..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin. -Nâzım Hikmet
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Bilim Kurgu > Tuna Mustafa Yaşar




6 Ocak 2018
Ruhu Yarattık  
Tuna Mustafa Yaşar
amerika 51.bölge benzeri konya'da falanks bölgesi


:CEB:



Korku ve gerilim onun hayatıydı. Yeni dünyalar aramak için yeni bulduğu bir yöntem ile zamanda kapı açıp dinozorlar çağına gidebiliyordu. Onun yöntemi düşünce ile oluyor ama bir farkla. Veli odasındaki duvarın kum sıvalarına konsantre oluyor duvarda, kalıntı olan milyonlarca yıl önce yaşamış ve ölmüş canlı, artıklarda bulunan ruhlarının enerjisi olan nurun, düşünerek kalbine aktığını düşünüyordu.
O an Veli zamanda kapı açtığını düşünüyor ve çok heyecanlanıyordu. Bu heyecan elbette boşuna değildi. Kaynağı vardı. Durduk yere heyecanın yaşanması bir işaretti. Veli sınır olan o zaman kapısını bir türlü geçemiyordu. Belki bazı argümanlar daha gerekliydi. Belki o esnada düşünürken mental yoğunluğunun hat safhaya çıkması, belki de kendini verdiği şeyde kaybolması gerekiyordu. O zaman gerçeğe zaman kapısından geçebilirdi.
Veli cihazların gücüne de inanıyordu. Veli bunun için arkaik metinlerde, Eski Hint dili olan Sanskritçe, Eski Mısır hiyeroglifleri ile yazılmış gizemli kitaplarda araştırmalar yapmıştı. Ve aldığı elektronik malzemelerle bu işi başarmak üzereydi. Son kez bir deneme daha yapacaktı.
Evinin bahçesindeydi. Aklına gelen ilk şeyi başarısızlığı bertaraf etmenin heyecanı içindeydi. Az önce zaman kapısını açmış içine gönderdiği futbol topu ortadan kaybolmuştu. Onun ardından pilli radyosunu göndermişti. O da kaybolmuştu. Şimdi sıra kendindeydi. Cihazını çalıştırdı. Cihaz küp şeklinde siyahtı.
Birden ortalığı yoğun bir ışık kapladı. Güneşin aydınlığını bastırdı. Bu projeyi arkadaşı Ferit ve ekibi ile beraber yürütüyorlardı. Ekibi Veli’den eğer başarılı olursa bir çok dinozor türünden bir erkek, bir dişi dinozorları yaratabilecekleri numuneler getirmesini istemişti. İşte şimdi Veli’nin de ortadan kaybolma vakti gelmişti.
Yaptığı cihaza güveniyordu. Zaman kapısını açan cihazlar dünyadan bir çok yerde mevcuttu. Ama gönderiliş binlerin zamanıyla kısıtlıydı. Veli ve ekibi ise zaman aralığını milyonlara çıkarmıştı.
Veli gideceği zamana baktı. Milattan önce beş milyonu gösteriyordu cihaz. Zaman kapısından girmeden önce iletişim cihazına konuştu. “Tamam Ferit ben hazırım.”
Ferit “Her şey normal seviyede seyrediyor. Ekip seninle birlikte atomik kamerayı ışınlayacak. Şu an hazırım adımını at.”
Ve geri saymaya başladı. Ondan geriye doğru sıfıra gelince Veli, ışık yoğunluğunun içine adımını attı. Ve gözden kayboldu. Veli’nin ekibi alkış tuttu. Sevinç çığlıkları attı.
Atomik kameranın çektiği görüntüler de ilk anlarda, uzaklarda iki trex rahatlıkla görülüyordu. Veli “Arkadaşlar çok tırsıyorum. Trexler beni görürse ne yaparım?”
Ekip karşılık verdi. “Korkmana gerek yok Veli. Senin sesini ve ayak darbelerinin sesini dinozorların, duymasını engelleyecek görünmez bir kalkanın var. Dedi ekledi. İlk numunen on beş kilometre doğuda. Saat on dört yönünde.”
Veli “Tamam yerlerini tespit ettim iletişim cihazıyla. Hemen doğuya yöneliyor ve ilerliyorum.” Veli iletişim cihazını ilerideki iki trexe tuttu. Trexlerin ne ile meşgul olduğunu keşfetmeye çalıştı. Anti yer çekimli atom boyutundaki kamera hemen iki terxin yanına gitti. Büyük bir vahşet işleniyordu. Otçul bir dinozor yere yatmış böğürüyordu. İki terx ise otçul dinozoru canlı canlı yiyordu. Vücudundan kopan et parçaları otçul dinozora cehennemi yaşatıyordu.
İki terxin iştahına diyecek yoktu. Ağzına aldıkları her lokmayı biraz çiğnedikten sonra yutuyorlardı. Hiç endişeli değillerdi. Ama az sonra leşçil labrador kısa boylu dinozor, bir köşede trexlerin karınlarının doymasını bekliyordu.
Veli bir böğürtüye arkasını döndü. Kısa boylu birkaç dinozor türü hızla kendine yaklaşıyordu. Veli hemen yanındaki ağaca tırmandı. Gelenle iki terxin yavrularıydı. “Hep vahşet görecek değiliz. Trex ailesinin yavruları gelecek vaat ediyor.” Diye söylendi.
Ekipten ses geldi. “Veli acele etsen iyi olur. Dinozor numunesini alacağın yeri dişi dinozor terk etti. On beş kilo metreyi yürümeyi unut artık. Fırsatın varken sırtındaki itici gücü çalıştır ve hemen harekete geç.”
Veli “Dinozorların numunesi için başka bir planım var. Az önce ölen otçul dinozordan kalıntı almalıyım. Ne kadar numune o kadar büyük başarı. Zaten trexlerin karnı doydu. Şu sıra yavrular atıştırıyor. Yavruların mideleri küçük olduğu için kahvaltı süreleri kısa olur. Ben biraz daha bekleyeceğim. Önemli bir gelişme için hoş çakalın.”
Ferit yanıt verdi. “Açık hedef olmanı istemem. Avın başında fazla oyalanma. Küçük bir et parçası, bir miktar kırılmış kemikten başka alma.”
Veli “Ben en çok ilkel bir insan ırkı ile karşılaşmaktan çekiniyorum. Biliyorsun ben ençok günümüz insanından çektim. Günümüz insanı çok meraklı. Zaman kapısı çalışmamızdan bu yana bilgisayarım hackerlerce dört defa hacklendi. Şimdi bir ilkel insanla karşılaşırsam onun ilkelliğine acıyacağım. Psikolojim bozulacak.”
Ferit “Sen ne yaptığını iyi bilirsin Veli. Dua edelimde isteklerin olsun.”
Veli iletişimi kesti. Ağacın üzerinde trexlere görünmemeye çalışıyordu. Ama dişi olduğu belli olan trex Veli’ye önce baktı sonra yaklaşmaya başladı. Veli hemen ağacın en yükseğine tırmanmaya başladı. Dişi trex geldi. Önce ağacın önünde gürültüyle böğürdü. Sonra kafası ile ağaca çarpmaya başladı.
Veli’yi yavruları için tehdit görüyordu. Sonra erkek trexte geldi. Dişi ve erkek trexler var güçleri ile ağaca çarpıp sallamaya başladılar. Veli daha yukarılara çıkamazdı. Yandaki ağacı süzdü gözleri ile. Ve hayatında ilk kez bir maymunluk yaptı. Tünediği daldan karşı ağacın dallarına doğru uçarak sıçradı. Son anda karşıdaki dallara tutundu.
Trexler Veli’yi görmüyordu ama dallara çarparak sallamaya devam ediyorlardı. Veli ağaçtan görünmeden aşağı indi. Dev eğrelti otlarının arasından sinerek dinozor avının yanına geldi. Yavru trexler oradan uzaklaşmışlardı. Ama dişi ve erkek trexler bölgeden gideceğe benzemiyordu. Geride avladıkları otçul dinozor vardı. Artıkları yabancılarla paylaşmaya istekli değillerdi. Arada bir dönüp avlarına bakıyorlardı. Trexlerin yavruları ile ilgilendiği bir ara Veli acele ile görünmeden avdan küçük bir et parçası aldı. Sonra kemik koparma aleti ile otçul dinozordan kemik parçası koparıp çantasına koydu. Ardından anti yer çekimli ayaklığını çalıştırıp havalanarak oradan uzaklaştı.
Veli havadayken derin bir nefes aldı. “Neydi o saldırı Az daha ağaçtan düşecektim. İçimde geçirdiğim maymun evrimi olmasa daldan dala atlayamazdım.” Diye söylendi. Havada hzılı gidiyordu. Beş dakikada alacağı ikinci dinozor numunesinin olduğu yere vardı. Gördüğü şeyler karşısında şaşırdı. Karşısında büyük on iki adet dinozor yumurtası duruyordu. İçlerinden beş tane alıp çantasına koydu. İnsaflı olmalıydı. Yumurtaların hepsini alıp hayatı sekteye uğratmamalıydı.
Etrafına baktı. Kimsecikler yoktu. Hemen elindeki kerakolot cihazını çalıştırıp kendi zamanına açılan kapıyı aktif hale getirdi. Önünde oluşan ışık huzmesine girdi. Geride kalan ışık huzmesi Veli kaybolunca o da kayboldu.
Bilim adamları iki çeşit dinozor numunesinin şimdilik yeterli olacağını söylüyordu. Veli için bir dahaki zaman yolculuğu en geç bir ay sonrasıydı. Veli beş milyon yıl öncesinden geldiği için vücudu bazı testlerden geçecekti. Doktorlar zamandan taşıdığı bir mikrobu veya Veli’nin zaman yolculuğundan dolayı vücudunda olabilecek herhangi bir kimyasal, biyolojik ve fiziksel bir değişikliği bulmaya çalışacaklardı. Veli karantina altındaydı. Bir hafta doktorların gözetiminde gizli bir üstte kalacaktı.
Gizli üst Türkiye’nin yıllar öncesinden böyle büyük deneylerin ve araştırmaların yapılacağı, kurduğu ve tesis ettiği bir üsttü. Üstün adı Falanks Üstü’ydü. Konya platosunda oluşturulan ormanların arasında kuruluydu. Büyük bir üsttü. Genişliği Konya’nın ilçesi olan Çumra’nın beşte biri kadardı. Üsttün hava sahasından geçmek, üsttün sınırına yaklaşmak yasaktı. Üste girişteki levhada “Sınırı geçmek tehlikelidir. Sınırı geçenler gerekirse öldürülür.” Yazıyordu.
Falanks Üstü hakkında yıllarca önceden bu yana gazetelerde medyada şaibeler çıkmıştı. Güya üstte balçık topraktan insan yaratılıyordu. Önce balçık çamurdan adam yapılıyor sonra, Ronit isimli cihazla ruh yaratılıyordu. Ve ruh adama naklediliyordu. Bir başka cihazla da çamur ete dönüştürülüp adam canlandırılıyordu.
Falanks gizli üstünün biyoloji tesislerinde hareketlenmeler vardı. Veli de oradaydı. Veli’nin beş milyon yıl önceden getirdiği dinozor numuneleri incelenmiş ve araştırmadan çıkan sonuçlarla dinozorun hangi yoğunlukta ve hangi sürede ve renkteki nurun Ronit isimli cihazda kullanılabileceği tespit edilmişti. Ve bu sayede dinozorun ruhu Ronit isimli cihazda yaratılma aşamasına gelinmişti.
Ronit cihazı tesisin bir odasındaydı. Üsttün meraklı çalışanları cam bölmenin gerisinde olacakları izliyordu. Veli, Ferit ve ekibi ayrıca nur kullanmada uzman olan Server isimli kişi de vardı. Roniti Veli çalıştırdı ve kenara çekildi. İçeride bulunan Veli Ferit ve altı kişilik ekip özel, dizayn edilmiş koltuklara oturdular. Server dikdörtgen küp ve siyah olan Ronitin yüzeyine elleri ile dokundu. Sonra büyülü sözleri söylemeye başladı. “İrem putik vekkurayik vekkuyirti. Semmita metutsa. İh kuvek. Kap vazir. Yekkuvayi.” Dedi.
Ronit cihazının rengi siyahtan maviye dönüştü. Ve üstünde küçük ve yuvarlak bir delik açıldı. Oradan çok küçük ama parlaması yoğun bir ışık zerreciği çıktı. O ışık zerreciği ruhun ilk yapısı olan Kapoxi’ydi. O ruh bir müddet havada asılı kaldı. Sonra tekrar ronit cihazının içine girdi. Ve Server dikkatle ve kımıldamadan durarak cihazın ruha nur akışını sağladı. Ruh inanılmaz hızla dönerek kapoxi yapısının girdap oluşturmasını sağladı. Işık zerreciği yavaş yavaş hızını azaltıp hızını derinlerdeki yapısı olan Nezem’e devretti. Artık geriye dinozorun ruhunu balçık olan iskeletine devretme aşaması kaldı. Işık zerreciği ronitin üstünde yeniden açılan yuvarlak delikten çıktı. Balçık iskelete girdi.,
Server dinleyicilere ve meraklılara mikrofonu ile konuşmaya başladı. “Sevgili misafirlerim. Ruhumuzu yarattık ve balçığa başarı ile naklettik. Bundan sonraki aşama ruh balçığın kurumasını bekleyecek. Balçığımızı iyicene kuruyunca atomları dönüştürüp ete dönüştüreceğiz. Sonraki aşama organlarının içine kan zerk edeceğiz. Bu aşamada vücudun ve vücut sıvılarının deforme olmaması için bütün tedbirleri aldık. Son hamle olarak bir şok dalgası ile dinozorun kalbini çalıştıracağız. Ama önce şu anki başarımızdan dolayı alkış bekliyorum.” Orada bekleşen tesis çalışanları kuvvetli bir alkışla içerideki ekibi ve Server’i alkışladılar.
Veli evli biriydi. Mehtap karısıydı. İki çocukları vardı. Tamer ve Nazan evlatlarıydı. On üç yaşlarındaydılar. Onlarda dinozor ruhu yaratılırken oradaydılar. Veli cam bölmeden çıkınca önüne hemen Tamer atıldı.
“Baba bu ronit cihazı insan ruhunu da yaratır mı. Ben çok merak ediyorum. Eğer yaratırsa yine ruhumuzu Allah yarattı diyebilir miyiz?” dedi.
Veli cam bölmenin içindeki ronit cihazını göstererek “Oğlum bu gördüğün cihaz bitkilerin, hayvanların ve insanların ruhunu yaratacak şekilde dizayn edildi. Hiç şüphen olmasın. Allah yarattı demeye gelince biz ne yaparsak yapalım hep Allah yapıyordur. Ondan kurtuluş değil ona teslim olmak doğrudur. Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’de here şey açık açık izah edilir.”
Tamer “Peki baba bizim ruhumuzu da mı ronit yarattı?”
Veli “Hayır oğlum. Ronit cihazının icadı beş altı seneyi geçmez. Biz roniti icat ederken eski Mısırlıların bilgilerine baş vurduk. Biliyorsun firavunlar gökyüzünden geldiklerin inanırlar. Onlar geldikleri gezegenden yeryüzünde yeni zeki ve düşünebilen bir canlı oluşturmak için ve ruhlarını yaratmak için yanlarında ronit gibi bir cihaz getirdiklerinden bahsedilir. Ve her şeyi yarattığına inandıkları tanrı yeryüzünde bir yerde insanlardan gizlenmiştir. Yeryüzünde doğan her bebeğin ruhunu aksatmadan tanrı gizlendiği yerden yaratmaya devam eder. Bu anlattıklarımı bil ama kalbinle inanma. Değilse günaha girer hatta dinin tehlikeye girer.”
Tamer “Tamam baba anlattıklarını gayet iyi anladım. Bir sorum daha var. Peki eski Mısırlılar tanrının yiyip içmesine de inanıyorlar mıydı? Yani eski Mısırlıların tanrısı bizim gibi bulgur pilavı filan yer miydi? Eski Mısır yazıtlarını barındıran arkaik kitaplarda bunlarla karşılaştınız mı?”
Veli “Şimdi anlaşılıyor. Siz galiba çok acıktınız. Gelin lokantaya girelim.” Diyerek eşi Mehtap, Nazan ve Tamer oradan uzaklaştılar.
Lokantadan çıktıklarında saat on sekizi gösteriyordu. Veli ve ailesi Falanks giz üssünden üzerleri aranarak çıktılar. Kurallara göre gizli üstte görülen ve yaşanılan her şey gizli kalacaktı. Veli ailesine uyarı yapma gereği duydu.
“Özellikle Tamer senin için konuşuyorum. Okulunda kesinlikle eski Mısırlılar ile ilgili anlattıklarımı konuşma. Hele onların tanrısının bulgur pilavı yediğini ağzından bir kaçırırsan okuldaki herkes seni tefe kor alay eder. Sonra seni psikoloğa götürmek zorunda kalırım. Söylediklerimi yapmazsan başı her türlü bela gelebilir. Dedi ekledi. Bir talebe varmış hocasının sözünü hiç dinlemezmiş. Bir gün bu çocuk tuğla fabrikasında tuğla fırınının içine girmiş. Fırın çalışınca kaçamamış. O talebe yanıp kül olmuş. Eğer hocasının söylediğini tutsaymış haylaz olmaz başına bu büyük bela gelmezmiş.”
Tamer çıt çıkarmadan dinlemişti. Ama dayanamadı. “Baba niye aksi aksi konuşuyorsun. Güzel şeylerden bahsetsene. Mecbur musun kötü şeyler söylemeye?” dedi.
Veli “Oğlum bu sadece bir öykü. Seninle ben konuşmayacağız da kim konuşacak. Ama galiba haklısın. Anlattığım öyküyü pansiyonda Selim hocadan dinlemiştim. O bizlere yılmadan usanmadan dinimizi öğretti. Bizi korkutmadaki amacı itaatimizi yalnızca Allah’a ve vekillerinin sözlerine yapmamızı ve dinden uzaklaşmamamızı sağlamaktı. Selim hocanın bu korkutuşu hala içimde. Ama bu aidiyet duygumu da kuvvetlendiriyor.”
Eve dönen sokağa arabaları ile girdiklerinde Veli karısına “Mehtap şimdi ne eve varınca hemen yatacağım. Bu sabah erken kalktım. Çok uykum var. Konuşarak beni uyandırmayın. Konuşurken kısık sesle konuşun. Kapıları da hızlı çarpmayın. Kapıları açıp kaparken yavaş davranın.” Dedi.
Evin önünde durduklarında köpekleri Edepli ayağa kalktı. Sahiplerini karşıladı. Havlamadı ama kuyruk sallayıp sevindiğini belli etti. Veli eve girip üst kata acelesi varmış gibi çıktı. Temizliğini yapıp hemen kendini yatağa attı. Yorganı başına çekip sağ tarafına dönüp uyudu.
Gece on iki olmuştu. Mehtap televizyonda seyrettiği filmin ardından Veli’den ayrı yatağına geldiğinde telefon sesi duydu. Bu Veli’nin cep telefonuydu. Mutfak tezgahının üzerinde duruyordu. Araya Ferit’ti.
“Yenge ben birazdan Veli’yi almaya geleceğim. Vardiyamız yarım saat sonra başlıyor. Onu bildirmek için aramıştım.” Dedi.
Mehtap “Tamam ben şimdi uyandıracağım onu. Görüşürüz.” Dedi telefonu kapattı. Mehtap Veli’nin odasına geldiğinde onu orada göremedi. Telaşa kapıldı. Evin her yerini aradı. Bulamadı. Aklına evin üst terasına bakmak geldi. Dışarı çıkıp seslendi.
Veli “Tamam Mehtap. Az önce sen film izlerken atıştırıyordum. Şimdi de sigaramı içiyorum. Dedi ekledi. Telefonu duydum. Arayan Ferit olmalı.”
Mehtap “Bravo doğrusu. Bir yarasa kadar keskin duyuyorsun. Ben odama çekiliyorum. Benim seni uğurlamama gerek var mı?”
Veli “Tamam sen gidip yatabilirsin. Ben kendi anahtarımla kapıyı kilitlerim.” Dedi. Dışarıya sokağa çıktı. Ferit’i beklemeye koyuldu.

Tuna M. Yaşar



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın bilim kurgu kümesinde bulunan diğer yazıları...
Mars Geçidi Mağarası
Antarktika'dan Sıcak Gülümsemeler
Paralel Boyuttan Gelen Araba
Gezegenin Yeni İnsanları

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Diyojen
Ölümsüzlüğe Geçen Çoban
Sebeb-i Dost
Delibaş Cumhuriyeti
Göbeklitepe
Zeytin Dalı Harekatı
Tanrıça İsisin Kütüphanesi
Günklük Kütüphanesi
Cadılar Bayramı
Otostopçunun Şüphesi

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Masa [Şiir]
Zamanı Geçenler 1 [Roman]
Dünya Taşınıyor 9 [Roman]
Zamanı Geçenler 9 [Roman]
Çok Eskiden 1 [Roman]
Çok Eskiden 2 [Roman]
Çok Eskiden 3 [Roman]
Çok Eskiden 4 [Roman]
Çok Eskiden 5 [Roman]
Çok Eskiden 6 [Roman]


Tuna Mustafa Yaşar kimdir?

Voltaire


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Tuna Mustafa Yaşar, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.