..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"İşimden büyük tat aldığımı söylemeliyim." -John Steinbeck
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Roman > 1. Bölüm > Ömer Faruk Hüsmüllü




3 Kasım 2017
Köpeğin Adı Badi - 50  
Ömer Faruk Hüsmüllü
Ben bahçede bazen dolaşıyor bazen oturuyor bazen de yatıyordum. Terastan gelen gülüşleri ve konuşmaları duysam da ne olduğunu tam olarak anlamıyordum. Az sonra terastan çıkan dumanı gördüm, daha sonra da burnuma kızarmış et kokuları geldi.


:BAD:
Geçen gün akşam olmadan birbirinin peşi sıra üç otomobil geldi, hepsi dışarıda bahçe duvarının yanına park etti. Mavi renkli olandan Hoca, beyaz renkliden Cerrah yani doktor, siyah renkli lüks cipten de Tüccar indi. Gelenlerin hepsinin elleri kolları doluydu. Yiyecek, içecek getirmişlerdi. Gelenleri Kenan Baba karşılayıp terasa çıkardı.

Ben bahçede bazen dolaşıyor bazen oturuyor bazen de yatıyordum. Terastan gelen gülüşleri ve konuşmaları duysam da ne olduğunu tam olarak anlamıyordum. Az sonra terastan çıkan dumanı gördüm, daha sonra da burnuma kızarmış et kokuları geldi. İstesem ben de terasa çıkardım; çıkmadım. Neden mi? O zalim doktordan laf işitmemek için. Biliyorum, beni görünce mutlaka olumsuz ya da alaycı bir tepki gösterecek, belki de bana vurmaya çalışacak. Gerçi Kenan Baba varken vurmaya cesaret edemez ama...


Kenan Baba’nın sesini duydum. Bir kere daha tekrarlayınca beni çağırdığını anladım:

-Badi, Badi arkadaşım! Neredesin? Sen de gel! Çabuk buraya gel!

Koşarak merdivenleri çıktım, soluk soluğa kalmıştım. Hoca ve Tüccar benim bu halime güldüler; Doktor da pis pis yüzüme baktı. Masadan uzak bir yere oturdum.

Masa donatılmıştı, üzeri yiyecek içecek doluydu. Tabaklardaki etler bitmek üzereydi, ama mangalda daha kızaran pirzola, köfte ve tavuk etleri vardı. Dördü de kadehlerini tokuşturduktan sonra “Şerefe!” deyip içtiler. Tüccar şarap, diğerleri rakı içiyordu. Kenan Baba o yüzden Tüccar’a takıldı:

-Sacit, tüccarlığını içki sofrasında da gösteriyorsun. Şarap burjuva içkisidir derler. Sen de bizim gibi halktan biri olup aslan sütü içsen olmaz mı?

-Estafurullah Baba! Burjuva kim biz kim? İçmesi hafif, o nedenle şarabı tercih ediyorum. Hem besleyici, sağlıklı ve de kan yapıyor...

Sözünü bitiremedi, çünkü “kan yapıyor” deyince hepsi bastı kahkahayı. Tüccar gibi kilolu bir adamın kana ihtiyacı olabilir miydi?

Nasıl oldu bilmem, Doktor bir pirzola kemiğini önüme attı. Neden şaşırıyordum ki, adam çöpe atacağına bana verdi. Tabii ben atılan kemiğe kafamı çevirip bakmadım bile. Yemediğimi görünce sinirlendi:

-Çok da kibarmış bu Badi madi, dedi.

Kenan Baba, öfkesini belli etmeden ayağa kalktı, tabağından bir parça et aldı, getirdi önüme koydu. Eti hemen yuttum. Zaten o, hiçbir zaman bir yiyeceği uzaktan atarak bana vermez. Doktor, Kenan Baba’nın yaptığına kızdı:

-Buna fazla yüz vermiyor musun Baba? Et yemek onun neyine? Beğenmediği o kemiği yiyecek dünya kadar köpek vardır.

-Cihan Bey dostum, sen eskiden köylerde harman nasıl dövülürdü bilir misin?

-Bilmem, ben köyde hiç yaşamadım, bütün hayatım şehirde geçti.

-Harman düvenle dövülür, serili ekinleri o düven denilen altında kesici taşlar bulunan alet tane ve saman haline getirir. Düvenin önüne öküz, eşek, at hatta bazı yerlerde inek bile koşulur. Düvenin üzerine binen kişi harman yerinde sabahtan akşama kadar bu koşulu hayvanları döndürür. Düvene koşulu hayvanlar bazen dururlar başlarını eğerler biri sağından diğeri solundan bir miktar ekin alıp yerler. Bu onların hakkıdır, yemeleri asla engellenmez; akşama kadar istedikleri kadar yerler. Engellenmez, çünkü karınları doyunca hayvanlar zaten yemezler.

-İyi de bu anlattığının konu ile ilgisi ne?

-Şu: Badi bu evin bana göre bir ferdidir, evi bekleme görevini yapar. O nedenle bu evdeki yiyeceklerden yemek de onun hakkıdır.

Bu konuşma, buz gibi bir hava estirdi. Herkes sustu, bir müddet konuşmadı.

(Devam edecek...)



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın 1. bölüm kümesinde bulunan diğer yazıları...
Memleketimin Delileri - 1
Memleketimin Delileri - 2
Demokratik Deliler Devleti - 37 (Son Bölüm)
Göçe Göçe - Köyümüz Yok Olmuş - 48 (Son Bölüm)
Demokratik Deliler Devleti - 36
Göçe Göçe - Dedemi Bir Daha Görmedim - 47
Göçe Göçe - 10
Göçe Göçe - Asker Göçmenlere Ateş Açtıı - 26
Demokratik Deliler Devleti - 29
Göçe Göçe - Göçerken Düğün Yapmışlar - 42

Yazarın roman ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Bir Romanın Anatomisi: Mağaranın Kamburu
Bir Edebiyatçı Gözüyle Mağaranın Kamburu - Yorum: 4
Bir Felsefeci’nin Kaleminden Mağaranın Kamburu – Yorum: 6
Mağaranın Kamburu
Ücretsiz Kitap Dağıtabileceğim İstanbul’da Bir Mekan Arıyorum
Bir Anı Defteri Buldum - Roman
Mağaranın Kamburu Romanına Yönelik Okuyucu Yorum ve Eleştirileri - 2
Mağaranın Kamburu Romanına Yönelik Okuyucu Yorum ve Eleştirileri - 3
Mağaranın Kamburu Romanına Yönelik Okuyucu Yorum ve Eleştirileri
Bu Kitaptan da 100 Tanesi Ücretsiz!

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Kusurî"den Tırtıklama [Şiir]
Zam Zam Zam... [Şiir]
Tırtıklama (Kazak Abdal'dan) [Şiir]
Yoklar ve Varlar [Şiir]
Âşık Dertli"den Tırtıklama [Şiir]
Dostlarım [Şiir]
İstanbul,sana Âşık Bu Kul [Şiir]
Namuslu Karaborsacı [Şiir]
Elem Bağları [Şiir]
Toprağın Oğlu [Şiir]


Ömer Faruk Hüsmüllü kimdir?

Uzun süre Oruç Yıldırım adını kullanarak çeşitli forumlara yazı yazdım. İddiasız iki romanım var. Çok sayıda siyasi içerikli yazıya ve biraz da denemelere sahibim. Emekli bir felsefe öğretmeniyim. Yazmaya çalışan her kişiye büyük bir saygım var. Çünkü yazılan her satır ömürden verilen bir parçadır.

Etkilendiği Yazarlar:
Az veya çok okuduğum tüm yazarlardan etkilenirim.


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Ömer Faruk Hüsmüllü, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.