..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Herşeye imgelem karar verir. -Pascal
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Anı > Mehmet Atılgan




5 Haziran 2005
Öğretmen Nasıl Ağlatılır?  
Hayatımda hiç kopya çekmedim. Bir kere çekmeye kalkıştım...

Mehmet Atılgan


Hayatın her alanında olduğu ibi, öğrencilik yaşamımın her karesinde de şanssızlık yakamı hiç bırakmadı.


:BJEF:

Gerçi şimdiki çocuklar hârika mı, yoksa bizim zamanımızda mı imkânlar yoktu bilmiyorum ama; eskiden doğrudan sınıf geçen, sınıfta kalmadan öğrencilik yaşamını tamamlayan kişiler parmakla sayılırdı. Hele taktir almak, teşekkür almak, Türkiye’de vatandaş olmak kadar zordu.
Bu günlerde ÖSS, LGS gündemde olunca, öğrencilik anılarım aklıma geldi. Daldım gittim, 25-30 yıl öncelerine…
18 yıl okula gittim. 1 yıl da lisans tamamlamayı sayarsak, 19… Şimdiki çocuklar gibi günde 5-6 saat ders çalışmazdım ama, çok da tembel sayılmazdım. Buna rağmen teşekkür belgesi nasıl olur, taktir belgesinin şekli, rengi nasıl olur hiç bilmem. İkmâle kalmadan direk geçip, kesintisiz bir yaz tatili yaptığımız da az olmuştur.
Her gittiğim yeri kuruttuğum gibi, uğursuzluğumdan okullar da hep nasibini aldı.
Sene 1971… Şimdiki gibi Anadolu liseleri, Fen liseleri filan yok. Sınavla öğrenci alan askeri liseler, öğretmen okulları, polis okulları, yapı sanat liseleri, tapu kadastro liseleri gibi okullara herkes girmeye çalışırdı. Benim askeriyede, polislikte filan gözüm yok. Ortaokulu bitirdik, öğretmen okulu sınavına girdim. Talep çok fazla. Örneğin 50-60 kişi alınacaksa, 700-800 başvuru var. Teşekkürlü, takdirli, madalyalı bir öğrenci olmasak da, kazandık nasıl olduysa. Başladık okula, o da ne? Bizim 3 sene okuyup, öğretmen olacağız diye başladığımız okul, ben okula adımımı atar atmaz 4 yıla çıktı. Benim yüzümden yüzlerce öğrenci de 1 sene fazla okudu.
Neyse 4 sene sonra okulu bitirdik. Sıra geldi üniversite sınavlarına. O zamanlar, dersane yok, özel ders yok. Laf aramızda biraz da haylazlık var. O yıl Öğretmen Okulu 300 civarında mezun verdi. Bir kısmı ilkokul öğretmenliğini tercih edip üniversite sınavlarına girmedi. Girenlerin sayısı 150 civarındaydı. Özellikle son sınıftaki zibidiliğimizden dolayı, benim sınavı kazanacağıma ihtimal veren pek yoktu. Hatta öğretmenler, çok başarılı 10-15 öğrencinin tercih formlarını kendileri doldurup, uçak mühendisliği, tıp fakültesi gibi süper okulları işaretliyorlardı. Beni hiç kaale alan yoktu. Hatta felsefe hocamız “Sen üniversiteye girersen, ben öğretmenliği bırakırım” diye de sağolsun bana moral vermişti. Uzatmayalım girdik sınava. O zamanki soruların büyük çoğunluğu genel yetenek sorularıydı, ezbere dayalı sorular azdı. O yıl bizim okuldan 3-4 kişi kazandık. Bir arkadaş Ankara Siyasal’ı, ben Gazi Eğitim Türkçe’yi, bir arkadaş Ticaret Turizm Yüksek Okulu’nu… Gerçi Nurettin Hoca sözünde durmadı ya, yine de tebrik edip, gönlümü aldı. Ben de ısrarcı olmadım, adamı mesleğinden etmenin âlemi yok diye…
Hani dedik ya, bastığımız yerde ot bitmez diye. Gazi’ye kayıt yaptırdık, okula başladık. Olaylar nedeniyle okul 1 yıl kapatıldı. Her yerde olay var da, sırf ben orada olduğum için sadece Gazi kapatıldı. Velhasıl 3 yıl diye girdiğimiz okulu da 4 yılda bitirdik. Binlerce öğrenci de benim ateşime yanıp, 1 yıl geç diploma aldı.
18 yıllık öğrencilik yaşamımın en ilginç yanı, hiç kopya çekmemem oldu. Hiç beceremedim o işi. Gerçi sağ-sola çok bakardım, 1-2 soru çalardım ya, kendi imkânlarımla kopya çekip beleşten birkaç not fazla alamadım hiç; hâlâ yanarım o beceriksizliğime… Bir kez deneyecek oldum, kıyamet koptu.
Öğretmen Okulu’nda bir Dindersi hocamız vardı. Yazılılarda soruyu sorar, arkasını döner, yazılı boyunca pencereden dışarıyı seyrederdi. Zil çalınca kafayı çevirip, kağıtları toplardı. Herkes, kitapları masanın üzerine çıkarır, duaları, sureleri, İslamın-İmanın şartlarını harfiyen yazardı. Ben yapamadığım için 6-7 filan alırdım, sınıfın tümü 9-10 alırdı. Yazılıları okuyunca da Hoca bana kızardı, “Sen nasıl Müslüman evlâdısın, bak arkadaşlarına; herkes 10 alıyor, sen 7’yi geçemiyorsun” diye. Tabi “Hocam herkes kitaptan yazıyor, ben bildiğimi yazıyorum, bu fark ondan” diyemediğim için de, hocanın gözünde “kâfir” gibiydim. Bir gün “kâfir”likten kurtulayım diye, Dindersi yazılısında hoca soruları sorup arkasını dönünce, herkes gibi ben de kitabı masanın üzerine çıkarıp yazmaya başladım ki; olan oldu... Öğretmenlik yaşamı boyunca yazılılarda hep dışarıyı seyredip, hiç sınıfa dönmeyen Hoca’nın dönüp bakacağı tuttu. Kafayı çevirir çevirmez de, beni görmez mi?... Hışımla kalkıp geldi, benim yakama yapıştı. O dev gibi 2 metre boyundaki adam, bir ağlamaya başladı ki sormayın. Bir yandan hüngür hüngür gözyaşı sel olup çağlıyor, bir yandan da “Müslüman evlâdı kopya çeker mi” diye beni hırpalıyordu. Bu arada herkes kitapları kaldırdı, bir tek ben yine Hoca’nın gözünde “kâfir” kaldım.
Hoca'mızın ağlayışı bize öyle ilginç gelmişti ki, bir başka yazılıda, notları iyi olan ve sıfır" aldığında ortalaması tkilenmeyecek bir arkadaşı ayarttım. Kopya çekmesi için ikna ettim. Yazılıda, Hoca, yine soruları sorduktan sonra her zmank gibi yine dışarıyı seyretmeye daldı. Bizim arkadaş kitabı masanın üzerine çıkarıp kopya ekmye başladı. Tam o sırada ben Hoca'ya seslenerek, "Hoca'm, şu soruyu anlaymadım" dedim. Hoca dönünce, bizim kopya çken arkadaşı gördü ve "Müslüman evladı kopya çeker mi" diyerek, iki gözü iki çeşme yine ağlamaya başladı. Hoca'nın ağlması okulda aylarca konu oldu.
Velhasıl, hayatın tümünde olduğu gibi öğrencilik yaşamımın da her karesinde şanssızlık yakamı bırakmadı. Daha buna benzer neler oldu neler. Ama şimdilik içinizi daha fazla karartmayayım. Diğerlerini de sonra anlatırım.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Ptt Ne İş Yapar?
Abdallar ve Kırşehir'e Üniversite
Yaşanmış Kırşehir Esprileri
Kendini "Ti"ye Almak Erdemdir
Rakı Ucuz Olsa Da, Çoluk - Çocuğa da İçirsek!..
Bu Senenin Modası Sizce Ne?
Bu Ne Türkü Âh!..
Zevkler ve Renkler Tartışılmaz mı?
"Sigarayı Bırak!"
Şeytandan Medet Umuyoruz

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Mönüsüz Aşk [Şiir]
Beceremedim İşte [Şiir]
Hayatın Acımasızlığı [Deneme]
Yazlık Yüreğim [Deneme]
Dost Değil Bu Amerika!.. [Deneme]
Eleştiri Özgürlüğü ve Hoşgörü [Eleştiri]
Türkiye'de Demokrat Olmak Zor! [Eleştiri]
"Gonül"lerde Neşet Ertaş... [İnceleme]


Mehmet Atılgan kimdir?

20 yıldır yazıyorum. Daha çok güncel olayları, sorunları, çelişkileri makale olarak yazmaya çalışıyorum. Takıntılar, çelişkiler, aksaklıklar, aykırılıklar dikkatimi çeker. Şirin Kırşehir; Kaman ve Ceviz:; Çukurova'dan Kaman'a Dadaloğlu adlarında 3 kitabım yayınlandı.

Etkilendiği Yazarlar:
Yaşar Kemal, Gorki, Aziz Nesin, Zülfü Livaneli, Uğur Mumcu, Üstün Dökmen gibi yazarlarla; Hasan Pulur, Selahattin Duman, Deniz Som, Melih Aşık gibi gazetecileri beğeniyle okurum.


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Mehmet Atılgan, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.