Dünyada insandan çok aptal var. -Heinrich Heine |
|
||||||||||
|
Tebuk seferinden dönüş mü? ABD adına tezler üreten siyasi uzmanlar ve ABD politikacıları 1979 yılında farklı bir kulvarda başlayan maratonunu bırakıp, bundan sonra yeni bir rotaya mı girmek istiyor? Bu soruya cevap bulmak şu an için zor olabilir. Ancak hissedilir tavırlar sergilemeye başlanmıyor da değil. ABD’de yayınlanandığı bildirilen bir araştırmada İran İslam cumhuriyeti’nin nükleer tesislerine doğrudan yapılacak bir saldırının İran’ın nükleer silah edinme azmini daha da arttıracağı endişeleri taşıyıp bu noktada ABD’li politikacıları uyararak’’ Amerika veya İsrail saldırısının İran rejimine duyulan halk desteğini arttıracağını ve Tahran’ı BM’nin nükleer gözlemcilik rolünü kesmek zorunda bırakabileceğini“ ileri sürmesi bir yana… İsrail ve Amerika başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de bilmiyor olmadıkları bir hakikat olarak, İran’ın yeryüzünde bozgunculuk çıkartacak hiçbir eyleme, mensubu olduğu dinin yüklediği sorumluluk gereği başvuramayacağı 60/8 İlahi mesajın kod açımı olan İslam anayasasındaki 14. maddesidir. Bunun dışında ‘‘İslam öncüsü’’nün bağlayıcılığı, yorum ve tartışma kabul etmeyen net açıklamaları, İslami halklar adına öncü olduklarını iddia edip halka kabul ettirmek isteyen politikacıların anlamak istememesi bir başka gerekçe taşıyor olsa da. İsrail’in 1981 deki Irak tesislerine saldırısı ile aynı sonuçları vermeyecek olan İran’a karşı olası saldırıya binaen değerlendirilmesi zorunlu olan birkaç konuyu başta İsrail ve ABD olmak üzere, İslami halkların da iyi bildikleri bazı konuları şu şekilde sıralayabiliriz. 1- İran Irak değil 2- Tahran hükümetinin hedefi ile Bağdat’ın hedefi aynı değil. 3- Yıl 1981 ve İsrail de 1981 döneminin İsrail’i değil! 4- İsrail’in Irak’ın nükleer tesislerine saldırdığı dönemde, Irak Irana karşı batı adına verilen fiili savaşın içinde idi. 5- Saddam Irak halkı adına verilmeyen bir savaşın yapay öncüsü idi. 6- Bugün bölgede İsrail’e karşı özellikle HİZBULLAH ve bir de Hamas var. 7- Suriye’nin tutumu 1981 döneminden farklı olacaktır. 8- İran savunma sanayi batının gördüğünün çok ötesindedir. 9- İran savunma teknolojisi dışa açık olmadığından dolayı içeriğine vakıf olunmamıştır. 10- Evrensel İslami hareketler 1981’e göre farklı bir evrededir. 11- İran halkı “adanmış” bir halktır. 12- “Öncü” kavramı İran halkına farklı bir sorumluluk yükler! Siyonistlerin, İran cumhurbaşkanı Sayın Mahmut Ahmedinecad'ın 14 ağustos 2008 de Türkiye'ye yapacağı ziyaretten ötürü İsrail’in Türkiye yi protesto eden mesajının altındaki asıl endişe "Holocaust“ masalından ziyade Türkiye ile İran arasındaki dostluk ve komşuluk ilişkilerinin gereği olarak, olası Teknoloji ve nükleer enerji bilgi akışının karşılıklı/tek taraflı aktarımlarından ötürü olmadığını kim bilebilir ki? Ayrıca İsrail’e göre; Sayın Mahmut Ahmedinecad'ın Türkiye ziyaretini “Türkiye Başbakanı Tayyib Erdoğan'ın İran ile Amerika arasında arabuluculuk girişiminde bulunduğu için İran ile daha yakın ilişkiler içine girdiğini, bu durumun da İsrail'de büyük rahatsızlık yarattığını…” şeklinde değerlendirmesini ne denli gerçekdışı ve mantığa sığmaz olduğunu, iki ülke (Türkiye/İran) arasındaki köklü ilişkilerin derinliklerinde yatan değerlerden kaynaklandığını görmemek; İsaril’in, Türkiye ye karşı açıkça ihanet veya gaflete dayanan bir tutumudur. İran’ın bu tür tavırlarına karşı ise, batının kendi kontrolünde tutmak istediği ‘‘güç kaynakları tek-el-inin’’ elinden çıkmasına zemin hazırladığından ötürü batı direniyor. Ancak “direncin, azmin karşısında yenildiğini’’ İran biz Türkiyelilere olmak üzere, dünyadaki güç kaynaklarından yoksun mahrumlara gösterdi” Şu halde; İsrail’in yeniden 90 adet F-161 savaş uçağı satın alması, daha önceden sahip olduğu nükleer başlık taşıyan denizaltılarına ek olarak, Almanya’dan 2 yeni denizaltı daha satın alması, İsrail’in HİZBULLAH Karşısındaki yenilgisinden ötürü kendisine yeniden moral depolama aktivitesinden öteye bir şey kazandırmayacak. İsrail’in İran’a olası saldırının sonuçları üzerinde yorumlarda bulunmaktan ise; İran’ın bu tür olasılıklara karşı tavrı ne oldu? Küresel güç diye adlandırılıp dünyaya dayatılmak istenen ABD. İsrail –ABD öncülü batının hedefindeki İran, son olarak gerçekleştirdiği ‘‘Büyük Peygamber-3’’ isimli tatbikatının “Ya Resulullah” şifresi ile başlamasının sırrına kilitlenmeden geçmişle ilintilemeye çalışalım. Tarihte yaşanmış ve tarihe yazılmış bir hakikat olarak, Tebuk seferinin şartları oluştuğunda kimin ne zaman ve nasıl davranacağını zamanımız bize göstermedi mi? Nitekim İslam Peygamberinin Tebuk seferinde söylediği nakledilen “Ben bir aylık uzak yerdeki düşmanın kalbine korku salmakla yardım olundum” hadisi de zamanı yakalamak adına ne tür eylemler de bulunulması gerekiri bize ne yi çağrıştırdığını biraz olsun anlamaya çalışmak düşüncenin doruklarına ulaşma gerekliliklerinden olmalı değil mi? Muhammed CAN Frankfurt 09.08.08 mcan313@yahoo.de
İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.
|
|
| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık | Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi | |
Book Cover Zone
Premade Book Covers
İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim
Yapım, 2024 | © Muhammed CAN, 2024
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz. |