..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
İnsan gülümsemeyle gözyaşı arasında gidip gelen bir sarkaçtır. -Byron
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Anı > Necmettin Yalcinkaya




1 Ağustos 2019
Toprak Kokusu  
Necmettin Yalcinkaya
Sokağın başında durdum, kederle izlemeye başladım. Evlerin çoğu çoktan dört-beş katlı apartmanlara dönüşmüştü. Çocukluğuma dair hiçbir iz kalmamıştı.


:ADH:
Burnumun direği sızladı. Yavaş yavaş adımlarla sokağın içinde yürürken, sokağın eski haline dönmüş, çocukluğumu yeniden yaşıyordum sanki. Sağımı solumu incelerken elektrik direğinin dibindeki evi görünce sevindim. Ev neredeyse hiç değişmemiş hâlâ zamana karşı direniyordu. İçindekileri hayal etmeye başladım. Sait Dede otoriterdi ama aynı zamanda çocuklara karşı sevecendi. Şeker ve limonata dağıttığı günlere gittim. Bir köşede durmuş, etrafına bakıyordu. Beni görünce gülümsedi.
“Gel evladım, limonata vereyim iç, kendi ellerimle yaptım.” dedi. Duymazdan gelince.
“Erkeksin bak, içmezsen bir yerlerin şişer. Demedi deme sonra,” diye caydırdı beni.
Üzeri çam fıstıklı iki bardak limonatayı afiyetle içtim. Gerçekten de güzeldi. Utanmasam bir bardak daha isteyecektim...
Burnuma limonata kokusu geldi. Dudaklarımı dilimle ıslatırken, evin yıllara meydan okuyan, eski, paslı demir kapısından gözlerimi alamadım. Bir an kapı açılacak, Sait Dede elinde limonata sürahisiyle çıkacak ve yine çocuklara seslenecek sandım. Çocukların da neşe içinde seğirttiklerini gördüm. İçime limonata tadında ılık bir sevgi aktı o an. Mutlu hissediyordum kendimi.
Gözlerim biraz ilerideki bahçe duvarına takıldı. Kayısı ve şeftali ağaçlarının tepelerini görür gibi oldum. Sağıma dönecektim ki aklıma çocuklar meyve ağaçlarına dadanmasınlar diye duvarın üzerine betonlanan cam kırıkları geldi. Olduğum yerden iki üç kez zıplayıp Çoşkun’un kanayan ellerini gördüm. Gözlerim doldu…
Ne kadar uzun zaman olmuştu Coşkun’u görmeyeli. Yıllar öncesi bir arkadaşımdan taksicilik yaptığını duymuştum. Hepsi o kadardı. Hızla yanımdan havlayarak geçen köpek Coşkun’dan ayırdı beni. Tüm dikkatim dağılmıştı.
Sessiz adımlarla yürümeye başladım. Her şey bu kadar mı hızlı değişebilirdi. Bu sokak, çocukluğum, yıllarım… Sokağı geçip sağa döndüm. Yer yer sıvaları dökülmüş, boyası kabarmış bir evin önünde durdum. Giriş kapısının üzerinde kalın zincire takılı kocaman bir kilit gördüm. Ekrem’i hatırladım. Okul yolunu, yalınayak koşturduğumuz sokakları, boş arsalarda saklambaç oynadığımız günleri hayal ettim. Sararan ve kaybolan yıllara için için ağladım. Yanıma yaklaşan kadını fark etmedim bile. “Beyefendi” dedi, “satılık değil o ev. Boşuna bakmayın.” Yüzüme dikkatlice baktıktan sonra:
“Bu evin sahipleri var ya… Düğün dönüşü geçirdikleri bir trafik kazasında -büyük oğulları Ekrem hariç- hepsi öldüler.”
Bu nasıl bir haberdi, kalbim duracak gibi donup kaldım. Dudaklarım titreyerek:
“Ekrem’e ne oldu peki?” diye sordum.
“Zavallıcık sıyırdı kafayı… Kazadan kendisini sorumlu tutuyordu. Onun düğünüydü çünkü. İçine kapandı. Kimseyle fazlaca konuşmaz, sokağa çok nadiren çıkardı. Sonra bir gün karısının abisi geldi. Giderken kız kardeşini de yanında götürdü. Bir daha da dönmedi. Oysa ne güzel ne de sıcak bir kadındı. Karısı da gidince Ekrem bir başına kaldı. Yaşayan bir ölüden farksızdı. Sonra o da sessizce kayboldu ortalıktan. Bir daha da ondan haber alamadık. Bir akrabası geldi kapısına kilit asıp gitti…” Dizlerine vura vura yanımdan uzaklaştı.
Gözlerim nemlenmiş, hüznüm artmış, içime tarifsiz bir acı kıvranıp yatmıştı. Oysa Ekrem ne iyi bir çocuktu. Şen, şakrak ve hayat doluydu. Boş arsada futbol oynardık. Kaleye geçer, müthiş kurtarışlarıyla herkesi kendine hayran bırakırdı. Hatta İzmir’in köklü spor kulübü Altay’dan teklif bile gelmişti de babası kabul etmemiş, “Top oynamak günahtır, şehitlerimize hakarettir!” demişti.
Birden karşımdaki evin paslı demir kapısının gıcırtısyla irkildim. İçerden yirmi yaşlarında, yakışıklı, saçları özenle arkaya doğru taranmış, elinde valiziyle genç bir erkek çıktı. Onu, saçları kırlaşmış, göbeği öne fırlamış, güleç yüzlü yaşlı bir erkek izledi. Belli ki oğlunu yolcu ediyordu. Yaşlıca bir kadın ikinci katın balkon korkuluğuna yaslanmış, kendini sarkıtmış bir hâlde, “Vardığında bizi aramayı ihmal etme oğlum” diye seslendi, “merakta koma bizi”
“Tamam, anne”
Dikkatli bakınca, saçları kırlaşmış adamı hemen tanıdım. Mesut’tu bu! Nihayet geçmişime ait bir iz daha yakalamıştım. Sevindim; içim içime sığmıyordu. “Mesut!” diye bağırdım. Gözlerimdeki ışık alazlandı. Mesut dönüp baktı; yüzümü incelemeye, tanımaya çalıştı. “Neco sen ha!” diye bağırdı birden. Hızla koştu yanıma. Otuz beş yılın özlemiyle sarıldık birbirimize. “Gözlerinden tanıdım, hiç değişmemiş bakışların,” dedi. Ardından baştan aşağı beni bir güzel süzdü. “Yaşlanmışsın, çökmüşsün.”
“Te! Diyene bak hele. Sanki kendisi eski filinta Mesut da, bir de kalkmış bana kulp takıyor.” Gülüştük. Mesut balkondaki karısına seslenerek: “Neco bu, bizim mahallemizin eski demirbaşlarından… Annem benden çok onu severdi. Kıskanmıyor değildim hani…”
Kolumdan tuttuğu gibi çekeleyerek zorla eve götürmek istedi. Kolumu kurtarmaya çalıştımsa da başaramadım. “Bırakmam, boşa debelenme” dedi, “otuz beş yılın hesabını soracam. Bunca yıl ne arayıp ne sordun, bir haber bile salmadın hayırsız!”
Yukarı kata çıkan merdivenlerin başında Ümmühan Abla ve gelinini gördüm. Ümmühan Abla hemen tanıdı beni. Basamakları birer ikişer hızlı adımlarla çıkmış, nefes nefese kalmıştım. Beli bükülmüş, vücudu küçülmüş ve saçları yok denecek kadar azalmıştı. Elindeki bastonuna yaslanmış, gülümsüyordu.
“Neco’m, sen mi geldin, gerçekten sen misin?” dedi, boğuk bir sesle.
“He ya Ümmühan Abla, benim ben!” dedim nasırlı ellerine sarıldım.
“Azıcık boynunu eğ de yanaklarından öpeyim” dedi bana.
Dizlerimin üzerine çöktüm. Bir çocuk gibi sarıldı bana. Saçlarımı kokladı. “Neco’m” dedi, “mahallede bir biz kaldık. Herkes ya taşındı, ya da göçüp gitti bu dünyadan. “Ağlamaya başladı. Gelini de sessizce ağlıyordu. Yeniden sarıldı, öptü, kokladı, yüzümü saçımı okşadı. “Biliyor musun sen eski mahallemizin insanları gibi toprak toprak kokuyorsun, “nerde şimdi o insanlar, toprak bile kalmadı. Her yer beton, taş. İnsanlar da, kalpleri de öyle oldu.” derken gözünün yaşı sesine karışmıştı.
Dayanamadı, bayılır gibi olunca bir çocuk gibi kucaklayıp salondaki kanepenin üzerine özenle sarsmadan yatırdım. Başını okşadım, toprak kokan ellerini öptüm defalarca. “Ah benim güzel Ümmühan Ablam!” dedim.“Bir başına kaldım bu dünyada; her yanım beton benim de, siz gibi…”
Kızaran gözlerimden bir damla yaş yanaklarımdan aşağıya doğru süzülmeye başladı, oradan da yüreğime aktı…

Ozan Yayıncılık BİR YARIM öykü kitabımdan



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın anı kümesinde bulunan diğer yazıları...
On Çocuktuk
Duvar Yazılaması
Kömürcü
Babam, Üç Amcam ve Halama
Bir Ayrılık Şarkısı
Acı Esintiler
Acı Acı Güldük

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kömür Gözler
Anamdan İnciler/ Anamın Entarisi
Yeni Bir Gün, Yeni Bir Umuttu Onun İçin…
Balik ve Melisa
Bir Gün Mutlaka!
Böcek
Anamdan İnciler/ Topal Fayansçı
Anamdan İnciler/ Azrail Sorarsa
Anamdan İnciler/ Bilezik
Küçük Oğul

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Alıp Getirmeli Seni Bana [Şiir]
İnadım İnad İşte... [Şiir]
Göğü Kucaklamak [Şiir]
Susturamam [Şiir]
Sana Koşarken [Şiir]
Resmine Baktıkça [Şiir]
Bu Gece... [Şiir]
Bir Yanım Eksik Kalır [Şiir]
Yapayalnız Bir Başıma [Şiir]
Sırası Mıydı? [Şiir]


Necmettin Yalcinkaya kimdir?

1960Sarıkamış doğumlu. 1977-78 İzmir Namık Kemal Lisesi Edebiyat mezunu. Ozan Yayıncılıktan 12 Eylül’de Çok Güldük Netekim! Mendil Sen Kokuyordu ve Stres Bileziği ve On Çocuktuk Anı/Öykü. Çeşitli dergi ve sitelerde öykü, şiir yazarlığı. Ayrıca Edebiyatbahcesi. net sitesinin kurucu emekçisiyim. Yürüyüş, sinema, tiyatro ve olta balıkçılığı hobilerim var. Yazmayı ve okumayı seviyorum.

Etkilendiği Yazarlar:
Tolstoy,Ahmed Arif, Nazim hikmet, Cengiz aymatov,


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Necmettin Yalcinkaya, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.