..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Eğer bir kelebeği sevebiliyorsak, tırtıllara da değer vermemiz gerekir. -Antonie de Saint-Exupery
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - Yazar Portresi - Ertuğrul ERDOĞAN
Ertuğrul ERDOĞAN - ERDOĞAN'LA EDEBİYAT
Site İçi Arama:


Ana Sayfa
  Fırfırlı Fotoğraf (Ertuğrul ERDOĞAN) 19 Ekim 2018 Yaşam 


  Dünya'ya Neden Cahil Üretiyoruz? (Ertuğrul ERDOĞAN) 19 Ekim 2018 Gelecek 

İnsanoğlu makinelerin en kralını üretir, ürettiği makineler ile seri bir şekilde ‘mal’ üretirler. Yapay zekâ ise günümüzde insanlığı esir almaya başladı. Bir taraftan insanları işsiz bırakırken, diğer taraftan gelecekte karınca gibi üretecekleri askeri robotlarla insanlığın sonunu da getireceklerdir. Tıpkı, insanın kurdu, insan olduğu gibi! Biz bu konuyu bir kenara bırakalım, yapay zekânın gündemde olduğu ve uzayla uğraştığımız bir ortamda “Dünya neden cahil insan üretiyor?” sorusunun yanıtını bulmaya çalışalım. Herkes süper bilgili olduğu zaman dünya nasıl olurdu? Krallar o zaman çıplak mı gezerdi? Patronlar, daha mı az sömürürdü? Veya bilgili olanlar, kapitalizmin çarkı içinde hemen istedikleri işi bulabilirler miydi? Kısacası, dünya adaletli mi olurdu?

  Postacının Basuru (Ertuğrul ERDOĞAN) 19 Ekim 2018 Gülmece (Mizah) 

Size bir mutfak tanıtacağım ama öyle bildiğiniz ev mutfaklarına benzemiyordu. Devasa bir kurumun mutfağıydı bu. Tam tamına dokuz bin kişiye yemek çıkartılan, içinde on metreyi aşkın kuzine ocaklarıyla butları bir insan boyunu geçen etlerin saklandığı bir oda büyüklüğünde soğuk hava deposu olan bir yerdi. Bu mutfağın bulunduğu tarihi dört katlı bina, Ankara’nın Ulus semtinde ve iki tarafı da caddeye bakıyordu. Amirinden hizmetlisine hemen hemen altmış kişiye yakın çalışanı vardı. Her gün 250 veya 300 kilo etin işlendiği ve büyük halden satın alınan kasalar dolusu sebzeler, bir çırpıda aşçıların bıçak darbesiyle büyük kuzine ocağının üstündeki birkaç kişinin banyo yapabileceği geniş kazanlara boşalıyordu. Tonlarla alımı yapılan salça, toz şekeri ve un gibi akarı kokarı olmayan malzemeler ise kilerde sırası geldikçe kazanlarda karışımını bekliyordu.

  Serbest Bırakılanlar Ülkesi (Ertuğrul ERDOĞAN) 6 Temmuz 2016 Türkiye 

Ülkemi bir baştan başa gezerek adaleti arayacaktım. Aracımın suyuna, yağına, lastiklerine baktırdım. Bir de cebimdeki paraya… Tüh Allah kahretsin! Zorunlu Trafik Sigortası’nı unutmuştum. Bitmesine birkaç gün var. Bir araştırma yaptım. Geçen sene yatırdığım sigortanın iki misli pahalılaşmış. Daha yola çıkmadan adaleti bulamadım! Bir gecede Ankara’nın meclisinden çıkıvermiş, sonrada Beştepe’deki sarayda onaylanıp Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş! Girmiş girmesine de emeklisi sızlana sızlana, zengini de güle oynaya aynı pirim tutarını kuzu kuzu ödüyorlarmış! Ne bir protesto var! Ne de bir sezeriş! Hem olsa ne olacak ki? Birkaç kişi toplandığında biber gazlı, TOMA’lı polisler, hak arayanların başına üşüşmeyecekler miydi? Daha yola çıkmadan adalet kayboluvermişti. Neyse, prim tutarını sızlanarak ödeyip yola çıktık. İstanbul trafiği kalabalık, aracımın önüne dansöz kıvraklığındaki makasçıları ve yayalara yanan kırmızı ışıklarda araçların...

  Kadınlar "Dimdik Ayaktayız!" (Ertuğrul ERDOĞAN) 28 Mayıs 2016 Toplum 

Bulutlar gibi gri bir otomobil E-5 yolundan Üsküdar’a doğru 120 km hızla yol alıyordu. Aracın arkasından tutunarak giden çılgın gençlerin ayaklarında paten vardı… Tehlikeye aldırmadan güle oynaya çevresinde bakınanların şaşkınlığı içinde gidiyorlardı… Guennes Rekorunu kırmak için mi? Tabi ki hayır! İşte yurdumun insanı başka hiçbir ülkede olmayacak işleri başarıyorlardı! Yapılanlar yalnızca bunlarla mı sınırlıydı? Daha nice ilginç komik ve düşündürücü olaylara imza atmış bir milletiz. Bunları yazmaya kalksak sayfalar dolusu hikâye olur! Bizim ülkemizin insanı gergindir. En ufak olayı büyütür de büyütür ve sonunda bir patlar elindeki pompalı tüfeğiyle önüne çıkanı mıhlar! Öyle...

  Bir Kumpasın Hikayesi (Ertuğrul ERDOĞAN) 22 Nisan 2016 Türkiye 

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 95. yılı kutlamalarının TBMM’deki resepsiyonu, Güneydoğu’da terör nedeniyle şehitlerimiz bahane edilerek kutlanmamasına şaşırmadım. Çünkü daha önceleri de Ulusal Bayramlarımız için bu tür girişimler yapılmıştı. Şehitlerimiz sonsuzluğa uğurlanırken yakınlarının, “Ağlamayacağım! Teröristleri sevindirmeyeceğim!” diyen haykırışlarını televizyonlarda hep birlikte izledik. Böylesi Ulusal Bayramların kutlanmaması doğru mudur? Bence hayır! Bunu yapmak düşmanları daha da sevindirir. Hem şehit olanlar, çocukların ellerindeki bayrakları ve o gülen yüzleriyle birlikte bayramlarını kutlamalarından dolayı ruhları mutlu olmaz mıydı? Onlar ne uğrunda ölmüşlerdi? Vatanları için değil miydi? Ama Cumhuriyetin ve Ulusal Egemenliğin sonsuzluğa doğru yaşayacağına inanlar, ulusal bayramlarımızı çocuklarıyla birlikte her ne

  Kitap Fuarına Bomba Düştü! (Ertuğrul ERDOĞAN) 27 Mart 2016 Türkiye 

Bir gün öncesinden standımızı düzenlemek için 14. Bursa Kitap Fuarı’na gittim. Yayınevleri, kitaplarını kolilerinden çıkartıp stantlardaki yerlerine yerleştiriyorlardı. Malum, Suruç’tan başlayan, daha sonra da Ankara’ya üç kez uğrayan canlı bombaların etkisi, fuar girişlerine konulan yeni güvenlik cihazları ve alınan yeni önlemlerle kendini belli ediyordu. Fuarlar, yazarlar ile okurların bayramıdır. Bizler de fuarın ilk günü “Edebiyatçılar Derneği” adı altında standımızdaki yerimizi yazar arkadaşlarla birlikte aldık. Geçen sene birlikte olduğumuz stant komşularımızdaki kalem dostlarıyla bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadık. Cumartesi günü olmasına rağmen ilerleyen saatlerde az sayıdaki okurlar stantlara yaklaşmaya başladılar.

  Merhaba Kristi (Ertuğrul ERDOĞAN) 20 Şubat 2016 Türkiye 

Kristi, şu anda kim bilir nerelerdesindir? Ne iş yaparsın, hayatta mısın, öldün mü, bilmiyorum. 1975 yılından sonra uzun yıllar haber alamadım. Ama yıllar öncesinden yazdığım gibi sana yine bir şeyler yazmak istedim. Kristi, kim mi? Gençlik dönemlerinde şimdi ki gibi Facebook ve sosyal ağlar yoktu. O yıllarda İngilizcemizi geliştirmek adına “PEN FREND” yani “Kalem Arkadaşlığı” diye bir sistem vardı. Mahalledeki arkadaşlarımızla birlikte ben de Finlandiya’dan bir arkadaş seçtim. O dönemlerde öğrendiğimiz Mr. Brown İngilizcemiz ve sözlük yardımıyla çat-pat bir şeyler yazdık. Cevaplarını da heyecanla bekledik. Mektuplarımda Kristi’ye kendimi tanıttıktan sonra ülkemin doğasını, güneşin bolluğunu ve insanlarımızın sıcakkanlılığını anlatmıştım. Kasetlere doldurduğumuz seslerimizle selamlarımızı gönderdik. Karşılıklı gönderdiğimiz hediyelerle mutlu olmuştuk. Onun gönderdiği mumu hala saklarım. Umarım o da benim havlumu saklıyordur…

  Ölüm Yelekleri (Ertuğrul ERDOĞAN) 10 Ocak 2016 Türkiye 

Yaşam şartları olmuş olsaydı en yakın uydumuz Ay’ın sakin ortamından dünyaya bakarken kim bilir neler düşünürdük? Afrika’nın açlığı, Ortadoğu’nun kaos içindeki Müslüman ülkelerinin Batılı ülkelerin uzaktan kumandalı senaryolarıyla nasıl mikser gibi karıştırıldığını ve sınırların nasıl yeniden çizilmeye çalışıldığını görürdük. Yedi milyarı aşkın insan topluluğu artık dünyada şaşkın! Makineleşme ve robot çağı artık insan gücünün ekonomiye katkısını istemiyor. Çalışanlar tedirgin, iş bulamayanlar umutsuz, az ücret alanlar ise yaşamın girdabında borç batağındalar. Artık öyle sokaklara çıkıp haklarını da arayamıyorlar. Çünkü düzen, işlerinin olduğuna şükretmelerinin gerektiğini beyinlerine kazıtmışlar...

  İnsanca Yaşıyoruz, Değil mi? (Ertuğrul ERDOĞAN) 11 Aralık 2015 Toplum 

Bakınız, hapishanelerimizde hiç yazan ve çizenimiz yok! Ülkem de hiç kimse kimsenin hakkına tecavüz etmiyor. Sokaklarımız tertemiz, insanlarımız nezaketli, tanıdık, tanımadık herkes birbirine karşılaştıkları her yerde selam bile veriyor! Kırmızı ışıklara yani trafik kurallarına öylesine riayet ediyor ki, ölüm ve kaza oranları yok denecek kadar az! Çalışanlarımız yaşamlarından öylesine memnunlar ki, sendika kurmaya bile taraftar değiller! Bazen ufak tefek haklarını aramak için sokağa çıktıklarında polisler hiçbir şey yapmadan onlarla birlikte halay bile çekiyorlarmış! Polisler, başka ülkelerde kullanılan biber gazı ve TOMA’yı kullanmayı da hiç bilmezlermiş! Patronlar ve devlet çalışanlarına haklarını adaletli veriyormuş! Hal böyle olunca huzur içinde en ağır işlerde bile çalışan işçilerimiz güvenle çalışıyorlar ve iş kazalarında hiç kimse...

  Kara Tren (Ertuğrul ERDOĞAN) 13 Ekim 2015 Türkiye 

Onlarca ölü ve yaralıların ardından herkes terörü kınadı ve bunu yapanlara lanet okudu… Olması gereken de bu. Ancak, terör neden Ortadoğu ülkelerini esir aldı? Bu terörü besleyen kaynaklar nereden geliyor? Onları taşeron olarak kimler kullanıyor ve eğitiyorlar? Ülkemiz teröristlerin tonlarca bomba yatağı ve ağır silah deposu oldu… Teröristlerce karayollarına döşenen tonlarca bomba düzenekleri yerleştirilirken neden uyuduk? Onları ülke içine kimler getirdi? Getirirken, sınırlardan bir cep telefonu bile geçirmek büyük bir zahmet iken, güvenliğimizi ilgilendiren bir kilo, on kilo, değil, tonlarca bombalar ülkemize nasıl girebildi? İşte bu sorular üzerinde yoğunlaşmamız gerekir...

  Dünya Liderleri, Suçlusunuz! (Ertuğrul ERDOĞAN) 6 Eylül 2015 Türkiye 

Bazı duruşlar vardır masumcadır… Eski siyah beyaz fotoğrafları görmeyeniniz yoktur. O bukleli kadınların yan oturuşlu bakışları mahzundur… Veya evli iki gencin yan yana oturup, kafalarını birleştirerek ellerini dizlerine koyup çektirdikleri fotoğraflara baktıkça, sizi eskiye götürür, iç çektirir… Siz hiç küçük kedilerin, sofranızda bir şeyler atıştırırken yanınıza yaklaşıp, o mahzun duruşlarına dikkat ettiniz mi? Gözlerinizin içine bakarak size, “Ohh ne ala siz yiyin, biz bakalım. Bana da birkaç lokma verir misin?” diyen bakışları yüreğinizi burkar, burkmakla kalmaz, parçalar… Eğer insansanız, sıkısıysa o lokmalar boğazınızdan geçsin. Dayanamazsınız ki… Hemen kalkıp, yiyeceğinizi onunla paylaşırsınız. Çocuklarda mahzun ve günahsız… Onları dünyanın geleceği diye özenle büyütmeye çalışırız. Zenginlerin kucağında büyüyen çocukları hep...

  Seçimler Ertelenebilir (Ertuğrul ERDOĞAN) 20 Ağustos 2015 Türkiye 

Erken seçim taslağı YSK tarafından hazır. 1 Kasım 2015. Ve teamüller gereği CHP'ye hükumet kurma görevi Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ‘Beştepe’nin yolunu bilmiyorlar’ gerekçesiyle verilmedi... Cumhurbaşkanının açıkladığı, "Yönetim sistemi fiili olarak değişmiştir." sözleri doğrultusunda hayallerindeki fiili durum da başlatılmış oldu! Yıllardır Cumhuriyetle hesaplaşma içinde olanlar, Anayasayı filan takmadan AKP'nin iktidarda kalması için tüm kozlarını bu seçim döneminde de kullanacaktır! CHP ve MHP Seçim hükumetinde olmayacakmış... Onlarda bu geçici ...

  Biz Bir Aile miyiz? (Ertuğrul ERDOĞAN) 24 Temmuz 2015 Türkiye 

Bizim ülkemizde neden işler genelde iyi gitmez? Bunun sorumlusu siyasiler mi, yoksa kendini yetiştirememiş halkımız mı? Sabah uyandığımızda birçoğumuzun içini karalar bağlar. Radyo ve televizyondan işiteceğimiz "Son Dakika!" haberlerine irkilir. Kendi kendimize, "Yine mi patlama!" “Yine mi ölüm!” veya “Hiç mi iyi bir haber olmaz” diye hayıflanırız. Tarih kitaplarını birçoğumuz okuldayken okumuşuz ve sınavlarına da girmişizdir. Nice krallar, padişahlar ve generallerin hayatlarını, savaşlarını, elde ettikleri toprakları, savaşlarda ölen insanların sayısını, yine onların saraylardaki şatafatlı yaşamlarını, aile entrikalarıyla tahta geliş biçimlerini, iktidarlarına karşı gelenleri ise nasıl ilginç yöntemlerle işkence ile öldürdüklerini iğrenerek öğrenmişizdir. Ya halklar ne durumdaydı? Bunları da öğrenmiş miydiniz?

  Bir Daha... (Ertuğrul ERDOĞAN) 10 Haziran 2015 Türkiye 

Dünyayı ilgilendiren ve sürpriz konulu dördüncü kitabımın çalışması, ayrıca seçim dönemindeki siyasetin seviyesizliği nedeniyle elim köşe yazısı yazmaya açıkçası pek gitmedi. Yazımın başlığını “Bir Daha…” yazarken noktalı yerleri nasıl dolduracağımı sanırım şimdiden tahmin etmişsinizdir. Evet, bu ülkede bir daha; - Polis, protesto hakkını kullanmak isteyenlere artık öyle biber gazı kullanıp üzerlerine su sıkamayacak, - Yasalar torbanın içine girerek, bir gecede iktidarın menfaati için çıkmayacak, - Kimse basına müdahale ederek onu maliyesi ile korkutarak Türkiye’nin dünyada basın özgürlüğünde son sıralara yerleşmesine neden olamayacak,

  Şafak Karanlıktan Doğar (Ertuğrul ERDOĞAN) 8 Nisan 2015 Türkiye 

Kuzguniliğin ülkemizi sardığı, gözlerimizin çubuk ve koni hücrelerini esir aldığı, yüreklerimizin vurulduğu günlerde karanlıkta yürüyoruz… Hem de kusurlarımızı görmeden, hep bir bahane üreterek, sorunu irdelemeden ve sonucu bulamamanın çaresizliğiyle… Bazıları yürüdüğü yolun kendince aydınlık olduğunu zanneder. Oysaki adımları karanlık içinde nereye gittiğini bilmeyen şaşkın ördekler gibi oradan oraya savrulurlar. Çuvaldızı bilmediklerinden iğnenin de ne olduğunu bilmez onlar. Onlar ki, Mevlana’nın yüz yıllar önce söylediği, “Öyle adamlar gördüm üstünde elbisesi yok, öyle elbiseler gördüm içinde adam yok” sözlerini de bilmezler, Hem bilseler de ne demek istediğini hayatlarında uygulayabilirler mi? Kocaman heyhat!

  Sonrasız Kadınlar (Ertuğrul ERDOĞAN) 20 Mart 2015 Türkiye 

Sizlere bu yazımda Lakin Yayınları’ndan yeni çıkan üçüncü kitabımdan bahsetmek istiyorum. “SONRASIZ KADINLAR”ın içinde Türkiye’de kadın şiddetiyle hunharca yok edilen kadınlarımızın birbirinden ilginç otuz gerçek hikâyeleri var… Arka kapakta, “Bu kitabı okumadıkça ‘kadınlar anlaşılamaz” diyorum… Gün geçmiyor ki, medyada, kadın cinayetlerinden haberler olmasın! Toplumumuzun önemli yaralarından olan Kadına Şiddet konusunu daha derinden hissetmek için isterseniz sözü daha fazla uzatmadan kitabımdaki notumu sizlerle paylaşmak istiyorum:

  Tokuşan Yumurtalar (Ertuğrul ERDOĞAN) 28 Şubat 2015 Türkiye 

Çocukluğumun pazar sabahları güzel olurdu… Güneş odamıza bir başka doğardı umutla… Hele o erken yakılan sobanın çıtırdayan sıcaklığı yüzüme vurduğunda kahvaltıda kızarmış ekmeğe süreceklerimizin tadını hayal etmekten uykumuz kaçardı… Ve uzaktan gelen radyomuzdaki türkü ve şarkıların namelerini de yorganın sıcaklığında ninni zannederdik. Bedia Akartürk ince tiz sesiyle seslendirdiği “Yumurtanın kulpu yok gözlerimde uyku yok, sür gemici gemini krallardan korkum yok…” türküsü şu gün olmuş hala kulaklarımı tırmalar durur. Evet, yumurtanın kulpu var mı, yok mu bilemiyorum ancak, yüksek bir protein kaynağı olduğu kesin. Bunun için bütün tavuklara teşekkür ediyorum. Yumurta demiştik.

  Seçime Doğru (Ertuğrul ERDOĞAN) 12 Şubat 2015 Türkiye 

Şunun şurasında kaç gün kaldı sandık başına gitmemize… Giren ay, çıkan ay, şinanay derken soluğu sandık başında alacağız… Alacağız almasına da görücüler, yani vekil aday adayları da son sürat belirmeye başladı. Birçoğu bürokrasinin ballı makamlarından istifa ederek genellikle Ak Parti’nin kapılarında şık takım elbise ve uyumlu kravatlarıyla patronlara görünmenin telaşındalar. Kapıyı tıklatanlar, kim bilir “Bakın Efendim, iktidarınız döneminde bir dediğinizi iki etmedim. Hep sizin için çalıştım. Yerine göre ‘muhalefete göz bile açtırmadım. Anlarsınız ya!’ diyerek vekilliğin kaymağından yararlanmak için boyun bükmesi içinde olacaklar…

  Kondom Yasaklansın mı? (Ertuğrul ERDOĞAN) 10 Ocak 2015 Türkiye 

Bir yazımda, ütopikti ama, “Üç çocuğa kabul ancak, devlette üç çocuk sahibi ebeveynler arasında bir sözleşme imzalanmalı, buna göre; devlet, çocukların sağlıklı büyümesi, özel okullarda iyi eğitim alması, okul bitince iş garantisi, iş sonrası ise evlendiğinde rahat ve mutlu bir hayat garantisini vermesinin gerektiğini yazmıştım. Şimdi ASDEP adlı bu projenin ilk uygulamaları birkaç il ve ilçede başlayacakmış. Diğer İllere de yavaş yavaş yaygınlaşacakmış. İyi de daha önce okullardaki Fatih Projesini tam anlamıyla sonuçlandıramadık ki! Süt projesi de iyi işliyor mu onu da incelemek lazım.

 

 



“Anne rahmine düsme sansini yakalayan insanoglu, yer yüzünde insanca yasamadan ve bir baskasina yasama sansi vermeden yapamiyor. Yüz yillardir, insanlar arasindaki kisir çekisme ve Tanri’nin bize lütfettigi dünya üzerindeki degerlerin tek sahibi olabilmenin mücadelesi yaninda, bu degerlerin iyi paylasilamamasi sonucu, insanin, insana yaptigi en büyük kötülük olsa gerek…

Mutlu ve iyi yasami yakalamak, bize en yakin olan beynimizin içinde olmasina karsin, biz insan oglu, elimizdeki en kiymetli degerlerden bikmak ve daha iyisini elde etmek ugruna uçurumun dibinde dans ediyoruz. Elimize, dilimize ve belimize sahip olamamanin cezasin da agir ödeyerek, kendimizi mahvettigimiz gibi gelecek nesil dedigimiz çocuklarimiz olan yani basimizdaki en kiymetli varliklarimizi da birlikte felaketin esigine sürüklüyoruz…

Tok olanin açin halinden, zengin olanin ise fakirin halinden anlamadigi, sevginin ve hosgörünün yani sira paylasimin cimrilesmeye yüz tuttugu dünyada, insanlarin bu tavirlarini sürdürmeleri durumunda, çok insanlarin bunalimlar içinde yasamaya, yüzyillar öncesi oldugu gibi, yine bundan sonraki yüzyillar içinde de devam edecege benziyor… Paylasim kavraminin ne oldugunu bilmeyen ve ögrenmekte zorlanan insanlar, kendilerine ve çevrelerinde olusabilecek kaoslara da her an hazir olmali… Biz insanlar, dünyanin gidisati içinde, terörün korku saldigi, savaslarin kol gezdigi, açligin alabildigince çogaldigi, insanin insana tahammül gücü kalmadigi, issizligin çig gibi büyüdügü, yesilligin katledildigi, kisacasi, iyi günlerin çok az, kötü günlerin ise yogun oldugu bir dünyada sizlaniriz. Eger, Tanri’nin bize sundugu güzel seylerden zevk alabilmek için açik yürekli olsak, üzerimize gelebilecek kötülüklerde, ona katlanmak için de yeterli derecede kuvvetimiz olurdu…

Sicak ve mutlu yuvamiz dedigimiz dört duvar arasinda yalniz kendi benligimizi düsünerek yasam felsefesini kabul edip, bana dokunmayan yilan bin yasasin tarzi görüsüyle, disarida ve olasi zor yasam içinde bulunanlari, örnegin bir sokak kösesinde, sürünmeye mahkum birakilan ve hepimizin seyrettigi küçük çocuklarin yasam çirpinislarina seyirci kalmak , okula gidecek malzemeyi bulamayan, bulsa da kilometrelerce karli ve çamurlu yollari asan yorgun çocuklarin okuma mücadelelerini ve çocuguna hakki olan sütü dahi alamayan ebeveynlerin, ne yapacagina ortak olmadan, onlarin sorunlarini gidermek için mücadele vermeden güle oynaya yasadigimiz sürece, bir gün, disarida olusabilecek ejderhanin, bizlerin de kapisini çalacagina her an hazir olmamiz gerekir…

Yüz yillar öncesinde tarihin sayfalarinda da kanit olarak bulunan, hirsli iktidar sahipleri, güçlü olmayi ispat ve doyumsuz egolarini tatmin etmek için, egitimsiz insanlarin olusturdugu kalabaliklari, ellerinde bulundurduklari silahlarla yönlendirerek, yine insanliga en büyük zarari vermeye devam ediyorlar, insanlar, ne istedigini bilmeden yasamaya devam ettikleri sürece, bundan sonra da bu tür krallari ve delileri tarih sayfalarinda nesretmeye devam edecek gibi görülmekte. Insanligin, daha iyi bir dünya için, önce, “insan gibi dünya insani olmak” kavramini betimleyerek ve özümseyerek her bireyin yaptigi ve yapacaklari yanlisligin tüm insanlara ve onlarin geleceklerine ve genlerine yansiyacagini bilerek hareket etmeleri yani sira, kaliteli ve ne yaptigini bilen egitimli insan olmalarinin gerekliligi de artik su gibi kaniksanmakta….

- oğlum Ege'nin yıl sonu okul balosunda yaptığı özlü konuşmanın linkini veriyorum;

http://www.youtube.com/watch?v=TbxCHA8NdaM

ertuğrul erdoğan
"biz bizde miyiz, biz neyiz?"
adlı çalışmamdan Bursa -2003
" Yazılarımın noter tasdiki mevcuttur"



 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Ertuğrul ERDOĞAN, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

 

Bu dosyanın son güncelleme tarihi: 19.09.2019 13:20:26