..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
İnsanlığın hangi filizi köreltilmek istenmişse, tersine o filiz daha gür büyümüştür. -Freud
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Toplumbilim > Erdağ Duru




30 Mayıs 2019
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih – Ermeni Sorunsalı (12. Bölüm)  
Erdağ Duru
Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi kapsamında bir olayın veya eylemin “soykırım” tanımına girmesi veya soykırım sayılabilmesi için “edimsel eylemin” (actus reus) yanı sıra, “amaçsal ögenin” (dolus specialis) de var olması gerekmektedir. Tehcirde böyle bir öge yoktur.


:GB:
ANDONYAN BELGELERİ SAHTEKARLIĞI
Soykırım savını desteklemek amacıyla İstanbullu gazeteci Aram Andonyan tarafından 1920 yılında İngiltere'de bastırılan "Naim Bey’in Anıları" isimli kitapta Talat Paşa'ya ait olduğu sürülen belgelerde soykırımın planlandığı ileri sürülmüştür. Ancak, Talat Paşa'ya ait olduğu iddia edilen 50 telgraf ve 2 mektubun düzmece olduğu zaman içinde ortaya çıkmış, durum bir çok tarihçi ve araştırmacı tarafından doğrulanmıştır:

Strasbourg üniversitesinden Prof. Paul Dumont belgelerin uydurma olduğuna dair ciddi kuşkular bulunduğunu, Prof. Michael M. Gunter belgelerin muhteşem bir sahtekarlık olduğunu, Bernard Lewis bunların "Siyon Protokolları" gibi tarihsel sahtecilik üretimleri olduğunu, Jeremy Salt belgelerin büyük bir sahtecilik örneği olduğunu, Norman Stone kitabın tamamen düzmece olduğunu, Collège de France, Osmanlı ve Türk Tarihi Bölümünden Prof. Gilles Veinstein ise bu belgelerin hiçbir şey, fakat sahte olduklarını belirtmişlerdir.

En son 1 Mart 2015 günü Timeturk ’de çok çarpıcı bir haber yayımlandı: ABD'li tarih profesörü Prof. Justin McCarthy, 1915 olaylarında soykırım yapanın Türkler değil, Ermeniler olduğunu ileri sürdü! Birilerinin 100 yıldır Osmanlı'nın Ermenileri katlettiğine dair belge aradığını söyleyen Louisville Üniversitesi Tarih Profesörü Justin McCarthy, Toronto Üniversitesi'nde verdiği “Doğu Anadolu'daki İnsanlık Trajedisinin 100. Yılı” konulu konferansta şunları söylemiştir:

“Elimizde binlerce ama binlerce belge var. Bu belgeler Türklerin değil, Ermenilerin soykırım yaptığını gösteriyor. Osmanlı arşivleri açık ama Ermenilerinki değil. Tarih, insanların birbirini öldürmesine savaş der. 1915′te olanlar da soykırım değil, savaştı. Ermeniler yaşadıkları devlete başkaldırdılar. Bunun adı nedir? Buna vatan hainliği derler. O dönem Osmanlı devletinin en kuvvetli ve düzenli orduları doğu bölgesinde idi. Ermeniler, Bağdat demiryolunu tahrip etmeyi, güney ve doğuda karışıklık çıkararak İngilizlere yardımcı olmayı teklif ettiler. Böylesi durumlarda devletin yapması gereken insanları korumaktır. Osmanlı da öyle yaptı. Ermenileri, olay çıkarttıkları bölgelerden başka yerlere taşıdı. Hatta Osmanlı, Ermenileri bile Ermenilerden korudu. Ermenilerin nefret ettiği Cemal Paşa, açlıktan ölmek üzere olan Ermenilere yiyecek dağıttı. Bütün bunlar elimizde bulunan belgelerde mevcuttur. Ermeniler Osmanlı askerlerini, devlet görevlilerini valileri bile öldürdü. Hamile kadınlara işkence yaptı, katliamlarla köyleri ortadan kaldırdı, toplu mezarlara gömdü. Şimdi kim soykırım suçlusu? Herhalde Osmanlı değil. Tüm bu olaylar olurken, Osmanlı yöneticileri, isteseler Ermenileri kolayca öldürebilecekleri halde bunu yapmadılar, sadece bu kişilerin yerlerini değiştirdiler”.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SOYKIRIM SÖZLEŞMESİ
Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi kapsamında bir olayın veya eylemin “soykırım” tanımına girmesi veya soykırım sayılabilmesi için “edimsel eylemin” (actus reus) yanı sıra, “amaçsal ögenin” (dolus specialis) de var olması gerekmektedir.

Demek ki, eğer ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubun tümünü ya da bir bölümünü tamamen yok etmek amacı ile hareket ediliyorsa, o zaman, bu eylem soykırım sayılıyor. Bu nedenle 1915 yılında Ermenilere uygulanan yer değiştirme eylemi soykırım sayılamayacağı gibi soykırım sözleşmesi kapsamına da girmemektedir.

Yer değiştirme sırasında meydana gelen ölümler, 1914-1918 savaşı sırasındaki karşılıklı boğazlaşma ve kırımlar da soykırım kapsamına giremez. Kuşkusuz, bir olayın, bir savaşın, bir katliamın, bir kırımın soykırım kapsamına girmemesi o olayların ve yapılanların doğru olduğunu göstermez. Savaş, katliam, kırım hepsi insanlık suçudur.

Ancak, bir ırkın tamamen veya kısmen yok edilmesini hedefleyen bir eylem en büyük insanlık suçu olan soykırımdır. Aradaki farkı iyi anlamamız gerekir. Dolayısıyla, 1915 olayları bu yörünge ve görüngeye kesinlikle oturtulamaz. O halde, Ermeni Soykırımı savının gerçek olmadığı, ancak bu savın bir karalama, bir iftira, büyük ustalıkla pazarlanmış ve sürekli pazarlanmakta olan asılsız bir sav, bir yalan olduğu açığa çıkmış bulunmaktadır.

Sis perdesi dağılmakta bilim adamları ve tarihçiler bu 100 yıldır sürdürülmekte olan bu tarihsel yalanı yavaş yavaş açığa çıkartmaktadırlar. Bu konuya Türk kamuoyunun, aydınların ve Türk siyasetçilerin hala duyarsız kalması anlaşılır gibi değildir.

İNKAR YASASI
Tüm bu olgulara ve birçok bilim insanı, akademisyen ve tarihçinin açıklama ve saptamalarına rağmen Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu'daki Ermeni halka uyguladığı zorunlu göç (tehcir) sırasında meydana gelen ölümler, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, dünya ülkelerinin bir çoğu tarafından “tartışmasız” soykırım olarak değerlendirilmektedir. Neden?

Bu sorunun yanıtı basittir. Bazı ülkeler bu şekilde Türkiye’ye karşı olan tarihsel düşmanlıklarını ve paranoyak hayallerini soykırım silahı ile bir bahane olarak kullanırken, bazıları da itiraf ettikleri ve kabul ettikleri Holokost gibi kendi gerçek soykırımlarına yeni ortaklar aramakta, soykırımla suçlanan ülke sayısı arttıkça tek suçlu ülke olmaktan ve taşıdıkları ağır yükten bu şekilde kurtulacaklarını sanmaktadırlar.

Ne yazık ki iş sonunda öylesine bir soytarılığa dönüşmüştür ki, soykırıma herhangi bir şekilde itiraz edilmesi, ya da, soykırımın inkar edilmesi, hatta tartışılmasını bile engellemek amacıyla harıl harıl yeni yasalar, türel (adli) yaptırımlar hazırlanmaktadır! Bu yeni yasa ve yaptırımlara göre "Ermeni Soykırımı" nı kabul etmemek, tanımamak, inkar etmek, soykırım olmadığını söylemek, bu iddiaya karşı çıkmak suç sayılıyor!

Yoksa “Ermeni Soykırımı” savı yeterli tarihsel kanıt ve olgu bulunamadığından bu şekilde koruma altına alınmak mı isteniyor? Zira soykırımı yadsımanın karşılığı hapis ve ağır para cezası! Bu kervana en son Şubat 2015'te İtalya da katıldı!

Kısaca "İnkar Yasası" olarak bilinen ve hukuki ismi “Avrupa Birliğinin Irkçılığa Karşı Savaşım Hukukunun İç Hukukla Uyumlaştırılması ve Ermeni Soykırımını Yadsımanın Cezalandırılması Hakkında Kanun" a göre öngörülen ceza 1 yıl hapis ve 45.000 Euro para cezası! Ve bu yasa Avrupa Birliği ülkelerinin parlamentolarında kabul edilebiliyor! Sanki Ortaçağın yasakçı zihniyeti Avrupa’da yeniden hortluyor! Odun yığınlarının yerini özgür düşünce ve tartışma ortamını engelleyecek odunsu yasalar alıyor!

Bu “inkar yasası salgını”nın psiko-patolojik altyapısını irdeleyen Prof. İlber Ortaylı 2006 yılında katıldığı konferanslarda önemli saptamalarda bulunmuştur. Ortaylı, Yahudi soykırımının ağır suçu ve yükü altında ezilen Alman-Fransız (Vichy - Nazi işbirliği) siyasal çevrelerinin özgün suçlarını paylaşacak tarihsel suç ortakları aradığına, Ermenilerin ise savlarını Yahudi Holokostu ile eşleştirerek bu iddiaya dört elle sarıldıklarına vurgu yapıyor.

Bu çevreler Ermeni göçü ve karşılıklı boğazlaşmayı soykırım olarak tanımlamayı yadsıyan Bernard Lewis’i yargılıyor, Gilles Veinstein gibi bilim adamlarını suçlamaya, mahkum ettirmeye çalışıyor. Bu bağlamda, Ortaylı’nın savunduğu görüşler özetle şöyle:

1915 Ermeni Tehciri, olası bir isyana karşı düşünülmüş bir önlem değildir; bu nokta çok önemlidir. Zorunlu göç yasası, de facto oluşan bir isyan ve düşmanla işbirliğine karşı alınan ve o günün savaş koşullarında kaçınılmaz olan bir karardır.
Sözün kısası soykırım sadece yapanı değil, yurttaşı olduğu milleti de bağlar. Yahudi soykırımı açısından bakıldığında, antisemitizme yaklaşan benzer fikirleri savunan Martin Luther ve Protestanlık da Hitler kadar suçludur. Her şeye rağmen bugünkü Alman kuşakları da babalarının bu eylemini ister istemez üstlerinde taşımaktadır. Soykırım eylemlerine katılımlarından dolayı sadece Vichy Hükümeti suçlu değildir. Fransız kültüründe bu işin kökleri Voltaire’e kadar gider, der. (Sonraki bölüm: İnkar Yasası, Uluslararası Adalet Divanı ve AİHM’nin yaklaşımı)






Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın toplumbilim kümesinde bulunan diğer yazıları...
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih: Ermeni Sorunsalı
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih – Ermeni Sorunsalı (15. Bölüm)
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih – Ermeni Sorunsalı (14. Bölüm)
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih – Ermeni Sorunsalı (13. Bölüm)
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih – Ermeni Sorunsalı (17. Bölüm - Son)
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih – Ermeni Sorunsalı (11. Bölüm)
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih – Ermeni Sorunsalı (10. Bölüm)
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih - Ermeni Sorunsalı (9. Bölüm)
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih - Ermeni Sorunsalı (7. Bölüm
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih - Ermeni Sorunsalı (6. Bölüm)

Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Her Milletin Ayrı Bir Devleti Olmalı mı?
Hiç Bilmediğimiz Bir Tarih - Ermeni Sorunsalı (8. Bölüm)
Bilderberg – "Eyes Wide Shut"
Osmanlı Saray Edebiyatı Divan Şiirinde Erotizm ve Cinsellik - 1
Osmanlı Saray Edebiyatı ve Divan Şiirinde Erotizm ve Cinsellik - 2

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Fransa’nın Büyük Hayal Kırıklığı: Macron [Eleştiri]
Ermeni Apostolik Kilisesi Karanlık Geçmişiyle Yüzleşmelidir (1. Bölüm) [Eleştiri]
Ermeni Apostolik Kilisesi Karanlık Geçmişiyle Yüzleşmelidir (2. Bölüm) [Eleştiri]
Ermeni Apostolik Kilisesi Karanlık Geçmişiyle Yüzleşmelidir (4. Bölüm) [Eleştiri]
Ermeni Apostolik Kilisesi Karanlık Geçmişiyle Yüzleşmelidir (3. Bölüm) [Eleştiri]


Erdağ Duru kimdir?

Galatasaray Lisesi, İ. Ü. Edebiyat Fakültesi

Etkilendiği Yazarlar:
Kant, Russell, Montaigne, Voltaire


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Erdağ Duru, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.