..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bu kitap çok gerekli bir açığı dolduruyor. -Moses Hadas
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > İronik > Emine Pişiren




8 Mart 2010
Senin Ayakların Var, Oysa Benim Tekerlekli Bir Sandalyem Bile Yok  
Emine Pişiren
Ben henüz 22 yaşındaydım. Üniversiteyi yeni bitirmiş ve yaşamın içinde henüz yeni yerimi almıştım. Kuzenim benden 2 yaş küçük ve çok güzel bir yüzü vardı. Çocukluğunda geçirmiş olduğu “çocuk felci” onun iskelet sistemini felç etmişti.


:ABCD:
“İnsanın beyninin çok küçük bir bölümü ile yaşadığını bilimden çok uzak yaşayanlar bile biliyorken, bilincin dışında kalan ve gerçek yaşamın saklı olduğu bilinç dışı/ altı neden hala gizleniyor bizlerde? Ya da neden gizliyoruz kendi ellerimizle? Asıl yaşam enerjimizi veren kullanamadığımız beynin alt!! tarafı ne zaman işe yarayacak yaşamı daha iyi okuyabilmek için?

“ Nedensiz bir davranış olmaz” kabulü tüm psikoloji tarihinin temel kabulüyken nedeni bilinmeyen tüm davranışlarımızın gerçek nedenlerini neden aramayız gizli kalmış bölgelerde? “Bir bulsam neden mutsuz olduğumu, aslında mutsuz olmam için neden yok ki “ diyen diller hala neden farkına varamaz mutluluğun geldiği yerin insanın tohumlarının atıldığı bilinç dışı/ altı olduğunu. Öğretmezler desek öğretiyor yaşam aslında. O zaman başa dönelim; benim yüreğim küçücük bir kuşun kanatlarında uçup dağlara, tepelere, evlere hatta evlerin içine ulaştığı gün gözlerimi kapatabilirim. Kuşlar kadar özgür….denizler kadar engin…. Burada bile devinim olması ilginç. “

***
Yukarıdaki yazı bir tesadüf eseri gözlerime takıldı. Sadece gözlerime mi? Değil tabi ki. Hani bir mıknatıs çekim gücü etkisi yapar bazı sözcükler. Kimileri mutlu eder… Kimileri güldürür… Kimileri de acıtır ve mutsuzluk basamağına çeker sizi…
Ben ne zaman benden eksik bir diğerimi görmüş olsam, önce yüreğim ağlar, gözlerimden önce…
Çünkü senelerdir özürlü bir ailem olmuştur. En sevdiğim kuzenimin belden aşağısı felçli ve ben bir özürlü insanın nasıl bir ruh hali içinde oluşuna yıllardır tanık oldum.
Bir gün kuzenime iş çıkışı vardığımda TV başında zaman tüketmekteydi. Yorgun ve felç olmuş bir trafikle tam beş saat adeta savaşmıştım. Bir de suratı asık bir kuzenle karşılaşınca;

“Ne o bu surat kızım, tespih olsan çekilmezsin…”

Der demez ateş savar gibi bir saldırı karşısında kalmıştım.

“Sana göre hava hoş, yürüyebiliyorsun, benimse değil ayaklarım bir tekerlekli sandalyem bile yok. Kusura bakma kimseye güler yüz göstermek zorunda değilim. Ben zaten özürlü bir kızım…”

Ben henüz 22 yaşındaydım. Üniversiteyi yeni bitirmiş ve yaşamın içinde henüz yeni yerimi almıştım. Kuzenim benden 2 yaş küçük ve çok güzel bir yüzü vardı.
Çocukluğunda geçirmiş olduğu “çocuk felci” onun iskelet sistemini felç etmişti. Teyzem ve eniştem onu yürütebilmek adına kaç kez ameliyat ettirmiş, netice alamamışlardı. Koltuk değnekleri ile kısa mesafeleri belden aşağısı sallanarak, güçlükle o bedeni taşımaktaydı. Herkesin ona acımasına alışmış olduğundan, empati yeteneğini de geliştirmiş, aşırı duygusaldı ve agresif oluşu da bu yüzdendi. Ona acımak şöyle dursun, tepkimi de göstermiştim o gün…Kendini önemsemeyen kuzenimle ciddi konuşmanın zamanı gelmişti; çünkü yaşam devam ediyordu, edecekti de. Ses tonumun ayarı biraz kaçırmıştım o kış akşamı;

“Sen sıcacık evinde hazır tüketici rolünü, özürlü olmanın ardına gizlenerek başarıyorsun. Oysa yapabileceğin çok şey var…İnsanların sana acımalarına da alışmışsın, bu yüzden onları da kullanmaktasın. Bence artık kendine gelmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Yaşamı ciddiye almalısın kardeşim…”

Sesimin kırılgan tonu onu şaşırtmıştı:

-Nasıl? Beni bu halimle kim kabul eder? Hadi ilk okulu dışarıdan bitirdim. Bir mesleği olmayan belden aşağısı tutmayan biribaşka ne yapabilir? Senin ayakların var, konuş bakalım…

Fikir ve düşüncelerin sonu gelir mi?Yol biter ama sözcüklerin anlam yüklerini taşımamız bitmez...Önce çekip gidecektim, ama bu çok kolay bir kaçış olacaktı, kaldım ve onu ikna edene kadar sözle dövüşecektim, gerekirse…

-Bak canım, yapabileceklerini sıralayayım. Haklısın, belden aşağısı tutmuyor, sandalyen yok. Ama içinde bir okuma ve yaşama arzun var değil mi?

Sakinleşmişti ve başını salladığında gözleri yaşarmıştı. Onu istemeden üzdüğümü anlayınca yanına oturup, sarıldım. Benden hafifçe uzaklaşıp, sarılmamı istemedi, iteledi beni.

- Abla ne olur üzerime gelme.



-Devam Edecek-

Emine Pişiren/Akçay


02.Şubat.2010



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın İronik kümesinde bulunan diğer yazıları...
Anne Cennette Yemek Var mı?
Bu Çocuk Benim Değil
İki Şey Götüreceğiz Giderken…
Yine Düşlerimde Sabahlar Mısın Yavrum?
Anne Ben Gidiyorum/bir Dakikalık Acı Hüzün
Yatağımız Cennetimizdi
İçimizdeki Hayvan

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yumurtanı Nasıl İstersin Canım, Rafadan mı Kafadan mı?
Gel Mezarıma İşe Oğlum
Sarı Kediyi, Niçin Kireç Kuyusuna Atmıştım? - 1 -
Biz Önce Beş Kişiydik
Aşık Olmak İstiyor Musunuz?
Sarı Kediyi, Niçin Kireç Kuyusuna Atmıştım? - 2
Seni Seviyorum Işıl
Vurgun Yedi Yüreğim!..
O Annene Söyle, Çocuğun Aklına Bunları Sokmasın (Son Bölüm)
Sarı Kediyi, Niçin Kireç Kuyusuna Atmıştım? - 2 -

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Adamdan Saymışız [Şiir]
Ah Ulan Istanbul! [Şiir]
Çekinme Söyle [Şiir]
7. Didim Şiir ve Şairler Buluşması [Şiir]
Hangi Dua İle Sana Gelelim? [Şiir]
İsterdim [Şiir]
Madem ki... [Şiir]
Git Demene Gerek Yok [Şiir]
Yağmur Kuşu Suskunluğu [Şiir]
Davetsiz Konuk - 1 - [Şiir]


Emine Pişiren kimdir?

Yazmayı, okumayı ve birikimlerimi paylaşmayı seven biriyim. Edremit'in yerel bir gazetesinin köşe yazarıyım. Bazı web sayfalarında da edebiyat adına paylaşımlarım yayınlanmaktadır. Sevgi ve ışık sizle olsun.

Etkilendiği Yazarlar:
Mehmet Emin Yurdakul, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Victor Hugo, Balzac, Leo Buscaglia, Eric Frrom, Irvın Yalom, Dale Carneige, Doğan Cüceloğlu, Haluk Yavuzer...


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Emine Pişiren, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.