"Öyleyse, tanrım, bize daha çok, bize yepyeni, bize tamamen farklı bir tür felaket ver." - Samuel Beckett"

yazı resim

Yol alır soylu atlar yelelerinde veda.
Çayın soluğu buğu rengi kekliğin kanı.
Turna teleklerine tutunur esrik sevda.
Bulutlardan sağılır atiye kalır anı.

Bir semaver iklimi sohbete vatan olur.
Kömür gözlü dilberin kanı sızınca suya.
Dudaklara kor yağar gözler hasret uykuya.
Ehli dil çay içerken dem dem muhabbet solur.

Bir perinin sinesi yuvadır bu sevdaya.
Itırı has bahçenin kokusundan mülhemdir.
Dudaklar alışkındır busesiyle vedaa.
Rengiyle kokusuyla şairlere ilhamdır.

En narin güzellerin içini dolduran o.
Demliğe baş eğdiren dilberler dizi dizi.
Hüsnü an demlerinden şuası vuran an o.
Dudakta baki kalır sevda yarası izi.

Her beste ona dair demlikte semaverde.
Güftesi suda ebru nazı bulutta nefes.
Tutkusu buğu buğu yükselirken her serde.
Kubbede kalan seda fağfuri fincanda ses.

Bu eşsiz haz masalı dinlemeye doyulmaz.
Melek kanatlarından düşen çiy damlasıdır.
Kadrini bilmeyene hoş sedası duyulmaz.
Sohbetin girizgâhı ülfetin imlasıdır.
Ankara,17.08.2011 İ.K

KİTAP İZLERİ

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

Peyami Safa

Acının ve Istırabın Edebiyatı Peyami Safa'nın "Dokuzuncu Har-iciye Koğuşu", hastalığın pençesindeki insan ruhunun zamana meydan okuyan bir keşfi olmaya devam ediyor. Edebiyatın en temel işlevlerinden
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön