..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
İnsan bir küçük dünyadır. (Mibres Kosmos) -Demokritos
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Başkaldırı > Hakan Yozcu




4 Nisan 2016
Sevgisiz Sevgi  
Hakan Yozcu
Peki sevgisiz sevgi olur mu? Sevmeden sevmek. Veya sevmediği halde sever gibi görünmek. Veya sevdiği halde, sevmemek. Adını varın siz koyun. Dedik ya ailelerde sevgi önemlidir. Bir baba düşünün. Gözünü para hırsı bürümüş. Varsa yoksa para. Başka bir şey düşünmemiş. Çocuklarının her bir ihtiyacını karşılamış. Bir dediklerini iki etmemiş. Onlar ne istemişse, on katı fazlasını almış. Çünkü maddi yönden hiçbir sıkıntı çekmemiş. Ve çocuklarına da çektirmemiş. Ama gelin görün ki, ömrü boyunca o çocuklarıyla bir gün dahi oturup oynamamış.


:IJF:

     Sevginin gücüne inanır mısınız? Ben, inananlardanım. Sevginin yıkamayacağı hiçbir güçlük, aşamayacağı hiçbir engel yoktur.
     İnsan, sevgi sayesinde yaşamının tadına varır. İnsan olduğunun farkına varır. Sevgi sayesinde yaşamına renk kadar, çeşitlilik katar. İçindeki tüm kötülükleri yok ederek, hayata daha başka bir umutla, daha başka bir gözle bakar.
     İnsan sevdiği müddetçe vardır. Hayatı sever. Anneyi sever. Babayı sever. Kardeşi sever. Akrabalarını, komşularını, hemşehrilerini, kendi milletini ve nihayetinde tüm insanları sever. Sadece insanları mı? Hayır. Hayvanları, bitkileri tüm doğayı sever. Bu neden sevgi insan için çok önemli bir kavramdır.
     Ailelerin temel yapısıdır sevgi. Eğer bir aile sevgi temeli üzerine inşa edilmişse o aile hayatta her şeye muvaffak olur. Bireyler tuttuğunu koparır ve daima mutlu olurlar. Çünkü içlerinde sevgi taşımaktadırlar.
     Önce anne ve baba birbirlerini severler. Birbirlerine saygı duyarlar. Hoş görülü olurlar. Çocuklarını da aynı oranda severler. Bu sevgiyi onlara da aşılarlar. Daha sonra diğer sevgileri öğretirler çocuklarına. Ve hep beraber, her şeye sevgi ile yaklaşırlar.
     Peki sevgisiz sevgi olur mu? Sevmeden sevmek. Veya sevmediği halde sever gibi görünmek. Veya sevdiği halde, sevmemek. Adını varın siz koyun.
     Dedik ya ailelerde sevgi önemlidir. Bir baba düşünün. Gözünü para hırsı bürümüş. Varsa yoksa para. Başka bir şey düşünmemiş. Çocuklarının her bir ihtiyacını karşılamış. Bir dediklerini iki etmemiş. Onlar ne istemişse, on katı fazlasını almış. Çünkü maddi yönden hiçbir sıkıntı çekmemiş. Ve çocuklarına da çektirmemiş. Ama gelin görün ki, ömrü boyunca o çocuklarıyla bir gün dahi oturup oynamamış.
     Evden, onlar uyurken erken saatlerde çıkmış. İş dönüşü eve geldiğinde ya onları uyur bulmuş; ya da kendisi yorgunluktan yemek bile yemeden kanepenin üzerinde uyuya kalmış. Ve acı son: Çocuklar büyümüş. Babalarına çok kızmışlar. “Sen zengin bir baba olabilirsin. Ama gerçek bir baba olamazsın. Çünkü sevgini bizimle hiç paylaşmadın” demişler.
     Sevgi üzerine kurulan aileler daha uzun ömürlü ve daha çok mutlu oluyorlar. Sevgi üzerine kurulmayan aileler er veya geç dağılmaya, yıkılmaya mahkum oluyorlar. Hele bir de kaderin zoraki de olsa birleştirdikleri aileleri bir düşünün. Nasıl mı? Alın size bu konuda şahit olduğum güzel bir hikâye:
     “Salih, çok genç yaşlarda ailesinin zoruyla evlendirilmiş mert, delikanlı biriydi. Oysa daha evliliğin ne demek olduğunu dahi bilmiyordu. Akrabasının kızlarıyla evlendirdiler onu. Oysa kızın da gönlü bir başkasında idi. Ama töre bu. Aileler bu evliliği istemişler ve bunu gerçekleştirmişlerdi.
     Salih’in üç tane çocuğu oldu bu evlilikten. İki kızı, bir oğlu vardı. Oğlan, en küçükleriydi. Salih, karısını seviyor muydu, sevmiyor muydu orasını kendisi de pek bilmiyordu doğrusu. Düzgün bir işi de yoktu. Babasının evinde kalıyor, orada ne bulurlarsa yiyorlardı.
     Kız çocukları olduğunda pek sevinememişti. Çünkü kızları misafir gibi görüyordu. Er geç karşılarına biri çıkacak, onunla evlenerek soyadını değiştirecekti. Ama erkek oğlan olunca sevinci yere göğe sığmamıştı. Ne de olsa soyunu bu erkek çocuğu sürdürecekti. Tekti. Kıymetli idi yanında. Bu nedenle daha kundakta iken onunla bir başka ilgilenir olmuştu. Onu bir başka severdi.
     Oysa eşinin pek de hoşuna gitmiyordu bu durum. Kendilerini sığıntı gibi görüyordu kayınbabasının yanında. Ayrı bir evi olsun istiyordu. Belirli bir işleri, belirli bir de gelirleri olsundu. Sıkıntı çekmesinlerdi. Bir de eşi ve çocuklarından başka kimseye hizmet etmek istemiyordu. Kendisini hizmetçi gibi görüyordu.
     Kısa bir süre sonra aile içerisinde tatsızlıklar başladı. Eşi memnun olmadığını söylüyor ve ayrı bir eve taşınmak istediğini dile getiriyordu. Salih hiç oralı dahi olmuyordu.
     Fazla çekmedi eşi bu durumu öyle. Her şeyi yüzüstü bırakıp gidiverdi bir gün. Dediler ki “eski sevdiğine kaçmış. Çocuklarını dahi hiçe saymış. Çünkü severek varmamıştı Salih’e. Kendi doğurduğu çocukları dahi, isteyerek doğurmadığı için, onlara sevgisini göstermemişti.”
     Boynu bükük kaldı Salih. Günlerce aradı eşini. Bulsaydı eğer bir kaşık suda boğacaktı. Alacaktı canını. Azraili olacaktı onun. Buna ant içmişti.
     Bulamayınca da “kör şeytana kör lanet” diyerek aldı çocuklarını uzaklaştı oralardan. Çok uzaklara, deniz aşırı gitti. Bir akrabasının yanına yerleşti.
     Orada kendisine hemen bir iş buluverdiler. İnşaatlarda çalıştı. Şoförlüğü de vardı Salih’in. Kamyon sürdü. Çocuklarına üç kuruş ekmek parası götürebiliyordu ya mutluydu.
     Kendisi işe giderken çocuklar akrabasının yanında kalıyordu. Ama bu nereye kadar gidecekti? Bir çözüm bulmalıydı. Onlara sürekli bakan, analık yapacak biri gerekti. Her şeyden önce çocuklar küçüktü. Hele Hasan daha yeni yeni konuşmaya yüz tutuyordu. O kadar küçüktü yaşı. Yemeğini yiyemez, sütünü içemez. altını temizleyemezdi. Her şeyden önemlisi sevgi isterdi. Daha bu yaşlarda anne sevgisinden mahrum kalmıştı.
     Diğer taraftan da akrabasının kızı Munise vardı. Munise ise güzel bir kızdı. Bakımlı ve alımlıydı. Kaç gencin yüreğini yakıyordu. Gelin görün ki o da gençliğinin kurbanı oldu.
     Evli bir adama aşık oldu Munise. Adam, kandırmıştı onu. “Eşimi boşayıp seni alacağım” dedi. İnandı buna Munisecik. Bohçasını alarak bir gece, gizlice kaçıverdi adama. Fazla değil bir hafta sonra adam “Deli misin, ben evli barklı biriyim, karımı boşayıp nasıl seni alırım?” diyerek geri yolladı onu evine.
     Yıkıldı Munise. Kimse bakmadı yüzüne. Ar getirmişti, namus getirmişti bir kere. Cezası belki de ölümdü. Ama evlattı işte. Atsan atılmaz, satan satılmazdı. Yüreğine taş bastı anası babası. Yine de evlatlarına kol kanat gerdiler. Ona sahip çıktılar. Yanlarına aldılar.
     Ama bir sefer adı kötüye çıkmıştı Munise’nin kim bakardı artık yüzüne? Kim alırdı onu? Kim “bu benim eşim” diye koluna takardı? Kahroluyordu Munise bunları düşündükçe. Ne yapmıştı? Nasıl böyle bir hataya düşmüştü? Canına dahi kıymak istedi. Ama can tatlı, yaşamak güzel; eli varmadı bir türlü bunu yapmaya.
     Ve Salih yetişti imdadına. “Bana varır mısın?” dedi. “İkimiz de kader kurbanıyız. Bak kader bizi, bize böyle gösterdi. Geçmişe bir sünger çekip, yeni bir sayfa açarak başlarız hayata” dedi. Yattı aklına Munise’nin, “yok” diyemedi.
     Düğün falan yapmadan evleniverdiler. Önceleri çok mutluydular. Her şey toz pembe geliyordu onlara. Beraber çalışıyorlar, işlerini güçlerini yapıyorlar, kimseye muhtaç olmuyorlardı.
     Çocuklara analık yaptı Munise. Yemeklerini verdi. Çamaşırlarını yıkadı. Banyolarını yaptırdı. Üzerlerini giydirdi.
     Bir de çocuk dünyaya getirdi Munise bu evlilikten. Nur topu gibi bir oğlan. Şimdi dört çocuk olmuştu evde. Dördüne de baktı Munise birbirlerinden ayırmadan.
     Okul zamanı her birini gönderdi okula. Tertemiz tiril tiril giydirdi. Saçlarını taradı. Ceplerine harçlıklarını verdi. Hiçbir sorun yaşamadılar.
     Salih, kızlar üzerinde sert baskı uyguluyordu. Her kızdığında “ananıza çekmezsiniz inşallah” diyordu. Kızlar da sessiz, ezik yetiştiler bu yüzden. Hep korktular babalarından. Çünkü ne zaman kızacağı, ne zaman bağıracağı, ne zaman döveceği belli olmazdı.
     Oysa küçük oğlana hiçbir şey demiyordu. Ne kızıyordu ona; ne de bir sille tokat vuruyordu. El üstünde tutuyordu onu hep.
     Çok geçmedi. Munise’den olan erkek çocuğu da fark etti bunu. “Anne, babam beni neden hiç sevmiyor? Hep ağabeyimi seviyor. Bana kızıyor, ona hiç kızmıyor” diyordu.
     Munise de “O senin baban oğlum. Babalar hem kızar, hem sever” diyordu. Zamanla ister istemez, çocuklar arasında bir soğukluk başladı. Munise farkında olmadan, kendi çocuğu üzerinde daha çok titriyordu. Salih büyük oğlanı el üstünde tutuyordu. Kızlar ise her haliyle dışlanmışlardı. Sessiz içe kapanık olmuşlardı.
     Yaşları artık evlilik çağına geldiği için istemeye gelenler veya haber salanlar oluyordu. Ama Salih her geleni kovuyordu. “Vermem!” diyordu da başka bir şey demiyordu. Bir akşam küçük kız eve gelmedi. Aradılarsa da bulamadılar. Ertesi gün aldıkları telefonla ev sessizliğe bürünmüştü. Sevdiğine verilmediği için kız, alıp bohçasını kaçmıştı. Kısa bir süre içinde de düğün yapıp evlendiler.
     İşte ne olduysa bu düğünde oldu. Gerçek anneleri çıkıp düğüne geliverdi. Çocuklarını yanlarına alıp konuştu uzun uzun.
     Munise bunu bildiği halde bir şey demedi. “Anneleridir. Konuşsunlar. Bunu onlardan esirgeyemem” dedi.

     O günden sonra büyük oğlan –Hasan- kimseyi dinlemez olmuştu. Hele Munise’ye düşmanca bakıyordu. Munise “Oğlum ne oluyor? Bir derdin mi var?” diye sorunca beklemediği bir tepki ile karşılaştı: “Bana oğlum deme. Sen benim annem değilsin”
     “Niye böyle konuşuyorsun? Tamam seni ben doğurmamış olabilirim. Ama şu ana kadar sana kim baktı? Kim analık yaptı? Kim altını temizledi? Hasta iken kim sabahlara kadar başında nöbet tuttu? Kim seni doktora götürdü? Analık sadece doğurmakla olmaz” dedi.
     Hasan, “Sen bunları yapmış olabilirsin. Ama ne zaman beni gerçekten sevdin? Ne zaman başımı okşadın? Ne zaman beni içten gelen duygularla öptün? Ne zaman beni kucakladın? Ama gerçek oğlunu yanından hiç ayırmadın. Hep onu sevdin. Hep onu öptün. Beni bir sefer dahi kucaklamadın” dedi.
     Munise “Ben sizleri hiç ayırmadım. Farklı görmedim Terbiyesizlik yapıyorsun” dedi. Hasan “Terbiyesiz sensin. Sen benim annem değilsin. Babamla evlendin. Bana bakmaya da mecburdun. Mecburiyetten bana baktın. Eninde sonunda sizin evliliğinizi bitireceğim. Babamla seni boşattıracağım” dedi.
Munise “Fazla ileri gidiyorsun. Bunları babanla konuşacağım” dedi. Hasan “İstediğini konuş, istediğini söyle. Ben gerçek oğlu olduğum için babam bana bir şey demez. Sen gününü görürsün” dedi.
     Tartışma artık o kadar ilerledi ki kavgaya dönüştü. Oğlan gençliğin de verdiği hızla annesinin kolundan tutarak onu yere çaldı. Tekmeyle vurmaya başladı. Munise bağırmaya başlayınca komşular imdada yetişti. Oğlan da oradan kaçtı.
     Salih akşam eve gelince olanları duydu. Ama nedense oğluna toz kondurmak istemedi. Kızına sordu. Kızı da “Oğlun bunu hep yapıyor. Anneme karşı geliyor. Ona sen benim annem değilsin, bana karışamazsın diyor, suç hep oğlunda”dedi.
Salih her şeye rağmen Hasan’a toz kondurmadı. Onu haklı görüyordu. Ne de olsa o erkekti. Munise ile kavga ettiler. Munise “Ben bunları hak etmiyorum. Oğlunla otur adam gibi konuş. Eğer oğlunla konuşmayacaksan tercihini yaparsın. Ya o, ya ben” dedi.
     Salih, “madem öyle ben de valizimi toplar giderim. Sen görevini yaptın. Çocukları büyüttün. Artık sana ihtiyacım kalmadı” dedi.
     O gece, Salih valizlerini ve çocuklarını alıp evden ayrıldı. Munise oğlu ile birlikte ve de yalnız yaşamaya başladı.
     Peki burada suçlu kimdi? Anne olarak görmediği Munise’ye karşı gelen Hasan!da mı? Oğluyla konuşmayan Salih de mi? Yıllar sonra ortaya çıkıp gelen ben sizin annenizim diyen kadın da mı? Yoksa, hepinize analık ettim, sevgimi hepinize paylaştırdım” diyerek farkında olmadan sevgisiz sevgi veren Munise de mi?
     Kararı siz kendiniz verin. Ama şunu da unutmayın, sevgisiz sevgi bir ailenin düzenini bozmaya yetti.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın başkaldırı kümesinde bulunan diğer yazıları...
İran’dan Acı Bir Aşk Hikâyesi

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
"Kuzucuk Köyü"nde Sabah Kahvesi
Düşen İlk Yağmur
Gulit
Emanet
Ritsa Gölü Efsanesi
Aksilikler
Bağdat Hurması
Nasılsın?
Ulu Çınar
Son Dua

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Minik Bir Şaire Rastladım [Şiir]
50. Yaş Şiiri [Şiir]
Yağmur [Şiir]
Yollarım Sana [Şiir]
Nar Gözlüm [Şiir]
Kazan Mesnevisi [Şiir]
Sen Bilirsin [Şiir]
Bırakıp Gitme [Şiir]
Yaşayan Ölü [Şiir]
Analar [Şiir]


Hakan Yozcu kimdir?

1964 doğumluyum. Kuzey Kıbrıs'ta yaşıyorum. 1988 Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldum. 20 yıl çeşitli okullarda edebiyat öğretmenliği yaptım. Uzun yıllar Yenivolkan ve Güneş Gazetelerinde köşe yazarlığı yaptım. Şu an Habearkıbrıslı ve Güncelmersin Gazetelerinde yazıyorum. Birçok internet gazete ve sitelerinde yazılarım yayınlanıyor. Şiir, öykü ve tiyatro oyunları yazıyorum. Bu alanlarda çeşitli ödüllerim var. Kendime ait basılmış "Güzel Bir Dünya" ve "Mesela Başka" isimli iki adet öykü kitabım var. 7 tane tiyatro oyunum var. 6 yıl Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü görevinde bulundum. Halen Başbakan Yardımcılığı Ekonomi, Turizm, Kültür Ve Spor Bakanlığı'na bağlı Müşavirim.

Etkilendiği Yazarlar:
...


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Hakan Yozcu, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.