..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Mutlu köle çoktur. -Darwin
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Toplumbilim > Türk Şad Köktürk




20 Haziran 2004
Eski Türklerde Devlet - Millet - Hukuk İlişkisi  
Türk Şad Köktürk
Eski Türklerde çağımızın insanlarına garip gelen birçok anlayış mevcuttu.


:HHDF:
Eski Türklerde çağımızın insanlarına garip gelen birçok anlayış mevcuttu. Türkleri Batılılardan ayıran en önemli unsurlardan biri de muhakkak, devlet anlayışının gelişim biçimi idi. Batılılarda milletin, şahsın ve hukukun devletten daha önemli hâle gelmesi ancak yüzyıllar süren, kimi zaman kanlı mücadeleler sonucu da gerçek olabilmiştir. Batı demokrasisinin temelinde hukuk-devlet, millet-devlet, şahıs-devlet ve hatta sınıf-devlet çatışması vardır. Oysa Türklerde millet ve hukuk ve dolayısıyla kişi, devletle çatışmaksızın devletten daha önemli sayılabilmişlerdir. Bu durum İslâm'ın kabûlünden sonra zamanla değişmiş ve özellikle Osmanlı'nın ilk devirlerindeki Eski Türk anlayışının terk edilmesiyle bambaşka bir hâl almıştır.

İslâm öncesi Türklerde devlet-millet-hukuk ilişkisini inceleyebilmek için öncelikle devlet kavramının Türklerde ne ifade ettiğine bakalım. Devlet atalarımız tarafından "il" olarak adlandırılmıştır. Devleti yöneten "kağan" a bu yetki ve beceri "Tengri" (Tanrı) tarafından "kut" olarak verildiğine göre Türklerde il değerli ve kutsal görülmüş demektir. Türk Tanrısından gelen bu kut otoriter Türk devlet anlayışının da temelini oluşturmuştur. Buna göre devlet üzerine düşeni yaptığı sürece halk da itaatle yükümlüdür Devletin görevleri de kimi zaman "sosyal" dir. Nitekim Kül Tigin Yazıtı'nın güney cephesinde:

"Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum üçün, kağan oturdum.
Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım.
Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı?"

denilerek yapılan hizmetler anlatıldıktan sonra:

"Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat edilen beyler olarak mı
yanılacaksınız?"

denilmektedir ki yapılan hizmetlere karşılık halktan itaat beklendiği apaçık ortadadır. Yalnız bu itaat bir pasifizm şeklinde değildir. Millet -ki Türklerde "budun" olarak adlandırılmıştır- devletin kalkınması ve güçlenmesinde pay sahibidir. Bir kağanın nasıl başarılı olabileceği Kül Tigin Yazıtı'nın doğu yüzünde şöyle anlatılmıştır:

"Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta ikisi arasında insanoğlu kılınmış.
İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş.
...
Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku yine bilgili imiş tabiî, cesur imiş tabiî.
Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî."

Buradan da anlaşılacağı üzere Türklere göre devlet ancak milletin de "doğru" olmasıyla başarıya ulaşabilir. Üstelik devletin güçlenmesi ve zenginleşmesi aynı zamanda millet ve şahıslar için de zenginleşme demektir. Bunu İdil-Ural Tatarlarına ait bir Şaman duası ile (dilek ya da kileü) örnekleyebiliriz:

"Yer atası - alacasakal!
Yer anası - asıl bike!
Tepesine tokluğun ver,
Damarına gücünü ver,
İl üstüne bolluğun ver,
İl içinde bize de ver,
Başlıyoruz dileğimize
Kaldırıyoruz ellerimizi,
Güneş, şahit ol!"

İl üstüne bolluğun gelmesiyle il içinde budun da rahatlayacaktır. Türkler bunu yalnız Tengri'den değil, kağandan da beklerlerdi. Kağan ayrıca ilde düzeni ve asayişi de sağlamalıydı. Bunu başarabilen kağanlar halk arasında ölümünden sonra da kutlulanmıştır. Prof. Dr. Zeki Velidî Togan'ın yazdığına göre 1221'de Çingiz (Çengiz, Cengiz) Kaan'ı ziyaret eden Çao Hong adlı bir Çin elçisinin verdiği bilgiden Göktürklerden inme Şato Türklerine mensup olduğunu öğrendiğimiz Çingiz Kaan, işte bu asayişi sağlayabilmiştir. Ebû'l-Gazi Bahadır Han, Çingiz Kaan zamanında başının üstündealtın bir tepsi taşıyan bir genç bakirenin, Güneş'in doğduğu yerden battığı yere kadar hiç rahatsız edlilemeden gidebileceğini söyler. İşte Türk devleti ve kağanlarının temel görevleri bunlardır ve bunlar yerine getirildiği sürece halk itaat eder. Peki, devletin bu kadar değerli ve kutsal sayıldığı bir toplumda millet ve hukuk nasıl olur da devletle çatışmaksızın devletin önüne geçebilir? İşte Türk devlet anlayışını ilginç kılan da budur.

Ön Türk tarihi araştırmacısı Kâzım Mirşan'ın okuduğu (bu okumanın tartışmalı olduğunu söylemeliyim.) nota şeklindeki bir yazıtta (Kırgızistan - Talas Vadisi- Açıktaş Mevkisi Yazıtı) şunlar söylenmektedir:

"1. Liderlik sahipliği Deniz aşa halk:
2. İşbu yetkilin ON-Federasyonu lideridir.
3. halkımın isteklerine itaat et!
4. Namı akınlarda şöhret bulan lider yazdı bu notayı
5. barışsever olarak, ve
6. bu barış şartları için yüce andım teminattır.
7. Bu (yazıyı yazan) ordu akını yetkilisinin
8. öğüç ile duyulan namı
9. "Devlet Lideri" dir."

Görüldüğü üzere "Devlet Lideri" kendisine değil, "halkının isteklerine" itaat edilmesini emretmektedir. Bu açıkça milletin devletten daha ön planda olduğunu göstermektedir. Millete karşı görevlerini yerine kağanların "kut" larını kaybettikleri gerekçesiyle tahttan indirilebilmesi de bu durmu işaret eden başka bir gelenektir.

Budun ilden üstün iken "Eski Türk Hukuku" sayılabilecek bir nitelikte olan "töre" nin yeri neydi? Bu konuda öncelikle Prof. Dr. Attila Özer'in görüşlerini yansıtalım:

"...Bu usûlle "İl (Devlet) Gider, Töre Kalır" anlayışı
ortaya çıkmıştır. Burda vurgulanmak istenilen gaye
devletin geçici, törenin yani hukukun daimî olduğu gerçeğidir.
Bu anlayışa göre Türklerde töre yani hukuk devletten önce
gelir. Devlet her zaman töre'ye riayet etmek zorundadır."

Demek ki, töre de budun gibi ilden önce gelir. Töre ve budun arasındaki ilişkide ise öncelik-sonralık pek de belirgin değildir. Yine de Türkler için törenin ayrı bir yeri olduğu söylenebilir. Yalnız unutulmamalı ki Eski Türklerde töreyi yaratan da bizzat budundur. Bu bakımdan tabiî bir hukuk anlayışından söz edilebilir. Bu yüzden töreye hürmey bizzat buduna saygı göstermektir.

Eski Türklerde devlet-millet-hukuk -ya da eski adlarıyla il-budun-töre- ilişkisi hakkında tüm bilgileri derleyici bir karara varmak gerekirse, denilebilir ki Türkler millet ve hukuku o kadar kutsal saymışlardır ki zaten kutsal olan devlet bile onların gerisinde kalmıştır. Üstelik bu anlayışın gelişmesinde bütün medenî dünyayı kıskandıracak şekilde halkın devletle çatışmasına gerek kalmamıştır. Bu anlayış, eğer İslâm adı altında Arap ve Fars kültürünün etkisine maruz kalmaış olsaydık, bugün çok daha farklı yerlerde olmamızı sağlayabilirdi.

Kaynaklar:
Ergin Muharrem, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları
Çoruhlu Yaşar, Türk Mitolojisinin Anahatları, Kabalcı Yayınevi
Atsız Hüseyin Nihâl, Türk Tarihinde Meseleler, İrfan Yayınevi
Popüler Tarih Dergisi
Türk Dünyası Tarih-Kültür Dergisi
Özer Attila, Türklerde Devlet Anlayışı ve Demokratik Rejim



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Karadeniz Türklüğü

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Türk Duası [Şiir]
Çanakkale'de Erler [Şiir]
Atayurtta Sabahlamak [Şiir]
Mavi Ejder [Şiir]
Türk'ün Kaderi [Şiir]
Tarihin En Büyük Kahramanına [Şiir]
Sır [Şiir]
Üç Mayıs'ın Altmışıncı Senesi [Şiir]
Vurun Beni [Şiir]
O Günleri Özlemek [Şiir]


Türk Şad Köktürk kimdir?

Türk'üm Türkçüyüm Atatürkçüyüm

Etkilendiği Yazarlar:
-


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Türk Şad Köktürk, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.