..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yaşamın tanımı yoktur. -Halikarnas Balıkçısı
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Doğa ve Dünya > Hacı Bayram ÖĞÜR




28 Eylül 2012
Kronik Bir Hasta - Zegma ile Anılar  
Hacı Bayram ÖĞÜR
Oysa ne muhteşem bir tansıktır menevişlenerek kıyılara vuran dalgaların ve martıların bir koro halinde bilmediğimiz bir dilde kim bilir kaç bininci kez tekrarladıkları o güzel şarkı eşliğinde bir hayaller okyanusunda daha önce hiç gitmediğimiz yerlere tek gidişlik bir biletle seyahat edebilmek.


:HJH:
Zegma sen nereden gelirsin? Sen uzayın hangi derinliğinden, sen hangi galaksinin hangi gezegeninden gelirsin? Sen hangi diyardan, suyu bol topraklardan mı, yoksa susuz kurak topraklardan mı gelirsin? Hem sen ne diye gelirsin buralara be Zegma? Burası suyu bol kurak topraklar. Burada kimse hiçbir şeyin kıymetini bilmiyor. Burada herkes ikiyüzlü, çıkarcı. Burada, bu dünyada temiz hiçbir şey kalmadı. Hunharca yok ettik hepsini biz insanoğlu. Asla yetinemedik elimizdekilerle. Gözümüz hep açtı bizim, hala da aç. Ama mademki geldin, mademki buradasın o halde geç kurul hayal dünyamın başköşesine de kulak ver, dinle, anla biz insanoğlu nasıl mahlûkatlarız.

Zegma, biz insanoğlunun aç gözlülüğünü anlatacağım şimdi sana. Biz insanoğluna hiçbir zaman yetmedi sahip olduklarımız, hep fazlasını istedik. Bazen fazlasını da aldık ama dedim ya aç gözlüyüz işte yine yetinmedik daha da fazlasını istedik. Elimizdekinin değerini hep kaybedince anladık ve yerini asla dolduramadık. Gözümüz hep komşunun çiçeğindeydi, bu yüzden soldu tüm çiçeklerimiz. Biz hep yarıştık birbirimizle Zegma, hep geçmeye çalıştık birbirimizi ve biz o kadar kaptırmıştık ki kendimizi yarışa kimsenin aklına gelmedi bir bitiş noktası belirlemek ve biz hala devam ediyoruz yarışmaya ve durmaksızın da devam edeceğiz çünkü biz, hepimiz, birbirimizden önce hırslarımıza boyun eğmiştik. Ve hırslarımız kör etmişti gözlerimizi.

Biz çok fazla odaklanmıştık tepeye Zegma ve o tepeye erişmek için hiç çekinmeden basamak olarak kullandık bütün sevdiklerimizi. Hırslarımız bizi duygusuz, düşüncesiz insanlar haline getirdi. Bakma sen benim insan dediğime biz o mertebeyi hak etmiyoruz aslında. Ama bulamıyorum düşüklüğümüzü anlatacak bir kelime. Hırslarımız, bizi öyle birer mahlûkata çevirdi ki, bir avcının avı kadar aciz hale geldik. Hırslarımız, bizi aciz insanlar yapmıştı. Ve biz bunu kabullenmeyecek kadar gururluyduk. Bizler mükemmel olduğumuzu iddia eden kibirli insanlarız Zegma.

Kibrimiz o kadar fazla ki çevremizdeki her şeye ve herkese küçümseyici gözlerle bakıyoruz. Herkesten üstün olduğumuzu iddia ediyor ve bunu kanıtlamaya çalışıyoruz. Bunu kanıtlarken incittiğimiz şeyler zerre umurumuzda değil çünkü biz mükemmeliz ve kimseyi incitecek kadar duygusuz insanlar olamayız değil mi? Bizler aç gözlü insanlarız Zegma. Bizler sahip olduklarımıza, hak ettikleri değeri vermeyen aciz ve onlar olmadan var olamayacağımızı kabul etmeyen gururlu, üstelik her fırsatta onları küçümseyecek kadar da kibirli insanlarız. Biz hırslı insanlarız Zegma ve hırslarımız kör etmişti gözlerimizi.

Bizler mutlu mutsuzlarız Zegma. Bizler mutsuz olmayı marifet sanan, güzel şeyleri görmeyen, görsek bile görmemezlikten gelip, onlardan kaçan ve en ufak bir şeyde gözyaşlarımızın arkasına saklanıp, kendimize mutsuz sıfatını layık gören kıymet bilmez insanlarız. Her sabah gündoğumuna tanık olmak yetmez bize. Görebiliyor olmak, duyabiliyor, nefes alabiliyor olmak, yürüyebiliyor, konuşabiliyor olmak ve bunun gibi daha nicesi, hele ki bunlardan yoksun binlerce belki milyonlarca insan varken, yetmez bize.

Bizler mutlu mutsuzlarız Zegma. Her gece yatmak üzere başımızı yastığa koyduğumuzda bir gün daha yaşayabilmiş olmanın verdiği sevinci unutur, hayatın en boktan dertleriyle üzeriz kendimizi. Oysa ne muhteşem bir tansıktır menevişlenerek kıyılara vuran dalgaların ve martıların bir koro halinde bilmediğimiz bir dilde kim bilir kaç bininci kez tekrarladıkları o güzel şarkı eşliğinde bir hayaller okyanusunda daha önce hiç gitmediğimiz yerlere tek gidişlik bir biletle seyahat edebilmek. İşte bu kadar basit aslında mutlu olabilmek ama biz mutsuz olmayı marifet sanan ve gözyaşlarımıza hak ettiğinden daha fazla değer veren kıymet bilmez insanlarız.

Bizler, bencil insanlarız Zegma. Bizler salt başka birinden daha iyi olduğumuz vakitlerde cömert oluruz. Başarılarımız, başkalarının başarısızlıkları için başarıdır. Mutluluğumuz bir başkasının mutsuzluğu için, gülümseyişlerimiz, bir başkasının gözyaşları içindir. Dostluklarımız, bir başkasının düşmanlığı içindir. Bizler, daima başkalarının eksikliklerinden kendimizi tamamladığımızı sanan, hâlbuki o eksikliklerin kendi eksikliklerimizin fazlalığı olduğunu göremeyen aptal insanlarız. Her birimiz, sanki daha değerliymişçesine, bir başkası için varız. Ve bunun farkına varamıyoruz çünkü hırslarımız kör etmişti gözlerimizi.

Bizler, pişkin insanlarız Zegma. Hayatta istediğimiz şeyleri elde edebilmek için yapmamız gereken hiçbir şeyi yapmaz, sonra da sahip olamadık diye dert yanarız. Üstelik bunun için de çok güzel bir kılıf bulduk; “Ben elimden gelen her şeyi yaptım.” Yalan! Yapmadık ve yapmayacağız. Çünkü hep kandırıyoruz kendimizi, hep bahanelerle ötüyoruz hatalarımızın üzerini ve asla kabullenmiyoruz çünkü yediremiyoruz kendimize bir şeyi başaramamış olmayı, hani mükemmeliz ya, hani kusursuzuz ya, hani her şeyin altından kalkabiliriz ya… Ah o kibrimiz yok mu bizim o kibrimiz, o kör olası, olmaz olası kibrimiz… Hep onun işleri bunlar ve pişkinliğimiz de onun eseri…

Bizler, tutarsız insanlarız Zegma. Önce elimizin tersiyle geri çeviririz mutlu olma fırsatlarını, sonra da ağlarız hüngür hüngür mutlu olamadık diye. Önce hatalar yaparız –bazen bile bile- sonra da şansımız varken telafi etmeyiz hiç birini. Başkalarının ruhlarına girip, ta derinlere inip, kimsenin daha önce gitme fırsatını elde edemediği yerlere varıp, orada kaldık hevesimizi alıncaya dek, sonra hevesimizi alınca da bir daha asla kaybolmayacak, asla unutulmayacak ve acısı asla dinmeyecek kalıcı yaralar bıraktık o yerlerde. Ve tüm bunlara rağmen, tüm bu yaptıklarımızı telafi edebilecek güçteydi bazen birkaç kelime… Ama hiçbir zaman söylenmediler ve o yaralar hiçbir zaman kapanmadılar.

Bizler, sabırsız insanlarız Zegma. Beklemek nedir bilmiyoruz. Oysa bir şarap gibi bekledikçe değer kazanır birçok şey buralarda. Beklemek gerekir bazen doğru şeyler için ve bazen bütün yanlışlar doğru olanın değeri bilinsin diyedir. Ama bizler, bütün yanlışları doğru kılıfına sokup, kusursuzluğumuzu lekelemeden, beklemeden devam ettik yaşamaya. İşte bundan ötürüdür, bu sabırsızlığımızdandır ki hiçbir zaman tam olmadı hiçbir şey ve hep eksikti tebessümler, hep manidar, hep müptezel. Bizler, sabırsız insanlarız ve beklemek hep zor geldi bize ama bunu göremedik hiç çünkü hırslarımız kör etmişti gözlerimizi.

Bizler, cahil insanlarız Zegma. Okumak değerini kaybetti buralarda. Kitaplar sadece gösteriş, gazetelerse sadece bulmacalar için kullanılır oldu. Okumuyoruz ama çok konuşuyoruz. Her konuda bir fikrimiz var ve her probleme bir çözümümüz elbette. Aslında her birimiz birer dahiyiz. Ülkeler yaratıyor, ülkeler yıkıyoruz, hatta biz dünyadaki tüm savaşları bir anda sona erdirebiliyoruz. Sonra dünyada ki açlığı, işsizliği, sınıf farklılıklarını ortadan kaldırıyor ve insanların kardeşçe yaşayabilecekleri bir dünya kuruyoruz. Kısacası dünyayı daha yaşanılası bir yer haline getiriyoruz ve ne yazık ki hepimiz, dünyanın daha yaşanılası bir yer haline getirilmesi ihtiyacına sebep olanın bizler olduğumuzu kavrayamayacak kadir cahiliz. Yaptığımız her hata ile biraz daha yaşanılmaz kıldık kendi dünyamızı ama bunu hiçbir zaman göremedik çünkü hırslarımız kör etmişti gözlerimizi.

Bizler, hiç bilmediğimiz birileri için hiç bilmediğimiz başka birilerini öldüren insanlarız Zegma. Bizler öyle mahlûkatlarız ki, neden gerçekleştiğini bilmediğimiz savaşlarda neden orada olduğunu bilmeyen birini, neden orada olduğumuzu bilmeyerek öldürüyoruz. Sonra biri çıkıyor ve “buraya kadar, savaş bitti” diyor ve savaş bitiyor. Bilmediğimiz birileri kazanıyor ve bilmediğimiz birileri kaybediyor ve bunun uğruna binler, milyonlar kendilerine bu hayatta verilmiş olan en büyük armağını, yaşamlarını kaybediyorlar. Bizler hiç bilmediğimiz birileri için yaşayan ve yine onlar için ölen insanlarız.

Zegma sen nereden gelirsin? Sen uzayın hangi derinliğinden, sen hangi galaksinin hangi gezegeninden gelirsin? Sen hangi diyardan, suyu bol topraklardan mı, yoksa susuz kurak topraklardan mı gelirsin? Sen Zegma, her nereden geliyorsan geri dön oraya. Orada her şey buradakinden çok daha iyidir. Biz hunharca yok ettik güzel şeylerin hepsini. Çevremizi, duygularımızı, sabrımızı, cömertliğimizi, bilgiyi ve mutluluğu ve en önemlisi insanlığımızı yok ettik. Durmaksızın da devam ediyoruz yok etmeye. Sen geri dön Zegma, geldiğin yer her neresi ise buradan daha kötü olamaz. Zegma! Dikkat et giderken, seni görmesinler, yoksa seni de yok ederler.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kronik Bir Hasta - Zegma ile Anılar 2
Kronik Bir Hasta - Düşünceler

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
İstanbul Soğuk Bugün [Şiir]
Yatıya Gelen Misafir : Aşk [Şiir]
Hep Senin Olacağım [Şiir]
Senin Olmalı [Şiir]
Az Kaldı [Şiir]
İlk Sen de Öğrendim Ben... [Şiir]
Bak! Yine Ağlıyorum [Şiir]
Spğuk Kaldırım Taşı [Şiir]
Ölüm ve Sen [Şiir]
Keşke [Şiir]


Hacı Bayram ÖĞÜR kimdir?

herhangi bir edebi akıma bağlı kalmaksızın her türde amatör eserler verebilmekteyim

Etkilendiği Yazarlar:
amin malouf, jack london, nazım hikmet


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Hacı Bayram ÖĞÜR, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.