..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yaşamım boyunca, ondan birşey öğrenemeyeceğim kadar cahil bir adamla karşılaşmadım. -Galilei
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Yazarlar ve Yapıtlar > Osman AKTAŞ




15 Temmuz 2021
İbreti Baba (Hıdır Gürel)  
Osman AKTAŞ
Ben İbreti Baba’yı ilk kez rahmetli Feyzullah Çınar’la tanıdım. Mahalli âşıkların içinde çok değer verdiğim, sazını, sözünü, karakterini hayranlıkla takip ettiğim Feyzullah Çınar’ı hâlâ severek dinlemeyi sürdürüyorum.


:EH:
Ben İbreti Baba’yı ilk kez rahmetli Feyzullah Çınar’la tanıdım. Mahalli âşıkların içinde çok değer verdiğim, sazını, sözünü, karakterini hayranlıkla takip ettiğim Feyzullah Çınar’ı hâlâ severek dinlemeyi sürdürüyorum. Feyzullah Çınar’ın söylediği, İbreti Baba’ya ait “Ezelden bade-yi aşk ile mestiz” adlı bu şathiye, yüreğime bir kurşun gibi işledi dersem yeridir. O günden sonra ister kendi sesinden, ister başkalarından ne kadar ibreti Baba şiirleri varsa, hem dinledim, hem okudum.

İbreti Baba Türk halk şiirinin en zor şiir türü olan şathiyenin yirminci yüzyıldaki en önemli ustasıdır ve neredeyse bütün şiirleri de şathiyedir. Arada sırada söylediği taşlama, semai ve güzellemeler de vardır.

İbreti Baba’yı bir miktar tanıtarak şiirleri üzerinde durmak ve yüreğimden geçenleri siz şiire gönül verenlerle paylaşmak istiyorum.

İbreti Baba’nın asıl adı Hıdır Gürel’dir. İbreti Baba’nın dedeleri Malatya’nın Akçadağ ilçesinden kalkıp, Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Kırkısrak köyüne gelip yerleşirler. Babası Ali, anası Sultan’dır. İbreti’nin babası at sırtında köy köy dolaşıp, meyve ve öteberi satarak geçimini sağlayan biri. İbreti Baba rumi 1336, miladi 1920’de doğmuştur. İbreti Baba üç yaşındayken anası vefat eder. Babası Hatice adında başka hanımla evlenir. Hatice’den beş çocuğu olur.

İbreti Baba on yedi yaşlarındayken evlenir, hanımı teyzesinin kızı Sultan'dır. Köşkerlik (ayakkabı tamirciliği) yapar ve ayakkabı üretimiyle geçimini sağlar.

Üç yıl askerlik yapan İbreti Baba, askerde iken babasını kaybeder. Askerlik dönüşü Maraş’ın Afşin ilçesine giderek, on sekiz gün gibi kısa bir zamanda biçki, dikiş öğrenir. İbreti Baba, Sarıza döner ve bu sanatını on sekiz yıl sürdürür. Bu arada saza söze büyük ilgi duyan İbreti Babanın okuma merakı da artar. Geceleri gaz lambasının ışığında okuyarak, kendini yetiştirir.

19. yüzyılda yaşamış ünlü halk şairi Edip Harabi’nin tarzı ve etkisi belirgindir İbreti Baba’da. Kitaplarının içinde özenle koruduğu çok eski bir Harabi divanı bulunması İbreti’nin bu şaire olan sevgi ve saygısını gösterir. Seyrani, Dertli, Erzurumlu Emrah, Meluli sevdiği diğer şairlerdir. Aşık Hüdai, İbreti Baba’nın çağdaşı olarak en beğendiği ozan olarak bilinir.

İbreti, babanın altı çocuğu olur. Bu kalabalık nüfusla doğal olarak geçim darlığı çeker ve birden çok işi de bir arada yapmaya başlar. Saz yapıp satmak, diş çekmek, madencilik, en son fotoğrafçılık gibi işleri de yapar. Madencilikte yaptığı kazılarda yüzde seksen isabet kaydetmesine karşın ekonomik yetersizlikler nedeniyle bu işi sürdüremez. Devlet desteği alamadığı için bulduğu krom, gümüş, kurşun madenleri toprak altında kalır. Son olarak fotoğrafçılık hizmeti yapmakta olan İbreti Baba, Sarız’da elektrik olmadığı için işini sürdürmekte zorlanır ve Elbistan’a gider. Elbistan’da fotoğrafçılığa devam ederken, 1967’de patlak veren Elbistan olayında fanatik bir gurubun saldırısından İbreti Baba da nasibini alır; dükkânı tahrip edilir, kendisi de canını zor kurtarır. Bunun üzerine tekrar Sarız'a döner, burada da beklentilerine karşılık alamayınca İstanbul’a göçer.

İbreti Baba 5 Kasım 1976 tarihinde İstanbul’da Hakk’a yürür.

Ben İbreti Baba’nın şiirleri üzerine duygularımı kaleme almadan önce İbreti Baba’nın İslam ve Anadolu Kızılbaşlık anlayışını değerlendirdiği bir deyişini sunmak istiyorum.

Bakalım sazı eline alan İbreti Baba konuya ilişkin neler söyledi…

“Hangi peygamberden kaldı bu usul
Hangi ayet bunun hakkında nazil
Sünnet, sakal, bıyık kesmek mi gafil
Bu mu Müslümanlık işaretiniz
…
Kitapsız şunlar ki bilmezler suçun
Dışın temiz tutar, arıtmaz için
Cehennem deresi riyakâr için
İblisten saklıdır ibadetimiz

Mümin okuyan mı, emri tutan mı
Yoksa ilmi para ile satan mı
Namazda duvara cephe tutan mı
Ancak su ile mi teharetiniz

Ölmeden ölenin temiz ölüsü
Mevt-i kıble an'a mevttir dirisi
Günah, yuğmak değil daha doğrusu
Ölü yuğmak ancak bir adetimiz
…
Cilve-yi Rabbani Ali'de kudret
Bu kudretle zâhir eyledi hikmet
Hak Ali ile birdir, bu nasıl gaflet
Hatemullahi kul u bihim işaretiniz
…
Dört mezhep lafına vermeyiz kıymet
Abbasi icadın biliriz elbet
Ehlibeyte râgıp olmayan her fert
Ta elestten beri cenabetimiz

Muhibbî evlâdız değiliz inkâr
Bu yüzden softaya göründük ağyar
Ta'ani teşninizden ne gamımız var
Herkese mâlum bir habasetiniz

Vaiz pendi etmez asla bize kâr
Bizlere malumdur yâr ile ağyar
Müstakim adlı bir tarikimiz var
O yoldandır hakka garabetimiz

Mirac bir kademdir girebilene
Haktan yakın yoktur görebilene
Hakimdir Muhammet, Ali cihana
Mahşerden sonra mı şol cennetiniz

Siz cennete aşık, biz de cemale
Acep bundan kimler erer kemâle
Huri, gılman için çekmeyiz çile
Sizin onlar için hep teatiniz

Sümme vechullahi demişiz beli
Lâ taknet u min rahmete ezeli
Mescidi melâik ademdir celi
Bizim bu camide ibadetimiz

Men aref remzinden dersimiz aldık
Dört kitap ilmini bir nokta bildik
Cami-yi vücutta namazı kıldık
Beş değil dem be dem ibadetimiz

Ger zuhur edeydi Mehdi-yi devran
Meydana çıkardı güruh u şeytan
Tiğ-ı hunrizini çaldığı zaman
Âşikâr olurdu kabahatiniz

Ayrı gayrı değil, kulda sırrı var
Mümin olan bunu edemez inkâr
Haktan gayrı nesne görmeyiz zinhar
Bu mu göze çarpan kabahatimiz

Ali öldü dersin, mezarı nerde
Kendisi tabutu gömdüğü yerde
Bunu bilmek kısmet olmaz her ferde
İşte bu yüzdendir hakaretiniz

Ali'nin kudreti edilmez tarif
Nice sırları var akla muhalif
Yeni midir adâvete tesadüf
Yoksa ezelden mi bu adetiniz

Davut çalmadı mı udu, tamburu
Ona ermedi mi hidayet nuru
Musiki çalmanın var mı kusuru
Nedir taş atmaktan ticaretiniz

Farz ile sünnetten geri kalmayız
Çünkü hak mevcuttur meçhul bilmeyiz
Yılda bir kez biz Mekke 'ye varmayız
Gönül Kâbesi’dir ziyaretimiz

El kalb el mü’minin beyt'ül hûdadır
Bu yüzden haccımız haccı kübradır
Hazinetullahtır hem Beytullah’tır
Dem be dem bu hacdır ziyaretimiz

Kürsüde vaaz eder, gözü bakar kör
Kendini hoş görür, özgede kusur
Bunlar rafazi der, hem dahi kâfir
Nedir bu zümreye adavetiniz

Millet seçmek değil bizdeki temel
Doğru söz üzere ederiz amel
Acem sözlerinden Kuran var evvel
O gösterdi rahı hidayetimiz

İbadetin hası selahı dâim
Nefsimiz neyinden kılarız saim
Mal zekâtı vermek nemize lâzım
Hak yola baş vermek iradetimiz

Zencefil, zina yok bizden dilin çek
Evlâdımız tahir piç değil bişek
Hak emri üzere süreriz sürek
Yok böyle batıl bir adetimiz

Kâinatı yoktan var eden Allah
Ondan gayrı var mı bir ata, ana
Niçin olmadınız bu sırra âgâh
Bu kadar mı bağlı basiretiniz

İbreti fariğ ol, uyma cahile
Nasihatin hiçe gider nafile
Hüner odur kişi kendini bile
Ondan belli olur maharetimiz”

Bu yazıya giriş yaparken, İbreti babanın yirminci yüzyılın en önemli şathiye ustası olduğundan söz ettim. Bu doğrultuda şathiye hakkında kısa bir bilgi vermek elzemdir.

Şathiye Arapça bir kelime ve “Şath” kökünden gelmektedir. “Şath” kelimesi Arapça'da alaylı söz anlamına gelir. Tasavvufta ise sûfînin kendisinden geçtiği bir sırada söylediği şeriata aykırı söz ve hareket anlamına gelir ki, söyleyen bu kendinden geçme durumunu fark ettiği anda söylenenleri acizliğe bağlayıp, doğru olanın hak olduğunu yeniden zikreder.

Şath kelimesi Türkçe'de bir duygu veya düşünceyi iğneleyici ve alaylı bir şekilde dile getirmek demektir.

Şathiye, ilahi güç ve isteklere karşı ilk bakışta sert eleştiriler ve karşı çıkışlar gibi görünmekle birlikte, aslında insan mizaç ve nefsinin bir tür sınanmasıdır da denilebilir. Tanrı hata yapmaz. Hata yapan insandır. Ancak insan hatasını kabullenmediği için suçu bir başka varlığa atmaya meyillidir. Bu suçun gerekçesini ya doğrudan Tanrı’ya atfedecek, ya onun yerini alacak ve kendisini de kurtaracak başka bir varlık bulacak ki, bu varlığı da yaratıyor, adına da “Felek” diyor. İşte bu durumu bir nebze de, görebilmek için, Türk şairleri şathiyeyi kullanmayı sürdürmüşler. İnsanın içinden geçenleri, ama ifade edemediklerini şairler dile getirip, “Ne kadar da haklı” ya da “tıpkı benim düşüncelerimi ifade etmiş” dedirtecek duyguları sergileyen şairler, şiirlerinin sonunu insanın yanıldığını, yanlışların ilahi güçten değil, beşerin tutarsız davranışından kaynaklandığını ifade ederek şiirlerini tamamlamışlardır / tamamlamaktalar.

Tarihsel süreç içinde bazı önde gelen isimlerden Hallaç Mansur, Yunus Emre, Şahabeddin-i Maktul, Bayezid-i Bistami, Muhyiddin-i Arabi, Kaygusuz Abdal, Eşrefoğlu Rumi, Niyazi Mısri şathiyeyi kullanmışlardır. Bu isimlerden bazılarının konuşmaları, bazılarının şiirleri şathiyedir.

Beni üzen ve yeri gelmişken şairlerin en çok yakındığı ve benimde bu yüzden görev saydığım bir konuyu dile getirmek istiyorum; her şair gibi İbreti Baba’nın da şiirlerini okuyan icracılar şairin söylediğini şiirindeki kimi dizeleri ya da kavramları ya dünya görüşlerine uygun düşmediği için değiştirip söylüyorlar, ya akıllarında kaldığı biçimde yanlış söylüyorlar. Bu durumdan en çok yakınanlardan biri rahmetli Mahzuni, diğeri ise Abdurrahim Karakoç’tu. Eminim İbreti Baba’da yaşasa ve söylediği şiirin değiştirildiğini duysaydı aynı ıstırabı duyar, imkân bulsa, değiştirenin de yüzüne tükürürdü.

Bu değişikliğe bir örnek vermek okuyucu kitlesi ve değiştirenler için de yerinde olacaktır diye düşünüyorum.

“…
Ararız Mevla’yı vicdanımızda
Allah aşikârdır seyranımızda
Türk dili okunur irfanımızda
Arabi Farisi lisan gerekmez
…”

Bu dörtlükte geçen “Türk” kavramı Türk’e düşman olan her kimin zoruna gidiyorsa, söylerken, “Türk” kavramını değiştirip “Kuş” kavramı olarak söylemekteler ki, bu şekilde söyleyen bütün icracıları da esefle kınıyorum ve İbreti Baba’nın şiirleri üzerinde duralım, diyorum.

***

Şiirde şathiyenin nasıl işlendiğini birlikte görelim.

“Minareye çıkıp bize bağırma
Haberimiz vardır, sağır değiliz
Sen kendini düşün bizi kayırma
Sizlerle kavgaya uğur değiliz
…
Eğer insanlıksa doğru niyetin
Nefsini ıslah et varsa kudretin
Bize lazım değil senin cennetin
Huriye gılmana esir değiliz
…
İbreti, bu hale insan acınır
Ham sofular bu sözlerden gücenir
Aslına ermeyen elbet gocunur
Onu avutmaya mecbur değiliz”

Görüldüğü gibi, ilk dörtlükten itibaren okuyan kişinin dinden çıkmış birini düşüneceği bir şiiri, son dörtlükte, kimler için ve ne için söylediği açıklanarak düşünce tamamen değiştiriliyor. İşte şathiye dediğimiz şiir türü bu. Bunu şair mizahi bir anlatım içinde de kullanabilir, İbreti Babanın yaptığı gibi sert bir üslupla bir karşı çıkış biçiminde de kullanabilir.

“Bir kaz aldım ben karıdan
Boynu da uzun borudan
Kırk abdal kanın kurutan
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz”

Biçiminde, dergâha giren ve bir şeyler öğrenmemek için sanki özel çaba sarf eden bir öğrenciden söz etmekte bu şathiyesinde Kaygusuz Abdal. Kaygusuz Abdal ile İbreti Baba arasındaki üslup farkı…

İbreti Baba’nın şiirinde ne anlam, ne ölçü, ne ses düzeni olarak hiçbir kusur yok. İrticalen (hazırlıksız) söylenen şiirlerde kusur illaki olmakta. İşte ustalık ya kusursuz söylemek, ya kusuru en aza indirmekle olmakta.

Şiirde İbreti Baba’nın mizacına uygun sert sessizlerden oluşan seslerin ağırlıkta olduğunu görmekteyiz. Anlam olarak da aynı sertliğin şiire hakim olduğu meydanda.

Bir diğer husus ise, yine şiirde görüldüğü gibi, İbreti Baba “Taşlama” ile “Şathiye” türlerinin sentezini yaparak, kendine has bir şiir özelliği kullanarak ustalığını ayrıca ortaya koymakta.

İbreti Baba’dan bir başka mükemmel şathiye:

“İlme hizmet edip, uykudan kalktım
Sarık seccadeyi elden bıraktım
Vaizin her günki vaazından bıktım
Ramazanı sele verdim de geldim
…
Aklım ermez ahret eğlencesine.
Saygım var insanın düşüncesine
Hayal cennetinin has bahçesine
Yobaz sürüsünü sürdüm de geldim

İbreti emelim insana hizmet
Eşim bana huri, evim de cennet
Hacıya, hocaya kalmadı minnet
İbriği, tespihi kırdım da geldim”

Arap geleneği, İslam kavramlarını alıp kendi hayallerine adapte edenler için söylenen, yine hem taşlama, hem de şathiye türünün sentezi olan bir İbreti Baba şiiri…

1400 yıldır hep aynı şeyler söyleniyor, ama hep aynı yanlışlar yapılmaya devam ediliyor. Ben diyorum ki, söyleyen himmet ve hikmetten yoksun kimseler olduğu için söyledikleri zevk vermeyen müzik türünden başka bir şey değil. Peygamber söylerken, etkili oluyordu da, bunlar söylerken neden etkili olmuyor? Vaizler, mollalar, hocalar, dervişler kendilerini gözden geçirmeliler.

Bir başka husus, “Kur’an-ı Kerim’i âlim olmayan anlamaz” diyen âlimler, bu kutsal kitabın ne kadarını anladılar? Söylediklerinin “Akıl ve mantık dini” olan İslam’la ne kadar örtüşüyor? Bunların yeni baştan gözden geçirilmesi gerekir, diye düşünüyorum. Zaten İbreti Baba da bu hususlara bu şiirinde dikkat çekiyor. Birincisi din, cennet ve hurilerden önce dünyada nasıl yaşanması gerektiğinin sınırlarını çiziyor. İkincisi Allah sadece kendisine kulluk yapılmasını istiyor. Üçüncüsü Allah boşa harcama yapılmamasını ve ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesini istiyor ve bu yüzden eskiler “Hac kapının önünde” deyimini kullanıyorlar. Bu yüzden Allah gösterişi bir kibir alameti sayıp yasaklıyor. Şimdi bu karakter ve zayıflıkta olan hacı ve hocalara kişi minnet duyarsa, imanını ve ibadetlerini gözden geçirmeli. İşte İbreti Baba’nın dile getirdiklerini ben böyle anlıyorum.

İbreti Baba aynı zamanda, beşeri aşkın da kıyılarını aşındırmış deli dalgalarla.

“Aşkın pazarına uğrarsa yolun
Ateşlere yakıp seyran ederler
Gönül kaptır da bak, görürsün halın
Din iman bırakmaz talan ederler
…
Kimi kaşı kara kirpikleri ok
Kimi çok sevimli, işvesi pek çok
Kiminin yüzünde hiç pervası yok
Âlemin diline destan ederler
…
İbreti, güzeller nazik edalı
Nerde âşık varsa, başı belalı
Çöllere düşürür Mecnun misali
Dünyayı başına zindan ederler”

Yine İbreti Baba’dan bir şathiye… Bu şiirde de uydurulmuş hayallerin peşinde koşan garip dindarlardan söz ediyor İbreti Baba.

Ey sofu bizlere kem gözle bakma
Özünü fark eden insanımız var
Gerekse cennete bizi bırakma
Bizim de bir huri gılmanımız var
…
Manasın biliriz ilm ü irfanın
Bizce değeri yok kuru dâvânın
Bunun için bize gel sıkma canın
Hep dinlere önder vicdanımız var

Kim hoşlanır senin böyle halinden
Hem dua hem küfür çıkar dilinden
Geçtik ham sofunun kıl u kalinden
Hilkati-i âdemiz izanımız var
…”

İbreti Baba semai konusunu da şiirlerine az da olsa taşımıştır. Yukarıda bahsedildiği gibi Erzurumlu Emrah ve Seyrani’yi çok seven bir ozandır. Gerek Seyrani, gerekse Emrah Türk halk şiirinin vazgeçilmezi semai türünün ustalarıdır.

Yine efkârlandı divane gönlüm
Gam kederle yüklü kervanım vardır
Ah u vah çekmekle tükendi ömrüm
İçerimde derdi hicranım vardır
…
Gönül vazgeçer mi boyu fidandan
Emsali bulunmaz devri zamandan
Yaradan ayrılalı usandım candan
Tek teselli kası kemanım vardır
…
İbreti, yarımı unutmam bir an
Gözlerimden akar yas yerine kan
Dedim yar yüzünü göreyim hemen
Çünkü derdi hasret çekenim vardır

Hulasa, bu dünyadan birçok peygamber, kağan, âlim, şair gibi, bir de İbreti Baba geçti. Allah rahmet etsin. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

20 Haziran 21
Gölcük



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Okuma Alışkanlığı

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Bir Veda Partisinde Veda Hutbesi [Şiir]
Düş Geçiti [Şiir]
Saat Gökyüzüne Yaklaşıyor [Öykü]
Efsun [Öykü]
"Korkma Sönmez... "" Şairi [Deneme]
Bugün 23 Nisan [Deneme]
Bir İşgalin Eşkâli [Deneme]
Sevgi Ya da Aşk Algısı [Deneme]
Eros'a Rekabet [Deneme]
Mahmur Bakışlara Akif Göstermek [Deneme]


Osman AKTAŞ kimdir?

1965 Erzurum doğdu. Gazi üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, TDE bölümünden mezun oldu. Sırasıyla Van, Bartın, Antalya,Bursa, Ankara, Bodrum'da öğretmen olarak görev yaptı. Halen Kocaeli'bde görev yapmakta. yaklaşık 40 yıldır şiir,öykü ve eleştiri yazıları yazmakta. Eserleri: 1. ayArsız; Uludağ Yayınları 2007 (Şiirler) 2. bermudayı tek geçmek; Cinius Yayınları 2016 (Şiirler) 3. AsiMilat(ör); Cinius Yayınları 2017 (Politik Denemeler) 4. (D)OKU(N)MUŞTUK; Cinius Yayınları (Kitap Eleştirileri) 5. cennet cazgırları; Cinius Yayınları 2017(Şiirler) 6. çorak düşler ülkesi; Cinius Yayınları 2018 (Şiirler) 7. Yağmur Yankıları; Artus Yayınları 2018 (Öyküler) 8. Sessiz Çığlık; Cinius Yayınları 2018(Kitap Eleştirileri) 9. dar vakitte aşk; Cinius Yayınları 2018 (Şiirler) 10. Âşık Hüseyin Fizâhî; Cinius Yayınları 2018 (Şiirler) 11. Şuaraya Elhan Olmak; Cinius Yayınları 2019 (Şairler Üzerine Denemeler) 12. ναυάγιο αγάπης (enkaz-ı aşk): Cinius Yayınları 2019 (Şiirler)


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Osman AKTAŞ, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.