..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Her insanda insanlığın tüm durumları vardır. -Montaigne
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Beklenmedik > Kadir KARAMAN




8 Ağustos 2003
Taammüden  
Kadir KARAMAN
Ölüm mukadder,ama öldürme bir suçlu birde maktul demek. Ölümün ve öldürülmenin en acısı ise taammüden...


:BJFB:

     Bir sabah polis memurları tarafından, evinden karga tulumba alınarak karakola götürüldü… Ancak karakolda öğrenebildi götürülme sebebini; Taammüden bir kişiyi öldürmeye teşebbüsten ve ağır yaralamaktan hakkında tutuklanma müzekkeresi düzenlenmişti… İfâdesi alınacaktı…
Karakoldaki sorgulama ardından, hapse atılmıştı… Suçlandığı konu ile ilgili hiçbir bilgisi yoktu ve bütün ithamları reddetmişti, ama sonuç değişmemişti. Konuyu soracağı ve öğreneceği hiçbir tanıdığı gelmemişti yanına ve hapse atıldıktan sonra ziyaretine.
Daha sonra öğrendiğine göre yaraladığı kişi vefât etmişti…Şimdi iş daha zorlaşmış, durumu daha içinden çıkılmaz bir hâl almıştı.
Tek sanığıydı, işlemeye teşebbüs ettiği iddia edilen korkunç cinayetin. Bütün deliller aleyhineydi ve olayı gördüğünü iddia eden bir kaç da şâhit vardı…
Biliyordu ki, işlememişti böyle bir cinayet; zaman zaman içinden çıkmayacağı problemleri olmuş ve bunalımlara düşmüştü; ama sabırla çıkmayı bilmişti bu bunalımlardan. Kavga etmeyi bile bir ayıp gören kendisinin cinâyet işlemsi; mümkün değildi ve çok korkunçtu. Nasıl olur, nasıl yapardı? İnsanları hattâ bütün yaratıkları seven biri olarak!
Hayatı boyunca yararı hep başkalarına, zararı ise kendine olmuştu. Niçin böyle bir suç işlemeye kakıştığını ve suçlama ile karşı karşıya kaldığını hâlâ anlayabilmiş değildi? Suçlanmasına, hele hâkim önüne çıkarılmasına anlam veremediği gibi, çok saçma buluyordu, ileri sürülen gerekçeleri ve korkunç bir câni olduğu iddialarını…
     Mahkeme ve mahkeme salonu ile ilgili her şey acâyipti. Daha önce bir konu ile ilgili bulunduğu mahkeme salonuna ve düzenine hiç benzemiyordu bu salondaki görünüm ve düzen. Hâkimin kendisini göremediği gibi, şâhitleri de göremiyordu… İçinden çıkılmaz bir girdaptı, neydi bu müphemliğin anlamı?
Bir şey dikkatini çekmişti: şahitlerin isimleri ile kendi ismi aynı idi, buna taaccüp etti… Soyadları ise; Tikligöz, Çolakel, Topalayak, Kekemedil, Cüce ve Yaralıkâlp’ di…
İlk ânda soy isimlerin neyi çağrıştırdığını pek anlayamadı…Bir müddet sonra kafasında bir anlam ışığı parladı…
Bir gözü tikli, bir eli çolak, bir ayağı kısa olduğu için, topal; dili biraz kekeme, boyu cüce denecek kadar kısa; kalbi de yaralıydı, gerçekten…”Allah! Allah! Bu nasıl olur, adları benimle aynı, soyadları ise vücudumda olan arızalardan oluşuyor?” diye içinden geçirdi… ” Alil ve âciz kalmamış sokakta, beni suçlamak için, nasıl bir araya geldilerse, bir araya gelmişler” diye düşünmekten kendini alamadı…
Kendini itham eden bu şâhitler en güvendiği, sevdiği ve her sırrını paylaştığı; her zaman, her yerde olmaya çalıştığı çok yakın arkadaşlarıyla da yan yana oturmaktaydılar. Şâhitlerin seçilemeyişine şaşırırken, arkadaşlarının teşhis edilebilir olmaları daha da şaşırtıcıydı.
Arkadaşlarının ithamlar karşısındaki yaklaşımlarını ve suskunluklarını yakıştıramıyordu onların kişiliklerine. Ayrıca, insanlara güvenmenin bedelinin ne kadar ağır olduğunu düşünerek; ne kadar yalnız, ne kadar kimsesiz olduğuna kahrediyordu… “Meğer ne kadar yanılmışım, dost sandıklarım ne kadar uzakmış bana” diyerek içerliyordu…
     Hâkimin:
“ Karar celsesini açıyorum, herkes yerini alsın ve lütfen sessiz olunsun” îkazını tâkiben duruşmaya geçildi.
Şahitler birbiri ardına çağrılarak, dinlenmeye başlandı…
Soyadı Tikligöz olan: cinayeti açık ve çok net olarak gördüğünü;
Çolakel olan: “öyle yakındım ki ona, sanki benimle çekti tetiği”;
Topalayak olan: “cinayet mahalline benimle beraber gitti desem yalan değil, ona o kadar yakındaydım”,
Kekemedil olan: kekeleyerek; “maktulün yalvarışları hâlâ kulaklarımda, o ânı unutmam mümkün değil, bu câniyi asın!”;
Yaralıkalp ise: “bu câninin acımasızlığı ile yaram daha da arttı ve utanıyorum o ânın dehşetini hatırladıkça. En ağır cezâ ile cezâlandırın bu kâtili!”
Cüce olan: “İnanın bu adamı çok yakından tanırdım, çok iyi bir insandı, böyle bir cinâyeti işleyeceği aklımın köşesinden bile geçmezdi, Hâlâ inanamıyorum! Ama işledi bu cinâyeti, gözlerimin önünde. Onu en ağır cezâ ile cezâlandırın” diye sözlerini tamamladılar.
Bu anlaşılmaz ithamların verdiği korku ile dehşete kapılarak tepeden tırnağa titremeye başladı sanık…
     Cinâyetle ilgili savcının iddiaları, şâhitleri, ve maktulun yakınlarının dinlenmesi esnasında, söylenenleri işittikçe hiçbir şeyi duyamaz ve hiç kimseyi göremez hâle gelmişti sanki…
”Aman Allah’ım! Ben ne yaptım, nedir bu başıma gelen, ya da getirilmek istenen?” diyerek kendine sorular yöneltiyordu…Bir komplo ile karşı karşıya olduğu ihtimâli üzerinde yoğunlaşıyordu düşünceleri…
Şâhitlerin söyledikleri iyice ümitsizliğe düşmesinin dozunu artırmıştı..
Birden hâkimin: “suçlu ayağa kalk” îkazıyla normale döndü ve hakimin: “itiraf et, ileri sürülen iddialarla ilgili söyleyeceğin bir şey var mı? Doğruları anlatırsan senin için daha hayırlı olur…Sakladığın şeyler cezânın artmasına sebeptir” diyen sesini yeniden duydu…
Ne diyeceğini ve ne yapacağını bilmez hâlde duruyordu, çakılmış gibi…
Hâkimin:
“söylediklerimi duymadınız mı? Bak, senin için iyi olmayabilir bu suskunluk, konuş ve açıkla olan biten ne varsa, bizim daha doğru bir karar almamıza yardımcı ol” demesi üzerine, savunmayı yapması için bir şeyler söylemek üzere avukatına doğru döndü:
Hayretten, fal taşı gibi açık kaldı gözleri. Kendi ile duruşma salonuna giren ve yan yana oturduğunu sandığı avukatı yanında yoktu. Onun olduğu yerde tanımadığı bir şahıs oturuyordu… Sanığın kendine şaşkınlıkla baktığını görün şahıs rahatsız olmuş gibi davranarak; “sizi ben savunacağım” dedi.
Sanık ”bu ne biçim iş? Niye yok avukatım? nereye gitti? Yanımda oturan da kim? Neler oluyor? Allah rızâsı için olanı biteni bana anlatacak bir insaflı vicdan sâhibi yok mu?” derken,
Hakimin; “lütfen sâkin olunuz ve yerinize oturunuz! “Burada suçlanan ve ifâde vermesi gereken sizisiniz, esas siz anlatın olanı biteni” demesiyle iyice şaşkına dönmüştü. Ne anlatacaktı, bilemiyordu…
Yanında oturan ve avukatı olduğunu iddia eden şahsın uyarmasına rağmen, ifâde vermek için ayağa kalktı:
“Anlatacağım bir şey yok, ben mâsumum, burada iddia edilenlerle uzaktan, yakından bir ilgim yok, olamaz da…Anladığım kadarıyla karar vermişisiniz siz, suçlu olduğuma. Ben durumu Allah’a hâvale ediyorum. Suçsuz olduğum er geç anlaşılacak ve suçsuzluğum ortaya çıkacak” dedi, avukatının susmasını söylemesine rağmen. Ardından devâm etti: “yapmayın, etmeyin, acıyın bana” dedi ve başka söyleyeceği olmadığın ilâve ederek sendeleyerek yerine oturdu.
Hakim: “anlaşıldı, bir süre sonra kararı açıklayacağım, oturuma on beş dakika ara veriyorum, herkes süre bitiminde yerini alsın” diyerek salondan çıktı…
Jandarmalar onu da alarak sanık odasına götürdüler. Kendisine sigara ikram ettiler, aldı, yaktı, dudağına götürdü, bir nefes çekti öksürmeye başladı, sonra aklına sigara içmediği geldi…Sigarayı yere attı. Kafasını elleri arasına alarak derin düşüncelere daldı…Ne tür bir cezâ vereceklerdi? Ne sebeptendi başına gelenler? Nasıl bir sıkıntıydı bu? Geçmişe doğru hayatını sorgulamaya başladı…
“Çok akıllı olmasına rağmen, vücudunda bâzı organları doğuştan normalden farklı idi… Çocukluğunda anlayışsız ve hoşgörüsüz arkadaşları bu sebepten kendisi ile sık sık alay ederler ve eğlenceye alırlardı…
İnsanların bu dar görüşlülüğü onda kapanmaz yaralar oluşmasına sebep olmuştu. Kendisine karşı yapılan hakâretvâri davranışları düşünür ve çok üzülürdü. Zîrâ hiç kimse yaratılış konusunda ne olacağını ve nasıl olacağını; erkek mi, kadın mı olacağını; hangi anne ve babadan doğacağını, ırkının, memleketinin neresi olacağını seçme hakkına sâhip değildi.
Her yaratık, kendisi için Yaratan tarafından belirlenen ölçütlere göre yaratılmaktaydı… Vücut şeklini de seçme hakkına sahip olmadığı gibi, akıl gücünün yani yeteneklerinin ne olacağını da seçme hakkına sâhip değildi. İnsan sâdece dinini seçme hakkına sahipti. Arkadaşlarının bunu düşünememesi ve yapmaya çalıştıkları nankörlük, aynı zamanda Allah’a açık bir isyandı…
Lise yıllarında başka bir sınıfta okuyan bir kız vardı: çok güzeldi ve çok terbiyeli idi… Kendisine karşı hep nâzik, anlayışlı davranır hattâ başkaları üzdüğünde teselli ve teskin etmeye çalışırdı… onda olan eksikleri hiç yüzüne vurmaz, normal bir insan gibi hareket ederdi. Aslında öyle idi de…Hoşgörüsüz arkadaşlarına kızar, yaptıklarının çok hatâlı olduğunu söylerdi… Bu kızın insaniyetliği ve anlayışı, içinde ona karşı bir hayranlık, giderek bir derin sevgi ve de aşkın doğmasına sebep olmuştu…
Yine öteden beriden konuştukları bir gün, nasıl olduğunu ve nasıl yaptığını tam bilmiyordu, birden ona âşık olduğunu söyledi… Kız hiçbir tepki vermedi önce…Sonra teşekkür etti duygularından dolayı ve ardından kendisinin de onu sevdiğini söyledi.
O kadar mutlu olmuştu ki…Bu kadar olumsuzluk içinde olumlu ve hoş bir gelişmenin olmasına, anlatılmazdı duyduğu sevinç…
Birbirlerine karşı olan duyguları zaman içinde gelişti ve saygıları daha da arttı birbirlerini tanıdıkça yakından, sevgileriyle birlikte.
Lise bitti ve üniversiteyi kazandılar, ayrı ayrı yerlerde…Ama arkadaşlıkları ve aşkları artarak devam etti.
Üniversitenin bitiminde evlenmeye karar vererek konuyu ailelerine açtılar… Kızın ailesinin, vücudundaki arızalardan dolayı evliliklerini aslâ kabul etmeyeceğini ve bu işten vazgeçmelerini söylediklerini duyunca yıkıldı adetâ. Aracı olarak kimi koydu ise hep olumsuz cevap aldı ve tehdit de edilmeye başlandı. Günlerce ve gecelerce uykusuzluk çekti…huzursuz oldu. Ne yapacağını bilmez hâlde çelişkilerde gezindi durdu… vücudunda eksiklik vardı ama aklen hiçbir eksikliği yoktu, hattâ kendisiyle eğlenen bir çok insandan daha zekîydi. Daha ahlaklıydı…Ama kimse bununla ilgilenmiyor, daha çok fizikle meşgul oluyordu…Ne büyük hatâ, ne büyük yanlıştı bu!
Artık bu konuda yapılacak bir şey kalmadığına ve bu evliliğin olmayacağına kanaat getirince, içinde oluşan ümitsizlik girdabının akıntısına kapılarak, karar verdi intihara… İntihar için yeri ve her şeyi hazırladı…Gününü ve zamanını belirledi.”
Birden, bir elin dokunuşuyla geçmişinden ve daldığı hayallerden uyandı…
Jandarma: “salona geçeceğiz, kalk!” deyince kalktı ve salona girdiler…
Hâkim bir süre sonra yerini aldı. “sanık ayağa kalksın! kararı açıklayacağım” dedi ve devâm etti, “mahkememiz sanığı, taammüden adam öldürmekten dolayı îdam cezasına çarptırdı” dedi, sanık kararı duyar duymaz bayılarak yere düştü…
Başucunda sevinç çığlıklarından oluşan bir gürültüyle uyandığı zaman dudakları kupkuru, içi ise çok ezikti…Başında sargılar ve müthiş bir ağrı vardı. Dövülmüş gibiydi bütün vücudu… Nerde olduğunu sorduğu zaman hastânede olduğunu söylediler… “Niçin” diye sorunca: “intihara kalkıştığını ve nihayet kefeni yırttığını” açıkladılar…
Kendi kendine hayret etti… “Nasıl olur da intihar edebilerim, nasıl olur da karıncayı bile incitmekten ürken ve korkan ben, kendi canıma kast edebilirim? Bu ne büyük ihanet! Affet beni Allah’ım!” diyerek ağladı, sâkinleşinceye dek..
Bu olaydan sonra kesin olarak, ne olursa olsun yaşamaya karar verdi ve sürekli tekrarladı kendine “Yaşamaya karar verdim” diye…     




.Eleştiriler & Yorumlar

:: ..
Gönderen: sedef / canada
25 Ağustos 2003
Cok guzel bir calisma emeginize saglik.Icinden cikarilacak o kadar cok sey var ki,hangi birini yazicam bilemiyorum.Ben alicagimi aldim.Tesekkurederim.Basimi tekrar onume egdirdiniz,cok mahcubum... bitimsiz sevgilerimle...




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Hayat Rüya Gibidir
Aksilikler Zinciri
Vehim ve Karamsama
Üç Mavi

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Anadan Üryan [Şiir]
Koy [Şiir]
Loş Odada Üç Zaman [Şiir]
Merak Ediyorum [Şiir]
On Dört Şubat Şiiri - Akrostiş [Şiir]
Güz Senfonisi [Şiir]
Aldanmışlar Arenası [Şiir]
İnsan Ezmasi [Şiir]
O Sokağın Başı [Şiir]
Hamal [Şiir]


Kadir KARAMAN kimdir?

1956 yıl Sivas ili, Şarkışla İlçesi, Cemel beldesi doğumluyum. Mesleğim; İnşaat mühendisliği. . . Yayınlanmış 4 adet şiir kitabım mevcut: 1. "Kanıma Cemre Düştü"1997 de 2. "Göçmen Kuşlar Dönmedi" 2001 de 3. "Gönlümün Güz Mevsimi" haziran 2003 te, 4. "Sevginin Sesi"(Çocuk Şiirleri), 2013 de Kayseri’de yayınlanmıştır. Birçok şiirim Web sitelerinde yayınlanmakta. Kendi bestelerimin de yer aldığı 5 albümde bestelenen 13 şiir de mevcuttur.

Etkilendiği Yazarlar:
Necip Fazıl, M.A.Ersoy, A.N.ASYA, A.KARAKOÇ, Y.EMRE, N.HİKMET ve diğerleri


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Kadir KARAMAN, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.