..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Kötü bir barış, iyi bir savaştan daha iyidir. -Puşkin
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Tezler > Orhan TURAN




17 Temmuz 2006
Yıl: 2554… Aşkın Metal Tarihi - 2. Bölüm  
Robotlarla sevişen bir dünyaya doğru

Orhan TURAN


Daha önce birincisini yayınladığım "Aşkın Metal Tarihi" adlı çalışmanın ikinci bölümünü tamamladım. Zevkle okuyacağınızı umuyorum. Ama bir öneneri; Birincisini okumadan bunu asla okumayın!


:BCCF:




ÜÇ BÖLÜMDEN İKİNCİSİ



1. BÖLÜM: ESKİ ÇAĞLARDAN GÜNÜMÜZE KADAR AŞK
2. BÖLÜM: GÜNÜMÜZDE AŞK
3. BÖLÜM: GELECEK

(Bu sayfada sadece İKİNCİ bölüm verilmiştir. İlk bölümü okumak için sayfamdaki "İnceleme" bölümüne girmeniz yeterli. Son bölüm yazma aşamasında)



Aşk yaratıldığında masumdu. Tez şudur ki, iletişim değişerek geliştikçe, aşk masumiyetini kaybetmeye başladı.
Haber göndermelerle başlayan, mektuplaşarak diyaloglar kurulan bir ilişki, ardından büyük bir devinimle telefonla seslerle anlaşarak yakınlaşmaya döndü. Telefon manüelden otomatiğe geçtiği sırada ise bu adeta devrim gibi algılandı.
Ancak bununla da bitmedi elbette. Türkiye’de Turgut Özal’ın başbakanlığı ile birlikte Türkiye, bugün kullandığımız iletişim sistemlerinin alt yapısına kavuştu. Her eve telefon… 1990’lı yıllarda başlayan cep telefonu kullanımı ve takibinde internet kullanımı sonun başlangıcı olarak gösterilebilir.
İlk olarak ABD Silahlı kuvvetlerinin ‘özel iletişim’ amaçlı geliştirdiği internet, ardından ABD üniversiteleri arasında ‘bilgi paylaşımına’ olanak sağlayan bir teknik düzeye getirildi. Ve sonrasında iplerin kopmasıyla birlikte tüm dünya internetle tanıştı.
Ancak hala eksik bir şeyler vardı. Nüfusa göre internet kullanımı, ilk yıllarında oldukça düşük, hatta neredeyse yok denecek kadar da azdı. Bugün kullanılan ADSL, kablo ya da uydu yoluyla iletişim mümkün olmuyordu. 90’larda internetin anahtarını çevirirken 2000’lerde ise gaz pedalına basmaya başlamıştık.

Artık iki kişinin konuşması için b.ir çok yol, imkân mevcuttu. Ötesi bunlara ulaşmak da zor değildi.
Sabit telefonlar, mobil telefonlar, internet, ileri duyarlıktaki telsiz sistemler, GPRS ve daha birçok teknik alt yapı insanların hizmetindeydi. Geriye tek bir şey kalacaktı. Tüm bunları ne için ve kimlerle kullanacaktık.

Asıl soru buydu elbette…
Kısa yanıt ise pek tabi yakınlarımızla… Bizimle irtibat kurmak isteyenlerle…
Tüm bu materyaller, kamuoyunda tanıtılırken bir dişi ve bir erkeğin “mutlu iletişim yolu” olarak vitrin edildiler. Bugün bile mobil telefon reklâmlarına baktığımız zaman, genç erkeğin genç bayanla, ya da genç bayanın erkekle konuştuğunu ve bundan mutluluk duyduğu resimleri çizilmektedir.

Aşk kabuk değiştirmişti…
İlk kez 90’ların sonunda 2000’ler başında gençler “cevapsız çağrı” denen bir tanımlama ile karşılaşıyorlardı. Sadece “cevapsız çağrı” değildi. Literatürümüze eklenen ‘terim’ … Bunun yanında, “mesajlaşma”, “çağrı atma” “mail gönderme” gibi terimlerle de tanışmaya başladılar.

Bundan sonrası oldukça soft olacaktı. Gece yatağına uzanan gençler, sabit telefona uzanma eziyetinden de kurtulmuş, yattıkları yerden tek tuşla “çağrı” bırakmanın keyfi ile buluşmuşlardı. 500 yüz yıl öncesi aynı duygularla yattığı yerden sevdiğine ulaşmak isteyen bir sevgilinin, yattığı yerden kalkıp dakikalar, saatler, belki de günlerce sürecek bir yolculuğa çıkması gerekirken, artık tek parmak hareketi sevgiliye ulaştırabiliyordu.

Kolay olan her şeyin değeri doğru orantıyla eksilir. İktisat bilimine göre arz-talep dengesi açısından değişmeyen kural budur. Kolay olan, basit olan ucuzdur. Talep yoğunsa, fiyat artar, talep düştüğü anda fiyat ucuzlar.
Aşk’ta yaşanan çılgın değişim, iletişimi ‘ayakaltı’ olma noktasına getirdiğinden, kullanılan dilde de buna paralel bozulmalar, saygınlığı ve “bayalığı” da beraberinde getirmiştir.
Büyüklerimizin, her fırsatta, eskilerden bahsederken, “eskiler, sevdiklerine ‘siz’ diye hitap edermiş” gibi benzeri cümleler kurduğunu hatırlayın. Daha önceleri. “eskilerin” ortaya koydukları nezaket, onların başka bir özelliğinden, ya da farklı dünyalarda yaşadıklarından kaynaklanmadı. Tek neden iletişimin nadirliğine karşın, elde edildiğinde de ‘üzerine titrenir’ bir dikkatle kullanılıyor olmasından kaynaklanmaktaydı.

Bugün yani 2006 yılında gelinen iletişim teknolojileri, sonraki yıllarda karşımıza çıkacak olan “yeni kuşak mültimedya” (çoklu ortam) çağının çekirdeği olması açısından önemlidir.

Bugün ilişkiler, iletişimdeki hız ve kolaylıktan dolayı yeni bir boyut kazanmıştır.

Yine 2000’li yıllardan bu yana ilk kez “sanal arkadaşlık” kelimeleriyle karşılaşan bir kuşak olarak, arkadaşlığın sadece fiziki olarak yakınlaşma olmadan da olabileceğini gördük.

Erkekler kadınlarla, kadınlar erkeklerle görmeden konuştu. Sonra görmeye başladılar. Fotoğraflarını görüntülerini fark ettiler, seslerini duydular. Öyle ki internet evlilikleri bile “sıradan” ve “doğal karşılanması” gereken bir hal almaya başladı. Yeni biriyle tanışmak için çok paralar harcamaya, süslenip püslenmeye bile gerek yoktu. Bir “nick” ile (takma isim) her hangi bir internet sitesine girip, yeni arkadaşlar edinmek artık şaşılacak bir durum bile değil –ki bırakın, şaşırma eylemi halinde şaşırma gerçekleşebilir-

Henüz evrimini tamamlama sürecinde olan mobil cihazlar için de aynı şeyi söylemek mümkün. 10 yıla kadar bir cep telefonu ile internete çok ucuz fiyatlara girip gezebileceğiz. Bunun yanında aynı telefonla 4-5 hatta 6-7 mega piksel ölçeğinde yüksek çözünürlükte fotoğraflar çekebileceğiz. Yine yüksek çözünürlükte görüntüler kaydedip bunları yıllar boyu depolayabilecek sistemler elde edebileceğiz. Fiber teknolojiler ve cip teknolojileri ile birlikte aynı cep telefonu ile sınırsız “telsiz görüşmeler”, “görüntülü görüşmeler” mümkün olabilecek. Yine aynı cihazla 500 saate kadar ses kaydı, parmak izi tanımlamaları, yön tayinleri yapılabilecek. Görüştüğünüz kişinin nerede olduğunu telefon ekranı üzerinde bulunan haritadan, görüştüğünüz kişi onay verdiği takdirde, nerede olduğunu görebileceksiniz.

2006 yılındayız ve teknoloji süper bir yere geldi diyenler, bundan sonrası için yapılacaklar karşısında küçük dillerini bile yutabilirler. Zira “süper olan şey”le daha karşılaşmadık bile…

Yukarıda aynı mobil cihazın sahip olduğu özelliklerin sadece bir kaçını sayabildim. Bugün büyük teknoloji firmalarının şimdiden demo olarak ürettikleri cihazlara baktığımız zaman, gelecekte bizleri neyin beklediğini kestirmek de mümkün olabilecek. Düşünün… Cep telefonunuzdan evinizi izliyorsunuz. Aracınızı yönlendiriyorsunuz. Televizyonunuzu kumanda ediyorsunuz.

Elbette ki bu bir fantazya değil. Bu gerçeğin ta kendisi…

Bugün aşkın teknoloji ile ayrılmaz ilişkisi yarın da devam edecek.

2006 yılındayız.
Evli çiftler birlikte internete girip, kendilerine uygun partner “arkadaş” aramakta hiçbir çekince görmüyorlar. 12 – 13 yaşlarındaki kızlar çırılçıplak, bilgisayarın ucunda onunla yazışan erkeğe tüm bedenini sergileyebiliyor. “Bedenin sergilenmesi” yaşadığımız yıla has bir özellik değil elbette… Ancak cinsellik bir dönem aylar sonra konuşulabilecek bir kelime olmasına karşın, bugün 1 saatlik internet sohbeti sonrasında, “sanal seks manzaraları” görmek artık insanları şoke etmiyor.

Aşk metal rengine boyanıyor. Teknoloji geliştikçe, iletişim düzeyi ve teknikleri arttıkça, aşkın da maddesi güçleniyor.

Yapılan son araştırmalarda Türkiye’de bundan 20 yıl önce cinsel ilişkiye girme yaşları 20-28 sınırlarında dolaşırken, bugün bu rakamların 15-18 yaş sınırına kadar geldiğini görüyoruz. Hatta bazı araştırmalarda cinsel ilişki yaşının 12’ye kadar düştüğü de çarpıcı sonuçlardan biridir.


Peki 100 yıl sonra ne olacak?
Mesela 2554 yılında?
Teknoloji ne düzeyde olacak ve aşk nasıl bir evrim geçirmiş olacak.
Cinsellik nasıl yaşanacak ve insanlar birbirine nasıl güvenecek?
Kullandığımız teknolojiler, arabalar evler…
Pek tabi aşkın dili ve rengi ne olacak?

Devamı var









Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın tezler kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yıl: 2554… Aşkın Metal Tarihi
Unutma Teoremi - 2
Unutma Teoremi - 1

Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Biyolojik Silah mı, Doğal Felaket Mi: Kene
1920"den 2007"ye; Türkiye Cumhuriyeti Afyonkarahisar Belediye Başkanları
Iı. Meşrutiyet'ten Günümüze Afyonkarahisar'da Yerel Basın
Cumhuriyet Tarihi Afyonkarahisar Valileri
Afyonkarahisar"ın İlk Bankası Terakki Servet Bankası
Her Yönü ile Afyonkarahisar
Dünya Gazetesi ile İlgili İstatistiksel Bir Çalışma
Türkiye"nin İlk Azınlık Milletvekili Berç Keresteciyan;
Korkut Özal'la Özel Söyleşi... Korkut Özal; 'Özal'ı Öldürdüler'
Bir Din Bilgini ve Profesör Kamil Miras

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Özledim [Şiir]
Yanacağım [Şiir]
Öncesi Yok [Şiir]
Seni Kendime Sakladım, Hepsini Bana Sapladım. [Şiir]
Bana Her Şey Seni Hatırlatıyor! [Şiir]
Benim Adım Mabure; [Şiir]
Su ve Ateş [Şiir]
Tüm Ayrılıklara Dair [Şiir]
Dua… [Şiir]
Utandım Filistin [Şiir]


Orhan TURAN kimdir?

Yazarken çarptığım kayalar, ruhumun akışını kemirince görüntü farklılaştı. Her otuzuna geldiğinde mi, muahasebe yapma gereği duyar insan. . . Cevaplanması gereken çok soru var şimdi. . . Allah'a af dileyerek, hayata ikinci defa başlamak. . . İkinci şans da bu olsa gerek!

Etkilendiği Yazarlar:
...


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Orhan TURAN, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.