..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bilinç ruhun sesidir, tutkular ise bedenin. -Rousseau
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Fantastik > lakritze




11 Ocak 2005
Anı#1  
kanatları olan çok güzel yaratıklardık biz.....

lakritze


kanatları olan çok güzel yaratıklardık biz.....


:AFBF:

Anı #1


Sen, ben ve o aslında hiçbirşeyin gerçek olmadığı bir boyutta ama yine de tüm diğer insanların algı düzeyinde vardık. Yaşadığımız ve hiçbir şekilde başka bir şeklin hayalini kuramadığımız bu yer; bize aynı zamanda hem işkence edip hem de bizi mutlu ediyordu. Birbirimizle olan bağımız ya da bağlarımız zihinlerimizi ve bedenlerimizi kelepçelemişti, ayrı olmayı düşündüğümüz anda diğerleri de istiyordu. Yeni doğmuş ve henüz annesinden ayrılmamış bir bebek gibi göbek kordonlarımız vardı. Tek farkımız analarımıza –ki var mıydılar aslında- değil birbirimize bağlı olamamızdı. Herşeyin sırası vardı aramızda; görmenin, beslenmenin, duymanın ve diğer duyuların.

Kötü kokan, ekşi deri kokan, besinlerimizi bu göbek kordonları sayesinde paylaşabiliyorduk. Tıpkı ense köklerimizde çıkan ve bizden çok üstün fakat farklı açılardan da özürlü, düşüncelerimizi toplayan ama kendisi de düşünebilen, izlerimiz içinde beğenmediği bir anıya rastladığında bize işkence edebilen ve fakat karşı koymayı asla aklımıza bile getiremeyeceğimiz o şey gibi.

İçinde olduğumuz yer, oda, alan –bilmiyorum aslen- garip bir geometrik şekle sahipti. Algı düzeyimizin uç noktalarına göre varoluş şeklimiz de değişiyordu. Sürekli yer değiştirip, bir defa bulunduğumuz yere tekrar gitmiyor muyduk, yoksa hiç yerimizden kalkmadık mı, özel algoritmalarla kodlanmış bir döngü içinde miydik, yoksa tamamen rastansısal mıydı herşey; hiç bilmiyorum, bilmiyorduk. Birbirimize hem aittik hem birbirimizin efendisi. Seni ya da onu hiç sevdim mi bilmiyorum ya da en azından size karşı bir duygu var mıydı içimde hissedilen. En belirgin tanı size karşı içimdeki; aynı zamanda hem aşık, hem dost, hem aile hem de yabancı olmamız.

Birlikte olduğumuz anların hiç birinde gerçekten var olup olmadığımızı anlayamadım. Zaman kavramının tamamen yitmesi belki de en kötü şeydi. Bir duygu ya da hisse ya da herhangi bir objeye konsantre olup bunun saniyeler mi yıllar mı sürdüğünü hiç anlayamadım. Mekan kavramı da apayrı bir kaostu. Odamız hep o aynı geometrik şekilli odaydı ama dekorasyonu sürekli değişen... Bir an uzay gemisi benzeri bir odadayken hemen sonrasında kendimizi eski ve ağır döşenmiş bir evin herhangi bir odasında bulabiliyorduk. Üstümüzü hiç değiştirmedik ve belki de hiç giyinmedik. Birbirimize karşı oturuş şeklimizi hiç değiştirmedik, herzaman mükemmel bir üçgen olduk; neden olduğu konusunda hiç bir fikrim olmamasına karşın; sen ve ben bana her zaman bir kenar gibi geldik. O ise daha köşemsiydi...

Tabi hiç bir zaman bir kenar paylaşmadık seninle, her birimizin bir köşesi vardı ve daha fazlası olamazdı. Buyutsuz, tek, küçük, sade ve sadece bir köşe noktası... Bu görülemez sınırlarla belirlenmiş köşelerimiz kendimize özel sanılmaları için vardı. Ve biz de bize çok özel gelen yaşamlarımızı devam ettirmemize ancak yetecek kadar besinimizi ve zavallı anılarımızı biriktirdik bu köşe noktalarında...

Hayatım boyunca o iğrenç, kötü kokulu, yoğun sıvı ile beslendim, ağzım hiç bir şeyin tadını almadı, hissetmedi gerçekte ama var olan her şeyin tadını biliyordum. Bu diğer şeyler -sanrılar- için de geçerliydi. Ve tabi ki küçük özel nokta bölgecikleri bir kandırmacaydı; kendime ait hiçbirşeyim olmadı hiçbir zaman ve fakat sahiplenme duygusunu başka bir şekilde asla bilemezdim.



Özel düşüncelerimizi paylaştığımız güzel sohbetlerimiz oldu, asla konuşmadık tabi, ağızlarımız hiç açılmadı. Çok emin olmamakla beraber bilmiyorum ama gözlerimiz bile açılmamış olabilir. Gördüğümü sandığım herşeyi sadece bilmiş olabiliim... Evet, dünya üzerindeki herşeyi tattım ve herşeyin kokusunu aldım; bir bebeğin göğsünün içinde atan minik kalbini ellerime aldım; sıcaklığını hissettim, atışlarındaki ritmi duydum ve evet sıktım parçaladım bir bebek öldürmenin ne demek olduğunu bildim... Bütün bu bilginin bir gün ne işe yarayacağını bilmesem de isteyerek ve azimle onları biriktirmeye, sıralara koymaya devam ettim. Var oluşumun anlamlandırılması, ya da bizim bir birlik, kendi çapımızda bir topluluk olarak var oluşumuzun ne amaçla olduğu benim için hiç de önemli olmadı. Vardık, olduk, bir şekilde gerçektik, var olacaktık ve bitmeyecektik... Hiç olmaması gereken, hiç yaşamaması geren ironiydik biz... Yaratıldık, bunu sonuna kadar sömürdük....

Belki senin belki de onun tadına baktığım anlardan biriydi; bunu sadece düşünerek yaptığımı fark ettim -anladım ve anladık. Herşey küçük çakan şimşekçiklerdi; beyin hücrelerimiz arasındaki sıvı sadece görevi olan elektrik akımlarını iletme işini sürdürüyordu ve biz de görevimiz olan bilme işini...

Kanatları olan çok güzel yaratıklardık biz.....


Bir gün senin aklına geldi sonra uçup uçamayacağımız –ya da en azından bunun deneyimini yaşayıp yaşayamayacağımız- uçtum, uçtun, uçtuk... Bizim bağlı olduğumuz, bizi bağlayan o şey o an korktu! Saniyenin milyarda biri gibi olsa da o kadarcık an için özgürdük çünkü. Ne sen, ne ben, ne o, ne de yüce işkencecimiz vardı. Ve içimize umut düştü! Asla özgür olamadık tabi ki, ama özgürlük hakkında güzel felsefi sohbetlerimiz oldu. Yaşamlarımızda herşeyin bir nedeni vardı yaşamlarımızın kendisi dışında. Nefreti öğrendik çok güzel, aşkı öğrendik, sevgiyi ve herşeyi... İnsanların uğruna neler vereceği herşeyi biliyoruk ve bunun görevimiz olması bizi gururlandıyordu. Bütün güzel ve çirkin şeyler bilindi... Acı çekerek öldük kaç kere; yanarak, boğularak öldük, öldürdük, öldürüldük bazen, ihaneti, ihanetin acısını ve aldatmanın zevkini gördük.


Görevimiz bitmedi daha... hala öğreniyoruz; görünmez kanatlarımız, farklı boyutlardaki algı düzeylerimiz, acımasızlığımız ve şefkatimizle...














Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Beste... [Şiir]
Acı [Deneme]


lakritze kimdir?

this it is, and nothing more. . . .


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © lakritze, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.