Bilir misin bacakların dermansız kalana kadar koşmayı?
Sarhoşluğa, kusmamak için kafa tutmayı?
Seni çağıran o tene dokunmamayı?
Çaresizlikten bahsediyorum işte...
Enine boyuna, tükettiğimiz yavan taktiklerden bahsediyorum. İçine düşülen ıssız iklimin ayazını nasıl dillendiririm onu hesap ediyorum gecelerdir.
En çok da böyle zamanlarda çatışıyorum ya kötümser benliğimle, irkilerek başlıyor, itilerek devam ediyor,
düşüyorum ulan!
Kim bilir kaç milyonuncu asfaltla temasımız?
Kimse sevmedi şu ziftin bizi okşadığı kadar.
El uzatanın elini kopardık, yetmedi kolunu....
Uzansın yamacıma, şöylece yanıma. Varsa yanında biri....
İçimde verdiğim savaşın adını "sen" koydum sevgilim.
"Bilmezsin sihirim sen,
sinirim el,
yokluğuna zifirim ben.
Bilmezsin bir yel savurur senin kokuna.
İşte o rüzgara mihirim ben."
Susturasıya kanatıyorlar ciğerlerimi...
Kavgam büyüyor kinle de, kurtar kendini kinden ey merhametim!
Kollarım açık, ellerim boş,
Kalbim sıcak... Soğutursam...
taş taşıyamam bu sürüngen bedenimde.
"Ne gitme diyebiliyorum, ne de hakkını helal et."
Ola ki dil, acının korkuları kuşattığı ölesiye savaştığı o zamana sükut-u soyunur da gelir;
"Git!"
"Sonra diyeceğim:
Acı korkuları yenmişti.