..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bir klasik herkesin okumuş olmayı istediği ancak kimsenin okumayı istemediği eserdir. -Mark Twain
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Bilimsel > Çevrebilim > Rüştü ILGAR




16 Aralık 2009
Dünya Geneli Çevre Politikalarının Oluşmasında Etkisi Olan Eserlere Biyografik Bir Bakış  
Rüştü ILGAR
Bu makalede artan çevre sorunlarına yazılı eser boyutunda getirilen yaklaşımlar, yaptığı etkiler incelenmiştir.


:DDGG:
Ekosistemdeki canlı populasyonunun en önemli öğesi olarak nitelendirilen insan populasyonunun aşırı artması sonucu ekosistem üzerinde olumsuz etkiler de artmıştır (halen 6 milyar olan dünya nüfusu her gün 250.000, her yıl 93 milyon kişi artmaktadır). İnsan populasyonun geometrik olarak artması buna mukabil, insanların kullandıkları doğal kaynaklarınsa, artması şöyle dursun, bilinçsiz ve dikkatsizce sarf edildilmesinden dolayı günden güne azalması gözlenmektedir. Thomas Maltus’un aç tavuklara nasıl yem altıldığında hurra hücüm etmesi gibi, 70’li yıllarda insanların bir dilim ekmek için birbirlerini öldürme eğilimine girecek beklentisine sokması oldukça ilginçtir. Ancak gıda ürünlerinin artımı teknolojinin de etkisiyle aritmetik boyutta gerçekleşmiştir. Sonunda Maltus yanılmıştır. Bu beklentiye düşenler de hayal kırıklığına uğramıştır.
Ancak bu durumun gelecekte gerçekleşmeyeceği anlamına gelmez. Yaşam koşullarındaki iyileşme, beraberinde yeryüzündeki flora ve fauna üzerinde tür ve çeşitlilik baskısına, toprak su kalitesinin düşmesine, oksijen, karbondioksit, azot dengelerinin değişmesine, atmosferi koruyan ozon tabakasının tahribatına, küresel ısınmaya neden olmasına yol açmıştır. Kıyamet senoryoları diye nitelendirilen bu şeklindeki değişim örneklerini çoğaltmak mümkündür. Velhasıl yaşlı dünya, ölüm yatağında artan çevre sorunlarıyla ile karşı karşıya kalarak hastalığını daha da arttırmıştır.
Hastalık diye nitelendirilen bu değişimler Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avrupa'da doğaya ve doğanın korunmasına yönelik bilinçlenmeleri ortaya çıkarmıştır. Çevre Eğitim kavramının 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur. Sanayi İnkılabının bir sonucu olarak artan doğa tahribatına karşı İngiltere’de 1865'de Yeşilliğin Ve Ortak Malların Korunması amacıyla bir dernek kurulmuştur. Amerika Birleşik Devletleri'nde de, Sierra Club, Audobon Society gibi çevreyle ilgili gönüllü kuruluşların ortaya çıkışı aynı döneme rastlamıştır. Bu kuruluşlar o dönemde ormanları, bitki ve hayvan türlerini korumak amacıyla milyonlarca insanı bir araya toplayabilmişlerdir. Kirliliğin ve çeşitli türlerin tahribatını önlemek üzere başlatılan ilk kampanyalar da bu döneme rastlamaktadır. Kimya endüstrisini etkileyen ilk yasa İngiltere’de 1863'de yürürlüğe girmiştir. Bu aktiviteler çevre eğitiminde önemli yapı taşları olmuştur. Aynı süreçte Türkiye’de 21 Ağustos 1991 tarih ve 20967 sayılı Resmi Gazete ile Çevre Bakanlığı kurulmuştur. Ancak Çevre akanlığının ömrü oldukça kıs olmuştur. Bu bakanlık görev ve yetkileri 2003 yılında Orman Bakanlığı ile birleştirilmesiyle lav edlmiştir. Kısacası Çeve ile ilgili vakıflar, dernekler hatta bakanlıklar bile kapatılmaktadır. Fakat batıda “birey ne kadar çok sosyal kuruma, derneğe, siyasi partiye, klübe, tarikata üyeyse o kadar sosyaldir” anlayışı mevcuttur. İş başvurularında tercih nedenidir. Ülkemizde ise on ar yıllık süreçte yaşanan askeri darbeler yada benzeri kontrol ve baskılar ile ortaya çıkan denetleme rejimleri nedeniyle ülkemizin sivil toplum kuruluşları oldukça fazla zarar görmüştür. Bireyler bunun sonucunda bu tür oluşumlardan adeta kaçar olmuşturlar. Yada çevreci derneklerden siyasi iradenin yanında yer alan ve onun desteğindeki derneklere üye olabilmişlerdir. Ki bu dernekler yanlışta yapsalar kabul edilir olmuştur. Örneğin asıl hedefi orman ve bitki örtüsünü korumak iken; amacına ters düşen bir çok aktivitelerde de bulunmuşlardır. Örneğin Basını da meşgul eden İstanbul’un akciğerleri sayılan ormanların özel bir üniversite yapımı için kesilmesine amaç eğitimse kabul edilir yaklaşımları bu çevreci derneklerin geçekçiliği hakkında belleklerde büyük izler bırakılmıştır. Küçük çevreci derneklerin etkinlikleri ise eleştirilmiştir. Örneğin Munzur Vadisinin doğallığının korunması ve bir dizi barajların yapılmasının engellenmesi girişimleri ülke kalkınmasını önleyici aktiviteler şeklinde değerlendirilmiştir. Hatta bu tür sivil toplum kuruluşlarının yasadışı kabul edilmesi ise tam bir paradox niteliğindedir. Bu yüzdendir ki bu tür davranışlardan yaygın eğitimin bir diğer kolu sivil toplum örgütleri oldukça olumsuz etkilenmiştir. Oysa batılı sivil toplum örgütleri tüm dünyanın ortak kullanım alanlarının uzayın, okyanusların, Antartika’nın korunmasına yönelik eylem ve planlar geliştirmektedirler. Malumdur ki okyanuslar, kutuplar tüm dünyanındır ve dünyanın içinde yaşayan Türkiye’nindir de aynı zamanda. Oysa global bakıştan yoksun eğitimsiz uluslar yıllarca sürecek basit iç siyasi çekişmeler ile oyalanıp durduklarıdan bundan habersizdirler. Yeterli çevre eğitimi alan bireyler bana ne dünyanın öbür köşesinde olan olaydan diyemezler. İçinde seyahat ettiğimiz dünya gemisi delindiği yerden su alır ama sadece delindiği yer batmaz. Örneğin 1991 Yılında Filipinler de Pinatuba Yanardağının etkin hale geçmesiyle Atmosfere bıraktığı toz, kül, lav parçacıkları, partiküller madde, çeşitli gazlar, pus vb. etkisiyle 1 yıl süreyle sadece Filipinler etkilenmemiş tüm dünyanın sıcaklığını 1 oC düşmüştür (Bilim Teknik,2000;s.46).
Bilindiği gibi dünya ülkeleri gelişmişlik düzeyi kağıt ve ham demir çelik tüketimiyle ölçülür. Yoksa en iyi araç, en son teknolojik materyal kullanımı ile ölçülmez. Eğer öyle olsaydı Birleşik Arap Emirliği dünyanın en gelişmiş ülkesi olurdu. Kağıt tüketimi okumayı ve eğitimi yansıttığından önemlidir. Gelişmiş ülke bireyleri trende, otobüste, yürürken, yatarken, tatildeyken vb sürekli okumaktadırlar. Gelişmiş ülkelerde çok satanlar (best seller) listesi mevcuttur. Bu toplumlara bu tür kitaplar yön vermektedir. Bize gelince okuma olgusu yerini bakmaya bırakmış günde en az 2-3 saat bakan bireyler yarım saat dahi okumamaktadırlar. Hatta gazeteler bile okumak için değildir. Okunacak yer bulmak çok az olduğundan bunun bir yansıması olarak bol resimli gazeteler istenirken gazetenize bakabilirmiyim diye istenir olmuştur. Bizde en çok satanların yerini en çok izlenenler almıştır. Toplumumuz üzerinde kitabın değil televizyonların etkisi mevcuttur. Bunun en güzel örneği tek kanallı televizyon döneminde Belene Kampı dizisi ile test edilmiştir. Halk Bulgaristan’a karşı savaş çıksa da savaşıp dersini versek diyecek boyutta düşüncelere ulaşmıştır. Sonuç olarak gelişmesini tamamlamamış ülkelerde “best seller-en çok satanlar” yerine; top ten, reyting, en çok izlenenler kavramı ile oyalanır olmuşlardır.
“Oku” kavramı gelişmiş ülke bireylerini etkilemiştir. Evde, işte, okulda, yemekte hatta tatilde (yüzerken dahi okuma eğilimi mevcut olup; ancak ıslanma beklentisiyle kitaba saygılarının gereği okuma molası vermektedirler.) Bu ülkelerde yazılı eserler tıpkı Türkiye’deki TV’lerin etkisini göstermektedir. Bu eserler dünya da geniş yankı uyandırıp yönlendirici etkiler yapmıştırlar.Örneğin; Almanya’da 1897 yılında Frederich Ratzel’in yazmış olduğu “Politische Geographie Oder die Geographie Der Staaten Verkehrs Und Des Krieges (Politik Coğrafya veya Devletler, Münakalat ve Harb Coğrafyası” adlı eser Adolf Hitler üzerinde büyük etki yapmıştır. Bu eserin Hitlerin dünya hakimiyeti politikasına girişimine zemin oluşturduğu ifade edilmektedir (Doğanay,1993;s.24).

Okuyan Uluslar arası toplumlarda 21 yüzyılda en popülaritesi yüksek akımı çevre ve insan hakları kavramı olmuştur. Bu günkü manada Çevre bilincinin oluşmasında etkili olan, bu süreçte önemli basamak tahtası diye nitelendirilen eserlerden en önemlileri ise şunlardır.
Sessiz Bahar (Silent Spring)
Rachel CARSON tarafından 1962 yılında yayınlanmıştır (Carson R. 1994). Yayınlanmasıyla birlikte, kirlenmeyle ilgili toplumsal bilincin oluşumunun hızlanmıştır. Kitap genel olarak kimyasal pestisidlerin çevrede sınırsız biçimde artarak hayvan türlerini ve insan sağlığım tehdit eder düzeye ulaştığını vurgulamaktaydı. Kitabın yayınlanmasıyla birlikte, çevrenin kirleticileri absorbe edecek sınırsız bir kapasiteye sahip olduğu varsayımı yıkılmış çevrenin de bir taşıma gücü olduğu belirtilmiştir. Rachel CARSON'ın kitabı yayınlandığı günden itibaren çok-satar hale gelmiştir. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Kennedy tarafından okunmuş ve üzerinde büyük etki bırakmıştır. Çevreyle ilgili ulusal politikaların oluşumunda zemin oluşturmuştur.
Rachel CARSON'ın kitabı, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde çevreyle ilgili toplumsal bilincin gelişimine katkıda bulunmuştur. CARSON toksikoloji ve ekolojinin bulgularını bir araya getirerek epidemiolojinin halk tarafından anlaşılmasını sağlamıştır. Kirliliğin bıraktığı olumsuz etkilerin ekosistemler ve insan sağlığı üzerindeki etkisi anlatılmıştır. CARSON'un temel bilimleri halk tarafından anlaşılabilir bir dille ifade edilmiş olması bilimsel bilgi birikimiyle politik karar verme ve harekete geçme sürecinin birleştirilmesine de katkıda bulunmuştur.

Nüfus Tahminleri (Essay on Population)
Thomas MALTHUS'un 1798'de yazdığı "Essay on Population" adlı kitabından beri, insanoğlunun bir gün kendi kendini doyurma kapasitesini aşıp aşmayacağı konusunda tartışmalar oluşturmuştur (Hawken P. 1993, s.204). Yeni Maltus’çuların kitapları diye nitelendirilen Ekonomik Büyümenin Sınırları ve Nüfus Bombası gibi kitaplar araştırma ve bilime dayandıkları için bu tartışmaları alevlendirmiş ve oldukça kesin iddialar ortaya koymuşlardır. Bu iddialarında dünya nüfusu geometrik doğal kaynaklar ve gıdaların aritmetik olarak arttığını bunun sonunda 1972-1983 yıllarında açlıktan ölümler olacağı savı ileri sürülmüştü. Ne yazık ki Maltus ve taraftarı dünyayı sarsan bu eserlerinde yanılmıştır. Bırakın açlıktan ölümleri çöpe boşu boşuna giden tonlarca gıda daha da artmış. İnsanlar daha iyi giyinip daha iyi yiyecek içecek ile yaşamlarını sürdürür olmuşlardır. Dünya genelinde hızla ilerleme görülmüştür. Belli bölgelerinde görülen açlığın gerçek nedeniyse gıda kaynaklarının yetersizliği değil gıda Kuzey-Güney arası gelir dağılımındaki adaletsizlik olmuştur (Brown R.L.,1997, s.175). Bu olgu gelecekte gerçekleşmeyecek demek değildir.

Küçük Güzeldir ( Small is Beautifull)
1973'de yayınlanan Fritz SCHUMACHER'in Küçük Güzeldir isimli kitabı da 1970'lerde çevreci akımların ortaya çıkmasını hızlandıran eserlerden biridir (Schumacher F. 1995,s8.10). SCHUMACHER, çağımızın en önemli yanılgılarından birinin üretim sorununa çözülmüş gözüyle bakılması olduğunu ileri sürmekte, gerçekte doğanın insanlığa sağladığı sermaye olan doğal kaynakların hızla tüketilmesi sonucunda üretimin gerileyeceğini ortaya koymuştur. SCHUMACHER’in eseri Bugünkü dünya genelinde amaçlanan Sürdürülebilir Kalkınma kavramının oluşmasına veri tabanı oluşturmuştur.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
1983 yılında Birleşmiş Milletler tarafından dönemin Norveç Başbakanı olan Gro Harlem BRUNDTLAND'ın başkanlığında kurulan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu (World Commission For Environment and Development - WCED) ilk kez Ortak Geleceğimiz Raporu'nda Sürdürülebilir Kalkınma (Sustainable Devolapment) kavramı geliştirilmiştir. Bu kavram gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesini tehlikeye sokmaksızın bu günkü kuşakların ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalkınma modeli olarak tanımlanır. Sürdürülebilir kalkınma için örgün ve yaygın eğitim önemlidir. Yaygın eğitim sürecindeki bireylere ormanları kesmeyin, avlanma dönemi dışında balık avlamayın, havayı kirletici maddelerden kaçının vb… demek amacına ulaşması güç bir eğitimsel güdüleme olacaktır. Çünkü bu bireyler kaçak kesim ve balıkçılıktan ziyade harçlık bulma ve oyun oynama derdinde faaliyetleri olan bireylerdir. Ancak bu eğitim sürecinden sonuç alınmayacak yaklaşımı da doğru değildir. Uzun vadede kalıcı ürün alınmak isteniyorsa ağaç dikmek en akılcı çözümdür. Fakat ne yazık ki bizim ağaçtan ürün alabilecek zamanımız maalesef kalmamaktadır. Çünkü yaygın eğitim sürecindeki eğitimin mahsulünü almak için bekleme esnasında doğal kaynaklarımız hızla tükenecek; bu kez bırakın kesecek ağaç bulmayı koruma altına alacak ağacımız bile kalmayacaktır. Onun içindir ki yaygın eğitim önemlidir. Bu eğitimin en önemli araçları da toplumlar üzerinde geniş etki yapan yazılı eserlerdir. Ancak şu da bir gerçektir ki bugünkü nüfusumuzun 6 ve yukarı yaşta bulunanlarının %11’i okuma yazma bilmemektedir. Bir okul bitirmeden kendi çabaları yada askeri hizmetleri esnasında okuma yazma öğrenenler ise %23 civarındadır. Türkiye’nin bugünkü 68 milyon nüfusu, %0 18 lik nüfus artışı ve doğal nüfus artışındaki düşme göz önüne alınırsa 2010 yılında 87 milyona ulaşacaktır. Bu bakımdan, Türkiye’nin genç ve eğitim seviyesi düşük toplumuna, popülizmden uzak gerçekçi çevre bilinci kazandırmak oldukça önemli boyuta ulaşacaktır.
- KAYNAKÇA -
Bilim Teknik,2000: Küresel Isınma, Temmuz-2000, Sayı:392, (Çağlar Sunay), Ankara
Brown R.L.,1997: Dünyanın Durumu-1996, Tübitak Tema Vakfı Yayınları, Ankara
Carson R. 1994) Sicilent Spring, Re-Printed by Houghon Milfin Co., September 1994, USA
Doğanay H,1993: Coğrafyada Metodoloji, Öğretmen Kitapları Dizisi:187, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul
Fritz S., 1995: Küçük Güzeldir, 3.Baskı, Cep Yayınları, İstanbul
Hawken P., 1993: The Ecology of Commerce, A Decrelaration of Sustainnability, happer Bussiness, USA
   



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Rüştü ILGAR kimdir?

Fiziki Coğrafya Çevre


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Rüştü ILGAR, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.