..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Olgunluğa erişmemiş şairler ödünç alır, olgunluğa erişenler çalar. -George Eliot
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Beklenmedik > Vildan Sevil




18 Haziran 2012
Düşselin Gerçeğinde, Gerçeğin Düşselliğinde  
Ahhh Lilith!... Canım kadın… Asilerin en güzeli… Ne Adem anladı seni, ne Havva… Ne de Tanrı… Anlasalardı eğer, ah bir anlasalardı…

Vildan Sevil


Sonra yükseldiler, yükseldiler…Yer, göğe yükseldi; gök yere indi. Görülmemiş bir medcezir idi… Gökkuşakları, sardı sardı, çözdü çözdü onları, çözdü çözdü sardı. Tin neredeydi?... Ya beden? Bu ne amansız, ne yaman bir şahlanıştı… Varoluşun yok oluşunda, varoluş… Ya da yoklukta varlık, varlıkta yokluk… Şiddet, şiddet olalı, hiç böyle güleryüzlü, sevimli ve sıcacık olmuş muydu acaba? Abıhayat ile böylesine yunup yıkanmış mıydı?... İsyan isyan olalı, böylesine gönüllüce bir teslimiyetin dinginliğine bırakmış mıydı kendini?


:AIJG:
Gün’ün hızla solan benzi, karanlığın kapkara pençesiyle örtülüverdi.

Tenine; uykunun, otacı, sevecen, müşfik, korkunç, ağır, delirtici parmakları dokundu önce, sonra kolları, bedenini sımsıkı sardı. O, karşı koyamadı. Artık tutsaktı.

Korkularının cangılında, tekinsiz derinliklere doğru yürüyordu. Dört bir yanı, öbek öbek ateşlerle çevriliydi.

Yükselen kıpkızıl yalımların sivri uçlu dilleri, yılanların kıvraklığıyla göğü deliyor; yükseliyor, yükseliyordu.

Ateş öbeklerinin çevresini saran ulu ulu ağaçlar, başlarını sallayarak garip uğultularla ağlıyordu.

Gözleri faltaşı, ağzı yarı aralık, öylece kalakaldı.

Birdenbire… Evet, birdenbire…

Yüzü insan suretine bürünmüş, vücutlarında ise insanlardan esinti taşıyan biçimsizlikleriyle, ecinniler, melekler, şeytanlar…

Nice tekinsiz yaratık, ormanın derinliklerinden çıkageldi. Müzikleri, şarkıları, dansları ve rengârenk giysileriyle…

Kimilerinin yüzünde masklar, maskeler vardı. Ellerinde süslü asalar ve çalgılar…

Bir karnaval, bir şölen, belki de bir ritüel…

Sesler kulaklarını dolduruyor, zorluyor, derinlerden gelen bir uğultu oluşturuyordu.

Onca sesin içinden bir ses, sanki tümünü kenara ayırıp bir yer açtı kendine, geldi kulağına girdi, içine aktı. Adını ünlüyordu bu ses. Yumuşak, derin, sevgi ve şefkatin sarmalında şehvetin belli belirsiz soluğunu üfleyen bir ses.

Ortama aykırı bu sesi, duymak istemedi önce. Korktu. Çok korktu yine. Ne ki o ses, ince bir burgu gibi kulağından geçip gidiyor, derinliklerine ulaşıyordu, önleyemiyordu onu.

Kumlara gömülmüş istiridyeler kıpırdadı, en derinlerindeki içdenizin dibinde. İstiridyelerin açılan kabuklarının sessiz çığlığını duydu içinde. Kumlar kabardı.

Resiflerde iskeletleşmiş mercanlar kıpır kıpır oldu, dirildi.

Dalgaların hafif hafif salınımını duyumsadı. Elvan elvan balıklar, dansa kalktı aniden.

Ses, onun adı oldu; adı, ses oldu; mercanlara, balıklara, istiridyelere değdi. Aşka geldi istiridyeler, iri iri inci döktü döküm döküm.

Düşünde, bu düşü düşündü. Daha önce görmüş müydü?... Görmüş de unutmuş muydu?... Anımsamadı.

Oysa içindeki içdenizi biliyordu. Hatta zamanın hoyrat sarmalında nasıl oluştuğunu, derinleştiğini de biliyordu, korkuyla, acılı bir vazgeçişin boyunduruğunda izlemişti olan biteni.

Sonra da tsunamilerin oluşmasından, o içdenizinin taşmasından da çok korkmuştu. Dalgalar, onu alıp götürseydi, umurunda değildi ama ya yakınlarına, çevreye zararıyla nasıl baş ederdi? Onlar, ne denizden, ne de nasıl oluştuğundan haberdardı. Belki de büyük cesaretle alalanmış ahmakça korkulardı, korkuları. Belki de haklı korkulardı. Ama öyleydi işte. Kim, kendini var eden öncelliğin eksik gedik kodlarından kendini tamamen kurtarmış ki…

Belki de bütün bunlar aklanma çabalarıydı. Belki bilemediği, bir başka türlü bencilliğin izdüşümüydü. Kim bilebilir ki kendi derinliğini?

Sonuçta, o içdeniz oluşmuştu. Artık, belki ahmakça, belki haklı korkularının itimiyle, dış rüzgârların yıkıcı dalgalarına karşı korumalıydı içdenizini. Nice emek harcamış, nice kendinden vazgeçişler yaşamıştı o yapay, güçlü setleri oluşturmak için.

Ama şimdi, onca onca zaman sonra… Şu garip karnavalın, şölenin ya da ritüelin bir yerinden kopup gelen, rüzgârlaşan şu ılık nefes, işte şu ses…

Korkuların bitimsiz burgacındayken, artık karşı konulmazcasına çağıran şu ses…

Görkemli bir davet ve ürkek bir icabet…

Korkularını var gücüyle geriye geriye çeken bu ses ve kendinin inatla ona doğru atılan, dizginlenmez adımları…

O müthiş, ezici, kahredici yerleşik direncinin, güneşte kalmış tereyağı gibi eriyişi sonra… Bitişi, tükenişi…

Ses; el oldu, değdi tene bir kez.

Ses; kol oldu, sardı tini bir kez.

Ses; urağan oldu, dev dalgalar oluşturdu, tüm setleri yıktı.

Ses; upuzun bir ırmak oldu, aktı o içdenize, aktı, aktı…

Deniz; içti ırmağı, içti, içti…

Deniz; ırmak oldu, deniz urağan oldu…

Sonra yükseldiler, yükseldiler…Yer, göğe yükseldi; gök yere indi. Görülmemiş bir medcezir idi… Gökkuşakları, sardı sardı, çözdü çözdü, çözdü çözdü sardı onları.

Tin neredeydi?... Ya beden?

Bu ne amansız, ne yaman bir şahlanıştı…

Varoluşun yok oluşunda, varoluş… Ya da yoklukta varlık, varlıkta yokluk…

Şiddet, şiddet olalı, hiç böyle güleryüzlü, sevimli ve sıcacık olmuş muydu acaba? Abıhayat ile böylesine yunup yıkanmış mıydı?...

İsyan isyan olalı, böylesine gönüllüce bir teslimiyetin dinginliğine bırakmış mıydı kendini?

Ahhh Lilith!... Canım kadın… Asilerin en güzeli… Ne Adem anladı seni, ne Havva… Ne de Tanrı… Anlasalardı eğer, ah bir anlasalardı…

Karnaval, şölen ya da ritüel…

İŞTE BİTTİİİ !!!…(mi?...)

18.06.2012
Vildan Sevil


.Eleştiriler & Yorumlar

:: :)
Gönderen: Vildan Sevil / , Türkiye
4 Temmuz 2012
Çok teşekkürler, şirini ve yüreğini sevdiğim Aysu... Yazdıklarımızla karşılaştığımızdan beri, anlarız birbirimizi. Yine sevgiler...

:: Harikasın sürrealist bir akış bence..
Gönderen: lacivertiğnedenlik / , Türkiye
2 Temmuz 2012
Tam benlik bir öykü olmuş.Varlıkta hiçlik ,hiçlikte varlık ,ne çok ses,ne çok iç deniz,ne çok tin ne çok ten ,ne çok şahlanışın isyanı ,göz göze ,ses sese ,deniz denize ,İyi ki anlaşılmamış diyorum.İyi ki asilik var diyorum ..çokkk beğendim çok..

:: :)
Gönderen: Vildan Sevil / , Türkiye
22 Haziran 2012
Son açıklamanız güzel bir saptama Tekkalmış. Ama, "saflık" saptaması yeterli mi?

:: :)
Gönderen: ergun tekkalmış / , Türkiye
21 Haziran 2012
sevgili hocam yine ben,yanlış anlamanızdan korktuğumdan bu mesajı yollamadan ayrılmak istemedim.''biz erkeklere her dişi havva nasılsa '' derken saf yönümüzü anlatmaya çalıştım yani havva ile lilith i ayıramayan âdem gibi...hayırlı akşamlar dilerim...

:: ::
Gönderen: ergun tekkalmış / , Türkiye
21 Haziran 2012
bir de hocam biz erkeklere her dişi havva nasılsa ,siz bayanlara her erkek âdem mi acaba ?...

:: :))
Gönderen: ergun tekkalmış / , Türkiye
21 Haziran 2012
hocam , arılarda da kraliçe bayan , erkekler hiç ses çıkarıyolar mı , ne yerden baskı var ne de gökten onlara...hadi yerdekini anlarız da göktekini anlayamıyoruz galiba ... ayrıca beni izlemeniz de çok güzel bir baskı oluşturuyo üstümde . en derin sevgi ve saygılarımla ...

:: :)))
Gönderen: Vildan Sevil / , Türkiye
21 Haziran 2012
Sevgili Tekkalmış, yerden ve gökten gelen baskılar,Lilith'i salt cinsellik ve doğurganlık nesnesi olmaya zorlamasaydı, kişiliğine ve aklına da saygı duyulsaydı, sanırım inat etmezdi. Havva/larla nasıl oynandığını görüyoruz işte, "Vur kafasına, al lokmasını" da yetmiyor. Sevgiler...

:: :))
Gönderen: ergun tekkalmış / , Türkiye
20 Haziran 2012
sevgili hocam, öykünün etkisinden yeni kurtuldum da aklım başıma yeni geldi galiba,şu lilith de biraz fazla inatçı değil mi ? biz erkekler adına bir konuşsanız diyorum ononla belki bir orta yol buluruz :)

:: ::
Gönderen: ergun tekkalmış / , Türkiye
20 Haziran 2012
sevgili hocam şiirsel bir anlatım ve öyküyle birlikte su gibi akan bir yürek ... sevgi ve saygılarımla ...

:: :)
Gönderen: Vildan Sevil / , Türkiye
18 Haziran 2012
Değerli Avcı, yorumunuz için teşekkürler, selamlar...

:: fg
Gönderen: mehmet avcı / , Türkiye
18 Haziran 2012
İstiridyelerin açılan kabuklarının sessiz çığlığı!!!!!!

:: merhaba
Gönderen: mehmet avcı / , Türkiye
18 Haziran 2012
Uzunca bir bekleyişin ardından veciz kelimeler kullanarak yayımladığınız yazınız için teşekkür ederim.Aslında ne biz anladık hayatı,ne de anladı bizi hayat...saygılar...

:: merhaba
Gönderen: mehmet avcı / , Türkiye
18 Haziran 2012
Uzunca bir bekleyişin ardından veciz kelimeler kullanarak yayımladığınız yazınız için teşekkür ederim.Aslında ne biz anladık hayatı,ne de anladı bizi hayat...saygılar...




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın beklenmedik kümesinde bulunan diğer yazıları...
Dolunayda Uyku Tutmaz

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Dedem Düşlerime Giriyor
Çocukların Çığlığından Göklerin Tılsımına
İlk Sosyalist Muhtar Fevzi Ağabey
Oy Madimak, Madimak!.. Sen Artık Türkülerle Değil, Ateşlerle Anılmaktasın
Ben Ölürken
Gece, Mehtap, Selene, Apollon ve Ben
Aşk"a Geldin, Hoş Geldin!..
Aşk"a Geldin, Hoş Geldin!..
Ah İbrahim/ Kara Gözlü İbrahim/ Göklerden mi Geldin?/ Yıldızlardan Mı?..

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Duruşma [Şiir]
Okurun Sevinç Çığlığı ve Yazarın, Kitabın Çilesi [Deneme]
Sen Kaç Kere Doğdun Sevgili Okur?.. [Deneme]
Yine Tecavüze Uğradım!.. Yine Tecavüz Ettim!.. [Deneme]
İpek Nehir, 1 Mayıs, Vay İstanbul... [Deneme]
Konuğum Var: Cengiz Akın, Post - Modern Edebiyatta "Zaman" Kavramı, Zaman - Bilinç İlişkimiz [Deneme]
Ant Olsun ve Şart Olsun ki Umursamayacağım!.. Nerde Benim Şu Cımbızla Ayna?.. [Deneme]
Kassandra'nın Güncel Kehaneti [Deneme]
Poetika// Sanatsal Yaratı Üstüne Fikir Uçuşmaları (Iv) [Deneme]
Ahhh İstanbul... Çekme Beni Böyle Kendine Kendine... Yorgunum... [Deneme]


Vildan Sevil kimdir?

Koşuşturmaktan yoruldu. Altmışından sonra, çok yabancısı olduğu teknolojiyle, sanal ortamda kalem oynatmaya kalktı. İletişim kurmak, duygu, düşünce, birikim paylaşmak, genç kuşaklardan yeni şeyler öğrenmek istedi. Yazarlık deneyimine burada adım attı. İşte böyle sınır tanımaz bir "dinazor ". . . Başarır mı acaba ?

Etkilendiği Yazarlar:
Marx, Engels, Freud, Nietzsche, Adorno, Horkheimer, Foucault, Antik Grek, Rus , Fransız yazını, Amado, Marquez, Llosa, Asturias, Lübnanlı Amin Maalouf...Elbette Nazım, Aragon, Neruda ve nice ozan/şair...


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Vildan Sevil, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.