"En iyi edebiyat, okuyucunun 'Bunu ben de yazabilirdim!' diye düşündüğü, ama asla yazamadığı edebiyattır." - Oscar Wilde"

Özgüven ile Sınır Tanımamak Arasındaki İnce Çizgi - Yazar Suat Altınok

Özgüven ile sınır tanımamak arasındaki ince çizginin giderek silindiği bir çağda, bireyin kendisiyle ve toplumla kurduğu ilişkiyi sorgulayan bir yazı.

yazı resim

Özgüven ile Sınır Tanımamak Arasındaki İnce Çizgi

Yazar Suat Altınok

Son yıllarda en çok duyduğumuz cümlelerden biri şu:
“Çocuğun özgüvenli olsun.”

Kim söylemiş olursa olsun, kulağa doğru geliyor.
Zaten kim çocuğunun ezilen, susan, kendini ifade edemeyen biri olmasını ister ki?

İstemez.

Ama galiba bir yerde bir şeyi eksik bırakıyoruz.

Şimdi etrafına bak…
Gerçekten özgüvenli insanlar mı çoğalıyor, yoksa kendinden başka kimseyi umursamayan insanlar mı?

Bunu ayırt etmek zor değil aslında.

Birine en ufak bir eleştiri yaptığında verdiği tepkiye bak.
Bir ortamda söz hakkı başkasına geçtiğinde ne yaptığına bak.
Bir “hayır” duyduğunda nasıl davrandığına bak…

Orada bir şey ortaya çıkıyor.

Çünkü özgüven dediğimiz şey, insanın kendini bilmesiyle ilgili.
Ama sınır tanımamak… o başka bir şey.

O daha çok, “ben ne istersem olur” hissi.

Ve bu ikisi birbirine karıştığında ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor.

İnsanlar konuşuyor… ama dinlemiyor.
Kendini anlatıyor… ama karşısındakini duymuyor.
Hak arıyor… ama başkasının hakkını hiç hesaba katmıyor.

Ve en garibi şu:
Bunu bir erdem gibi taşıyorlar.

Şimdi dürüst olalım…

Her düşündüğünü söylemek gerçekten cesaret mi?
Yoksa biraz kontrolsüzlük mü?

Her ortamda kendini öne koymak güç mü?
Yoksa görünme ihtiyacı mı?

Bazen insanlar “özgüvenliyim” derken, aslında sadece sınır tanımadığını ilan ediyor.

Ve bu, fark edilmeden büyüyor.

Çocuklara “sen özelsin” diyoruz.
Evet, doğru.

Ama aynı anda şunu söylemiyoruz:
“Başkaları da özel.”

Belki de bütün mesele tam burada başlıyor.

Çünkü kendini merkeze koyarak büyüyen biri, bir süre sonra dünyanın da onun etrafında dönmesi gerektiğine inanıyor.
İtirazı saygısızlık gibi görüyor.
Eleştiriyi kişisel algılıyor.
Sınırla karşılaştığında ise bunu baskı sanıyor.

Oysa gerçek özgüven, biraz da geri durabilmektir.
Yanlış yaptığını fark ettiğinde susabilmektir.
Ve en önemlisi, başkasının alanına saygı duyabilmektir.

Bugün biz çocuklara konuşmayı öğretiyoruz…
Ama dinlemeyi pek öğretmiyoruz.

Haklarını savunmayı öğretiyoruz…
Ama başkasının hakkını gözetmeyi değil.

Sonra ortaya çıkan tabloya şaşırıyoruz.

Bir öğretmene “sen ne anlarsın” diyen çocuk,
bir eleştiriyi hakaret sayan genç,
en küçük uyarıyı bile kaldıramayan yetişkin…

Bunlar özgüven değil.

Bu, sınır bilmemek.

Ve belki de asıl sorun şu:

Biz çocuklara güçlü olmayı öğretirken, iyi olmayı unuttuk.

Çünkü güçlü olmak dışarıdan görünür.
Ama iyi kalmak, içeride verilen bir mücadeledir.

Özgüvenli olmak kıymetlidir, evet.
Ama o özgüven, başkasını yok saymaya başladığında artık bir değer değil, bir soruna dönüşür.

İnce çizgi tam da burada.

Ve o çizgi fark edilmeden aşıldığında,
ortaya kendine güvenen insanlar değil…

kendisi dışında kimseye yer bırakmayan insanlar çıkar.

KİTAP İZLERİ

Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri

Emrah Safa Gürkan

"Ezbere Yaşayanlar": Modern Bireyin Konforlu Yanılgılarına Zihinsel Bir Baskın Emrah Safa Gürkan'ın kaleminden, "biricik" olduğumuz yanılgısına neşter vuran, disiplinler arası bir entelektüel serüven. Herkesin kendini
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön