"Benim tek rakibim, henüz yazmadığım kitaptır." - Jorge Luis Borges"

Vaka 1

yazı resim

Bulutların kızıla boyandığı bir akşamdı. Rüzgâr, boş sokağın arasında sessizce dolaşıyordu. Şehir normal görünüyordu… ama hava tuhaftı. Saat çoktan 19.30’u geçmişti. Mahalledeki çocukların oyun yeri haline gelmiş, kapısı aşınmış ve pencereleri tahta parçalarıyla kapatılmış eski evin içinden bir çığlık yükseldi. Ses o kadar keskindi ki mahalledeki herkes bir anda evlerine koştu. Kimse çığlığın sebebini merak etmedi; tek düşündükleri kendi canlarını kurtarmaktı. Geceyi huzursuz geçiren mahalle sakinleri sabah olduğunda kendi aralarında konuştular ve polisi aramaya karar verdiler. Ancak polis olay yerinde hiçbir ipucu bulamadı. Sadece evin arkasında karda hafif bir pembe renk vardı. Başka hiçbir şey yoktu. Cole, bürosunda masasına yaslanmış, dosyayı sessizce inceliyordu. Odanın loş ışığı duvarlara sert gölgeler düşürüyordu. Masanın üzerindeki kâğıtlar düzenliydi ama Cole’un bakışları dağınıktı; sanki bir şeyi eksik görüyordu. Kapı çalındı. İçeri Thaddeus girdi. Üzerindeki paltosunu çıkarırken yüzünde alışılmadık bir ciddiyet vardı. “Olay yerinden geldim,” dedi. Cole başını kaldırmadan konuştu. “Ne buldun?” Thaddeus kısa bir nefes aldı. “Hiçbir şey. Sıfır iz. Ama insanlar çığlık duyduğunu söylüyor. Tek garip şey… evin arkasındaki karda hafif bir renklenme var. Pembe gibi.” Cole sonunda başını kaldırdı. Gözleri kısık ve dikkatliydi. “Pembe…” diye tekrarladı. Thaddeus devam etti: “Kan değil gibi ama açıklayamadılar. Analiz bekleniyor.” Cole sandalyeden yavaşça doğruldu. “Bir çığlık var,” dedi. “İz yok. Ama renk var.” Bir an durdu. “Bu olay… yanlış yerde başlamış olabilir.” Thaddeus ona baktı. “Ne demek istiyorsun?” Cole dosyayı kapattı. “Bence biz olay yerini değil… olayın kendisini yanlış anlıyoruz.”“Bilmece gibi konuşuyorsun yine, hiçbir şey anlamıyorum,” dedi Thaddeus. Cole ona baktı ama hemen cevap vermedi. Bir süre sessizlik oldu. Büroda sadece duvar saatinin tıkırtısı duyuluyordu. Sonra yavaşça konuştu: “Çünkü olay da net değil.” Thaddeus kaşlarını çattı. “Ne demek net değil? Bir çığlık duyulmuş, insanlar korkmuş, ev aranmış… daha ne olsun?” Cole sandalyeye yaslandı, dosyaya tekrar göz attı. “Normal bir olay olsa iz olurdu,” dedi sakin bir sesle. “Ayak izi, cam kırığı, kapı zorlaması… bir şey.” Bir an durdu. “Burada hiçbir şey yok. Sanki olay… sadece duyulmuş.” Thaddeus derin bir nefes verdi. “Yani insanlar mı uydurdu diyorsun?” Cole başını hafifçe salladı. “Hayır. Uydurmuyorlar. Ama, gördükleri şey ile olan şey aynı olmayabilir.” Thaddeus kısa bir sessizlikten sonra konuştu: “Peki o pembe leke ne?” Cole gözlerini dosyadan kaldırdı. “İşte asıl sorun o.”

KİTAP İZLERİ

Çalıkuşu

Reşat Nuri Güntekin

Bir Ulusun Doğuş Sancısında Bir 'Çalıkuşu'nun Kanat Çırpışları: Reşat Nuri Güntekin'in Ölümsüz Eseri Üzerine Türk edebiyatının temel taşlarından biri olan ve yayımlandığı günden bu yana
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön