Sima ve dedesi Aras yine bir akşamüstü yürüyüşüne daha çıkmışlardı. Hafif oksijen başlıkları vücutlarının bir uzvuymuşçasına alıştıklarından rahatsızlık duymuyorlardı. Hem zaten nefes alıp verebildikleri sürece sorun yoktu. Sima neşeyle kupkuru ve tozlu topraklarda hoplayıp zıplıyor, yeni öğrendiği şarkıları dedesine söylüyordu. Henüz yedi yaşındaydı, karakter ve beceri testleriyle gelecekteki görevi çoktan belirlenmişti, haftanın iki günü okula gidiyor, arkadaşlarıyla birlikte onlara göre hiç de can sıkıcı olamayacak kadar eğlenceli olan oyunlarla karışık temel eğitim dersleri alıyordu. Çocukluğunu yaşayabilmesi için diğerleri gibi on bir yaşına kadar özgür bırakılmıştı. Ondan sonra teknolojik devrimin son noktası olan üç senelik görsel hafızaya dayanan eğitimi başlayacaktı. Ve o üç senenin ardından yıllarca okul kapılarında sürünenlerden çok çok daha bilgili bir halde mezun olacaklar, görevleri ne ise onu yapacaklar, verimlilikleri düşmeye başladığında mutlu bir emeklilik hayatına devam edeceklerdi.
Sima tozlanan botlarını eğilerek elleriyle öylesine temizledikten sonra uzanıp dedesinin elini tuttu ve göğe bakarak yürümeye devam etti. Altında fazla kalınırsa insanı haşlayacak kadar güçlü iki güneş açılarını değiştirmişler ve birbirlerinin tam zıttı yönlere ilerliyorlardı. Sanki aklına bir şey gelmiş gibi duraklayan Sima dedesinin takma bacağına gizli bir bakış fırlatmış sonra o kocaman yeşil gözleriyle onun yüzünü incelemeye başlamıştı. Aras onun bir şeyler sormak istediğini anlamış ama o sevimli kıvranmalarını biraz daha izlemek için tepki vermemişti. Evet kabul ediyordu biraz aksi bir adamdı…
“Dedeciğim…”
“Söyle canım.”
“Şey…”
Bir anda heyecanlanarak minik parmaklarıyla gökyüzünde tam tepelerinde duran minnacık gri topu işaret etti. Aras bununla ilgili bir şeyler soracağını tahmin etmiş ama aldırmamıştı. Ne de olsa sadece bir torunu vardı ve belki de bu anlar onun hatırlayacağı son konuşmaları da olabilirdi. Her ne kadar ona hayatını bağışlasa da bu yeni gezegeni sevememişti. Evi, ailesi burada olabilirdi ama o buraya ait değildi… O hasretini çektiği ölmüş bir gezegenin canlı şahidiydi. Yaşlılık böyle bir şeydi herhalde diye geçirdi içinden. Evini özlemişti, imkansız olduğunu biliyordu ama yine de öldüğünde karısının yanına gömülmeyi hayal ediyordu... Torunun sesi düşüncelerinden sıyırmıştı.
“Neden oraya gidemiyoruz dedeciğim?”
Aras yaşanan felaketleri düşününce birden göğsünün daraldığını hissetti ve kuru zeminin üzerine dikkatlice eğilip oturdu. Sima da hemen yanına geçti.
“Orası artık yaşayabileceğimiz bir yer olmadığı için gidemiyoruz tatlım.”
“Ama resimlerde çok güzel görünüyor. Annem eskiden oranın cennet olduğunu söyledi. Tanrı bize kızıp orayı yok etmiş, doğru mu?”
“Öyle de denebilir tabi…”
Aras hafifçe başını sallayarak kızının muhtemelen Sima’yı bir an önce başından savıp biraz da söz dinleyebilmesi için ona böyle söylemiş olabileceğini düşündü. Torununun pek laftan anladığı söylenemezdi. Yedi yaşındaki bir kız çocuk için fazla zeki ve özgürlüğüne düşkündü. Boşuna ona keşif gücü programını layık bulmamışlardı. Merakı bir kedi kadar başını derde sokabilirdi.
“Peki Tanrı size neden o kadar kızdı ki? O fotoğrafların ve filmlerin hiçbirinde dışarı çıktığınızda bu başlıklardan takmıyormuşsunuz. Ama çok komik acayip şeyler takıyormuşsunuz bazen kafalarınıza.”
Kıkırdayarak Aras’a doğru eğilip ellerini başlığın izin verdiği ölçüde çenesine dayamaya çalıştı.
“Evet çok komik şeyler yaptığımız oldu orada.” dedi Aras, bir süre durakladıktan sonra devam etti.
“Tanrı bize gerçekten kızdı çünkü artık bizim aptallıklarımıza daha fazla dayanamadı. Onun düzenini bozuyor kendimizi onun yerine koyuyorduk… Aslında hiçbir zaman bize ait olmayan şeyleri birbirimizden almaya çalışıyorduk.”
Aras yüzünü buruşturarak devam etti. “Savaşıyorduk.”
Duyduğu kelime yüzünden şaşkınlıkla irileşen gözlerindeki o masum korku Aras’ı yine güldürmüştü. Çocuk olmak gerçekten çok güzel olmalıydı, üstünden epey zaman geçtiğinden hatırlayamıyordu.
“Ama dede, savaş yasak…”
“Eh, evet. Ama o zamanlar değildi.”
Sima’nın gözleri daha da irileşmişti.
“İnanmıyorum!”
“Bazen bende inanamıyorum.” ] ]
Gri Dünya - 1
Evet çok komik şeyler yaptığımız oldu orada... Tanrı bize gerçekten kızdı çünkü artık bizim aptallıklarımıza daha fazla dayanamadı. Onun düzenini bozuyor kendimizi onun yerine koyuyorduk… Aslında hiçbir zaman bize ait olmayan şeyleri birbirimizden almaya çalışıyorduk.