"İnsanlık, 1 Nisan şakası gibi bir şey, ama kimse gülmüyor." – Douglas Adams"

Kur’an Mi Hadi̇sler Mi̇?

Bu metin, İslam'da dini otoritenin kaynağını sorgulayan ve günümüzde dini istismar örneklerini ele alan düşündürücü bir tartışma sunuyor. Kur'an'ın mı yoksa hadislerin de mi esas alınması gerektiği sorusunu merkeze alarak, kendilerini dini otorite ilan eden ve "mucize" gösterdiğini iddia eden kişilerin toplum üzerindeki etkisini inceliyor. Din istismarının tehlikeleri ve doğru dini anlayışın korunmasının önemi vurgulanıyor.

yazı resim

Din anlayışının korunması ve doğru şekilde yaşanması, tarih boyunca en önemli meselelerden biri olmuştur. Bu bağlamda en temel soru şudur: Dinin kaynağı yalnızca Kur’an mı olmalıdır, yoksa hadisler de bağlayıcı bir otorite olarak kabul edilmeli midir? Bu soruya cevap ararken sadece tarihsel süreçlere değil, günümüzde yaşanan örneklere de bakmak son derece öğreticidir. Günümüzde bazı kişilerin kendilerine dini otorite atfederek insanları etkilediği açıkça görülmektedir. Kimi şahıslar “mucize” iddialarında bulunmakta, kimi kişiler ise uydurma sözleri “hadis” adı altında sunmaktadır. Bu kişilerin yüz binlerce takipçiye ulaşabilmesi, dinin ne kadar kolay şekilde istismar edilebildiğini gözler önüne sermektedir. Örneğin, Abdullah Yuyucu isimli kişi, insanların önünde ayakta uyuma gibi olağanüstü durumlar sergilediğini iddia ederek dikkat çekmekte ve “mucizeler” gösterdiğini öne sürmektedir. Buna rağmen çok sayıda insanın kendisini takip etmesi, eleştirel düşüncenin ne kadar geri planda kalabildiğini göstermektedir. Benzer şekilde, Mustafa Atmaca Sakaryevi adlı kişi, hadis adı altında çeşitli sözler uydurmakta ve bunları dini bir otorite gibi sunmaktadır. Uydurmuş olduğu şu söz buna örnek olarak verilebilir: “Hazreti Ebu Bekir r.a. dedi ki: Ben Efendimiz s.a.v.'den şöyle işittim: Ali bin Ebi Talib’in geçiş iznini yazmadığı kimse Sırat Köprüsü’nden geçemez.” Bu tür ifadeler, Allah’a ait olan hüküm verme yetkisinin bir kula verilmesi anlamına gelmekte ve tevhid inancıyla açıkça çelişmektedir. Çünkü Kur’an’a göre hüküm yalnızca Allah’a aittir. Yine Muharrem Karabayır isimli kişinin ortaya attığı “üveys zikri” gibi uygulamalar da, dini referanslardan bağımsız şekilde oluşturulmuş ve birçok insan tarafından benimsenmiştir. Bu örnekler, yalnızca bireysel sapmalar değil, aynı zamanda sistematik bir sorunun göstergesidir. Eğer din adına söylenen her söz sorgulanmadan kabul edilirse, bu sözler zamanla yayılır, yazıya geçirilir ve sonraki nesiller tarafından kutsal kabul edilmeye başlanır. Bu süreci basit bir şekilde düşündüğümüzde; başlangıçta az sayıda kişinin kabul ettiği bir söz, zamanla binlerce kişiye ulaşabilir. Bu sözler kitaplaştırıldığında ve insanlar tarafından sorgulanmadan benimsendiğinde, artık eleştirilemez hale gelir. Böylece insan sözü, ilahi sözle eşit konuma getirilmiş olur. Kur’an bu durumu açıkça eleştirmektedir. Tevbe Suresi 31. ayette şöyle buyrulur: “Onlar din bilginlerini, din adamlarını ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan ayrı rabler edindiler. Oysa yalnız tek Allah’a hizmet etmeleri emredilmişti.” Bu ayet, insan sözlerinin sorgulanmadan kabul edilmesinin nasıl bir sapmaya yol açtığını açıkça ortaya koymaktadır. Kur’an ise kendisini apaçık, eksiksiz ve yeterli bir kitap olarak tanımlar. Din adına gerekli olan ilkeler Kur’an’da açıkça yer almaktadır. Bu nedenle, dini korumanın en güvenli yolu Kur’an’ı yeterli kabul etmektir. Hadisler ise tarihsel süreçte önce uydurulmuş sonra derlenmiş, insan aktarımına dayanan rivayetlerdir. Günümüzde bile hadisler üretilebiliyorsa, geçmişte bunun daha geniş ölçekte gerçekleşmiş olması mümkündür. Sonuç olarak, günümüzde yaşanan bu örnekler, din adına ortaya atılan sözlerin nasıl kabul gördüğünü ve zamanla kutsallaştırıldığını açıkça göstermektedir. Bu durum, Kur’an’ın neden tek ölçü olarak alınması gerektiğini daha net ortaya koymaktadır. Dini saf haliyle yaşamak isteyen bir insan için en sağlam yol, Kur’an’ı yeterli kabul edip hadisleri, tefsirleri ve mezhepleri reddedip tüm sözleri Kur'an'ın süzgecinden geçirmektir. Aksi halde, insanın şirke düşmesi ve dinin özünden uzaklaşmaya devam etmesi kaçınılmaz olacaktır.

KİTAP İZLERİ

Kaplanın Sırtında: İstibdat ve Hürriyet

Zülfü Livaneli

Kaplanın Gözünden İktidar: Livaneli’den II. Abdülhamid’e Cesur Bir Bakış Türk edebiyatının ve düşünce dünyasının usta kalemi Zülfü Livaneli, son romanı "Kaplanın Sırtında: İstibdat ve Hürriyet"
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön