Bu sabah aynanın karşısına geçtiğimde daha bir dikkatle baktım kendime.Gözlerimin içine, daha bir dikkatle baktım. Birden irkildiğimi hissettim. İlk defa karşılaşmıştım kendimle. Bir yabancıya bakar gibi süzdüm kendimi. Ve sonra kapatıp gözlerimi daldım geçmişime.
Şaşırtıcı olabilir ama belleğimdeki ilk görüntü bir kadının gülüşü olmuştu. Hafif alaycı, oldukça yorgun bir çehrenin gülümsemesi. Garip, gözlerini hiç göremedim. Zorladım kendimi ama gözlerini göremedim. O an onu hiç tanımadığımı anlamıştım. Belkide hiç öyle biri olmamıştı fakat olmasını çok isterdim.
Ardından beyaz ceketi ile kalorifer kazanının arkasında saklanmış bir çocuk. Beyaz olan ceketi değilde yüreğiydi sanki. Yedi yaşlarında tüm dünyanın yükünü omuzlarında taşıyormuşcasına; cılız, ürkek ve de masum bir çocuk. Ufacık elleriyle kaldırdığı kocaman kömür torbalarının ardından saklandığı kazanın arkasından bana bakıyordu." Bir kaç lokumu kardeşleriyle beraber yediği için bu kadar suçlanabilir miydi bir çocuk" diye gözleriyle soruyordu bana.
Tabiki cevap veremezdim ona. Gözlerini görseydiniz anlardınız beni. Hangi kelime bu duygulara tercüman olabilir? " Masum değil hiç kimse bu oyunda çocuk. Ne varki yalnızca Tanrı ve de küçük çocuklar suçlanır bu sahnede." diyebilmeyi çok isterdim. Anlayabilir miydi beni?
Açıldı gözlerim daha sonra. Dayanamazdı bu vahşete, yeterince güçlü değildim belkide. Çocuğun yerinde olmayı hiç istemedim. Kadını ise hiç tanıyamadım. Kim bilebilir yalnız çocuğun o kadına ne kadarda ihtiyacı olduğunu. Yaslanıp göğsüne " Anne kurtar beni!" diye sırnaşma isteğini hangi kelime ifade edebilir.
Yıkayıp elimi yüzümü karıştım şehrin kalabalığına. Akıp gittim bir yaprak misali sürünün içinde. En güzel maskelerini takmış abilerim ablalarım yeniden başlamışlardı hayat adını verdikleri tiyatrolarına. Yanılsamaları ve makyajı kaldırdığınızda pekde bişeye benzemeyen bu oyun yine sürüp gidecekti. Kaç çocucuğun umutları, kaç kadının gülüşleri daha kaybolacaktı bu sahnede kimbilir!
Çocuk
içimden gelenleri kelimelere dökmek istedim.