Mevsimlik Köleler

Çaltı bey, mağrur bir edayla kahyasına dönerek:

-Bunlara yatacak yerlerini göster bakayum da.
Çaltı bey o kadar katı görünmesine rağmen aslında hiç de öyle değildi.Kendi evinde yaşanan sorunlar karşısında o da şaşırmış durumdaydı.Oğlunun biri,hapisteydi.Küçük bir tartışmada hasmının dalağına bıçak darbelerini indirmişti.Diğer oğlu da kendini içkiye vermiş asabi bir insandı.Doğal olarak bütün işler kendisine bakıyordu.Davranışlarının altındaki gizli öfke buradan kaynaklanıyordu.


Kahya yani usta başı,yıllardır Çaltı bey’in fındık işlerini takip ederdi.İşçiler bir yevmiye alırsa O, çift yevmiye alırdı.
O’nun görevi, senede bir kez o da bir ayı geçmeyecek şekilde fakir bölgelerden Niksar’ın kenar mahallelerinden, ya da Akkuş,Kumru,Korgan gibi Ordu’ nun iç kesimlerdeki fazla fındık yetişmeyen bölgelerinden fakir-fukarayı toplamaktı.Bu yıl ise getirdiği işçiler,
Niksar’ın varoşlarında kıt kanaat geçinen yoksullardı . Onların da zaten çoğunlukla Niksar ovasında ırgatlık yapmak suretiyle ömürleri geçiyordu.Böyle zor işlere aşinalıkları her zaman vardı.
Kahya ,ağanın emrinden sonra işçilere dönerek:

-Beni takip edin bakıyım.”Konuşmasında kendisinde farklılık hissediyor gibiydi.Üstünlük edalarıyla kıvranıp duruyordu.Konuşmasında laz şivesi olmadığı belli oluyordu.Zaten laz da değildi.Niksar’ın bir köyündendi.O da yıllar öncesi Çaltı bey’ e işçi olarak gelmiş.Sonra her nasılsa kendisini sevdirince “kahyalık “ terfisini kazanmıştı.Öbür kahya şutlandı mı yoksa
kendiliğinden mi bu işi bıraktı o da belirsizdi… İşçiler,kahyanın ardından yürüdüler.Küçük
kulübeye yanaştılar.Yanına geldiklerinde kahya, el işaretiyle göstererek:

-Burada yatıp kalkacaksınız” dedi.

Terk edilmiş bir görünüm arz eden kulübe şeklindeki evin içerisine girdiler.
İçerisi,yamuk şeklinde tahta zemin,tahta duvarlar,pencere olarak bırakılmış küçük bir aralık ve bu aralıktan içeriye zar zor giren güneş ışığıyla yarı karanlık loş bir görünüm arz ediyordu.Sanki Nazi toplama kampındaki hücreler gibiydi…Kahya,ara verdiği konuşmasına odanın köşesinde yukarıya doğru istiflenmiş eğreti yatakları göstere-
rek:


- Bu döşekleri,akşam işten gelince tahtaların üzerine serip yatacaksınız.Sabahleyin de işe
giderken düzgünce katlayıp yine aynı şekilde istif edeceksiniz.Ha şunu da söylüyüm.Bu fındıksahibi,çalıştırdığı işçilerden düzgün iş istediği gibi sağa sola sarkıntılık gibi abuk-subuk haraketler olmasından hiç hoşlanmaz.Bir de kendisine karşı laga-luga yapılmasından hoşlanmaz.”


Konuşması bittikten sonra kapıyı gıcırtıyla kapatıp işçilerin kulübesinden uzaklaştı. Kendi kalacağı yere yöneldi.Aslında kendi kaldığı yer de o kadar farklı değildi.Biraz daha muntazam.camı,çerçevesi,kapısı daha düzgündü.Kahyanın karısı da yanındaydı.O da aşçılık görevini üstlenmişti.İki tane büyük kazan dört tane de orta büyüklükte alüminyum tencere vardı.Onlar da kazanlar kadar olmasa da büyüklükleri epey vardı.Otuz-kırk kişilik işçilerin yemeklerini pişirmeye yetiyordu…

İşçiler, bulundukları kulübenin tahta ve çıplak zeminine oturdular. Kimileri bağdaş kurmuş,
Kimileri de ayaklarını uzatıp duvara yaslanmışlardı…Kadınlar, erkeklerden ayrılıp odanın bir köşesinde kendi aralarında kümelendiler.Bir süre sessiz kaldılar.Erkeklerden bazıları,sigara içmeye başlamışlardı..Zaten karanlık olan oda,yavaş yavaş sigara dumanın içerisinde boğulmaya başlıyordu.İçlerinde biri vardıki konuşma istemiyle yanıp tutuşuyordu.Fransız turistlere isyan bayrağını çeken genç,İlyas’tan başkası değildi.Bu yıl Ziraat okulu son sınıfa geçmişti.Her yıl yaz tatillerinde boş durmaz illaki değişik işlere girip çıkardı.İnşaat işçiliğinden, lokantalarda bulaşıkçılık,garsonluğa hatta simit satmaya kadar aklına ne gelirse yapmaktan çekinmezdi.Artık hayatın zorluklarını kanıksamıştı.O,yılgınlık diye bir kavramı kabul etmez olmuştu.
Konuşkan,sevimli,sakalları gür olmasa da idare ediyordu.Yutkundu.
Gür, kalın ve etkileyici bir ses tonuyla ağır ağır konuşmaya başladı:

-Arkadaşlar,burada hepimiz işçiyiz.Buraya niye geldik.Ekmek parası için,değil mi?...Çalışırken,yediğimiz ekmeğin hem hakkını vereceğiz.,hem de şerefli çalışacağız.kadınlara doğru bakışlarını çevirerek konuşmasına devam etti:

-Analarım,bacılarım burada hepimiz kardeşiz.Birbirlerimize yardımcı olacağız.Birbirimize karşı sıcak davranalım..”

İlyas,konuşmasına biraz daha devam etti.İşçilerin hepsi de sessizce dinlemişlerdi.Böylece işçilerin liderliğini İlyas üstlenmiş oldu.Bundan sonra İlyas’in sözleri geçerli olacaktı…


(Devam edecek)


Ayhan Sarıkaya hakkındaki bilgilerin basılmasını istiyorum.
Eğer basılmamasını istiyorsanız tıklayın.

  Ayhan Sarıkaya kimdir?
Küçük yaşlardan itibaren içimde doğup büyüttüğüm okuma tutkusu,yazma isteğimi kendiliğinden filizlendirdi...Kısa öykülerle denemeye başladım. Yazmaya devam ediyorum...

Etkilendiği Yazarlar:
Cengiz Aymetov,Jack London,Jhon Stenbeck,Reşat Nuri Güntekin,Orhan Kemal...

 


Bu yazıyı basmak istiyorum.

İzEdebiyat'da yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Tüm yazılardan birinci dereceden sayfa düzenleyicileri sorumludur. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması/yayınlanmaması önemle rica olunur.

© 2000-2002, İzlenim.com - Tüm hakları saklıdır.