..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bulanmadan ve donmadan akmak ne hoştur. -Mevlânâ
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Beklenmedik > pelin onay




11 Ocak 2003
Giderken beni de götürür müsün..?  
pelin onay
Kendini çaresiz, yorgun ve yalnız hissediyordu. Yanına oturduğu yatağın üstüne kapattı yüzünü. Bir elin omzunu tutup, onu kaldırmasını ve sarılmasını diledi. İmkansızı diledi yani...


:FGIA:

“ Kimsin sen?..!”

diye bağırdı aynadaki yüzünü seyrederken. Saçları dağınık, gözleri ise ağlamaktan şişmiş ve hala nemliydi. Sorduğu soruya bir cevap beklermiş gibi baktı aynadaki aksine. Sessizlik onu daha da sinirlendirmişti sanki. Sigarasından bir nefes çekti. Parmakları titriyordu. Bir cevap gelmeyeceğini anladığında, ayakları onu daha fazla taşıyamadı ve yere çöktü.

Bir şeyler aradığını ispatlarcasına etrafa saçılmıştı, bütün albümler ve resimler. Tozlu fotoğrafların içinden sırıtan yüzler dalga geçer gibi ve anlamlı bir ifadeyle bakıyorlardı. Onlarla yüz yüze gelmemeye çalıştı. Yanında duran bira şişesine gitti eli. Boşalmıştı. İçindeki bir yudum sadece dudaklarına hafif bir ıslaklık vermeye yetmişti. Ne çabuk bitiyor bu meret, diyerek sinirle fırlattı şişeyi. Yeni bir tane almak için ayağa kalkmaya çalıştı, beceremedi. Seslenecek kimse yoktu yanında, sorusuna cevap verebilecek kimse olmadığı gibi. Tekrar resimlere daldı gözleri. Çocukluğunun masum ve endişesiz gülüşlerinde kaybolmak istedi. Kucağındaki oyuncaklarla ne kadar da güzel görünüyordu. Saçları lüle lüleydi. Mutlu görünüyordu...mutluydu. Yirmi yıl, evet, yirmi yıl aşkın zaman geçmişti üstünden. Ne saçlarında lülesi, ne de yüzündeki mutluluk ifadesi kalmıştı. Gözlerindeki zaten hiç kurumamış olan yaşlar, yeniden süzülmeye başladı. Kendini çaresiz, yorgun ve yalnız hissediyordu. Yanına oturduğu yatağın üstüne kapattı yüzünü. Bir elin omzunu tutup, onu kaldırmasını ve sarılmasını diledi. İmkansızı diledi yani. Uzun zamandır kimseye yüreğiyle beraber sarılmamıştı. İstemediğinden değil, istemişti..çok istemişti. Ama tek kişinin istemesi yeterli olmuyordu. Bu bir isyandı. Vakti çoktan gelmiş olan ama hep ertelenen bir isyan..! Bir yerlerde bir yanlış vardı ama nerde? Kimdi gerçekten? Aynadaki yüz ona ait değildi. Sorunlara, acılara hep direnmişti. Çoğu zaman kendini unutup başkalarına koşar, onların problemlerini çözmeye çalışırdı. Ya şimdi..? Kim kendini unutup ona koşuyordu? Telefonu bile çalmıyordu artık. Tam bunu düşündüğü anda, yanında bir yerlerde duran telefonun, sesini duyurmak istercesine çaldığını farketti. Kimseyle konuşacak durumda değildi ama belki duyacağı bir ses onu rahatlatabilirdi.

-Efendim?
-Selam, naber?
-İyi, ya sen?
-Sesin kötü geliyor, ne oldu?
-Yok bir şey, iyiyim.
-İyi değilsin,bir şey mi oldu?
-Evet yalan söyledim,iyi değilim ve kötüyüm. Şimdi
oldu mu?
-Sakin ol ve boşver. Her şey yoluna girer. Hadi dışarı
çık.Arkadaşlarla içeceğiz, iyi gelir.
-Kapatmak zorundayım, başka zaman.


Sinirle kapattı telefonu ve odanın bir ucuna fırlattı. Boşver! Ne demekti boşver ? Boşvermek bu kadar kolay mıydı? Laf olsun diye sorulan bütün sorulardan nefret ediyordu. Öyleyse, neyin var diye sormasın kimse. Ne çabuk unutmuştu dürüst olmanın aslında kaybetmek olduğunu. Bana lotodan milyarlar çıktı deseydi, iki dakika sonra evinin zili çalar, herkes ona sarılırdı. Ama milyarlar çıkmamıştı, kötüydü ve kendini kötü hisseden bir insanla kimse konuşmak istemiyordu. “Ben galiba enayiyim” diye düşündü. Birinin sesinin kötü çıktığını duyduğunda, ne oldu diye sormadan yanına giderdi. Uzun otobüs yolculukları bile yaptığı olmuştu. Evet, evet bir yerde bir yanlış vardı. Bütün gücünü toplayıp buzdolabına doğru yalpalayarak yürüdü. Birkaç denemeden sonra açabildi biranın kapağını. Odasına geri döndüğünde, yine aynı yere çöktü. Müzik sesi durmuştu, kaseti ters çevirdi. Çalan her şarkıda kendinden bir parça buluyordu. Sevmeyi özlediğini farketti. Özlediği onca şey içinde, en çok farkedilen buydu. Onca verdiği halde, insanlar aldıklarıyla çekip gidiyordu. Terkeden o oluyordu aslında. Çünkü verdiği kadarını alamıyordu. Verebileceği, yüreğinin bir köşesinde, el değmemiş güzel bir sevgi bıraktığını biliyordu. Ondan alınıp, onun verdiklerinin dışında bir şeyler kalmıştı. Artık korkuyordu. Onun gibi bir insan sevgiden nasıl korkabilirdi ama korkuyordu işte. Yatağın başucunda duran, çerçeve içindeki resimlere takıldı gözleri. Bir daha severse, sevilirse eğer, bir aile istiyordu. Annesi ve babası, düğün günlerindeki fotoğraflarında ne kadar da mutlu görünüyordu. Eğer bir gün o da bir anne olursa, çocukları bu aile ortamını hep yaşasın istiyordu. Babasını özlediğini düşündü. Çocukları babasını özlememeliydi. Anne olmak mı? “Heyy, annelik bana yakışır!” diye aklından geçirirken, tatlı bir gülümseyişin, o yaşlı gözlerine oturduğunu hissetti. Anne olmak? Çocukları seviyordu ama yine aynı cevap; tek kişinin istemesi yeterli olmuyor. Erkekler korkaktı onun gözünde. Sevilmekten korkuyorlardı, hatta sevmekten! Ne zaman, ne istediğini bilen bir adamla karşılaşacaktı? Hınzırca gülümsedi birasından bir yudum alırken, galiba asla, dercesine..

Kısa bir süre boşluğa dalıp gitti düşünceleri. Gözlerini kapatıp, ara sıra, hiç olmadık zamanlarda onu ziyaret eden hayalin, tekrar gelip ona ulaşmasını bekledi. Garip bir şeydi bu. Garip mi...belki ama çok da değil. Ona ait bir rüyanın içinde mi yoksa duyduğu bir konuşmada mı ya da okuduğu bir hikayenin arasında mı vardı, hiç bilemedi. Belki de gerçekti..Hiç olmadık bir zamanda gelir ve yanına otururdu. Önce saçlarını çözer ve okşardı. İçinin ısındığını ve garip bir haz duyduğunu hissederdi. Yüzünü çevirip bakmaya korkardı. Sanki her şey daha önce tasarlanmış ve konuşulmuş gibi sırayla ve olması gerektiği gibi gerçekleşirdi. Parmakları saçlarından boynuna doğru kayardı. Vücudunun titrediğini ve dirileştiğini inkar etmek isterdi her seferinde ama hiç bir işe yaramazdı. Hep aynı zamanda gözlerini kapatmasını isterdi. Nedenini sormadan hep kapatıyordu zaten. Yüzünü avuçlarının içine alarak kendi yüzüne doğru çevirirdi. Bir sıcaklık yayılırdı ve yüzünün onun elleri arasında ufalanıp gittiğini sanırdı. Gözlerini açsa, kim olduğunu görebilecekti ama o anın kaybolmasını istemedi asla. Öyle yavaş ve yumuşak dokunurdu ki, durduğu yerde bayılacakmış gibi olurdu. Nefesinin giderek yaklaştığını, çok hoş bir kokunun bir anda yüzünü kaplamasından anlardı. Bir şeyler söylemek isterdi ama hiçbir zaman konuşmasına izin vermezdi. Dudaklarına bir öpüş kondurduğunu, nefes alış verişlerinin hızlanmasından anlardı. Onun da teninde ateş gibi bir sıcaklık oluştuğunu hissederdi. Kendini bırakırdı, ne olacaksa olsun gibilerinden. Tam bu esnada birden dururdu. Ve hep aynı diyalog yaşanırdı:

-Ne oldu?
-Buraya kadar.
-Nasıl yani, burada bitemez ki.
-Ben senin hayalinim. Beni hayal ettin ve geldim. Ama
ne yapmam gerektiğini buraya kadar hayal etmiştin,
bundan sonra ne yapacağımı bilmiyorum.

Gözlerini açardı korkarak...belirsiz hatta kim olduğu anlaşılmayan bir yüz..yüzünü seçemezdi. Elleri ve vücudu vardı ama kim? Onu gerçekten kendisi mi çağırırdı yoksa kendi yarattığı bir hayal miydi..? Eğer öyleyse neden hiç devamını hayal etmiyordu?

-Gitme!
-Gitmek zorundayım. Bundan sonra ne yapacağımı
bilmiyorum, bilmiyo...bilmi...

Ses kaybolurdu. Evet, hayalinde böyle bir adam vardı ama onu gerçekten kendisi mi çağırıyordu, buna inanmalı mıydı.? Peki yeniden gelir miydi..bunu her seferinde sorardı. O gizem elbet bir yerlerde yaşıyordu ve onu o kadar içten ve yürekten çağırıyordu ki, her seferinde hiç zorlanmadan kendisini buluyordu. “ Biliyorum, bir yerlerde yaşamaya devam ediyor” diye düşündü. Yüzünün neye benzediğini bilmiyordu, Eğer yeniden gelirse, kokusundan ve dokunuşlarından tanıyacaktı onu. Belki bir yerlerde çağırılmayı bekliyordu..

“Nerdesin, nerede yaşıyorsun?” diye sordu sessizce. Gelmiyordu ne zamandır.

Ağlamayı kesti. Gülümsüyordu. Kimsin sen sorusu kendiliğinden cevabını bulmuştu. O bir gönül kadınıydı. Sevgi yoksa yaşaması zordu. Ayağa kalktı. Banyoya gidip, duşun altına girdi. Dakikalarca suyu kapatmadan ve gülümseyerek şarkılar söyledi. Saçlarını kuruladı, taradı ve topladı. Makyajını yaparken elleri titremiyordu. Siyah bir elbise giydi. Siyah, dekolte bir elbise. Siyah ona yakışıyordu. Müziğin sesini daha da açtı, gözleri parladı ve nihayet aynadaki yüz sorduğu soruya cevap verdi:

“İşte! Bu sensin...!”

Güzel görünüyordu, kendisini beğenmesine şaşırdı. Çok hoş bir şarkı çalıyordu, gözlerini kapattı ve seslendi:

“İşte buradayım ve sonuna kadar hayal ediyorum. Nerede yaşıyorsan gel. Tanıt bana artık kendini, bak hazırım! Ama önce şu soruma cevap ver;

Giderken, beni de götürür müsün?”




.Eleştiriler & Yorumlar

:: uğraş
Gönderen: GÜLDEN AŞÇIOĞLU / , Türkiye
24 Kasım 2008
merhaba, yazınızı şimdi bitirdim ve yazma ihtiyacı hissettim. Yazıda çok fazlalık buldum. Aynı zamanda bazı yerlerde açıklamalar var, o açıklamalardan önceki cümleler de zaten ne olduğunu anlıyoruz bir de açıklama yazpınca aheng bozulmuş gibi. Mesela: "ayaklarım daha fazla dayanamayacağını anladığında,ayakları onu daha fazla taşıyamadı ve çöktü" ikinci kez ayak kelimesinin kullanılması,anlaşılan durumun tekrar göze sokulması, bunlar yorar ve sıkıcı hale gelir.okuyucuyu etkilemek için o gazetelerde yazan köşe yazarların yaptığı gibi lafı dolandırmak gerekmiyor.az lafla da çok şey anlatılabilir kanısındayım.yakaladığınız genelde durum öykülerini bence kendi dilinize çevirin,betimlemerde gelişmeye yarar var gibi..onun dışında hoş söylemceler var..başarılar.kolay gelsin

:: Giderken beni de götürür müsün...?
Gönderen: Taki Akkuş / İstanbul/Türkiye
19 Eylül 2006
Sevgili Pelin merhaba; Güzel bir anlatı, yaşamın kesitlerini yaşadım okurken.Yaşam kısada olsa, acıların, hüzünlerin ve sevinçlerin birlikte yoğrulup sevince dönüşmesiyle, aşkta bulur sevgiyi sevmeyi. Anlatınla bir zaman tünelinde kısa anlar yaşadım. Sevgi ve aşk insan dünyasının vazgeçilmezidir. Yüreğine sağlık. Kendine iyi bak.

:: ablama katılıyorum (ayrıcana da benim düşüncelerim
Gönderen: Seda İlke KILIÇ / İstanbul
3 Ocak 2004
"biliyordu.. sevginin kadınıydı" beni de burdan vurdun zaten.. hayal ettiğim adam hiç gelmiyor olsa da ben hep parçalarını her ilişkimde yeniden düzenliyorum hayal adam-puzzle' ımın.. başka çarem yok çünkü.. hayal etmezsen yaşayamazsın ve hayallaer her daim gerçeklere uymaz... "sevmek değil sevmeyi istemek bitiriyor beni" bunu ben söylediö bi zamanlar ve o zamandan beri de her gün tekrarlıyorum.. kimseyi sevmiyorum... ama sevmeyi inanılmaz derecede, aklının belki de alamayacağı biçimde istiyorum... istiyorum.. ama yapamıyorum.. yaptığım zaman galiba "son" a gelmiş olacağım!..

:: sevdim...
Gönderen: Meryem Uçar Kayalı / izmir
30 Temmuz 2003
"Çalan her şarkıda kendinden bir parça buluyordu" ben ise senin yazdığın ve şimdiye kadar okuduğum hemen hemen her eserinde kendimden birşeyler buluyorum.. oysaki benim okuma alışkanlığımda hep tarafsızlık vardır, acımasızımdır okurken, en çok da kendime karşı... bedeninin içinde taşıdığın o ruhu ve yüreği sevdim.. incineceksin, yıkılacaksın kimi zaman.. ama asla, o yüreği ve ruhu kaybetme ve değişmesine izin verme.. ve üretmeye devam et.. bıraktığın anda bitersin yoksa.. yokolursun.. sevgilerimle Meryem




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Eski bir pişmanlık hikayesi
İki kadın..İki yürek
Bir itiraf borcu

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Üşüyorum... /... Sesimi Ört [Şiir]
Nisan Yağmuru... /... Olma [Şiir]
Dilimde Ay Tutuldu... /... Dilsizim [Şiir]
Düşüme Düştün... /... Canın Acımadı Ya [Şiir]
Kelimeleri Bırak, İşimiz Dokunmak [Şiir]
Bana biraz hüzün ver usta, sek olsun! [Şiir]
İsmimi Unutma [Şiir]
Düşünürken sizi [Şiir]
Aşk beklemektir [Şiir]
Düş (Me) Ler... /... Aşk Bitti [Şiir]


pelin onay kimdir?

şiir tutkusu,müzik hayatı,deniz sevdalısı,aşk ise bitiremediği romanı. . orhan veli'yle aynı derdi paylaşıyor; bir de rakı şişesinde balık olabilse. .

Etkilendiği Yazarlar:
Nazım Hikmet,Orhan Veli,Attilla İlhan,Murathan Mungan,Şükrü Erbaş,Hayyam,Yılmaz Odabaşı, Cemal Süreya, Buket Uzuner,Oğuzhan Akay, Akgün Akova,Altay Öktem, Akif Kurtuluş,


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © pelin onay, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.