..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
640K bellek herkese yetmelidir. -Bill Gates, 1981
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > İlişkiler > Tuğushan Özdener




2 Nisan 2002
Burada mıyım ?  
Orada mısın adlı denememin devamı

Tuğushan Özdener


“Burada mıyım?”, diye sordum kendi kendime. Karşımda çırılçıplak kalmış, öylece uzanıyordu. Tüm şehvetini buğulu gözlerin ardına saklamış, bakıyordu tüm pişmanlığıyla. Tüm masumluğuyla karşımdaydı işte. Aylardır, yıllardır beklediğim de buydu.


:BDHH:
“Burada mıyım?”, diye sordum kendi kendime. Karşımda çırılçıplak kalmış, öylece uzanıyordu. Tüm şehvetini buğulu gözlerin ardına saklamış, bakıyordu tüm pişmanlığıyla. Tüm masumluğuyla karşımdaydı işte. Aylardır, yıllardır beklediğim de buydu. Hava gitgide ağırlaşıyor, nefes alınmaz hale geliyordu. Az önce geldiğim sokak ise buz kesiyordu. Sanki gündüze inat, karanlık ve soğuk hüküm sürüyordu. Cumbalı, iki ya da üç katlı, soba ile ısınmaya çalışan evlerin pencerelerinde asılı duran kalın perdeler sıkı sıkıya kapatılmıştı . Ne ışık, ne de sobanın küllenmeye başlamış kor ateşinin cılızlaşan sıcağı geceyi delemiyordu.Böyle bir gecenin kör saatinde buradaydım yine. Yine dar geliyordu elbiselerim ve yine susuyordum tıpkı geçen seferki gibi. Apar topar kaçtığım kapıya gözüm ilişti. Aklımdan geçenleri okumuşçasına “Gitme!” dedi bana. Eski bir yıldızın soğuk bir gecede asılı kaldığı gibi atıldım kapının karşısında. Bilinçsiz bir hareketle ona doğru döndüm, bir iki adım attım, zaten en fazla 6 metre olan odanın dörtte ikisini kaplayan yatağın ayak ucuna kadar gelmiştim. Gözlerim, gözbebeklerine bakmamaya yeminli gibi davranıyordu, sanki ben suçluymuşum gibi. Gözlerimi yumdum, içim acı doldu bir an, aniden arkamı döndüm, bir adım daha atabildim, sırtım ona dönüktü, her yerimi sancılar kaplıyordu, sanki kulağıma bir sancı girmişçesine kafamı sağa doğru eğdim. Dişlerimi gıcırdatmaya başlamıştım. Kuduz bir köpekten farkım yoktu ve hiç bir şey düşünemiyordum. Gitmek ya da kalmak fikri yok olmuştu beynimde; duyularım körelmiş, her yanım uyuşmuştu. Dizlerimin bağları çözülmek üzereydi, midem önce yanmaya başladı, sonra kramplar girdi, patlayacak bir yanardağ gibiydi. Bu sefer akmaya teşebbüs edecek her bir militan göz yaşı için ihtarsız vur emri çıkmıştı. Yargısız infaz edilecekti. Zaten göz yaşlarımın bu dondurucu soğukta eylem yapmaya niyetleri yoktu. Tüm vücudum hareketsizlikten uyuşmuşken sinirlerim önce diz kapaklarımdan boşalmış, oradan bütün bedenime yayılmıştı, her yerim zangır zangır titriyordu. Kramplar giren midem her geçen saniyede patlamaya hazırlanıyordu, birden dayanılmaz bir bulantı hissettim.. Titreme nöbetim çeneme kadar gelmişti, dişlerimin sesi tüm odayı esir almıştı, önlenemez bir hareketlilik vardı tenimin her noktasında. Birden “Sana ihtiyacım var! Gitme ne olursun!” dedi. Tek kişilik somyanın ayakucu ile kapı arasında dokuduğum mekik, sonsuza kadar dönecek iki çarkın arasına bir kalas sokulmuş gibi aniden durdu. Sırtım hala ona dönüktü.
Gözlerimi açmış olmalıyım ki, buğulu da olsa bir şeyler görmeye başladım. Yavaş yavaş düşünmeye çabaladım. On beş dakika kadar daha ayakta durdum. Yapmamalıydım, dönmemeliydim yüzümü, bakmamalıydım gözlerine. Birden yanı başımdaki kırmızı sandalye dikkatimi çekti. Çalışma masasından yarım metre kadar açıkta duruyordu. Dizlerimin bağı çözülüverdi birden, kendimi bıraktım üzerine. Ağırlığıma zar zor dayanan sandalye büyük bir gıcırtıyla esnedi. İstemsizce bacak bacak üzerine attım. O kadar gergindim ki, sağ bacağım diğer bacağımın üzerinden Fatih'in gemileri gibi yavaş yavaş kaymaya başladı. Ani bir hareketle paçamdan yakaladım. Sağ dirseğimi kırmızı sandalyenin kolçağına dayayıp, yumruğumu sıktım. Çenemi yumruğuma dayayıp, uzun bir süre düşüncelere daldım. Karşımda birşeyler söylüyordu belli belirsiz. Bedenim buradaydı, ama ben burada mıydım ? Anılara dalmak istemiştim, ama ne kötü, ne de iyi bir anımız aklıma gelmiyordu. Çenemi sıkıp duruyordum. Dudaklarımın sert bir ifade aldığını hissedebiliyordum. Kaşlarım çatıktı. Sinirliydim, takdir bekleyen bir öğrencinin karnesinde bir dersten kalmışlığı gibi. Koridorlar boşalmış, hesap soracak kimse kalmamıştı kendisinden başka. “Neden?!” diye haykırıyordum, bu bir koğuşun çeyreği kadar odanın boşluğuna sessizce. Sol elimin parmakları arasından paçamı bıraktım yavaşça, kaydı ve yere düştü sağ bacağım. Ardından boştaki elimle alnımı ovuşturmaya başladım, çok geçmeden diğer elim de katıldı düşüncelerimle parmaklarımın, saçlarımın arasındaki saklambaç oyununa. Parmaklarım arıyor, düşüncelerim kaçıyordu. Tam bu sırada birden ayağa kalktım, önce ayak ucuna gittim, tek kişilik somyanın ardından sağına geçtim, elektrikli radyatöre yaklaştım, buz tutan ayak parmaklarımı iyice yaklaştırdım. Tam o sırada bir an boş bulundum ve hıçkırıklar akmaya başladı gözlerimden, yanaklarımı takip edip, odayı hiç boşalmayacakmış gibi doldurdu. Kendime hakim olamıyordum artık. Göz yaşlarım da beni arkamdan vurdular, toplu bir isyan girişimi ayaklanmaya dönmüştü. Uzandığı yerden doğrulmuş olacak ki, elinin bildik sıcaklığını omzumda hissettim. Ardından ensemde ve saçlarımın arasında.. Aniden büyük bir güçle sarıldı bana. Uçurumun kenarında duran beni tutmaya çalışıyordu, yukarı çekmek için bütün gücünü kullandı. Aşağı baktığımda uçurumu görüyordum. Bir zamanlar yemyeşil olan bir dağın griye dönen uçurumundan aşağıda hiç bir şey gözükmüyordu. Sis vardı. Birden son bir hareketle ona sarıldım ben de. Dakikalarca ağladık, sustuk, tekrar ağladık.
Karanlıkta gözyaşlarıyla soruyordu:
- Yine mi terk ediyorsun beni?
- Evet, üzgünüm. Benim evim burası.
Gururu incinmişti,
- Yine geleceksin bana!
Ben umursamazca elbiselerimi çıkartmaya başladığımda, anaç tavrına geri dönerek;
- İyi düşün, dedi bana.
- Düşünerek geldim hep senin yanına, bırak, bu sefer de düşünmek istemiyorum, dedim.
- Pekiyi, o halde ben gidiyorum, bir daha gelmek istersen yerimi biliyorsun.
- Biliyorum, dedim.
Gün doğuyordu yavaş yavaş. Sabah uyandığımızda, yatak odasının penceresinde kurumuş bir gonca vardı.
- Bu kimin diye? sordu bana.
- Benim, ben almıştım onu bu odadan son gittiğimde, evimi ararken.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın İlişkiler kümesinde bulunan diğer yazıları...
Orada mısın ?
BuğdayTenli Esmer Dilber
Anlayamıyorum
Ölmüşüm

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Karabataklar
Cehennemin Doğuşu
Mahkum
Seviyordum seni

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Akar.. [Şiir]
Sitem [Şiir]
Birşeyler var, [Şiir]
Beyoğlu'ndan Pera'ya [Şiir]
Vakit tamamdır dostlar [Şiir]
Rüya [Şiir]
Benim için üzülme ANA ben anarşist oldum [Şiir]
Ben ki [Şiir]
Son nokta [Şiir]
Fetih ! [Şiir]


Tuğushan Özdener kimdir?

Yazdıklarımı beğnseniz de, beğenmeseniz de BEN-im. Ben buyum hüzünlü, umutsuz, acı çekmekten yorulmayan.

Etkilendiği Yazarlar:
Nazım Hikmet, Can Yücel, Uğur Özakıncı


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Tuğushan Özdener, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.