"Yarın, asla gelmeyen bir bugündür. Tıpkı bitmeyen bir romanın son sayfası gibi." - Franz Kafka (kurgusal)"

Ensemdeki ses

Elara yalnız olduğunu sanıyordu. Ama ensesindeki ses… gitmiyordu. Üstelik sadece bir ses de değildi.

yazı resim

ENSEMDEKİ SES

Ev sessizdi. Elara bunu her sabah kontrol ederdi. Sessizliği değil, sessizliğin içinde bir şey olup olmadığını. Kapılar kilitliydi. Pencereler kapalıydı. Ve yine de hiçbir zaman tamamen yalnız hissetmiyordu. Yataktan kalktı. Mutfakta bir bardak su içti. Soğuk su boğazından aşağı inerken zihnindeki o hafif baskı geçmedi. Banyoya girdi. Yüzünü yıkadıktan sonra aynaya baktı. Bir anlığına dondu. Yansıması doğruydu. Ama yüzündeki ifade… ona ait değildi. Gülümseme, yavaşça belirginleşti. Elara geri çekildi. “Yine başladın.” Ses, kendi düşüncelerinin içinden geliyordu. Net bir yerden değil. Elara gözlerini kaçırdı. Aynaya bakarsa yalnız olmadığını doğrulayacaktı. Ve bunu istemiyordu. “Mara,” diye düşündü. Cevap gecikmedi. “Beni görmezden gelme çabanı seviyorum,” dedi ses. Elara nefesini kontrol etmeye çalıştı. “Bu gerçek değil,” diye fısıldadı. Ama bu cümle artık bir savunma değildi. Bir alışkanlıktı. Uykusuzdu. Uzun zamandır. Belki de bu yüzden. “Uyursam geçer,” dedi kendi kendine. Ses çok yakındı. “Uyku, sadece beni taşımanın başka bir yolu,” dedi Mara. “Gittiğimi sanıyorsun.” Kapı açıldı. Evin normal sesleri içeri doldu. Ailesi. Konuşmalar, adımlar, çatal sesleri. Gerçek hayatın ritmi. Ama Elara’nın dünyasında ritim bozulmuştu. Çünkü o seslerin arasına başka bir şey karışıyordu. Daha yumuşak. Daha sabit. Tam ensesinde. Elara odasına çekildi. Kapıyı kapattığı anda ses değişti. Artık daha netti. “Beni neden bastırıyorsun?” dedi Mara. “Ben seni susturmuyorum, seni ayakta tutuyorum.” Elara ellerini kulaklarına bastırdı. Ama ses dışarıdan gelmiyordu. İçerideydi. “Sus,” dedi. Ama “sus” kelimesi bile yankılandı. Sonra sessizlik geldi. Ama bu bir bitiş değildi. Bir bekleyişti. Ertesi sabah uyandığında oda normaldi. Bu kelime bile artık güven vermiyordu. Normal. Elara oturdu. Hava durgundu. Ama bu durgunluk boşluk gibiydi. Sanki bir şey çok yakınında duruyor ama hareket etmiyordu. Ensesinde hafif bir sıcaklık hissetti. Yavaşça elini götürdü. Hiçbir şey yoktu. Ama yokluk bile artık bir cevap değildi. “Bugün daha kötü olacak.” Elara irkildi. Bu cümle zihninin dışından gelmişti. Ama odada kimse yoktu. Perde kıpırdamadı. Kapı açılmadı. Ve yine de bir şey değişmişti. Işık bile farklı görünüyordu. Bir an için gerçeklik… ince bir çizgi gibi hissedildi. Sonra dokunuş geldi. Soğuk. Net. Ensesinde. Elara geri çekildi. “Neden?” diye fısıldadı. Cevap yoktu. Ama sesler çoğaldı. Tek bir varlık gibi değil. Çoklu bir düşünce gibi: “Uyan.” “Bitti.” Elara gözlerini kapattı. Ve açtığında artık kendi bedenine dışarıdan bakıyordu. Yatağın yanında hareketsizdi. Ve odanın içinde, ışığın kıramadığı köşelerde… birden fazla siluet vardı. Elara tekrar uyandığında hiçbir şey değişmemişti. Ama bu daha kötüydü. Çünkü hiçbir şeyin değişmemesi, bir şeyin hep var olduğu anlamına geliyordu. Aynaya baktı. Kendi yüzüydü. Ama bakışları tanıdık değildi. “Beni duyuyor musun?” diye sordu. Cevap gelmedi. Ama sessizlik bile artık taraf tutuyordu. Okula gitti. Her adımında arkasını kontrol etti. Ama hiçbir zaman arkasında kimse yoktu. Bu daha rahatsız ediciydi. Çünkü varlık, görünür olmak zorunda değildi. Sınıfa girdi. Her şey normaldi. Ama Elara artık normali ayırt edemiyordu. Ve sonra oldu. Tüm sesler aynı anda kesildi. Kalem yere düştü. Ama düşen sadece bir nesne değildi. Havanın içinde tek bir kelime dolaştı: “Kim?” Elara başını kaldırdı. Kimse konuşmuyordu. Ama o kelime duyulmuştu. Ve bu yeterliydi. Geri çekildi. Nefesi düzensizleşti. “Hayır…” diye fısıldadı. Ve o an fark etti. Mara yoktu. Ama yokluk, artık bir boşluk değil… bir varlıktı. Elara o gün boyunca bir daha hiçbir ses duymadı. Bu onu rahatlatmalıydı. Ama tam tersine, içindeki huzursuzluğu büyütüyordu. Çünkü Mara konuşmadığında, Elara onu daha çok hissediyordu. Öğretmen ders anlatırken sınıfın camından dışarı baktı. Hava kapalıydı. İnsanlar normaldi. Herkes olması gerektiği gibiydi. Bir tek Elara farklı hissediyordu. Kalemini çevirirken yanında duran Duru ona baktı. “İyi misin?” diye sordu sessizce. Elara cevap vermekte gecikti. Çünkü uzun zamandır ilk kez biri ona gerçekten bakıyormuş gibi hissetmişti. “İyiyim,” dedi sonunda. Ama sesi kendisininki gibi çıkmamıştı. Duru kaşlarını hafifçe çattı. “Dün de tuhaftın,” dedi. “Sanki korkuyormuşsun gibi.” Elara hemen başını çevirdi. Korkuyordu. Ama neden korktuğunu açıklayamazdı. Çünkü açıklamaya çalıştığı anda her şey gerçek olacaktı.

KİTAP İZLERİ

Yırtıcı Kuşlar Zamanı

Ahmet Ümit

Ahmet Ümit'in Yeni Romanında Hafıza Bir Suç Mahalli Ahmet Ümit, sevilen karakteri Başkomser Nevzat'ı bu kez en karanlık dehlizlere, kendi zihninin tekinsiz koridorlarına sürüklüyor. Polisiye
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön