"Yazmak, bir hayaletle güreşmek gibidir; kazansan bile, terleyip yorulmuşsundur ve kimse görmemiştir." - Orhan Pamuk"

Zihinsel Ezbercilik: Bilginin Hamallığından Bilginin Efendiliğine

"Zihinsel ezbercilik" olarak adlandırılan durum, sadece öğrencilerin ders ezberleme alışkanlığı değil, toplumun her katmanında görülen, başkalarının fikirlerini sorgulamadan benimseme ve yeni düşünce üretememe halidir. Bazen "profesyonellik" veya "geleneksellik" maskesi altında gizlenen bu durum, toplumsal gelişimi engelleyen görünmez bir zincir gibi işlev görür ve tüm alanlarda durgunluğa yol açar.

yazı resim

Modern toplumda ezbercilik denildiğinde akla genellikle okulda ders konularını ezberleyen öğrenciler gelir. Ancak ezberciliğin en tehlikeli biçimi, fark edilmeyen, adı konulmayan, hatta bazen "profesyonellik" ya da "geleneksellik" maskesi altında saklanan zihinsel ezbercilik halidir. Bu durum, bir metni kelime kelime tekrarlamaktan çok daha sinsi ve yıkıcıdır; çünkü düşünce sistemlerini, mesleki pratikleri ve toplumsal gelişimi donduran görünmez bir zincirdir. Zihinsel ezbercilik, başkalarına ait fikirleri, düşünce kalıplarını ve yaklaşımları sorgulamadan benimsemek; bunları gerçekten içselleştirmeden tekrar etmek ve bunların ötesine geçerek yeni düşünceler üretememek anlamına gelir. Bu yaklaşım, hayatın her alanında—dinden bilime, eğitimden mühendisliğe, tıptan tarıma—kendini gösterir ve toplumsal durgunluğun temel sebeplerinden biri haline gelir.
Ezbercilik mi, Ustalık mı? İnce Ayrım Çizgisi
Bir cerrahın ameliyat protokollerini bilmesi ile bu protokolleri dogma haline getirmesi arasında kritik bir fark vardır. İlki uzmanlık, ikincisi zihinsel ezberciliktir. Aynı şekilde:
İmam ve Din Alimi: Kur'an'ın mealini öğrenmek bir gerekliliktir. Ancak hadis kitaplarını, mezhepleri hiç sorgulamadan, tarihsel bağlamlarını görmezden gelerek, Kur'an'ın evrensel mesajını donmuş yorumlara hapsetmek zihinsel ezberciliktir. Kur'an'ın kendisi bu tutumu şiddetle eleştirir: "Onlara 'Allah'ın indirdiğine uyun' denildiğinde, 'Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız' derler. Ya ataları bir şey akletmeyen ve doğru yolu bulamayanlarsa?" (Bakara, 170). Burada eleştirilen, geleneğin aklın ve vahyin süzgecinden geçirmeden kabul etme tutumudur.
Öğretmen: Müfredatı öğretmek görevinin bir parçasıdır. Ancak müfredatı tartışılmaz bir kutsal metin gibi sunmak, öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini köreltmek, onları sınav makineleri haline getirmek zihinsel ezberciliktir. Oysa gerçek eğitimci, bilgiyi aktaran değil, merak uyandıran; cevaplar veren değil, branşında yeni yöntemler arayan, bilimsel çalışmalar yapıp bunları öğrencilerine aktaran, sorular sordurandır.
Mühendis: Mühendislik prensiplerini ve standartlarını bilmek temeldir. Ancak her yeni probleme "biz bunu hep böyle yaptık" yaklaşımıyla bakmak, mevcut çözümlerin sınırlarını sorgulamadan uygulamak, yeni malzemeleri, yeni yöntemleri, yeni optimizasyon fırsatlarını görmezden gelmek, yeni malzemeler, yeni yöntemler üretmeye çalışmamak var olanlarla yetinmek zihinsel ezberciliktir. İnovasyon, cesaretle sorulmuş "neden?" sorusundan doğar.
Doktor: Tıbbi protokoller, kanıta dayalı tıp uygulamaları hayat kurtarır. Ancak her hastayı bir protokol şablonuna zorlamak, bireysel farklılıkları göz ardı etmek, yeni tedavi yaklaşımlarına kapalı olmak, semptomlara değil sadece hastalık etiketlerine odaklanmak, yeni tedavi yöntemleri aramamak zihinsel ezberciliktir. Tıp hem bilim hem sanattır; hasta bir vaka numarası değil, benzersiz bir yaşam hikayesidir.
Çiftçi: Geleneksel tarım yöntemlerini bilmek değerlidir. Ancak toprak analizlerini, veri odaklı tarımı, mikrodenetleyicilerle sulama optimizasyonunu, yeni tohum çeşitlerini reddetmek veya veri analizi yapmamak, mikrodenetleyicileri öğrenmemek, yeni tohum çeşitleri üretmemek "dedem böyle yapardı, baba böyle yaptı" diyerek değişime direnç göstermek zihinsel ezberciliktir. Geleneğin bilgeliği, bilimsel yöntemlerle birleştiğinde gerçek verimlilik ortaya çıkar.
Veri Bilimci: Mevcut kütüphaneleri ve algoritmaları kullanmak normaldir. Ancak bir makine öğrenmesi modelini "black box" olarak kabul etmek, arkasındaki matematiği anlamamak, veri setindeki yanlılıkları sorgulamadan sonuçlar üretmek, her probleme aynı algoritmayı uygulamak zihinsel ezberciliktir. Gerçek veri bilimci, algoritmanın nasıl çalıştığını bilir, veriyi sorgular ve yeni yöntemler geliştirir.
İki Kritik Soru: "Nasıl?" ve "Neden?"
Ezberci zihin ile analitik zihin arasındaki fark, sordukları sorularda kristalleşir:
Ezberci Zihin: "Nasıl yaparım?" sorusuna yanıt arar ve burada durur. İşi bitirmek, görevi tamamlamak, talimatı uygulamak önceliktir. Bu yaklaşım kısa vadede verimli görünse de, uzun vadede durgunluğa yol açar.
- "Protokol böyle diyor, öyleyse uygulanmalı."
- "Kitapta böyle yazıyor, tartışmaya gerek yok."
- "Hep böyle yapıldı, değiştirmeye gerek yok."
Analitik Zihin: "Neden böyle yapıyorum?" sorusunu sürekli sorgular. İşin arkasındaki mantığı, bağlamı, alternatif olasılıkları araştırır. Bu yaklaşım zahmetli görünse de, gerçek ilerlemenin tek yoludur.
- "Protokol bu şartlar altında neden böyle diyor? Mevcut şartlar değiştiyse protokolü nasıl geliştirebilirim?"
- "Bu yorumun tarihsel bağlamı nedir? Bugün aynı bağlamda mıyız?"
- "Bu yöntem en optimal olanı mı, yoksa sadece en bilinen mi?"
Bu iki soru arasındaki fark, "bilginin hamallığını yapmak" ile "bilginin efendisi olmak" arasındaki ayrımdır. Hamal, yükü taşır ama içindekileri bilmez. Efendi ise, bilgiyi anlar, işler, dönüştürür ve yeni bilgi üretir.
İslam Düşünce Geleneğinde Taklit ve Tahkik
İslam düşünce tarihinde bu ayrım çok net bir şekilde formüle edilmiştir:
Taklit: Bir delile dayanmaksızın, araştırmadan, sorgulamadan birinin sözünü kabul etmektir. Bu, otorite figürüne körü körüne bağlılıktır. Taklit, dini metinlerde defalarca eleştirilen bir tutumdur çünkü aklın ve imanın özgürleşmesini engeller.
Tahkik: Hakikati araştırarak, delilleriyle, kanıtlarıyla, aklıyla bilmektir. Tahkik, bilgiye ulaşırken aktif bir özne olmayı, sorumluluğu kabul etmeyi gerektirir. Bu, İslam'ın teşvik ettiği zihin yapısıdır.
Kur'an, insanları sürekli düşünmeye, akletmeye, gözlem yapmaya çağırır: "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün gidip gelişinde sağduyulu olanlar için ibretler vardır." (Al-i İmran 190). Bu ayet, bilginin pasif alınmasını değil, aktif keşfini emreder.
Bir imamın veya müminin inancını sadece "atalarından gördüğü gibi" sürdürmesi, ayetin ifadesiyle zihinsel körlüktür. İslam, körü körüne taklitten ziyade bilinçli inancı, sorgulamayı ve aklı merkeze alan bir düşünce sistemini savunur. Maalesef tarih boyunca bu prensip unutulmuş, mezhep ve cemaat bağlılıkları dogmalaşmış, dini metinler bağlamlarından koparılarak katı kurallara dönüştürülmüştür.
İki Zihin Yapısı: Karşılaştırmalı Analiz
Ezberci Yaklaşım (Pasif Zihin)
Bilgiyle İlişki: Bilgiyi istifler, depolar, arşivler. Bilgi bir hazine değil, kullanılmayı bekleyen ölü bir stoktur.
Kalıplarla İlişki: Mevcut kalıpları korur, onları güvenlik alanı olarak görür. Değişim tehdit olarak algılanır.
Belirsizlikle İlişki: Belirsizlikten korkar, her zaman güvenli liman arar. Net talimatlar, kesin cevaplar, tartışmasız otoriteler tercih edilir.
Otoriteyle İlişki: Otoriteye (kitap, hoca, öğretmen , profesör, gelenek, müfredat, protokol) mutlak itaat eder. Otorite sorgulanamazdır, eleştirilemezdir.
Dini Alanda Tezahürü:
- Geleneği kutsallaştırır, mezhebini tek doğru yol olarak görür
- Ayeti bağlamından koparıp donmuş, evrensel olmayan bir kurala dönüştürür
- Hadisleri, tefsir kaynaklarını sorgulamadan kabul eder
- Dini düşünceyi tarihin belirli bir dönemine hapseder
- "Şirk", "küfür", "bid'at" gibi kavramları farklı düşünen herkese uygular
Mühendislik Alanında Tezahürü:
- "Eski projelerde böyle yapılmıştı" diyerek risk almaktan kaçınır
- Yeni malzemelere, yeni teknolojilere şüpheyle yaklaşır
- Optimizasyon fırsatlarını görmez ya da görmezden gelir
- Standart çözümlerin dışına çıkmaya çekinir
Veri Bilimi Alanında Tezahürü:
- Hazır modelleri (black-box) sorgulamadan veriye uygular
- Algoritmanın arkasındaki matematiği anlamadan kullanır
- Veri setindeki yanlılıkları, eksiklikleri araştırmaz
- Her probleme aynı popüler algoritmayı (örneğin random forest) uygular
- Modelin neden o sonucu ürettiğini açıklayamaz
Eğitim Alanında Tezahürü:
- Bilgiyi öğrenciye yukarıdan aşağıya boşaltır
- Sınav odaklı başarıyı tek hedef olarak görür
- Eleştirel düşünmeyi değil, doğru cevabı ezberlemesini ister
- Branşında yeni yöntemlerin, pedagojik yaklaşımların peşinde olmaz
- Öğretimi bir monolog, öğrenciyi ise pasif alıcı olarak görür
- Branşında çalışmalar yapmaz.
Üretken Yaklaşım (Aktif Zihin)
Bilgiyle İlişki: Bilgiyi işler, dönüştürür, sentezler. Bilgi canlı bir organizmadır, sürekli değişir.
Kalıplarla İlişki: Kalıpların sınırlarını zorlar, onları anlar ama onlara hapsolmaz. Yeni kalıplar oluşturmaktan korkmaz.
Belirsizlikle İlişki: Belirsizliği bir keşif fırsatı olarak görür. Netlik yoksa, araştırma alanı vardır.
Otoriteyle İlişki: Otoriteyi saygıyla karşılar ama veriye ve mantığa dayalı olarak sorgular. Otorite başlangıç noktasıdır, son nokta değil.
Dini Alanda Tezahürü:
- Metnin ruhunu, evrensel mesajını anlamaya çalışır
- Mezhepleri, hadis koleksiyonlarını eleştirir
- Kur'an'ın yeterliliğini kabul eder, eklemeleri sorgular
- Dini düşünceyi çağın sorunlarıyla buluşturur
- Din ile kültürü ayırt eder
Mühendislik Alanında Tezahürü:
- "Mevcut çözüm en verimlisi mi?" diyerek sürekli optimizasyon arar
- Yeni malzemeleri, yeni teknolojileri araştırır, geliştirir ve test eder
- Farklı disiplinlerden ilham alır (biyomimetik gibi)
- Başarısızlığı öğrenme fırsatı olarak görür
- İnovasyon için risk almaktan çekinmez
Veri Bilimi Alanında Tezahürü:
- Algoritmanın arkasındaki matematiği, varsayımları anlar
- Veri setinin kalitesini, yanlılığını, temsil gücünü sorgular
- Probleme göre model seçer, yeni yaklaşımlar geliştirir dener
- Modelin açıklanabilirliğini önemser
- Sonuçları şüpheyle karşılar, doğrulama yöntemleri uygular
- Etik boyutları düşünür
Eğitim Alanında Tezahürü:
- Öğrenciye soru sorma ve eleştirel düşünme yetisi kazandırmayı hedefler
- Bilgiyi keşfetme sürecini, sonuçtan daha değerli görür
- Branşında sürekli yeni yöntemler, araştırmalar takip eder
- Bilimsel çalışmalar yapar, yeni yöntemler geliştirir mesleki gelişime yatırım yapar
- Öğretimi bir diyalog olarak kurgular
- Öğrencinin merakını, hayal gücünü besler
Yapay Zeka Çağında İnsan Ayrıcalığı
Bilgi artık statik bir kütüphane değil, sürekli akan bir nehirdir. Bu nehirde durmak, aslında geriye gitmektir. Yapay zekanın her geçen gün geliştiği bir çağda, ezberci zihinler yerlerini makinelere bırakmak zorunda kalacaktır—çünkü makineler, protokol uygulama, standart işlem yapma, bilgi saklama konusunda insandan kat be kat daha hızlı ve hatasızdır. Bir avukatın binlerce içtihatı ezberlemesi artık değerli değildir; yapay zeka saniyeler içinde tüm içtihat veritabanını tarayabilir. Bir muhasebecinin vergi kodlarını ezberlemesi gerekli değildir; yazılımlar bunu otomatik yapar. Bir radyologun binlerce görüntüyü incelemesi artık yeterli değildir; AI algoritmaları çoğu tümörü insandan daha erken tespit edebilir.
Peki insanı ayırt edecek olan nedir?

  1. Sezgi ve Bilişsellik: Görünürde ilgisiz şeyler arasında bağlantı kurma, orijinal çözümler üretme yeteneği.
  2. Etik Sorgulama: "Yapabiliriz" ile "yapmalı mıyız?" arasındaki farkı anlama. Yapay zeka güçlüdür ama ahlaki değildir; kararları insanın etik çerçevesine ihtiyaç duyar.
  3. Paradoks Yönetimi: Çelişkili bilgilerle başa çıkma, gri alanları yorumlama, belirsizlikte karar verme becerisi.
  4. Empatik Anlayış: İnsan deneyiminin nüanslarını kavrama, bağlamı hissetme, kültürel duyarlılık.
  5. Anlam Arayışı: "Neden?" sorusunu sonuna kadar götürme cesareti. Makine işlevi optimize eder, insan ise amaç sorar.
    Ezberci zihinler bu becerileri geliştiremez çünkü rahat bölgelerinden çıkmazlar. Oysa yapay zeka çağı, insanın en derin insani özelliklerini—merak, hayal gücü, etik yargı, empati—ön plana çıkaracaktır. Makinelerin yapamadığı şey, düşünmektir; sadece hesaplama yaparlar.
    Toplumsal Sonuçlar: Durgunluk mu, İlerleme mi?
    Bir toplumda sorgulayan zihin sayısı azalıp "nakleden" zihin sayısı arttığında, o toplum sadece geçmişin gölgesinde yaşar. Tarih bunun örnekleriyle doludur.
    İslam Medeniyetinin Altın Çağı (8-13. yüzyıl): Müslüman bilim insanları—İbn Sina, El-Harezmi, El-Biruni, İbn Heysem—Yunan, Hint, Pers bilgisini sadece tercüme etmekle kalmadılar, onları sorguladılar, eleştirdiler ve geliştirdiler. Deneysel yöntemi kullandılar, matematik ve tıpta devrimler yaptılar. Bu dönem, tahkikin taklitten üstün tutulduğu, "neden?" sorusunun kutsal sayıldığı bir dönemdi.
    Durgunluk Dönemi (14. yüzyıl sonrası): İçtihat kapısının kapandığı, mezhepler arası tartışmaların dogmalaştığı, taklidin teşvik edildiği dönemde, İslam medeniyeti bilimsel üretkenliğini kaybetti. "Bidatlar" korkusu, yeniliklere karşı direnç, otorite figürlerine sorgulamadan bağlılık toplumsal bilişselliği söndürdü.
    Rönesans Avrupası: Kilise otoritesinin sorgulanması, antik metinlerin yeniden okunması, deneysel bilimin yükselişi, Avrupa'yı karanlık çağlardan çıkardı. Burada da "neden?" sorusu, "böyle emredildi" yanıtının yerini aldı.
    Bugün de benzer bir ayrımla karşı karşıyayız. İnovasyon, teknoloji, bilimsel üretim hangi toplumlarda yoğunlaşıyor? Eleştirel düşünmenin, akademik özgürlüğün, sorgulama kültürünün güçlü olduğu toplumlarda. Ezberci eğitim sistemlerinin, otoriter yapıların, dogmatik düşüncelerin hâkim olduğu toplumlarda ise bilimsel üretim zayıftır, teknoloji ithal edilir, inovasyon gerçekleşmez.
    Zihinsel Ezberciliğin Kaynakları
    Peki insanlar neden zihinsel ezberciliğe sığınır? Bu çekici bir rahatlık alanı sunduğu içindir:
  6. Güvenlik İhtiyacı: Bilinen, test edilmiş, kabul görmüş yöntemler güvenlidir. Yeni bir yol denemek risk içerir, başarısızlık olasılığı vardır. Ezbercilik, bu riskten kaçınmanın bir yoludur.
  7. Bilişsel Kolaylık: Düşünmek, sorgulamak, analiz etmek enerji harcar. Beyin tembeldir; mümkünse otomatik pilota geçer. Zihinsel ezbercilik, düşünme yükünü azaltan bir hızlı düşünme biçimidir.
  8. Sosyal Kabul: Mevcut normları, otoriteleri, gelenekleri sorgulamak sosyal baskıya yol açabilir. "Sapkın", "asi", "saygısız" olarak etiketlenme korkusu, insanları sessizliğe iter.
  9. Eğitim Sistemi: Çoğu eğitim sistemi, doğru cevabı ödüllendirir, süreci değil. Öğrenciler sınav kazanmak için ezberler, anlamak için değil. Bu yaklaşım, zihinsel ezbercilik alışkanlığını çocukluktan itibaren yerleştirir.
  10. Otorite Kompleksi: Bazı kültürlerde otorite figürleri (yaşlılar, hocalar, liderler, profesörler) sorgulanamaz kabul edilir. Bu, düşünce özgürlüğünü kısıtlar ve ezberciliği besler.
    Zihinsel Ezberciliği Aşma Yolları
    Zihinsel ezberciliğe karşı mücadele, bireysel ve toplumsal düzeyde yürütülmelidir:
    Bireysel Düzeyde:
  11. "Neden?" Sorusunu Alışkanlık Haline Getirmek: Her rutin işte, her kabul edilen bilgide arkasındaki mantığı sorgulama alışkanlığı geliştirmek.
  12. Çapraz Disiplin Öğrenme: Farklı alanlardan bilgi edinmek, zihnin kalıplarını kırar. Bir mühendis felsefe okuyabilir, bir doktor sanat tarihi öğrenebilir.
  13. Başarısızlığı Kabul Etmek: Yeni bir şey deneyip başarısız olmak, ezber yapmaktan daha değerlidir. Başarısızlık öğrenmenin bir parçasıdır.
  14. Delil Sorma Alışkanlığı: Bir iddiayı kabul etmeden önce "bunun delili nedir?" sorusunu sormak. Otorite değil, kanıt önemlidir.
  15. Metabilişsel Farkındalık: Kendi düşünme süreçlerini izlemek. "Şu anda ezber mi yapıyorum, yoksa gerçekten anlıyor muyum?"
  16. Okuma Kültürü Geliştirmek: Ancak okumak da eleştirel olmalıdır. Okunanı sorgulamak, farklı kaynaklarla mukayese etmek önemlidir.
    Toplumsal Düzeyde:
  17. Eğitim Reformu: Sınav odaklı eğitimden proje odaklı, bilimsel çalışma yapmaya yönlendirici, araştırma temelli eğitime geçiş. Öğrencilere soru sorma, hipotez kurma, deney tasarlama becerisi kazandırmak.
  18. Sorgulama Kültürünü Teşvik Etmek: Otorite figürlerini eleştirmenin, farklı düşünmenin cezalandırılmadığı, aksine desteklendiği bir toplumsal atmosfer oluşturmak.
  19. Bilimsel Düşünceyi Yaygınlaştırmak: Bilimsel yöntemi sadece laboratuvarda değil, günlük hayatta da kullanmayı öğretmek. Eleştirel okuma, istatistiksel okuryazarlık, medya okuryazarlığı gibi becerileri topluma yaymak.
  20. Araştırma ve Geliştirmeye Yatırım: Toplumun AR-GE'ye ayırdığı kaynak, o toplumun geleceğe bakışının göstergesidir. İnovasyon kültürü, kaynak gerektiren bir kültürdür.
    Gerçek öğrenme ve ustalık, bilgiyi olduğu gibi kabul etmekten ziyade onu sindirmek, sorgulamak, bağlamla ilişkilendirmek ve nihayetinde onun ötesine geçerek kendi sentezinizi ve katkınızı yapabilmektir. Bu, konfor alanından çıkmayı gerektirir. Mevcut otoriteleri reddetmek değil, onları anlamak ve aşmak demektir. "Ataların yolu" eğer akıl ve hikmetle harmanlanmıyorsa, gelişimin önündeki en büyük engel haline gelir. Gelenek, bizi geçmişle bağlayan değerli bir köprüdür; ama bu köprü, ileriye giden bir yol olmalıdır, geri dönen bir hapishane değil. Gerçek "bilgi efendiliği", sahip olduğumuz bilgiyi bir put haline getirmeden, onu her an yeni bir keşif için feda edebilecek cesarete sahip olmaktır. Bu, entelektüel alçakgönüllülüktür: "Bildiklerimin sınırlarını biliyorum ve bu sınırları genişletmek için çalışıyorum." Yapay zeka çağında, insanı ayırt edecek olan tek şey sezgi, etik sorgulama ve paradoksları çözme yeteneğidir. Bu yetenekler ancak zihinsel ezberciliğin aşılmasıyla gelişebilir. Makineler hesaplar, insanlar düşünür—eğer düşünmeyi unutmamışlarsa. Toplumlar için kritik soru şudur: Gelecek nesiller bilginin hamalları mı olacak, yoksa efendileri mi? Bu sorunun cevabı, bugün eğitim sistemlerimizde, dini yorumlarımızda, mesleki pratiklerimizde, günlük alışkanlıklarımızda gizlidir. Ezberci olmak kolaydır; düşünmek ise cesaret ister. Ancak medeniyetler, cesaretli zihinler üzerine inşa edilir, ezberci zihinler üzerine değil. Seçim bizimdir: Bilginin hamallığını mı yapmak istiyoruz, yoksa bilginin efendileri olmak mı? Kur'an'ın çağrısı nettir: "De: Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit midir? Şüphesiz ancak sağduyulu olanlar öğüt alır" (Zümer, 9). Buradaki "bilmek", sadece enformasyon biriktirmek değil; anlayarak, sorgulayarak, içselleştirerek bilmektir. İşte gerçek ilim budur, işte gerçek iman budur, işte gerçek ilerleme budur.

KİTAP İZLERİ

Engereğin Gözü

Zülfü Livaneli

İktidarın Göz Kamaştıran Işığı ve Bir Hadımın Gözünden Saray Zülfü Livaneli’nin, okurunu XVII. yüzyıl Topkapı Sarayı'nın loş ve entrika dolu koridorlarına davet eden romanı "Engereğin
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön