..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Dünyayı isteyen bilime sarılsın, ahireti isteyen bilime sarılsın; hem dünyayı hem ahireti isteyen yine bilime sarılsın" -Hz. Muhammed
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Tarihsel Olaylar > Salih Zeki Çavdaroğlu




21 Şubat 2021
Tarih Boyunca Türkçemiz’ E ‘sadeleştirme’ Adına Yapılan İhanetler ve Bunun Sonuçları  
Salih Zeki Çavdaroğlu
Türkçe' nin Devlet Eliyle Bozulması...


:AIC:
10. yüzyıl sonlarında Karahanlılar Devleti ile toplum olarak İslâm’ a giriş yapan Türk Milleti; sonrasında Selçuklu Devleti ile geliştirdiği dil ve kültür kurumlarını, Osmanlı Devleti’ nin özellikle 17. Yüzyıl içinde muhteşem bir hâle getirdiğini görüyoruz.
Osmanlı Türkçesi oluşturulurken, özellikle dindaşı olan coğrafya’dan, yani Arapça ve Farsça’dan çok sayıda kelime alınacaktır. Buna da daha ziyâde ihtiyaç duyduğu kelime ve kavramları kendi dilinde bulamayınca, bu dillerden karşılamak ihtiyacı duyulur.
15. yüzyıl içinde Osmanlı Devleti’nin sınırlarının genişlemesi ve devlet disiplinin yerleşmesi sonucunda, Türkçe bu yüzyılda devlet dili, bilim ve sanat dili olmanın yanında, konuşma ve yazı dili birliği de sağlanmış ve bu dil ile edebî ürünlerini vermeye başlayacaktır.
XVI. yüzyıla gelindiğinde, üç kıtada hüküm sürmekte olan Osmanlı’nın bütün kurumlarında görüldüğü gibi, dil ve edebiyatta da bâriz bir gelişme kendini gösteriyordu. Artık Türkçe müstakilen, Arapça ve Farsça ile rekabet edebilecek bir seviyeye gelecekti.
Ancak 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren dilde başlayan yenileştirme hareketleri, 20. yüzyılın başlarına kadar devam edecek ve özellikle Tanzimat’la birlikte Batı kültürünün etkisi altına girmeye başlar. Dönemin edebiyatı, artık divan edebiyatının çıkıp, özellile Fransızca’ nın etkisi altında altında Avrupaî bir nitelik kazanmaya başlayacaktır.
Türkiye’de Tanzimat ile başlayan dil tartışmaları, İkinci Meşrutiyet döneminde bayağı bir hız kazanır.
Önce Meşrutiyet’ in daha sonra da Cumhuriyet’ in toplum, kültür ve medeniyet ideologluğunu üstlenecek olan Ziya Gökalp, dilde de değişimin öncülüğüne, Türkçülüğün Esasları adlı kitabının bir bölümünü de Türk dili ve edebiyatına ayırarak başlar.
Türkçe’ ye , tarihinde yapılan en büyük müdahale ve değişimin Cumhuriyet’le birlikte yaşandığını görüyoruz.
Özellikle Atatürk’ ün, Cumhuriyet’ in kuruluş döneminde, bizzat kendisinin dil tartışmalarına katılarak, dil reformunun başlatılmasında görüş ve direktifleri ile belirleyici olacaktır. Kendisinin; “Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti; dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtaracaktır” cümlesiyle belirlenen hedefin, “milli bir kültür yaratma mücadelesi” olduğu anlaşılmaktadır.
Devlet eliyle, 1934–1936 yılları arasında Türkiye genelinde, dil konusunda, tarama ve derleme çalışmaları yapılır. Toplanan verilerin değerlendirilmesi ve bir sonuca bağlanması için, bizzat Atatürk’ ün talebiyle, Fuat Köprülü, Ali Canip Yöntem, Necmettin Sadak ve Reşat Nuri Güntekin’in de aralarında bulunduğu bir komisyon, çalışmalara başlar. Bu komisyon, toplanan kelimelerden sadece 8000 civarındaki Arapça ve Farsça kökenli kelimeye Türkçe karşılık belirler ve meydana getirilen yeni kelimeler, bir “Cep Kılavuzu” kitapçığı halinde Atatürk’ün bilgisine sunulur. Ancak bu çalışma, Atatürk’ ü pek memnun etmeyecek ve Atatürk; “dil konusunda bir çıkmaza girildiği” gerekçesiyle, bu dil politikasından vazgeçecektir.
Başarısızlıkla karşı karşıya gelinen dil çalışmalarının hemen akabinde; yani 1936–1937 yılları arasında bu defa, dil felsefesi üzerinde yoğunlaşılır ve mâlum“Türk Tarih Tezi” nin paralelinde bir “Güneş Dil Teorisi”oluşturulur. 24 Ağustos 1936 tarihinde kabul edilen bu teorinin ana felsefesi, Türk dilinin kadimliği ve diğer dillerin ana kaynağını teşkil ettiği tezi ortaya atılarak, saplanılan tıkanıklıktan çıkıldığı kabullenilerek konu bir sonuca bağlanır.
1938’de başlayan, İsmet İnönü’ nün Cumhurbaşkanlığı döneminde, Türk Dil Kurumu, hükümetin desteği ile, dilde, ikinci bir sadeleşme dalgası başlattır. Dil sadeleştirmesi adı altında dilin yozlaştırılması, artık bir devlet politikası haline getirilecektir. Hükümetin hiç bitmeyecek olan, “Yabancı Kelimelere Türkçe Karşılık Bulma” kampanyaları, âdetâ, Başbakanlık, CHP teşkilâtı ve Halkevlerinin birinci derecede faaliyet alanları olarak ortaya çıkacaktır.
Türk kamuoyunda, 1946 yılı ile başlayan, demokratikleşme taleplerinin iyiden iyiye arttığı bir ortamda, Hükümetin dil politikası, özellikle dilbilgisi kuralları ile bağdaşmayan “uyduruk” kelimeler şiddetle eleştirilmeye başlar.
1950 seçimleri ile iktidar olan Demokrat Parti’nin, öncelikle ele aldığı meselelerden biri de “dil” konusu, dolayısıyla da “Türk Dil Kurumu” olur. Kurum’un yönetim yapısı değiştirilerek, ona yarı resmî bir statü kazandırılır. Ardından 1952’de Anayasa metnindeki Türkçe kelimelerin değiştirilmesine girişilir ve 1924’teki, dilin bozulmamış şekliyle, “Teşkilat-ı Esasiye” Kanunu yeniden yürürlüğe konur.
Demokrat Parti yönetimine göre, millet “Dil Devrimi” ne hiçbir zaman rağbet göstermemiş, hatta onu red ettiğinden, bu çabalardan artık vazgeçilmesi zamanının geldiğini her vesile ile ifade etmiştir.
27 Mayıs 1960 darbesi ile birlikte “Dil Reformu” tartışmaları, artık tamamiyle ideolojik tartışmaların polemik konusunu oluşturacaktır. Tartışmalar, kamuoyunda daha ziyade , Faruk Kadri Timurtaş’la, Ömer Asım Aksoy’ un arasında olur ve döneme damgasını vurur.

1970’ lerde tartışmalara artık yavaş yavaş eski şiddetini kaybeder ama; “dil” de eski dil oluşunu kaybetmekle kalmaz, ortaya bir ucube çıkar.

O güzelim Osmanlıca kelimeler artık meraklıları için sadece eski kitapların sayfalarında kalır.

Sonrasında, konuşulan, hatta yazılan dil tam anlamuıyla ”avamî “ bir hâl alır…

Meselâ ; KÂİNAT-Acun’ a, BERAÂT-Aklama’ya, ÂDET-Alışkı’ ya, HATIRLAMAK-Anımsama’ ya, HANIM-Bayan’a, ZEKÂ-Anlak’ a, TEREKE-Bırakıt’ a, BAKİYE-Kalıntı’ ya, ŞİMÂLÎ-Kuzeysel’ e, MAHSUS-Özgü’ ye, vd. bir çok sevimsiz “SÖZCÜK” lere bezenir dilimiz…


Salih Zeki Çavdaroğlu
20 Şubat 2021


https://ferahnak.wordpress.com/2021/02/21/tarih-boyunca-turkcemize-sadelestirme-adina-yapilan-ihanetler-ve-bunun-sonuclari/



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın tarihsel olaylar kümesinde bulunan diğer yazıları...
1923’ Te Okullarda Türk Mûsıkîsi Öğretimi Yasaklanmıştı!..
Ziya Gökalp
Türkiye’ Nin 'Batılılaştırılma 'Projesi Kapsamında Radyo’ Nun Misyonu Neydi?
Osmanlıca’ Nın Tüketilişi Dilimizi Tarzanca’ Ya Çevirdi
Ayasofya' Nın Müze Olarak Kullanılması Bir Mülkiyet Hakkı İhlalidir
Ziya Gökalp’' In Musıki İnkılâbı Günlerinde Kendinden Menkul Müzikologluğu
Türkiye" de "Müzik Inkılâbı" Nın Gerçekleşmemesini, "" Bunu Karşı Devrimciler Engelledi "" Tezi Bir Çaresizliğin İtirafıdır
Türkiye’ de Yargı 27 Mayıs Darbesi İle Birlikte Bir Anda Guguk’ A Dönüştü ve Meydana Gelen Hasar Bir Daha Asla Tam Anlamıyla Giderilemedi…
Sultanü'ş Şuara Necip Fazıl’a Dair Hatırlayabildiklerimiz…
Güftesi İle Bestesi Bir Türlü Barışmayan Metin

Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Türkiye’ Nin Önüne Konmuş ‘batılılaşma’ Hedefinin Ne Kadar Yanlış Bir Hedef Olduğunu Artık Anlamamız Gerektiği Günlerdeyiz
Chp Ne Kadar Solcu Ya da Sosyal Demokrat; Daha Doğrusu Bu İddiaları Ne Kadar Doğru?
Yazdıkları İle Yaşadıkları Aykırı Bir Sanat ve Edebiyat Adamı
Cumhuriyetimizin Kuruluş Felsefesi
Cinuçen Tanrıkorur
27 Mayıs 1960 Darbesini Öncesi ve Sonrasında Sıcağı Sıcağına Yaşamıştık
Türkiye’nin Siyaset Kroniği Piyanocusu Gene Hariçten Lied Okuyor!
Emperyalist Dünyanın Himayesindeki Piyanist Yine Sara Nöbetlerinde
Ülke Olarak Yıllardır Sosyal Şizofrenlerimizle Uğraşıyoruz…
Münasebetsiz Muhtar Efendi

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Vefatının 67. Yılında Ziya Osman Saba’ Yı Rahmetle Anıyoruz... [Şiir]
İki Bedene Tek Ruh [Şiir]
Adı Konulmamış Duygular [Şiir]
Hayal Bazan Gerçeği Aşar [Şiir]
Aşk Bir Terennüm İse [Şiir]
Yağmuru Beklerken [Şiir]
Sensizlik Beyitleri [Şiir]
"" Mâzi Kalbimde Yaradır "" [Şiir]
Her Şey Geçmişte Kaldı [Şiir]
Vesvese [Şiir]


Salih Zeki Çavdaroğlu kimdir?

Otuz yıldan fazla bir süredir Geleneksel Türk Musıkisi eğitimi aldım. Üsküdar Musıki Cemiyeti' nde 20 yıl korist - solist olarak görev yaptım. Bu güz Türk Musıkisi üzerine makaleler yazıyorum. (bkz. www. musikidergisi. com)

Etkilendiği Yazarlar:
N.Fazıl , C.Meriç, B.Ayvazoğlu,


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Salih Zeki Çavdaroğlu, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.