Bugünün Yaratıcık Sorunu

Özgün yaratılmış bir edebi ürün genellikle kendi mekanizmaları oluşmuş ve bir ideolojik evreni olan, kabül ve red kuralları olan Avrupa Edebiyatı içinde yer bulmaz. Bunun için tek şansınız vardır: Ya aynı ideoloik paydada yer almak ya da kendinizi aşağı sınıfta görmek-göstermek.

yazı resim

Her türlü yardım kuruluşu, enstitü ve sivil toplum örgütünü kurumsal ve ekonomik ilişki ağı içinde tutarak ya pasifize eden ya da yönlendiren Avrupa Birliği teşkilatları en yoğun çabayı elbette entegrasyon çocukları olan Doğu Avrupa ve bu arada Türkiye’de çalışmaktadır. Bu çalışmalar madalyonun bir yüzü.

Bir de içe dönük çalışmalar var ki bu da ikinci. Avrupa Kültürü Edebiyat Mekanizması farklı kültür ürünlerine sistem içi filtreler kullanarak izin vermemektedir.

Avrupa Değeri olarak sayılan ama gerçekte zaten insanlık değeri olarak algılanagelmiş bütün fikirler manzumesini politikleştirerek ve kurumlar aracılığı ile AB standartına dönüştürerek „Eurokültür“ün omurgasını kormaktadır. Bu da tahmin edilebileceği gibi liberal kapitalist avrupa sosyal siyasal sisteminden esinlenir. Bu sistem ve değerleri kadar onun açık resmi politiklarını olumlamayan hiç bir edebi ve kültürel ürün değerlendirilmez.

Uluslararası alanda başarılı ilan edilen Avrupa dışından tüm yazar ve düşünürler AB dış siyasetine elçilik ettiklerinden dolayı AB kültür camiasına tanıştırılmaktadırlar. Bu kabulün en meşru yolu „ödüldür.“

Bu kısaca vurgulanan „sistematik“ işleyişte, nitelik ve tarzı ne olursa olsun „farklılık“ tanımı AB merkezli değerler sistemi dışında durduğu müddetçe elemine edilir. Esasında medeniyet ya da kültürler savaşı denen kavramın yaratıcısı da batı düşüncesidir. Bu savaşı kör bir nokta olan inanç ve din ile bu alandan esinlenen siyasi alanda tanımlayarak, dil, kültür, felsefe, tarih ekononomi gibi daha somut ve varlıkla ilgile kapsamlı alanlar vurgulanmamaktadır.

Batı kültür ve sanatı ile düşünce admalrının, batılı sol ve ilerici kesimlerinin bundan 20 yıl öncesi olduğu kadar doğu’ya bir katkısı beklenemez. Batı kendi merkezi kültür, dil, din, sanat ve edebiyat dünyasına su taşımakla meşguldğr ve batı entellektüelizmi bunun yapıcılığına soyunmuştur. Dolayısı ile kültürler ve edebiyatlar, diller savaşında kendini taraf saymış, kendi oluşumunu merkez seçmiştir.

Bu tesbitten hareketle, batı genel anlamda ve özel anlamda Avrupa edebiyat, kültür ve sanat camiası ancak kendi dokusuna uyan malzemeye yine kendi değerler sistemi (politiktir) ölçütleri ile vize vermektedir. Özgün ulusal ya da yerel değerler kadar, özgün ama aynı zamanda entellektüel çalışmalar da bu sistem dışında tutulmaktadır.

Sonuç olarak Batı ve / veya Avrupa entellektüerlizmi kendi merkezini tercih ederek evrensellikten kopmuştur. Yerellik ve evrensellik ölçütlerini her özgün eser sahibi farklı toplumlardan üye insanlar kendileri yaratmak zorundadır. Ancak bunda en büyük engel elbette evrenselliğini yitirmiş Avrupa camiasına aracılık eden, taşeron bilim, sanat, edebiyat, medya ve sivil toplum uzantılarıdır.

Herhangi bir özgün sanat edebiyat için geçerli bu şartları düşünürsek,önceki yazılarda da ifade edildiği gibi, gerçek özgür sanat bu Batı sisteminde kendine asla yer bulamaz ve bulamayacağı için şimdiden onun başka alanlarda temsilciliğini yapmaktan da vazgeçmelidir.

Akademilerde, kurum ve sosyal yapılarda öğrenilen zanaat da bu bakımdan hem özgün hem özgür hem de batı sisteminden ayrı, kendi evrenselliğinde olma, gerçek sanat ve edebiyat ürünü olma şansları ya yok ya çok azdır. Elbette istisnalar vardır ama herkes istisna kendisidir diye düşünürse ortada bu da yoktur. Şimdi tam zamanı, sanatın yeniden „hayır“ kimliğine ihtiyaç var. Bu kendi iç duygusundan gelen bir hayır olmazsa elbette bunda da bir hayır olmaz.

Başa Dön