yazı resim

Eski zaman kalıntılarının birbirine aşina olduğu duru sularda birleşen akisleri, baharın ve asma bahçelerin coşkusunu aksederken çıplak aynasında, gönlümde bir şenlikti yüzün...

Coşkuyla akan Fırat bilir miydi kendi değerini yüce asma bahçelerini dolaşırken muamma; ama bilirdin sen, önümden her geçtiğinde gözlerimin sende kaldığını...

Yeşildin..
Zamanını geçirmeyen bir bahar gibi dökülürdün ellerime, ne Darius bilirdi ne de Alexanderes!
Gizlice gelir, ince parmaklarınla bahara boyardın bedenimi; Fırat uyurdu, Babil uyurdu! Kahinler bilse de bilmemezlikten gelirdi, farkında bile olmazdı Narcissius kendi gülcemalini seyretmekten ve Tanrı Marduk başını çevirirdi usulca...

Bir göl kenarında gülüşünü dokundururken dudaklarıma, yeşil bir alev yankılanırdı Esigala'da. Gülümserdi Babil; asma bahçeleri yapraklarıyla selamlarken aşkımızı!..

Bu masallar şehri yaşamalı
Ve kuytumda sen olmalıydın!...

Ne 13. Maddesi hiç yazılmamış Hammurabi tabletlerine ihanet eden Belatshar acıdı bize ne de ona azap veren kutsal el!..
Duvarlar kahreden bir isyanla haykırıyordu:
- Mene
- Tekel
- Peres!...

Hiç biri düşünmedi ikimizi ve aşkımızın yeşerttiği o masallar diyarı Babil'i..

Cyrus elindeki meşaleyle zafer nidaları savururken, Afrodit Mars'a ağlıyordu sevdayla..
Hiç biri görmüyordu bizi kahretsin!..

Şimdi kapat gözlerini sevdiğim, o yücelttiğimiz şehrin külleri dolmasın gözlerine...

Babil yok oldu,
Şimdi sadece sen varsın gözbebeklerimde...

Yorumlar

Başa Dön