Ulusal Arpalıklar ve Üretim


     Her türlü Bakanlık, her türlü dernek, her türlü –eski adıyla cemiyet- ve meslek kuruluşları, KİT’ler, BİT’ler vs.nin birer hizmet kurumu, vatan millet aşkıyla çalışılan birimler olduğu zaman, acaba kaç babayiğit bakan olmak, koltuğa gelmek isteyecek. Canım olacak şey mi. Adam onca çabalayıp bakan olmuş, milletvekili , müdür olmuş....olmuş. Ne yapsın yani, emeğinin karşılığını almasın mı...

     Bir ata sözü, çürük ata sağlam arpa vermekten söz ediyor. Demek ki arpa önemli bir besin. At ve benzeri dostlarımızın beslenmesinde büyük önemi var. Arpalık sözü nerden geliyor acaba. Dostlarımızın besin temin ettiği bir yerden mi söz ediliyor. Vatan millet aşkı ile, arpalıklara mı hücum ediyor bazı dostlar.

     Aslında, hayvan haklarını savunan dostlarımızın, arpalıkları korumak için yoğun çaba harcaması da gerekmez mi. Sonuçta hayvanları koruyup ve besleyeceğiz.

     Şu yönetim kurulu üyeliği, yok huzur hakkı ıvır zıvır kamuflajlarla dağıtılan rüşvetlere bir yerde son vermek gerekmiyor mu. Adam bilmem hangi şirkette, bilmem hangi kuruluşta, bilmem hangi holdingte yönetim kurulu üyesi. Ne iş yapar bu kardeşimiz. Aslında kendisi de bilmez. Bazen, biryerlere imza atar lütfen. Bitti. Bu insan süs biberi mi, değil. Bir iş yapıyor mu...değil. Yok mu bu işleri yapacak yetişmiş personel. Ne demek bir bankanın bir siyasi parti yönetimine verilmesi, yada bankaların paylaşılması. Babandan mı kaldı kardeşim.

     Devlet bankanın sahibi olacak. Sonra da, bankaları hortumlaması için siyasilere verecek. Devlet kimin...bizim. Bu hortumculara ne borcumuz var. Hangi dürüst politikacı bu çürük sisteme dokunmak ister. Yiyorlar kardeşim göz göre göre. Banka kendisine bağlanan siyasi kardeşler, bankacılık uzmanı mı, ekonomi uzmanı mı. Ne gibi bir düşünce ile banka ona bağlanıyor.

     Bir şey daha. İstanbul, Fatih’te bir semt. Sene 1974 falan. Mahalle pazarı kurulduğu günün akşamı , her taraf çöplük oluyor. Hem Pazar artıkları, hem de evlerden atılan çöpler...Sonra çöp arabaları geliyor. Arkasında fil gibi –ama daha kalın- hortumu olan çöp arabaları, ne var ne yok topluyor. Klasik elektrikli süpürge benzeri bir tarzda çöpleri içine çekiyor.

     Hortumlama denince, benim aklıma bu çöp kamyonları geliyor. Ne bulursa içine çekiyor. Biraz da nostalji takılıyorum bu arada. Neydi o hortumlar. Kör olası çöpçüler, aşkımı süpürdüler.

     Acaba İstanbul Belediyesi’nde hala çalışır mı bu kamyonlar. Ya da başka yerlerde. Bilmeyip de merak eden varsa, gidip görsünler istiyorum. Görevi çöp toplamak olan emektar kamyonlar ile bankaların içini boşaltan hortumcular arasında ne gibi bir benzerlik olduğu ya da olmadığının yakından görülmesi için...








Ahmet Odabaş hakkındaki bilgilerin basılmasını istiyorum.
Eğer basılmamasını istiyorsanız tıklayın.

  Ahmet Odabaş kimdir?
1963 Çarşamba/Samsun doğumluyum. Serbest avukat olarak çalışıyorum.(İzmir'de)

Etkilendiği Yazarlar:
Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Hayyam, O Veli, Aziz Nesin,

 


Bu yazıyı basmak istiyorum.

İzEdebiyat'da yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Tüm yazılardan birinci dereceden sayfa düzenleyicileri sorumludur. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması/yayınlanmaması önemle rica olunur.

© 2000-2002, İzlenim.com - Tüm hakları saklıdır.