..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Doğallık sahip olunan değil, kazanılması gereken bir erdemdir. -Cervantes
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Dinler, İnançlar ve Ateizm > Hulki Can Duru




14 Ağustos 2010
Paganlıktan Gelme Bir Tapınma Şekli: Namaz (2)  
Putperestliği aklama çabaları: Neo-Paganizm

Hulki Can Duru


Din ve dinsel tapınmadaki bir çok adetin putperestlikten kaynaklandığı arkeolojik bulgular ve araştırmacılar tarafından gün ışığına çıktıkça İslam, Yahudi, Hristiyan yeni yetme ilahiyatçıları ve tarikat önderleri bunlara kılıf bulma ve bunların kutsal bir kökten geldiğini kanıtlama çabasına girişmişlerdir.


:HDBI:
Bu bölümde değerli İz Edebiyat üyelerinin eleştirimin ilk bölümü hakkında yapmış oldukları bazı yorumlara yanıt vermeyi, konuyu biraz daha açarak bazı ek bilgileri paylaşmayı gerekli gördüm.

Kuşkusuz, her kültür ve uygarlık gibi İslam kültür ve uygarlığı da arifler ve bilgeler yetiştirmiştir. Bunlar içinde İslam ve Kuran'ı eleştirenler olduğu gibi İslam düşüncesini aşan çok üst bireşimlere ulaşanlar da olmuştur.

İslama ilk karşı çıkanlar arasında Mutezile akımı en önemlisidir. Mutezile okulu boş inanç ve hurafeler yerine, akıl ve mantığı ön plana almıştır. Öte yandan, İbni Rüşt, Mevlana, Ömer Hayyam, Yunus Emre, Pir Sultan, Hacı Bektaş gibi düşünürler de dogmatizm ve şekilciliği aşan nirengi noktalarına ulaşmışlardır.

Namaz yerine “Sema”yı benimseyen Mevlana, Fihi Mafih'de Hallacı Mansur'un ünlü “Ben Tanrıyım (Enel Hak)” sözünün büyük bir tevazu (alçak gönüllülük) göstergesi olduğunu savunmuş, asıl “kutsal kitap”ın insan olduğunu dile getirmiştir: “A insan, Tanrı kitabı sensin, sen.”

Yunus Emre cennet ve hurilerle dalga geçmiş (cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri, başkasına ver sen onu, bana seni gerek seni); Ömer Hayyam “Rintlerin yolunda kendini unut; Namazın, orucun kökünü kurut; Putların, Kabenin istediği: Kölelik; Çanların, ezanların dilediği: Kölelik; Mihraptı, kiliseydi, tesbihti, salipti: Nedir hepsinin özlediği? Kölelik.” rubaisiyle şekilci ve görsel tapınmaya karşı çıkmıştır.

Bu eleştirel örnekleri çoğaltmak tabi ki mümkündür. Tüm bu düşünürlerin amacı, kuşkusuz ne fitne, ne de fesat, ancak gerçeği, salt gerçeği ve hoşgörüyü arama tutkusuydu.

İslam karşıtı görüşler geliştirdikleri için Mutezile akımını ve bu düşünürleri “İslam konusundaki bilgisizliklerini göstere göstere milyarlarca inananı ilgilendiren bir din konusunda yalan yanlış ahkam kesebiliyorlar” diye suçlamak mümkün müdür? Herşeyden önce bunların hiçbiri “bilgisiz” değildi ve bir çok bilgi kaynağına sahiptiler.

Günümüzde ise ansiklopedik bilgi kaynakları eski devirlerle mukayese edilemeyecek kadar büyük bir gelişme göstermiştir. Eğer bugünkü gibi bilgiye kolayca ulaşma olanakları Mutezile'nin elinde olsaydı ortada belki din diye bir şey de kalmayabilirdi !

O halde, bir çok yerli ve yabancı ansiklopedik ve bilimsel kaynağın yanı sıra İslami kaynaklardan da faydalandığım halde neden ben bu konularda bilgisizlikle ve yalan yanlış ahkam kesmekle suçlanıyorum?

İslam konusu kimsenin, uhdesinde, tekelinde değildir. Esas cahiller ve yalan yanlış ahkam kesenler din adamları, mollalar, tarikatçılar, şeriatçılar ve ulema pozlarında yeni yetme ilahiyatçılardır. Çünkü onlar dinden nemalanır, çıkarları vardır.

Din, teoloji, eskatoloji, tasavvuf ve teozofi benim özel ilgi alanım olup 42 yıldır sürekli araştırıp incelediğim bir konudur. Yapmış olduğum eleştirilerde hiçbir din veya dinsel kültürünün kötülenmesi veya yadsınması gibi bir durum söz konusu değildir. Her dinde güzellikler, iyi yanlar olabilir.. Putperest dinler de bile... Benim üzerinde durduğum husus salt gerçeklerdir.

NAMAZIN KÖKENİ
İlk devirlerde Ortadoğu halkları birbirlerini eğilerek, hatta yere kapanarak selamlıyorlardı. İbrahim peygamber yabancı misafirleri görünce yere kapanır; Yakup ağabeyi önünde 7 kez yere kapanır; Yusuf'un kardeşleri de onun önünde yere kapanırlar. (Tevrat, Yaratılış 18:2; 33: 1-3; 26-28). Bu şekilde saygı sunma geleneği daha sonra Allah'a, ilahlara ve putlara da gösterilmeye başlayınca “yere kapanarak, secde ederek” tapınma da başlamış oldu. (Tevrat, Yaratılış 17: 3; 24:52)

Zamanla diz çökerek, çömelerek, yere kapanarak, rüku ve secde ederek tapınma “namaz” adıyla ilk kez İran'da, Zerdüşt (Mecusi) dininde uygulanmaya başlandı (İÖ VI. Yüzyıl). Müslümanlık ortaya çıkınca bu tapınma şeklini benimsedi ve sıkı bir disipline bağladı. “Namaz” sözcüğünün Arapça değil Farsça kökenli olması bu adetin eski bir İran dini Zerdüştlük'ten geldiğinin en açık göstergesidir. Müslümanlıkta “namaz” tabi ki ateşe tapmak değildir, ancak, Zerdüşt dininde namaz bu anlama gelir.

İşte bu nedenle olsa gerek Müslümanlık, putperest birer din olan Zerdüştlük ve onun benzeri Sabilik'i hak din olarak kabul eder, Zerdüşt ve Sabileri kitap ehli sayar. ( Bakara 62, Maide 69, Hac 17)

ZERDÜŞTLÜK
Kuran'da adı geçen ve ateşe tapanların dini olarak bilinen Zerdüştlük (Mecusilik) İÖ VI. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Tek tanrılı bir din olduğu ileri sürülse de çeşitli tanrılara, meleklere, şeytanlara inanırlar. Baş tanrı Ahura Mazda'dır. Cinvat köprüsünden geçmeyi başaran müminler cennette iri göğüslü hurilerin yanına gider, köprüden aşağı düşenler ise cehennemi boylar. Ateş kutsaldır ve Ahura Mazda'nın oğlu olarak telakki edilir. Ateşten geçerek günahlardan arınma sağlanır. Tapınaklarında ateşin durduğu yere “Kıbleah” (Kıble) derler ve ateşe dönerek günde 5 kez namaz kılınır.

İÖ 700-600 veya İÖ 628-551 yaşadığı sanılan İranlı peygamber Zerdüşt, Astroloji Okulu’nu kurmuş ve İran mitolojisindeki bilgelik tanrısı Ahura Mazda’nın kendisine göründüğünü iddia etmiştir. Zerdüşt inancında yaratıcı iyi tanrı “Ahura Mazda” (Hürmüz) ile kötü tanrı “Angra Menyu” (Ehriman) mücadele halindedir. Zerdüştlüğün kutsal kitabı “Zend Avesta”da Zerdüşt’ün hayatı ve öğretisi anlatılır. “Yasna” kitabı dinsel ayinler ve Gataları (ilahileri); “Visperet” kitabı yakarışlar ve duaları, “Vendidat” kitabı Ahura Mazda ile peygamber Zerdüşt arasındaki söyleşileri kapsar.

V. yüzyılın ikinci yarısında Zerdüştlüğü geliştiren İranlı dinbilgini Mezdek bu dinin toplumsal, siyasal ve ahlaki ilkelerini ortaya koyar. Kıskançlık, anlaşmazlık ve çatışmanın temelinde özel mülkiyet olduğunu gösterip mülk ve kadınları ortak kullanılması gerektiğini savunur. Kurban, kan akıtmak ve et yemek günah kabul edilir.

İran hükümdarı Kubat döneminde ( 488-531) Zerdüştler yağmacılığa ve tecavüze yönelince ileri gelenleri öldürülür (528). “Muhammere, Hürremilik, Babailik” adlarıyla ortaya çıkan tarikatlar da Zerdüştlüğün kalıntılarıdır. İslam bunları ortadan kaldırır. Ancak, Cebriler (Guébres) adını alan bir grup VIII. yüzyılda Hindistan’daki Katiyavar kentine kaçarlar. XVI. yüzyılda Bombay’da güçlenirler. Günümüzde 1917den itibaren Neo-Mazdaizm (Mazdaznam) adıyla ABD ve Avrupa’da tarikata dönüşmüşlerdir.

SABİLİK
Yine Kuran'da adı geçen gnostik bir din olan Sabilik'in ise İÖ XI. yüzyılda ortaya çıktığı sanılmaktadır. Ancak, bu kesin değildir. Babil sürgününden artakalan İbranilerin paganlık, Hristiyanlık ve Yahudilik karışımı dinleri olduğu öne sürülür. Astroloji inancı vardır. Gezegenler, yıldızlar ve burçların insanları etkilediğine inanırlar. 7 gezegen için günde 7 kez veya 3 kez namaz kılarlar. İsa’yı vaftiz etmiş olan Vaftizci Yahya’yı en büyük peygamber olarak tanırlar. Batı dünyasında ilk kez Portekizli misyonerler bunlara “Mandaya” (Mandeyen/Mandeist) adını verdiler (manda = gnos). Araplar da bunlara “Sabi/Subba” (vaftizciler) adını taktılar.

Sabilik, Sabiyye, Mandeizm, tüm bu terimler aynı dini kasteder. Son araştırmalar Sabilik’in, genelde Aramiler arasında görülen Babil, Zerdüşt (Mecusi), Yahudi ve Hristiyanlık karışımı bir din olduğunu gösterir. Günümüze kadar gelen Sabilerin sayıları az da olsa çok zengin yazılı dinsel yapıtlara sahiptirler.

Sabi inancına göre bu din Mandedeye (veya Manda) isimli haberci bir melek tarafından Vaftizci Yahya’ya vahyedilmiştir. Göklerin elçisi Mandedeye’nin kutsal esininden dolayı Sabiler, kendilerini Allahın sevgili çocukları kabul ederler. Kutsal kitapları “Ginza” ruhun öte dünyaya yolculuğu hakkında mitolojik metinler, şiirler, ilahiler içerir. “Kolastra” kitabı, tapınma ve dinsel törenlerde okunan duaları, “Kitabı Yahya” isimli kitap Vaftizci Yahya, Meryem ve peygamber Amos ile ilgili öyküleri kapsar. Bunların dışında kurşun levha ve tuğla üzerine yazılı bir çok dinsel yapıtları vardır.

Sabilik eski Pers ve Mani (Manikeizm) dinlerinin izlerini de taşır. Temel inanç, dünya ile ahret (aydınlık ve karanlık) arasındaki ikili çatışmaya dayanır. İnsan ruhu aydınlığı, beden karanlığı temsil eder. Aydınlığı temsil eden ruh, ölümü özler; dinin gereklerini yerine getiren ruh, ölümle birlikte “Işıklar Sarayı”na yükselecektir.

Sabilik törenleri arasında “Masbotha” denilen vaftiz yoluyla arınma en önemlisidir. “Pihta” ve “Mambuha” denilen kutsanmış besin ayinlerinin ise Babil’den geçtiği sanılmaktadır. Kehanette bulunmak, büyü, müzik, raks Şeytan işidir. Sabilere göre Muhammet “cinli”dir, şeytanın ta kendisidir. Sabilerin cehennemlik olarak nitelediği dinler arasında Hristiyanlık ve Yahudilik de vardır. Ruhban sınıfı son dönemlerde ortaya çıkmıştır. Günümüzde Sabi olanların sayısı 7.000 dolayında olup çoğunlukla Aşağı Dicle ve Fırat nehri boyunda, Beyrut ve Şam’da yaşarlar. Tapınakları penceresiz kulübelerdir. Önlerinde bir havuz bulunur.

Namaz kılan Yahudi ve Hristiyan mezhep ve tarikatlar da vardır. Ancak Musa'nın öğretisinde temel tapınma belli bayramlarda kurban sunmak ve Şabat günü (cumartesi) hiçbir iş yapmadan dinlenmektir. Ne Tevrat, ne de İncil'de Kuran'daki gibi namaz kılınması hakkında bir buyruk yoktur.

ZERDÜŞTLÜK VE SABİLİK HAK DİN MİDİR?
Yahudilik ve Nasraniliğin (Hristiyanlık) yanı sıra Sabilik ve Zerdüştlük de Kuran'da “hak din” olarak kabul görür. Hac Suresi 17. ayette Yahudiler, Hristiyanlar, Sabiler ile Mecusiler (Zerdüştler) “şirk koşan kişiler”den (putperestlerden) ayrı tutulur:

“Hac 17- Şüphe yok ki inananlar ve Yahûdi olanlar, Sabiîler, Nasrânîler ve Mecusîlerle bir de şirk koşan kişiler; şüphe yok ki Allah, kıyâmet gününde onların aralarını ayırır; şüphe yok ki Allah, her şeye tanıktır.”

Gölpınarlı'nın Kuran çevirisindeki ilgili dipnot açıklaması şöyledir: “Zerdüşt dinine mensup bulunanlara "Mecusi" denegelmiştir. Hz Peygamberin, bu din mensuplarına yapılacak muâmeleyi talim ederken, onlarla Kitap Ehli muâmelesinde bulunun dediği rivâyet edilmiştir. Şeyh Şihabeddin Sühreverdî-i Maktul (ölm. 1191), "Hikmet-ül-İşrak" ında Zerdüşt'ün peygamber olduğunu söyler. Bu kitabı şerheden Kutbeddin Şirâzı de aynı inancı taşır (Mevlânâ Ebül-Kelâm Azâd - Prof. Said Nefisi: Zülkarneyn yâ Kuruş-i Kebir, s. 81-83. 2. sûrenin 62. âyetine ait izaha da bakınız).

PUTPERESTLİĞİ AKLAMA ÇABALARI
Din ve dinsel tapınmadaki bir çok adetin putperestlikten kaynaklandığı arkeolojik bulgular ve araştırmacılar tarafından gün ışığına çıktıkça İslam, Yahudi, Hristiyan olsun İlahiyat fakültelerinin yeni yetme ilahiyatçıları ve tarikat önderleri bunlara kılıf bulma ve bunların kutsal bir kökten geldiğini kanıtlama çabasına girişmişlerdir.

“Hristiyan Düşüncesinin Kısa Tarihi” isimli kitabında İngiliz dinbilimci Linwood Urban, Yunan felsefesi ve mitolojik inançlardan geldiği apaçık ortada olan Hristiyanlığın ünlü Üçlük öğretisinin Yahudi felsefesinden kaynaklandığını kanıtlamaya çalışır. Ona göre Platon Musa’dan etkilenmiş, dolayısıyla Yunan felsefesi de kutsal bir kökten meydana gelmiştir. (A Short History of Christian Thought, Linwood Urban, Oxford University Press, 1995)

Fakat böyle bir savın olanaksızlığı ortadadır. Çünkü, Platon'un yaşadığı devirde Tevrat sadece İbrani dilinde mevcuttu ve havralarda saklanıyordu. Yunanca konuşan Yahudilerin anlaması amacıyla Tevrat’ın Yunancaya çevrilmesine İÖ 280 yıllarında başlanıldı. Ve o tarihlerde ne Platon ne de Aristo hayatta değillerdi! O halde nasıl olur da Tevrat'ı okuyup Musa'dan etkilenmiş olabilirler?

Bir çok İslam yorumcusu Sabilik ve Zerdüştlük'ün “sonradan bozulmuş hak din” olduğunu kabul ederler. Yine örneğin İslam ilahiyatçılarının iddialarına göre Menat, Lat, Uzza, Hubal, Buda, diğer tanrı ve tanrıçaların hepsi de yaşamış insanlar ve muhtemelen peygamberlermiş ! Konfüçyüs, Sokrates, ve hattâ Mısır tanrısı Ra da ! Dünya kurulduğundan beri de 124.000 peygamber yüzyıllarca hep aynı hakikati, hep Allah'ın varlığını, birliğini, ahreti, cenneti, cehennemi anlatmışlar !

Böylece tüm pagan dinler sonradan bozulmuş hak din kategorisine alınmış oluyor ! Demek ki bu durumda pagan dinin kaynağı hak din oluyor ! O zaman, tüm putperest din ve inançları -Satanizm dahil- bozulmuş birer hak din olarak görelim ve hepsini aklayalım ! Ancak, eğer İbrahim ve Musa'nın dini hak din idiyse, o halde pagan dinler nasıl olur da “bozulmuş hak din” ilan edilebilir ? Bir sürü değişik hak din olamaz. Çünkü gerçek tektir.

Bu bağlamda, Musa'nın “aranızda oğlunu ya da kızını ateşten geçiren, falcı, büyücü, muskacı, astrolog, medyum, ruh çağıran, ya da, ölülerin ruhlarına danışan kimse olmasın” (Tevrat, Tesniye 18: 10-11) diye uyarıda bulunmasını anlaşılan herhalde kimse kaale almamış !

NEO-PAGANİZM TEHLİKESİ
Peki neden böyle taktiklere başvuruluyor? Çünkü ilahiyatçılar çok iyi biliyorlar ki pagan ögeler, adetler, uygulamalar, vs ayıklandığında kutsallık kalkanıyla korumaya çalıştıkları dinlerinden geriye pek fazla bir şey kalmayacak. Onun için elde ne var yok onu kurtarmaya bakıyorlar.

Ben bu tür “kurtarma çabaları”nı gereksiz ve tehlikeli taktik ve yöntemler olarak görüyorum. Çünkü, bu putperestliğe verilen bir primdir. Hak din diye aslında putperestliği pekiştiriyorlar, farkında değiller.

İkincisi gidin bakın: kitapçı vitrinleri hurafe, büyü, falcılık, cincilik, UFO, meditasyon vb kitaplarıyla dolup taşıyor. Üniversite sınavına girecekler önce türbelere, kabirlere, muskacılara, cinci hocalara, meditasyon derneklerine koşuyorlar... İşte küresel egemenlerin tam özlediği postmodern gençlik ve ideal toplum modeli ! Toplumda “neo-paganizm” (yeni putperestlik) yaygınlaşıyor.

Tanrı nasıl ki putperestlere özgü eylem ve söylemlerden münezzeh ise, o halde, gerçek inancın da pagan ve mitolojik etkenlerden arındırılmış olması gerekir diye düşünüyorum. Milyonlarca insanı taşların, yapıların, duvarların, putların, haçların önünde yere kapanmaya zorlayan gücün sorgulanması gerektiği kanısındayım. Çünkü, Kierkegaard'ın belirttiği gibi bu tanrısal olmaktan çok, “şeytani” bir gücü andırıyor.

İmdi, namaz gibi paganlıktan gelme bir tapınmayı “bu kadar farklı kültürdeki pek çok insan ibadet amaçlı kullanılıyorsa, demek ki bu ibadet hareketleri insan fıtratının doğal bir sonucudur” diye çakma bir mantıkla yorumlayıp işin içinden sıyrılmaya kalkışmak, bu tür “şekilci bir tapınma”nın -tanrısal değil- ancak insan doğasının bir gereği olduğunun zaten “doğal” bir itirafıdır.

Sanırım burada şunu sormamız gerekiyor: Yüce Tanrı bizden böyle şekilci ve pagan bir tapınma mı bekliyor, yoksa şekilcilik ve putperestlikten arındırılmış bir yaklaşım tarzı mı bekliyor? Bu konuda uzlaşmacı olabilir miyiz? “Kutsal” ile “kutsal olmayan” bir arada bulunabilir mi? Yoksa biz başka şeylere -dindarlar için söylüyorum- belki de Tanrı'nın gözünde çok murdar ve mekruh şeylere, varlıklara mı tapınmaktayız hiç farkına varmadan?

Herkes istediği gibi tapınmakta özgürdür. Ancak, gerçek anlamda tanrıtanımaz veya dinsiz olanların, insanları kolayca güdülemek, madden ve manen sömürmek amacıyla sürü sepet hurafeyi ve putperestiği sanki tanrısal buyruklarmış gibi topluma dayatanlar olduğuna bir kez daha dikkat çekmek isterim.





.Eleştiriler & Yorumlar

:: Derin Mevzular
Gönderen: Taner / , Türkiye
17 Ağustos 2010
Eleştiri, yorum yapıcı ise geliştiricidir. Eğer sadece taşlamak maksadı varsa, burada üretilen bir ürün var demektir. Keza denir ya 'Meyve veren ağaç taşlanır.' Bilgiler için teşekkürler. Evet hâlâ düşünme yeteneğini koruyabilen ve fikir üretebilenler azınlıkta. Fakat organize azınlık dağınık kitleleri yönlendirebilir.

:: teşekkür ..
Gönderen: Aysu / , Türkiye
17 Ağustos 2010
Konya'nın Beyşehir İlçesinde Bulunan eşrefoğlu Camiisinin ahşap işlemelerinde çeşitli resimler vardı,caminin imamı resimleri bir bir gelen ziyaretçilere açıklıyordu ,o resimlerin içinde güneş vardı ve tapınmanın belkide ilk figürsel motifleri vardı ,yazınıza örnek olsun diye söylüyorum,görenler sizi çok iyi anlar şayet objektif bakabilseler yazılarınıza / selamlar

:: ...
Gönderen: Ömer Faruk Hüsmüllü / , Türkiye
15 Ağustos 2010
Üstadım, daha önceki yazınızda da belirttiğim gibi kendimi bu konularda tartişacak kadar bilgili görmüyorum. Ancak şunu anlıyorum ki çok hassas bir konuya değiniyorsunuz ve tabii o nedenle de bazı eleştiriler alıyorsunuz; daha da alacaksınız. Tabii gönül bu eleştirilerin saygı sınırlarını aşmamasını diliyor, ama maalesef aksi de olabiliyor. Kırıcı olan, sizin şahsınızı hedef alan hakaretleri içeren eleştirileri kınıyorum. Dogmaların olduğu yerde maalesef mantık susuturuluyor,o nedenle de bu tür konularda tartışmaktan hep kaçınmışımdır. Çünkü karşınızdaki bir dogmatikse onu ikna edebilmeniz hemen hemen imkansızdır. Selam ve saygılarımla...

:: Bilgilendim.
Gönderen: Mustafa Şakarcan / , Türkiye
14 Ağustos 2010
Dini bilgim yetersiz olduğundan iki yazınızın da içeriği hakkında yorum yapamam. Bilgilendiğim için de, ayrıca teşekkürler. Bence, ibadetlerin kökeni değil, nasıl algılandıkları, toplum yaşamında nereye oturtuldukları çok daha önemlidir. Bugün ülkemizin boğuştuğu sorunlar da bu anlayış sakatlığından kaynaklanıyor.Yazılarınızı zaman zaman tekrar okunması gereken türden gördüğüm için de kütüphaneme aldım. Bilgilendim, teşekkür ve saygılarımla...




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın dinler, İnançlar ve ateizm kümesinde bulunan diğer yazıları...
Paganlıktan Gelme Bir Tapınma Şekli: Namaz
Dinin Ahlaksızlığı, Yahut, Ahlaksızlığın Dini
Mevlana ve İslam
Sevgililer Günü ve Dinlerin Sevgi Algılayışı
İsa ve Pavlus'un Şeriata Bakışı
Din ve Metafizik Üzerine Çeşitlemeler (2ci Bölüm)
Dünya Yaşamı Bir Oyun, Bir Eğlence Midir?
Din ve Metafizik Üzerine Çeşitlemeler (1ci Bölüm)
Kader ve Elindelik

Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Mevlana'nın Kimyası
Köpekliğin Aşkı ve Varoş Kültürü
Çağdaş Gericilik: Postmodernizm
Haksızlığa Kesinlikle Karşıyım
Tevfik Fikret'ten Teröre Övgü
Ka, Kar ve Kars
Cinsel Saldırı Suçu ile Tecavüzden Yargılananların Hadım Edilmesi Yasa Tasarısı
Dünya Şiir Günü
Yeni Hayat (2ci Bölüm)
Yaşam, Aşk ve Rastlantı

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Elsa'nın Gözleri [Şiir]
Kraliçe ve Bahçıvan - II [Şiir]
Albatros [Şiir]
Op. 11 Piyano Ezgileri, Arnold Schönberg [Şiir]
Yeryüzü Rüzgarları [Şiir]
Kraliçe ve Bahçıvan [Şiir]
Havanın Ölümü [Şiir]
Uçan Ayakkabı [Şiir]
Her Ocak Hiddetle Tütüyor… [Şiir]
Malta Şahinlerine [Şiir]


Hulki Can Duru kimdir?

Başlıca yapıtları: Eski Kule Müziği (şiir) Geometrik Aydınlık (şiir) Havanın Fen Noktası (şiir) Tartaros Paradigması (eleştiri) Teslis Sendromu (eleştiri) Nano Kutsallık (eleştiri) Sevgili Kutlu Yaşam (öykü) Kuşku Bilinci ve Eleştiri (eleştiri)

Etkilendiği Yazarlar:
Montaigne, Descartes, Russell, Tolstoy, N. Hikmet, Dostoyevski, Nietzsche, Freud, Darwin, Marx, Engels, Lenin, Bakunin, Kropotkin, Voltaire, Diderot


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Hulki Can Duru, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.