..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bildiğim tek şey, ben bir Marksist değilim. -Karl Marx
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Bilimsel > Tüze Felsefesi (Hukuk) > Ahmet Odabaş




2 Şubat 2011
Atatürk ve Türkiye  
Atatürk dönemi ve çok partili yaşama kısaca değinilmektedir.

Ahmet Odabaş


Bir çalışmanın başlangıç yazısıdır... Türkiye tarihi, çok partili yaşam ve bu dönemler içinden bazı ayrıntılar tartışılmıştır. Yeni değişiklikler eklenmiştir


:BFGH:
ATATÜRK VE TÜRKİYE





Başlarken;

Tarihimizi ve yaşanan olayları, başkalarının propaganda görevlisi gibi değil, bilimsel olarak değerlendirelim. Buna çok ihtiyacımız var.

Osmanlı’nın, bir savaş ile değil, aldığı borç paralar, yabancı hayranı zavallılar ve yerli işbirlikçilerin ortak çalışması ile parçalandığını unutmayalım.

Türkiye’nin en büyük sorununun, alınan borç paralar, borç paraya bağlı faiz ve diğer yükümlülükler olduğunu, onca özelleştirmeye karşın borçlarımızın azalacağı yerde arttığını bir yana not edelim.

İnsan hakları savunucusu özgürlük havarilerinin Ortadoğu ve Balkanları nasıl parçaladığını,böl-yönet politikalarının nasıl yürütüldüğünü ve bu yerlerin hala kan ve gözyaşı içinde olduğunu bilelim.

Atatürk döneminde, yabancılardan tek kuruş borç para alınmadan, Dünya tarihinin en hızlı ekonomik kalkınmasının gerçekleştirildiğini, üstelik Osmanlı’dan kalan borçların bu dönemde ödendiğini ,unutmayalım.

(1929 - 1939 yılları arasındaki on yılda dünya sanayi üretimi %19 artarken, Türkiye'de sanayi üretimi artışının %96'yı bulduğunu, Sovyetler Birliği ve Japonya dışında hiçbir ülkede, bu alanda Türkiye'den daha hızlı bir büyüme sağlayamadığını biliyoruz,) Bu fotoğrafı incelemeden yakın dönem tarihimizi biliyormuş gibi yapmayalım.
Askeri darbelerin Türk Silahlı Kuvvetlerine mal edilemeyeceğini, 1960 darbesinin arkasında demokrasi aşkı değil, Türkiye’nin sanayi alanında kalkınmasını engelleme manevraları olduğunu, düşünelim. Menderes’in 1960 yılı haziran ayında Rusya’da yapacağı görüşmelerin, Türkiye’nin siyasi tutumumu kökten değiştirebileceği , endişesi ile sudan nedenlerle darbe yapıldığı, yargılama benzeri hukuk dışı uygulamalar yapıldığı ve idamların gerçekleştirildiğini dikkatli okumamız gerekir.

Menderes dönemini, önyargıdan ve ezbere bilgilerden sıyrılarak, bilimsel bir gözle değerlendirelim. Menderes dönemi dış politikalarındaki değişimi maliye politikalarını, maliye politikalarını yönlendiren kişileri doğru okumak gerek. Menderes döneminde maliye politikaları kabul edilmeyen, darbe sonrası , kaldığı yerden devam eden, IMF çalışanını unutmayalım. Burada kişi değil, düşünce ve uygulamalar önemlidir.

60 darbesi, Menderesin kapı dışarı ettiği ekonomik politikalara, tekrar kapıyı açmıştır. Komşularla ilişkilerde yapılması planlanan değişim, Rusya düşmanlığı, sol düşmanlığı, sağ ve sol çatışması boyutuna varmıştır.

Yapılan hukuk ötesi uygulamalar, sanki ordunun sebebiyet verdiği bir eylem olarak ve ordumuz aleyhine kullanılmıştır, kullanılmaya devam edilmektedir. Önyargılı bilim olmaz…

Hangi anayasa daha modern, hangisi daha özgürlükçü gibi teknik incelemeyi gerektiren ulusal konuların sokaktaki vatandaşa sakız olarak dağıtıldığını, reklam ve propagandalarla uzun süreli uykulara daldığımızı unutmayalım.

Ulusal konularda, konusunda eğitimli yabancı uzmanlar ile , sözde işbirliği yapan deneyimsiz elemanlarımızın un çuvalı gibi kullanıldığını ve fakat sonuçta kişisel değil ulusal boyutta zararlarımız olduğunu unutmayalım.

Yargılama sürecinin ise hukuk tanımaz bir süreçten ibaret olduğunu göz ardı etmeyelim.

Kore’ye asker göndermenin ve askeri ittifakların silahlı kuvvetlerimizin kararı değil, siyasi iradenin kararı olduğunu bilelim.

Bir askerin başarısının orduya, olumsuz çalışmalarının ise kendisine ait olduğunu unutmayalım.

Yüksek maliyetli askeri satış kredilerinin, vatandaşa yardım diye tanıtıldığını, bu kararları siyasi iradenin aldığını görmeye çalışalım.

Silah satış kredisi verenlerin, hangi silahların verileceğine, fiyatlarına ve silahın nerede kullanılabileceğine kendilerinin karar verdiğini,

Savunma ittifakının Türkiye’nin savunmasına tek kuruş katkısı olmadığını, bilelim. Getirdiği ekonomik yük konusunda duyarsız olmayalım.

1960, 1971 ve 1980 darbelerinin aynı kaynaktan yönlendirildiğini, Türkiye’deki sağ-sol gibi yapay bölünmelerin ve çatışmanın aynı kaynağın ürünü olduğunu görüyoruz.

Alevi, sünni, Türk-Kürt ve Ermeni gibi yapay bölücülüğe sevk edenin de aynı kaynak olduğunu bilelim.

Terör örgütü kimliğinde eylem yapanların, yabancı gizli servislerin elemanı ve/veya tetikçisi olduğunu her türlü karanlık eylemin arkasında yabancı devletlerin olduğunu yerli işbirlikçilerin paravan olarak kullanıldığını göz ardı etmeyelim.

Türkiye Cumhuriyeti’ne yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkesin eşit haklara sahip olduğunu ve hepsine aynı hukukun uygulandığını,

Medeni Yasa’nın kabulünden itibaren Türkiye’de azınlık diye bir ayrıcalık kalmadığı, herkese aynı hukukun uygulandığını iyi bilelim.

Medeni Yasa ile vakıflar konusunun tümü ile çözüme ulaştığı bilinmelidir.

Bir de hukuk fakültesinin birinci sınıfında okunan Medeni Yasanın ilk maddesini herkes iyi bilmelidir. Hakime, bir konuya ilişkin yasal düzenleme olmaması halinde, ne yapacağını söyleyen bu madde çok ama çok önemli bir düzenlemedir.

1915 te Conk Bayırında verilen emri tekrar ve tekrar okuyalım.(Size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum….)

Atatürk döneminin muhteşem sanayi tesislerinin kuruluşunu ve kapatılmaları için yapılan manevraları, kullanılan teknik destek, konusunu iyi bilelim. , Karabük Demir-Çelik fabrikasının neden kapanması gerektiğine dair raporları ve bu ve benzer raporların 1960 darbesi ile ilişkisini düşünelim, Türkiye’deki kardeş kavgasının gizli fotoğrafını göreceksiniz.

Karabük bir örnektir… bu dev sanayi tesisi, İnönü başbakan iken, 1937 tarihinde, Atatürk döneminde kurulmuştur. Tek kuruş borç para alınmadan gerçekleşen ulusal bir başarıdır. Okunması ve anlaşılması gereken bir destandır.

Menderes döneminde satılması ve elden çıkarılması için rapor verilen ve satılmayan , 1960 darbesinin gizli sebeplerinden biri olan bu tesis, 1994 tarihinde, Tansu Çillerin başbakan olduğu dönemde özelleştirilmiş, zararına satılmıştır. Bugün ise, fabrika çalışanları bedel ödemeye devam etmektedir.

Çok partili siyasi yaşama geçtiğimiz günlerdeki, acemi yöneticilerin küçük Amerika olma sevdasından uyandıklarında, kendilerine Atatürk döneminden kalan sanayi tesislerini sattıramayan Amerika, kendisine karşı dik duruş gösteren, isteklerini aynen yerine getirmeyen yönetimi gözden çıkarmış ve darbe ortamını hazırlatmıştır.

Demokrat Parti kurucu ve yöneticilerinin , daha öncesinde CHP milletvekili olduğunu, Adnan Menderes’in CHP milletvekili olduğunu unutmayalım. Üçüncü cumhurbaşkanımızın aktif siyasetin içinde olduğu ve çok partili yaşamdan önce , bakan ve başbakan olarak görev yaptığını biliyoruz. Celal Bayar'ın , Atatürk için söylediği, " Seni sevmek milli ibadettir" sözü ile İsmet İnönü'nün "Vatan sana minnettardır" özdeyişini unutmayalım, unutturmayalım.

Söylendiği veya sanıldığı gibi, çok partili yaşam ile demokrasi ve daha fazla özgürlük gelmediği, açık pazar haline gelindiğini düşünelim.

Seçimde çok oy almakla, 1950 lerin yanılgısına düşmenin demokrasi olmadığını bilmek durumundayız.

Herkes hukukla ilgilenebilir ancak, herkesin hukukçu olma lüksü yoktur. Anayasa tartışmalarını sokaktaki vatandaşa indirmek, kalp nakil ameliyatını mezbahada yaptırmaktan farklı olamaz.

Kaymakam Kemal Beyi ve benzer konumdaki üst düzey devlet memurlarını sözde yargılayıp astıranlar ile-ki aynı mahkeme benzeri yapı Atatürk dahil bir çok büyüğümüzü idama mahkum etmiştir- Menderes ve arkadaşlarını, Deniz Gezmiş ve arkadaş’larını astıran mantık aynı mantıktır ve aynı zihniyetin ürünüdür

Türkiye’de bugün yaşanan ve bilgi kirliliği ve hukuk ötesi uygulamaları içeren , varlığına dair hiçbir iz ve emare olmayan Ergenekon Senaryosunun, aynı oyunun devamı olduğunu düşünebilirsiniz.

Türkan Saylan’a, kardelenlere, üniversite hocası, gazeteci ve kritik görevlerdeki askerlere saldırmanın, ucuz kahramanlıktan öte, kaynağı açık olmayan sindirme, susturma ve vatandaş arasında bölünmeyi zorlayan ciddi hatalar olduğunu düşünebilirsiniz. Sağ-bol vb gibi yapay bir bölünme ortamı oluşturulduğu dikkate alınmalıdır.

Nato şemsiyesi altında sözde korunan Türkiye’nin, Nato’ya girebilmek için Kore’ye asker gönderdiği bilinmelidir, Bölünmüş Türkiye haritalarının Nato çatısı altında uçuştuğunu dikkatle izleyelim.

İncirlik’teki yabancı askeri üssün, PKK ya lojistik destek sağladığı.

Irak’ın kuzeyi ile ilgili uçuş yasağı vs. nin bu askeri üsten kontrol edildiği,

Türkiye karşıtı yapılanmaya karşı çıkan Eşref Bitlis yönetimindeki helikopterin, İncirlik’ten kalkan uçaklarca engellendiği ve inişe zorlandığın bilelim. Sonradan, uçağının düşmesi de düşünülmelidir.

Yine sözde Nato gücü tarafından korunan Srebrenika halkının, nedeni açıklanamayacak bir şekilde infaz timlerine teslim edilip, infaz edildiğini unutmayalım. Bir Sırp komutanının suçlanmasının, olayın arkasındaki karanlığı aydınlatmadığını gözardı etmeyelim.

Türkiye’deki kilit isimlerin bu olay ile yakın tarihlerde infaz edildiğini unutmayalım.

Aynı şekilde Irak işgalinin, İncirlikteki üsten kalkan uçaklar tarafından gerçekleştirildiğini düşünelim. Ortadoğu’nun güçlü ülkelerinden olan Irak’ı darma dağın eden Nato’nun . terör sözkonusu olunca, sizin iç sorununuz demesi dikkatli izlenmelidir.

Bugünkü siyasi ortamın, esasa hiç değinmeden, şekil üzerinden siyaset yapmak olduğuna dikkatle bakalım.

Geçmişte de daha farklı değildi.

Demokratik şekilde iktidara geldiğine inanan ve tüm yönetim yetkilerine hakim olan kişi ve gruplar, gerçekte amatörü oldukları bir arenada, profesyonel oyuncularla dans etmeye, dövüşmeye çalışmaktadır ki, iyi düşünülmesi gerekir.

Rusya’ya gitmek üzere randevu alan Menderes, ciddi sanayi yatırımları gerçekleştirmeyi, demir-çelik tesisi kurmayı, aliminyum fabrikası kurmayı ve Boğaz Köprüsü yapmayı planlamaktadır. Ön görüşmeler yapılmıştır.

Yabancı uzmanların bazı sanayi tesislerinin özelleştirilmesi ve/veya kapatılması yolunda verdikleri raporlar dikkate alınmamış, hatta aynı nitelikte sanayi tesisi kurma çalışmaları yapılmış; gerçekte emperyalizme karşı dik duruş sergilenmiştir. Bu ayrıntı özenle gizli bırakılmıştır. Bu yanlış ve yanıltıcı görüntü, siyasiler tarafından olduğundan farklı şekilde, siyasi reklamlarda kullanılmıştır ve kullanılmaktadır.

Kendini Menderes’e benzetmeye çalışanların aynı dik duruşu sergilemesi, aynı kalkınma çalışmaların yapması, yakın akrabalarını ticaretten uzak tutması gerekir.

Menderes döneminin garip özelleştirmelerini de inceleyelim. Belki bize söyleyecekleri vardır.

Lütfen bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya çalışmayalım. (Mumcu) Türkiye’nin sahibi olduğu uçak fabrikasını neden ve ne zaman kapattığını, inceleyelim.

Türkiye’mizde, Amerikan karşıtı oluşumları engellemek ve susturmak için ne gibi çalışmalar yapıldığını, sözde bu düşünceye karşıt olarak kurulan ve aslında aynı kaynaktan yönlendirilen düşüncelerin neler olduğunu inceleyelim. Bu oluşumların Atatürk ve Atatürkçü’lüğü ulustan gizlemek. Atatürk’ü gözden düşürmek için çalıştığını unutmayalım.

Askeri darbelerin tamamının Atatürk ve Atatürkçü düşünceye karşı yapıldığını ve fakat bu amacın hiçbir zaman açıkça ortaya konmadığını ve konamayacağını, neden ve niçinleri ile birlikte düşünmemiz gerekir..

Atatürk döneminin, ordu, ulusal savunma, ekonomi, eğitim, kültür, mimari konularındaki fotoğrafını netleştirmek, öncesi ve sonrasıyla karşılaştırmak ve iyi bilmek zorundayız. Nasıl olup da borç batağına saplandığımız, borç alınan paraların nereye ve kimin cebine gittiğini merak edelim.

Dost ve müttefiklerimizin, kalkınmamıza ne gibi katkılarının olduğunu, savunmamıza ne gibi katkıları olduğunu, hangi fabrikanın, kuruluşuna destek sağladıklarını, eğitime, kültüre kaç kuruşluk katkıları olduğunu merak edelim.
Askeri darbelerin görünen nedeni mevcut yönetimlerdir. Oysa gerçek neden, Atatürk ve Atatürkçü düşünceyi, tam bağımsızlık düşüncesini etkisiz bırakma gayretidir..

1960 darbesi ile, 1924 Anayasa’sı ve bu anayasadaki milliyetçilik ve devrimciliği aynı maddeye koyan ruh unutturulmuştur.

Devrimci ile milliyetçi, birbirine düşmanmış gibi, yapay bir görüntü oluşturulmuş, yurttaşın birbirine kırdırılması planlanmış ve uygulanmıştır.

1971 muhtırası ile, devrimci kırımı yoğunlaşmış, devrimci ve milliyetçi ayırımı abartılarak halka benimsetilmiştir. Tam bağımsızlıktan söz eden kişiler, yargılanmış gibi yapılarak idam edilmiştir. Tam bağımsızlık diyenler susturulmuştur.

Sağcıların solculardan intikam olması olarak propagandası yapılmıştır. Cahil kitle üzerinde prim bile yapmıştır.

1982 Anayasası, devrimcilik sözcüğünü Anayasadan çıkarmış, Anayasa’nın giriş bölümünde, inkılapçılıktan söz edilmiştir. Böylece Atatürk döneminde anayasaya konulan, devrimcilik sözcüğü yasaklanmış, milliyetçi ve devrimci düşmanlığı devam ettirilmiştir.

Devrimci ya da solculara saldırı devlet politikası olarak benimsenmiş, bu şekilde propaganda yapılmıştır.

Aslında, tam bağımsızlık diyenler, Atatürkçü düşünceyi savunanlar hedef haline gelmiştir.

Bugünkü fotoğrafa baktığımızda, darbeci ve işbirlikçilerin –aslında gizli servislerin- başarısını görüyoruz.- Tüm darbeler, tüm saldırılar, Atatürk’e karşı yapılmıştır, yapılmaktadır.

Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun sözde yargılanmış gibi yapılarak idam edilmesinin arkasında, emperyalizme karşı dik duruşlarının, Kıbrıs Mücadelesinin, Atatürk hayranı milliyetçi kişiler oluşlarının, gizli ve asıl gerekçe olduğunu görmemiz gerekir.

Bugünün fotoğrafını net okumak için, geçmişi bilmemiz gerek. Her durumda, yanlı, propaganda amaçlı yayınlardan, bilgilendirmelerden, sonuç itibarı ile bilgi kirliliğinden sakınmamız gerek.

Bir yanda gerçek terör örgütü ve yabancı servislerle mücadele halinde iken, başımıza çuval geçirenlerin oyunlarına alet olmamalıyız.

Görev herkesin…

Atatürk’ü neden ve ne kadar sevdiğimize karar vermeden önce , bilgi eksiğimizi gidermemiz ve objektif düşünmek zorunda olduğumuzu unutmamamız gerekir.



















Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın tüze felsefesi (hukuk) kümesinde bulunan diğer yazıları...
Neymiş Biliyor Musun
Türkiye ve Komşuluk
Başkanlık Sistemi
Madem ki Biliyorsun, Neden Öğretmiyorsun
Seçim Barajı
Özelleştirme Neden Yapılır
Ülkemizi ve Kentimizi Seviyoruz…
1982 Anayasası ve Tutukluluğun Devamı Kararı
Çok Partili Yaşam
Dostça Bir Söyleşi

Yazarın bilimsel ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Doğa Düzeni ve İnsan
Kendini Başkasının Yerine Koymak
Ms ile Söyleşi
Kaygı ve Zihin Kaydı
Başkasına Kocasını Dövdüren Kadın
Artık Yapacak Bir Şeyi Kalmadığı İnancı
Kanser ve Psikolojik Rahatsızlıklar
Bardağı Taşıran Damla
Alış Veriş Hastalığı
Ben Neyim

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
1001 Gece Masalları [Şiir]
Kuklacı Amca [Şiir]
Bilim Tarihi [Şiir]
Biraz Daha Fazlası [Şiir]
Odabaş Tüm Şiirler [Şiir]
Sevgili Ortak [Şiir]
Biliyorum [Şiir]
Güneş"in Oğlu [Şiir]
Konsolos Teyze [Şiir]
Odabaş Tüm Şiirler 2 [Şiir]


Ahmet Odabaş kimdir?

1963 Çarşamba/Samsun doğumluyum. Serbest avukat olarak çalışıyorum. (İzmir'de)

Etkilendiği Yazarlar:
Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Hayyam, O Veli, Aziz Nesin,


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Ahmet Odabaş, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.