentisi nedir?

Veya biz onlara edebiyat adına neleri sunmalıyız?

Materyalizmin insan ruhunu ezdiği, eğlenme fikrinin öğrenme çabasına galip geldiği, insanların somut olanı soyut olana tercih ettiği bu çağda, eğer istersek edebiyat insanlara bir tarz-ı hayat, bir yaşam biçimi de sunabilir. Ayrıca edebiyat eğlendirirken öğretebilir de. Somut-soyut ilişkisini irdelemeye başladığımızda edebiyatın soyuttan yana bir görevi olduğunu fark ederiz. Bugün bir edebiyat eseri, medeniyetler çatışması gibi gösterilen farklı kimliklerin bir zenginlik sayılması halinde bir tarafıyla onu meydana getiren sanatkârın kimliğini ve dilini korurken diğer tarafıyla insanlığın ortak duygu ve düşüncelerini yansıtarak beşerî bir misyon yüklenebilir. Üstelik hangi millet veya dile ait olursa olsun edebiyat eseri, herhangi bir aracıya gerek olmaksızın orijinal yapısıyla her seviyeden okuyucusuna doğrudan doğruya ulaşabiliyor?

İnsanlığın biraz daha duygu, biraz daha sevgi, biraz daha gülümseme, biraz daha olumlu düşünce ve biraz daha soyut kimliğe ihtiyacı olduğu şu çağda -çünkü bunları bir yerlerde unutup bıraktık- belki de üzerinde durulması gereken bir edebiyat problemimizin var olduğunu hatırlamalıyız.

Şiddetin gölgesinde yaşayan ve mekanik ilişkilerin kıskacında kıvranan insanlığın sancılarından kurtuluş reçeteleri arasına birkaç draje eser katmayı ve edebiyatın çılgınlık boyutuna varan şiddet ve fantezi tutkusunu normale indirmeyi yeniden düşünmeliyiz belki de.

Ben kendi adıma, vampir hikâyeleriyle büyüyen genç kuşağın sancılı bir geleceğe doğru koştuğundan endişe duymuyor değilim…

Elbette siz böyle düşünmeye bilirsiniz…

Kalın sağlıcakla…


Yûşa Irmak hakkındaki bilgilerin basılmasını istiyorum.
Eğer basılmamasını istiyorsanız tıklayın.

  Yûşa Irmak kimdir?
Felsefe ve edebiyat aşığı! Yayıncı, gazeteci ve kitapsever...

 


Bu yazıyı basmak istiyorum.

İzEdebiyat'da yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Tüm yazılardan birinci dereceden sayfa düzenleyicileri sorumludur. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması/yayınlanmaması önemle rica olunur.

© 2000-2002, İzlenim.com - Tüm hakları saklıdır.