Kendi noksanını bilip arif ol
Kimsenin aybını gözetme gönül
Yetmiş üç millete bir nazarla bak
Hak sevmiş yaratmış söz etme gönül
Sakın cahil olup lakırdı düzme
Kimsenin alemde gönlünü üzme
Düzelmiş bir işi varıp da bozma
Isınmış dilleri buz etme gönül
Forumlarımızda, tartışmalarımızda, kurultaylarımızda hakaretlerin, küfürlerin, sataşmaların, aşağılamaların, yukarıdan bakmaların, sandalyelerin, silahların değil, mütevazi sevgi sözcüklerinin havada uçuşması ve
türkülerin hayatlarımızda daha fazla yer tutması dileğiyle...
Bir Kitap Yayınlatmak
35 görüntülenme · 113 ileti
Günümüzde herşey pazarlama teknikleri üzerine kurulu. Savaşlar, aşklar, ölümler, edebiyat. Hepsi birer araç, kimse sadece bunlarla mutlu olamıyor. Örneğin kimse sadece aşık olduğu için mutlu olamıyor. Yine örneğin kimse sadece yazdığı için mutlu olamıyor. Bu yazdıklarını paraya çevirmek istiyor. Sayın Kantarcı'da bu çoğunluğun içinde. O aşağıladığı çoğunluğun içinde. Yazdıkları genel geçer şeyler. Onun kadar herkes yazıyor - ben iyi yazıyorum demiyorum- Örneğin Ahmet Selçuk İlkan'dan daha güzel Sayın Kantarcı'nın yazdıkları. Ama fark Ahmet Selçuk İlkan'ın pazarlama alanının geniş olması. Sayın Kantarcı'nın ise yok. Bu kavgalar falan kendine bir yer açma çabası, o kadar. Ama sorun şu bu sitede öyle büyük kitleler yok. Sayın Kantarcı'ya tavsiyem daha popüler bir şeyler yapması, örneğin şarkı yarışmalarına falan katılabilir.
Sayın Kantarcı'ya cevap verenlere tavsiyem de boş verin. Gelip geçer bunlar....
evet, gerçekçi olursak herşey pazarlamadır.
bunu görmene sevindim kardeşim.
necat
bak yanlış yazmadım. beni azarlayamazsın.
ya niye necat.
nüfus memuru mu yanlış yazdı yoksa sen böyle mi seçtin, bu gerçek adın mı
sana hayatta zorluk çıkarıyor mu kardeşim.
ben burda içimden gelenleri filan yazıyorum.
konuşuyorum.
hepsi bu.
birilerini madara edeyim diye değil.
elbette her yazar bilinmek ister.
ben burada sırf bu amaç için bulunmuyorum kardeşim.
ama ben keskin biriyim.
girdiğim her yerde olay yaratırım. bir ara gemideydim, kaptan hariç herkezle kavga etmiştim..................
insanlar benim gibilerini sevmez.
çünkü ben keskinim.
çekinmeden konuşuyorum.
hem benim hikayem insanların alabileceği şeyler barındırıyor.
sen bana ters açıdan bakıyorsun.
bak kardeşim.
ne diyeyim.
burda yaptıklarım hiç.
bunlara güvenmiyorum. yani pazarlamayı düşünürsek.
güvendiğim başka.
necat, dostane biçimde gülüyorum sana.
aşağılama anlamında değil ama.
sevgiler........
Kitap okumak dünyanın dört bir köşesinde problem kabul edilen, çok övülen ama bunun yanı sıra birçokları tarafından sevilmeyen bir iştir. Birçok kitabı alırız; ama başlayamayız bile.
Birçoklarını ise başlar yarım bırakırız, bazısında yarısına bile gelemeyiz daha birinci bölümünde hatta önsözünde bırakırız. Kalın kitaplar güç görünür bize.. “üf” deriz, “nasıl bitecek bu!” Kitabı bitirmeyi başarırsak, büyük bir zafer kazanmış gibi gurur damarlarımızda ilerler... Kitabın son bölümüne başlamak, son sayfalarına yaklaşmak büyük bir başarıdır birçokları için. Kitaplar ve kitapları okuyamamak birçokları için vicdan azabı olmuştur. Kitapları okuyamamamızın nedenini hep kendimizden biliriz... Tembelliğimize, konsantre olma gücümüzün düşüklüğüne, zamansızlığımıza bağlarız çoğu zaman. Böyle düşünüyorsanız, kitapları yarım bırakıyorsanız ve bunun nedenini kendinizden biliyorsanız üzülmeyin; bunun nedeni ender olarak okurdur.
İşi okumak olan, profesyonel bir okur olarak yıllardır okuyorum. Türkçe ya da İngilizce yazılmış binlerce kitap okudum. Bu deneyimle birlikte açıkçası ciltli her kitaba toplumun yücelttiği şekilde kutsal bir eser gibi bakmıyorum ve değiller de... Her üniforma giyen, polis ya da asker değilse, her ciltlenen ve kitap gibi görünen eser de kitap değildir. İyi bir plan, uzmanlık, gelecekte olacakları düşünmeden nasıl sadece tuğlaları bir araya getirerek kuralına uygun sağlam ve içinde oturacakları memnun edecek bir bina yapılamıyorsa, yazıları da plan ve yöntem olmadan bir araya getirince kitap olmuyor. Kitap özelliği olmayan sadece şekil olarak kitap olan bir eserin okunamamasının sorumluluğu okurda değil, yazardadır. Bazıları diyebilir ki, kitap yarım bırakılıyorsa sorumluluk yazarındır; ama kitaba hiç başlanmamışsa sorumluluk yazarla okurun ortak sorumluluğudur. Birçok insanı okumadan soğutan temel neden daha önce okuduklarından memnun kalmayışıdır. Bu da kişinin yeni bir esere el uzatmasına engel olur.
Yarım bırakılan kitapların bir kısmı anlaşıl/a/mayan kitaplardır; ya da okuru sıkan kitaplardır veya okurun ilgisini canlı tutamayan kitaplardır. İyi bir kitap okurun ilgisini canlı tutar; sonuna kadar götürür.
Bir kitap nasıl yazılır ve ne için yazılır? Her yazarın bu konuda ayrı bir fikri olabilir; ama bu sorunun basit bir cevabı olabilir. Bir kitap okunmak için ve okurunun yaşamına bir katkıda bulunmak için yazılır. Bir fikir, bir eylem değişikliği yaratmak, bir durum ya da duygu değişikliği yaratmak ve benzeri nedenlerle yazılır. Eğer kitap bu amaçlardan biri için yazılmamışsa ve amacına uygun bir etki yaratmıyorsa, kitap hiç yazılmamış sayılabilir. Çünkü okunmuyordur.
Türk yazarların kaleme aldığı birçok eserin hiç yazılmadığını iddia etsem yerinde olur. Batılı yazarlar için de durum çok farklı değil. Neredeyse ortada okunacak kitap yok. Okuduğum on kitaptan üçünde ya da ikisinde bir şeyler bulsam, bir paragraf ya da bir cümle mutlu oluyorum. Öyle ki, birçok kitabı okumaya başlarken kendi kitap okuma yöntemimi kullanmak üzere bir kağıt ve kalemi yanı başımda bulundurmama rağmen kitap bittiğinde kağıt ve kaleme hiç dokunmamış olabiliyorum; çünkü not almaya değer bir şey bulamıyorum. Diyebilirsiniz sen profesyonel okursun, birçok şeyi bildiğin / sezdiğin için beğenmiyorsun. Pek öyle değil, kitap okurken başkalarının ilgisini çekebilecek her türlü bilgiyi not almaya çalışıyorum. Çünkü alıntı yapıp anlattığımda ya da yazdığımda hedef kitlemin dikkatini çekmeli.
Yazarların, özellikle kitap yazarlarının aklından çıkmaması gereken birkaç soru olmalı: Okuruma nasıl katkıda bulunabilirim? Okurumun aklına mesajımın en etkili şekilde ulaşması için nasıl bir yöntem kullanmalıyım? Nasıl bir dil kullanırsam her yaştan ve her kesimden okurum beni daha iyi anlar? Dergiler, kitaplara nazaran daha mı çok okunuyor? Daha çok okunuyorsa, dergilerin editörlük anlayışını kitaba nasıl taşıyabilirim?
Sevgili İsa Kantarcı,
Kimseyi hedef almadım; konu bağlamında belirttim. Doğrudan biriyle ilgili birşey yazsaydım, doğrudan o kişiye yazardım. Siteden bahsettiğim şekilde yararlanmaya kalkışanların zaten burada ömürleri uzun olmuyor. Ya kısa sürede kendileri sıkılıyorlar bu işten (her gün onlarca kez kendi kendilerini tıklamaktan) ve gidiyorlar, ya da çok fazla olursa biz kibarca uyarıyoruz ve istatistiklerini listeler sağlıklı işlesin diye sıfırlıyoruz. Bu kişiler (ki sayılar iki elin parmağını geçmez) kendilerini biliyorlar ve burada adlarını yazmam için hiçbir neden yok.
Saygılarımla,
Diren Yardımlı
NOT: Yanlış bölüme yazıyorsunuz. Burası Kitap Dünyası, söz konusu tartışma Açık Büfe'de gerçekleşiyor.
KİTABIN ADI BELİRLENDİ: KARMA
AY SONUNDA ÇIKMASI DA KESİNLEŞTİ
İÇERİĞİNDE ŞİİR/ÖYKÜ VAR
DAĞITIMA GİDECEĞİ İÇİN ONU KİTAPÇILARDA BULABİLİRSİNİZ
E DERGİSİ’NDE YANILANAN BİR ÖYKÜM VAR İÇİNDE.
BAŞKA YERDE YAYINLANAN ÖYKÜLER VAR.
YAŞAR DOĞAN’LA YAZDIĞIM BİR ŞİİR
KİTABA EN İYİ METİNLERİ KOYDUK
YÜZLERCESİNDEN EN İYİLERİ
METİNLER BİRÇOK EDEBİYAT DERGİSNDE KOLAYLIKLA YAYINLANABİLECEK BİR NİTELİKTE
EH, BEN DE ON SENEDİR BOŞUNA UĞRAŞMADIM.
BU ARADA KİTABINI BASTIRMAK İSTEYENLER VARSA, ONLARA ELİMDEN GELEN YARDIMI YAPARIM.
İSA KANTARCI
CANIM SIKILDI.
gece. ben de en azından birilerini eleştireyim dedim.
kuralımı çiğniyorum. oysa uslu çocuk olacaktım.
televizyon kanallarında 20 yaşında bir kız geziyor. 16 yaşında çıktığı seks maceralarını anlatıyormuş.
bağıra bağıra söylüyorlar.
ana haber bülteninde üstelik.
peki bizim 16 yaşında bir kızımız böyle bişey yapsa.
yapamaz.
keserler.
yok. kesmezler...
bilen bilir, şimdinin çok ünlü bir kadın yazarı, 18 yaşında bir kitapta çıkmıştı. içinde ensest bir ilişki anlatılıyormuş. yayıncı bu kitabı belli hileler yaparak yayınlamış.
izde bir metin okudum. bir genç arkadaş yazmış. ilk okurken gülme krizine tutuldum, o öyküleyü okuyanlar hatırlar. içinde kaba bir cinsellik vardı...
burda o öyküyü eleştiriyor değilim. o metni yazdığı için yazar adayını kutlamak gerek.
diyeceğim şu, kimi yazarlar belli söyleşilerinde cinselliğin iyi anlatılmasından dem vura dursun, elin 20 yaşındaki kızı gelip burda olay yapsın.
eh, yayıncının abisi televizyoncu.
yoksa koyarlar mı ana haber bültenine...
CANIM SIKILDI DEDİM YA ARKADAŞLAR, BENİ CİDDİYE ALMAYIN.
evet, gayet açık, cinsel ya da cinsel çağırışımlı şeyler yazmak epey iyi.
aslında bunun benzeri bizde çok.
yani.
bilmem hangi dansöz,
bilmem hangi genel ev kadını,
bilmem hangi porno yıldızı da kitap bastırıyor,
macerasını anlatıyor...
neyse.
BEN RAHATLADIM.
TAMAM.
ŞİMDİ USLU ÇOCUK OLUP KİMSEYİ ELEŞTİRMEYECEĞİM.
bu arada, teomana kafayı taktım.
şarkıcı.
ceket kıravat giymekle liselileri tavlayacağını sanıyor.
bu insan oğlu o kadar değişiyor ki.
yani öyle güzel oyun oynuyor ki çıkarı için.
öyle güzel maske takıyor ki.
bir gün ben de öyle olacağım.
tabiki.
ohhhhhhhhhhhh, rahatladım, ne iyiymiş eleştirmek...
isa kantarcı.
dün kitabımın kapağını gördüm...
burda bir arkadaş var, o yaptı... epey beğendim...
tabi, bunu bişen bilir, yıllar süren bir mücadele....kitap yayınlatmak...
güzel bi duygu....
ikincisini de yazın ortasında bastıracağım...
kitabın bu zamana kadar çıkması lazımdı... kitabı basanlar özeniyor...
bu yüzden gecikti...
arkadaşlar kitap çıkarmak zor bir olay değil.
yazdıklarına inanan ve kitap çıkarmaya karar veren kişi öncelikle yazılarını derlesin toparlasın. sonra redakte eden birini bulsun. redaktör herhangi bir edebiyat öğretmeni de olabilir.kitabını kendisi finanse edecek güçte ise kendisi, değilse bir sponsor bulup finans sağlayabilir.sıra herhengi bir matbaada kitabı bastırmaya geliyor o kadar.dağıtımı bulunduğunuz şehirin kitapçılarına kendiniz de yapabilirsiniz yada eşe dosta bir kokteyl verip imzagünü yaparak dağıtabilirsiniz.bu kadar basit. gözünüzde büyütmeyin.yeter ki yazdıklarınıza inanın.
İnanmışlık ve inanmak.
Her inandığımızı yapamadığımız gibi, her yaptığımıza da inanmadan önce, inanmalıyız.
Vur ve kaç. Sus ve kal. Ama kal... En son fitil geldiğinde burnunuzdan kaç yaşındaydınız? İçinizdeki çocuğu öldürdüğünüzde... Arıza fırtınası kılklı şehzadeler. Donunuzun lastiği kopmuş hala ahkam, hala ahkam. İsimleri münhasır duvar süsleme tutkunları. Çipli tacınızı koyun yastıklarınızın altına.