Laikliğe Saldırılar ve Yanıtlarımız

Laiklik Türkiye'de gizli ya da açık olarak yıllardır tartışılan bir kavramdır. Atatürk ilkelerinin eleştirilmesinin gayet normal karşılandığı yıllarda yaşadığımızdan bu duruma şaşırmıyoruz. Biliyoruz ki bu memleket için, bu millet için iyi olan ne varsa muhakkak bazı çevreler tarafından tepkiyle karşılanacaktır. Bu çevrelerin taktiği bellidir: Yok etmek istedikleri kavramları önce gizliden gizliye tartışmaya açarlar. Zamanla bu kavramların karşısına "insan hakları ve özgürlük" gibi maskelerle çıkarlar. Aslında insan haklarının ve özgürlüğün en büyük düşmanı olan bu çevreler "mazlum" rolüne bürünerek çok merhametli olan halkımızın sempatisini kazanırlar. İşin bundan sonraki aşamaları gücü eline geçirme, otoriteyi sağlama, dirençleri kırma ve hedefi gerçekleştirme safhalarıdır. Bu son safha ile birlikte düşman oldukları fikirleri -onların savunucuları ile birlikte- yok etmek niyetindedirler. Türkiye'de laiklik kavramının da düşmanları olduğu inkar edilebilir mi?

Laiklik karşıtları bahsettiğimiz üzere kendilerini "mazlum" olarak gösterip sempati kazanmaya çalışırlarken bir taraftan da çok güçlü bir anti-laik propaganda yürütmektedirler. Bu propagandanın birçok ayağı vardır. Kimi zaman halkın duygularına hitap ederken en kutsal değerleri bile bu yolda "kullanmaktan" çekinmezler. Mertçe ve bilimsel olmasa da laikliğe birçok eleştiri yöneltirler. Ve muhakkak bizim de bunlara verecek ciddî ve bilimsel cevaplarımız vardır. Şimdi laiklik karşıtlarının öne sürdükleri bazı saçmalıkları inceleyelim.

Laikliğe karşı olanlar, bu sistemin bize yabancı olduğunu iddia ederler. Laik olmayı Batı'yı taklit etmekmiş gibi gösterirler. Dolayısıyla "laiklik bize uygun değildir" demek isterler. Bu iddiaların saçmalığını anlayabilmek için üstün bir hünere ihtiyaç yoktur. Tarih sayfalarını biraz karıştıran herkes Türklerde eskiden beri döneme göre var olan laiklik anlayışını farkedebilir. Gerçekten bu sistem Türklerde çok eskilerden beri var olmuş ve kabûl görmüştür. Bu konuda devletlerarası hak yazarlarından Nys, "Droit International" adlı eserinde doğru bir tespitte bulunmuş ve laisizmin Turanlı bir kurum olduğunu belirtmiştir. Bu durumdan Mahmut Esat Bozkurt da bahsetmiş ve Çingiz Kaan zamanındaki hoşgörüyü örnek göstermiştir. Hazarlar dönemi de Türklerin insanları dinlerine göre ayırmadıklarının kanıtıdır. Göktürkler çağını dahi düşündüğümüzde , o dönemde var olabilecek, döneme özgü gelişmiş bir laiklik anlayışının mevcudiyetini görürüz. Hatta, şeriat kurallarının bir hayli etkili olduğu Osmanlı Devleti'nde bile devlet ve din işlerinin ayrı olması gerektiği düşüncesinin -kısmen- yaşadığı görülmektedir. Bu konuda Mahmut Esat Bozkurt'un "Atatürk İhtilali" kitabından bir alıntı yapalım:

I. Selim bir gün iç oğlanlarına fena halde kızmış, kırk kadarının öldürülmesini emretmiş. Erkân telâşa düşmüş, fakat kimse aksini söylemeye cesaret edememiş. Nihayet Zenbilli Ali Efendiye haber vermişler. Müftü gece I. Selim'in yanına gelmiş. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş.
"I. Selim - Hayır ola hoca, bu vakitte ziyaretten maksadın ne ola ki?
Zenbilli Ali Efendi - Öldürülmelerine ferman buyurulan kırk kadar adamımızın affını delâlete geldim.
I. Selim - Hoca sen artık dünya işlerine de karışır oldun. İstersen sana bir vezerat vereyim.
Zenbilli Ali Efendi - Hayır efendimiz. Dünya işlerine karışmaya değil, ahiretinizi kurtarmaya geldim." (Mustafa Paşa, Netaciyülvukuat)

Görüldüğü gibi Osmanlı döneminde dahi bazı zamanlarda din ve devlet işleri ayrı görülmüştür. Buna rağmen, zamanla güç kazanan "şeriatçılık" baskın hâle gelmiş, birkaç yüzyıl Türkleri laik bir sistemden ayırmışsa, bu, önceki binyılları görmemize de engel midir? Değildir elbette! Şu hâlde laisizmin Türk milletine yabancı bir sistem olduğu iddialarının kocaman bir yalandan ibaret olduğu ortaya çıkmaktadır. Hatta denilebilir ki tarihte hiçbir millet laikliği Türkler kadar içine sindirememiştir. Bu da şüphesiz Türklüğün üstün vasıflarındandır.

Laikliğin "günümüz şartlarında geçersiz yahut gereksiz" olduğunu düşünenler, hatta söyleyenler de yok değildir. Onların karanlık düşüncelerini düzeltmek ihtimalimiz olmasa da biz, düşünen insanlar olarak bu iddiaya da tepki vermekten uzak kalamayız. İnsanları dinlerine göre ayırmamak, devlet ve din işlerini ayrı tutmak gibi aklın ve doğanın ürünü olan ilkelerden oluşan laiklik fikri, her zaman geçerli ve gerekli olduğu gibi, bilhassa günümüzde gereklidir. Günlük bir gazetede yazılana göre, bir Türk kızı, türban takmak istemediği için, gelin gittiği ailede işkenceye maruz kalmış. Türk milletini bu hâle getirenler utanmalıdırlar! Ama nasıl utanacaklar ki! Onlar utanabilmek yetisini kaybetmiş zavallılardır!

Türk düşüncesi, Türk töresi, bir insana sırf türban takmak istemediği için işkence etmeyi nasıl kabûl edebilir! Bu akla da, mantığa da, doğaya da, Türklüğe de, hatta İslâm'a da aykırıdır. Türk töresi insanları dinlerine göre ayırmayı reddeder. Fakat gerçekleşen olaylar gözümüzün önündedir. Böyle çirkin olaylar yaşanırken laiklik nasıl gereksiz ya da yanlış görülebilir? İşte büyük tehlike kapımızın önünde duruyor! Bunu görmemek, görememek ne büyük bir gaflettir!

Laiklik ilkesi "gelişmeciliğin" yardımcısı olduğundan devletimizin ve milletimizin her yönden gelişebilmesi, kalkınabilmesi için de son derece gereklidir.Yüzyıllardan beri süregelen geri kalmışlığımızı üstümüzden atıp büyük kalkınma hamleleri yapabilmek için bu ilkeye, laikliğe, Türkçülüğe, Atatürkçülüğe sarılmamız gerekmektedir. Türklüğün kurtuluşu bu yoldadır.

Türk dünyası, hem nüfus olarak hem de coğrafya olarak dev bir dünyadır. Karadeniz'in batısındaki Gagauz Yeri'nden Sibirya'nın doğusundaki Yakutistan'a uzanan bu büyük coğrafyada yaşayan Türkler arasında farklı dinlere mensup insanlar bulunduğu da bir gerçektir. Örnek olarak; Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Doğu Türkistan Türkleri vb. büyük çoğunlukla müslümandırlar. Gagauz, Yakut, Hakas Türkleri arasında ortodoksluk yaygındır. Yakutistan'da, Hakasya'da, Altay'da Tengricilik devam etmektedir. Sarı Uygurlar budisttir. Sayıları oldukça az olsa da, Karay Türkleri musevîdirler. Şu hâlde laisizmi reddetmek, Türk birliğinin önüne set çekmekten başka bir şey değildir. Oysa; "Oğuz, Kırgız, Tatar, Özbek, Kazak ve Yakut yok, yalnız TÜRK vardır!.." diyen Son Başbuğumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk değil midir? Ve biz onun yolundan ayrıldıkça zarar gördüğümüzü ne zaman farkedeceğiz? Atatürk de çok iyi biliyordu ki Türklerin refaha ulaşmasının ve dünyada hak ettiği yeri almasının yolu nihayet birleşmelerinden geçmektedir. Bu yolda da laiklik vazgeçilmez bir ilkedir. Fakat laiklik, başkalarının demokrasiyi araç görmeleri gibi araç görülebilecek bir ilke değildir. Laiklik, dünya var oldukça yaşayacak olan bir temel ilkedir.

Yaptığımız açıklamalar ve hergün yaşanan olaylar ortaya koymaktadır ki, laiklik aklın gereği olan bir Atatürk ilkesidir. Ve bugün laikliğe duyduğumuz ihtiyaç her zamankinden daha fazladır. Bu yüzden, Ey Türkler, bırakın kuduz köpekler uyuz inlemelerine devam etsinler; siz onlara kulak asmayın! Biz ne zor şartlarda bu devleti birlik olarak kurduk. Başımızda Başbuğ Atatürk vardı. Şimdi de onun aziz ruhu bizimledir. Yine birlik olalım. Atatürk'e, onun fikirlerine uyalım. Biz Atatürk'ümüze sarıldıkça bu millete ölüm yoktur!

Tanrı Türk'ü Korusun ve Yüceltsin!


Türk Şad Köktürk hakkındaki bilgilerin basılmasını istiyorum.
Eğer basılmamasını istiyorsanız tıklayın.

  Türk Şad Köktürk kimdir?
Türk'üm Türkçüyüm Atatürkçüyüm

Etkilendiği Yazarlar:
-

 


Bu yazıyı basmak istiyorum.

İzEdebiyat'da yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Tüm yazılardan birinci dereceden sayfa düzenleyicileri sorumludur. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması/yayınlanmaması önemle rica olunur.

© 2000-2002, İzlenim.com - Tüm hakları saklıdır.