Yoktu farkı Şubatın 14’ünün 15’inden… Şubatlı günlerim bunca yıldır olmadı benim hiç.
Mayıs’tı mesela 1’i, 5’i…
Haziran’dı sonra en kırmızısından…
En hazanından Eylül sonra..
Yoktu farkı Şubat’ın 14’ünün 15’inden..
Yoktu işte…
Yağmur yağıyor.. Balkondayım… Üşümem gerekiyor, oysa sarısıcak içimin her yanı… Ankara her zaman olduğundan daha gri sanki… Deniz özlüyor gözlerim.. Kıyıda dalga sesleri sonra.. Bir de ürperten bir rüzgar. Deniz özlüyor gözlerim.. inanabiliyor musun?
Siyahtan dönerken, hayatımın en gri yanından sızdın içime… Sözcüklerimi yitirmişken.. Cümlelerim kocaman birer noktadan ibaretken.. Sesim beni unutmuşken… sözüm bitmişken.
En gri yanından sızdın içime.. Rengim değişti.. bakışım.. sesim.. nefesim...
Önce sözcüklerim buldu beni, sonra sonra cümlelerim nokta özler oldu…
Şimdi yazarken onarıyorum kendimi… kimi yerler yeniden boyanıyor rengarenk.. menteşeler değişiyor birer birer içimde. Yüzün hatırlamak istediğim suretlerin yerini aldı.
Renkli Türkçe bir eski türk filminin orta yerindeyim şimdi.. duymuyor musun en nihavendinden aksak keman sesini?..
Rüzgar diyorum ben hala inadına…
rüzgar diyorum,
yüzün ürperiyor...
rüzgar diyorum.,
gene de yetmiyor sesim.
rüzgar diyorum..
sus diyor rüzgar..
susuyorum…