"Bazen en iyi hikaye, hiç yazılmamış olandır. Çünkü o zaman editörler de yorum yapamaz." – Douglas Adams (kurgusal)"

Kayıp Benliğin Ağıtı

Bu şiir, pişmanlık ve öz-eleştiriyle dolu bir iç hesaplaşmayı anlatıyor. Yazar, geçmişine tül ardından bakarak, başkalarına verdiği kontrolü, içindeki sessizliği ve kendine karşı kurduğu mahkemeyi sorgular. Öfkesi kendine yöneliktir; susturulduğunda teşekkür ettiği, kendini sevdirmek uğruna vazgeçtiği benliği için. Mitolojik Styx nehri kıyısında durur gibi, kendi öfkesinin yankısını dinleyerek içsel bir yolculuğa çıkar.

yazı resim

Günahlarımın ince tülünün ardından izliyorum hayatımı;
sanki çoktan toprağa verilmiş birinin
kendi kemiklerine bakışı gibi.

Bir zamanlar ölümsüz sandığım yüzler vardı.
Sessizce hayatıma girdiler
ve ben kader sandığım ipleri onların
ellerine bıraktım.
Şimdi o ipler
yıllar sonra boğazıma dolanan
soğuk bir düğüm.

Muhtaçlığım paslı bir çivi gibi
kalbimin kapısına çakıldı;
ve içimdeki sessizlik
yavaş yavaş küf tutan bir oda gibi
karardı.

Her gün içimde bir mahkeme kuruluyor.
Sanık benim.
Yargıç yine ben.
Ve verilen her hüküm
göğsümde biraz daha derine giren
eski bir hançer.

Öfkeliyim.
Sustuğum için değil
susturulurken teşekkür ettiğim için.
Hançeri saplayan ele
özür sunduğum için.
Kendimi sevdirmek uğruna
kendimden vazgeçtiğim için.

Bir nehrin ortasında duruyorum şimdi.
Dingin su ağır ağır akıyor;
sanki Styx’in kıyısında durmuşum da
kendi öfkemin yankısını dinliyorum.
Dalgalar haykırıyor ama bu suyun sesi değil
Boğazımda yıllardır büyüyen
o boğuk çığlığın yankısı.

Çünkü ben
beni çok özledim.
Kalbimi bir yankı gibi taşıdım
başkasının sesine mahkum bi halde.
ta ki gördüm
sevgi sandığım şey
onların elinde taç,
benim boynumda zincirdi.

Bu dünyada kendini tanrı sanan insanlar var.
ve sen onların tapınağında
adını bile bilmediğin bir ritüelsin.
Diz çöktükçe kutsal sayılırsın.
Ayağa kalktığında tapınak boşalır.

Karanlıkta bir figür görüyorum
köşeye sıkışmış,
sanki var olmaktan utanmış gibi.
Yaklaşıyorum.
Tanıdık bir şey bu
kemiklerimde titreyen eski bir ezgi gibi.

Bir zamanlar ben dediğim şey
şimdi eski bir şarkı gibi
sözleri unutulmuş,
melodisi hala kulakta.
Ve o melodiden
tek bir satır yükseliyor küllerin altından:
Ben beni çok özledim.

Toprak hafifçe kıpırdıyor.
Sanki mezarımın altından
tanıdık bir yankı yükseliyor
kaybettiğim benliğin ağıtı.

KİTAP İZLERİ

Kaplanın Sırtında: İstibdat ve Hürriyet

Zülfü Livaneli

Kaplanın Gözünden İktidar: Livaneli’den II. Abdülhamid’e Cesur Bir Bakış Türk edebiyatının ve düşünce dünyasının usta kalemi Zülfü Livaneli, son romanı "Kaplanın Sırtında: İstibdat ve Hürriyet"
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön