Kocaman yemyeşil bir ormanda, bütün hayvanların vahşiliğine nazaran çok kibar bir kurt yaşarmış. Bu kurt evliymiş ve eşiyle de gayet iyi geçiniyormuş. Kibarlığından duyarlılığından dolayı asla avlanmayı başaramazmış. Orman halkı ona Kibar Kurt derlermiş.
Birgün eşinin güzellik uykusuna yattığı saatlerde, Kibar Kurt'un karnı acıkmış ve eşini uyandırmaya kıyamamış. Tek başına karnını doyurmak için ormana inmiş. Yoluna ilk çıkan hayvan küçük bir danaymış. Kibar kurt nazikçe sormuş:
- Afedersiniz dana kardeş, karnım çok aç, müsade ederseniz sizi yiyebilir miyim?
Kibar Kurt'un nezaketinden bütün hayvanlar haberdar oldukları için, onu gördüklerinde asla paniklemezlermiş.
- Tabiki beni yiyebilirsin kibarım, ama izin ver anneme haber vereyim de beni aramasın.
- Çabuk git gel o zaman. Burda seni bekleyeceğim anlaştık mı?
- Anlaştık, demiş akıllı dana ve hoplayıp zıplayıp annesinin yanına, sığır sürüsüne karışmış.Kibar Kurt bir beklemiş iki beklemiş kimsecikler gelmemiş. Ekildiğini geçte olsa anlamış ve başka av için ordan uzaklaşmış.
Önüne bir keçi çıkmış. Nezaket dolu mahçup bir eda ile keçinin yanına sokularak müsade istemiş ve söze şöyle başlamış:
- Afedersiniz rahatsız ediyorum keçi kardeş, karnım çok acıktı ve izniniz olusa sizi yemek istiyorum?
Keçi, istifini bozmadan geviş getirmeye devam ediyormuş ve:
- Aaa, tabi ki beni yiyebilirsin kibarım ama önce gidip çobandan izin almalıyım, burdan ayrılma şimdi geliyorum, demiş ve o da diğeri gibi hoplayıp zıplayıp sürüye karışmış. Beklemekten yorulan Kibar Kurt, çobanın izin vermediğini düşünerek ümidini kesmiş ve başka av için aranmaya devam etmiş.
Yoluna bu sefer pamuk gibi bembeyaz yünleri olan tombul bir koyun çıkmış. Artık açlığı utangaçlığını bastırıyormuş ve hemen söze başlamış:
- Afedersiniz koyun kardeş, açlıktan artık başıma ağrı girdi, sizi yemem için izin verebilir misiniz?
- Ne demek efendim tabiki buyurun buyurun ama, arkadaşlarım oyunda halay çekiyor iki defa da ben döneyim hemen gelirim, demiş tombul koyun ve diğerlerinin yaptığı gibi hoplayıp zıplayıp sürüye karışmış.
Yine beklemekten sıkılan Kibar Kurt unutulduğunu düşünerek oradan da ayrılmış ve fazla uzaklaşmadan bir de bakmış ki, yemyeşil çayırlara kurulmuş iştahla ot yemekte olan tombulmu tombul, yağlı mı yağlı semiz bir at, oracıkta hazır yemek gibi duruyor. Kibar Kurt etrafına iyice bakınmış, atın arkadaşları olmadığı hükmüne vararak sevinçle yanına sokulmuş ve hemen söze başlamış:
- Afedersiniz at kardeş, sabahtan beri av arıyorum ve kimseyi yiyemedim, bu aç karnımı ancak siz doldurabilirsiniz. İzniniz olursa şuracıkta hemen yiyeyim sizi olmaz mı?
At kurnaz kurnaz dudaklarını titretmiş ve:
- Ye ama bir şartla! Ayağımın altında yıllardır okuyamadığım bir yazı var. Ormanda okur yazar biriyle karşılaşmadım. Duyduğuma göre sen okumuş birisiymişsin. Gel yazıyı oku, sonra da ye beni.
Kibar Kurt sevinçle koşmuş ve atın ayağının altında ki nal üzerinde yazan yarısı silinmiş yazıya odaklanmış. yazıların çoğu silinmiş olduğundan bir türlü anlam kurup kelimeye dökemiyor habire yaklaşıyor habire sokuluyormuş.
- Eeemm, şu harf a desem yok yok d olmalı, ya da...
Kurnaz at ayağının altına kadar gelip eğilen kurtu affeder mi hiç. Var gücüyle öyle bir çifte atmış ki, zavallı Kibar Kurt oracığa düşüp bayılmış.
Sabahtan beri Kibar Kurt'u gözetleyen Bilge Baykuş, uçup gitmiş ve olup biteni güzellik uykusundan yeni kalkmış olan bayan kurta haber vermiş. Bayan kurt eşinin yanına koşup gelmiş. Onu oracıkta baygın görünce hüzünlenerek başlamış ağıt yakmaya:
Şurda gördün bir dana
Ye etini kana kana
Ne gerekti inek ana
Mahkemeye mi çıkacaktın!
Şurda gördün bir keçi
Ye etini kalsın kıçı
Neyine gerekti ikisi üçü
Sürüye çoban mı olacaktın!
Şurda gördün bir koyun
Ye etini hoyun hoyun
Ne gerekti sana oyun
Düğünlerde halay mı çekecektin!
Şurda gördün bir at
Ye etini hart hart
Ne gerekti edebiyat
Ormana öğretmen mi olacaktın
...Kibar Kurt, kendi kanunlarıyla hayatına devam etmiş. Orman kanununa aykırı yaşamış...