"Yazmak, varoluşun o lanet olası boşluğunu doldurma çabasıdır; çoğu zaman daha büyüğünü yaratırız." - Franz Kafka"

Ölenle Yaşanmıyor

Ölenle ölünmez ama kalanlarla da yaşanmıyor

yazı resim

ÖLENLE YAŞANMIYOR
Ölmesinden korktuğumuz ne varsa, hepsinin bir gün öleceği fikrine kendimizi alıştırmalıyız.
Sevdiklerimizin mesela...
- Onlar öldüklerinde, elimizi kolumuza bağlayan görünmez iplerin olduğunu öğreniyoruz. Bizi hayatta tutan bağların yavaş yavaş çözüldüğünü, gevşediğimizi ve artık daha kolay savrulduğumuzu hissediyoruz. Rüzgâr kıpırtısında yıkılacağımızı, yaprakların birbirine çarpışının deprem etkisi yaratacağını, kuş gölgesinin, ağaçtan daha büyük olabileceği telaşına kapılıyoruz. Ayaklarımız yerden kesiliyor, yer çekimine meydan okuduğumuzun farkında bile olmuyoruz o sıra. Olumsuzca kurduğumuz her cümlenin yalanında, yüklemimizin boğulmasına göz yumuyor ve gözümüzü açtığımızda bir bakıyoruz ki, eylemimiz kendini çoktan asmış...
- Ben henüz kimseyi kaybetmedim, kendim dışında.
Ölmesinden korktuğumuz ne varsa, hepsinin bir gün öleceği fikrine kendimizi alıştırmalıyız.
Zamanın mesela...
- Saniyeyi, dakikayı, saatleri tüketerek, tükeniyoruz... Bir saniyede değişen hayatları, bir dakikada gelişen olayları, bir saatlik koca zaman diliminde payımıza düşen intiharları es geçiyoruz... Bir'in hayatımızdaki önemini, birinin değerini unutuyoruz. Belki de bu dünyaya unutmak için getirilmiş nefesdaşlardan başka bir şey değiliz. Kimin umurunda?
- Ben, çaldığım bütün zamanların vebalini, vicdan hapishanesinde ödüyorum.
Ölmesinden korktuğumuz ne varsa, hepsinin bir gün öleceği fikrine kendimizi alıştırmalıyız.
Duyguların mesela..
- En kötüsü de budur işte! Duygularımız öldüğünde, elimizde hiçbir şey kalmaz. Ne dost, ne sevgili, ne aşk, ne aile... Yaşamak, nefes almaktan ötesi olmaz. Ölmekse, kolay yola kaçmak ki o yol, yol olmaz. Sevginin öldüğü gün, ızdırap tek sırdaşımızdır. Neler çektiğimizi bir o bilir, kendinden. Bütün güvencemiz, bütün hırslarımız, bütün kaygılarımız... Hepsi ızdırabın bir parçasıdır ve bizi bizden uzaklaştırır. Ruhumuzu bedenimizden, gözlerimizi renginden, dudaklarımızı kelimelerden uzaklaştırır. Farkında mısınız bilmiyorum ama, uzaklaşıyoruz canlar! Bizi biz yapan her şeyden, her zerreden uzaklaşıyoruz. Ve işte en büyük mesafe burada çıkıyor ortaya. En büyük mesafe; insanın duygularının öldüğü yerde çıkıyor ortaya!
- Duygularımı öldüren katilin ellerini tutmama ramak kala, nefesim kesiliyor. Adaletinden öpeyim dünya!
Ölmesinden korktuğumuz ne varsa, hepsinin bir gün öleceği fikrine kendimizi alıştırmalıyız.
- Ki ölenle yaşanmıyor.

KİTAP İZLERİ

Kapak Kızı

Ayfer Tunç

Ayfer Tunç’un "Kapak Kızı" Romanı: Çıplaklığın Katmanları ve Toplumsal Yüzleşme Ayfer Tunç’un ilk olarak 1992’de yayımlanan ve daha sonra "zemin aynı zemin, inşa aynı inşa"
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön