Genel Tartışma
77 görüntülenme · 670 ileti
Naile Hanıma ve İsa Bey'e,
moral ve güç veren yorumlarınızdan dolayı teşekkür ederim:)))
günlerdir deli gibi aradım durdum o notlarımı... ne yalan söyleyeyim, dün akşam da aradım ümitlice:))) ama bulamadım...
baştan başlamak, sevmediğim şeylerin başında gelir... neye? niye? baştan başlar insanlar...ya da başlayabilir mi?.. her şey aynı mıdır, önceki başlangıçla?.. hayatımızdaki hiç bir şey kaldığı yerden devam edemiyorken, en başa dönüp baştan başlamak ne derece anlamlı... ilişkilerde durum böyleyken yazın dalında farklılık olabilir mi?.. 30-40 sayfayı bulacak bir yazınızın 15. sayfasında kaldırıp çöpe atın yazdıklarınızı..15 gün sonra en baştan yazmaya başlayın. Bakalım aynı şeyleri yazabilecek misiniz...
şimdi tekrardan aynı şeyleri yapmak çok zor.. dünyanın öbür ucuna mailler at, yer ve mekan isimlerini, özelliklerini araştır... bunlar bana zulüm gibi... ama yapacağım... özellikle 2 tane öykümü yeniden yazacağım..çünkü onlarda değer verdiğim 3 kişinin çok emeği oldu, farkında olmadan... onlar için bitireceğim o yazıları... bir de sizlerle paylaşmak için...
Sevgilerimle...
Bir romanın nasıl yazılacağını ilk araştırdığım zaman İnternet'teki forumlardan birinde iki kural okudum.
Kural 1. Yazdığınız hiçbirşeyi atmayın ve silmeyin.
Kural 2. Yazılarınızı bir deftere yazın. Bu şekilde hem bir sayfa dahi olsa yırtıp atamazsınız, aynı zamanda yazdıklarınız başkaları tarafından atılmaz.
Yazmak için ağırlıklı olarak bilgisayar kullanmama rağmen sırf ilk romanım için notlar aldığım bazı bölümlerini yazdığım kalın kapaklı 3 defterim var. O defterleri elime aldığım zaman, bir romanın hikayesini görebiliyorum. Romanda yazmadığım konuları görebiliyorum.
Orkun Bey'e ve tüm yazanlara şiddetle deftere yazmalarını tavsiye ederim. Yazdığınız bir yazı sizin eseriniz olarak insanların önüne çıkabilir, ama defterdeki yazılarınız sizin anılarınızdır. Hangi gün hangi saatte ne yazdığınız, ne düşündüğünüz oradadır ve siz öldükten sonra bile onlar kalacaktır.
Dosya kağıdına yazdığınız zaman, tüm yazdıklarınızın kalma garantisi neredeyse sıfıra yakındır.
Biliyorum bazılarınız illa da dosya kağıdına yazmayı tercih edebilir. Umarım onlar benim gibi dağınık değillerdir ve her yazdıklarını bir sayfa dahi atmadan saklayabilirler ve ileride onları ciltletebilirler.
Aynı şekilde bilgisayarda yazanlara da bir önerim olacak. Ben roman yazarken ağırlıklı olarak bilgisayar kullanıyorum. Bilgisayarımda romanımın değişik aşamalarını gösteren 60 ayrı kopyası durmaktadır. Bir bölümü beğenmeyebilirsiniz; o an size yanlış gelmiştir. İleride de size yanlış geleceğine emin misiniz? Yazarken eserinizin kopyalarını alın. Özellikle bir bölümü yeniden yazacaksanız yada yeni bir aşamaya gelmişseniz mutlaka bir kopyasını alıp saklayın. Ayrıca her hafta yada onbeş günde bir tüm kopyalarıyla birlikte CD'ye kaydedin. Yeniden yazılabilen CD'lere sürekli yedek alabilirsiniz, ayrıca birkaç tane de tek yazımlık CD'de kopyanız olsun.
İyi günler.
Önerileriniz için teşekkürler Altan Bey...
Ama önerilerinizin tarafımdan uygulanması, en azından şimdilik mümkün değil...ama dikkate alacağım..
bazen sokakta yürürken, bazen bir kafeteryada otururken aklıma bir şeyler gelir.. hani o ilham perisi denen türden... hemen cebimden çıkardığım, üzerinde birbiriyle hiç alakalı olmayan çeşitli notların yazılı olduğu kağıt parçacıklarının bir kenarına iliştirmeye çalışırım, o aklıma gelen şeyi...
daha sonra bunu orada unuturum...aradan epey bir zaman geçecek de, ben o notlardan birine bakarken onu göreceğim:))) yani unutkanlığı diz boyunu aşmış biriyim:))) üstüne bir de savrukluk eklenince, al başını git kadıya durumları hasıl oluyor:)))
Ama bu kez durum farklı, alışma notlarımın kaybolması söz konusu değil... birisi tarafından çöpe atılması söz konusu:)))
Yine de samimi önerileriniz için teşekkür ederim... Özellikle diskete aktarma öneriniz için teşekkürler..bunu bana bir arkadaşım daha önermişti ve ben yine unutmuştum:)))
Sevgili İsa;
Bu okuduğum senin ifadene göre, öykü… Hani çok kısa düşümler vardır uzun anlatılara eş. Sen kısa bir yaşanmışlığı uzun anlatımınla katletmişsin. Böylesine bir öykü marketlerde sayfalarını karıştırdığım bir kitap arasından fırlasa gözlerime inananamaz kitabı rafa koyar yerine bir balon alırdım. Şişkin ama boş.
Eleştiri adamı üzmez ki yapıcıysa. Sonradan üzüleceğine baştan üzül, söv ama sonra taşlarda bırakma kanını.
Seni sevmiyorum'a, yorum.
Saygılar.
Bir kaç güne kadar ismim altında yayınlanacak olan "Kalk Be Şiddet" isimli yazı bana ait değildir, İzEdebiyat yazarlarından dedem "Hasan Çekmer" tarafından yazılmış ve yanlışlıkla benim sayfamdan gönderilmiştir. Sayın editörlerden gereğini yapmalarını rica ederim. Ayrıca yazarlık kaydımın artık silinmesini tekrar tekrar rica ediyorum(yazışma bölümünden cevap alamadığım için buraya yazıyorum, özür dilerim)... En azından bu tür yanlışlıklardan kurtulmak için...
Yürekten saygı ve sevgilerimle...
ÖZGÜR
17 Eylül günü, İsmet İnönü, yanında Dışişleri Bakanı olduğu halde saat 10:00’da Genelkurmay Başkanı’yla görüşmüş ve Genelkurmay Başkanı’na, “Menderes’in asılmasına engel ol paşa!” demişti. Genelkurmay Başkanı, “ İğne deliği kadar hukukun geçeceği bir yer gösterin, yapalım” yanıtını vermiş, bunun üzerine, saat 11.00’de Çankaya Köşkü’nde Devlet Başkanı Cemal Gürsel’le buluşmuşlardı. Cemal Gürsel, Menderes’i kurtarmak için Yassıada’ya yeni bir doktorlar heyeti gönderip, “Akli dengesi bozuktur” diye rapor verilerek infazın durdurulmasını önermiş, bu da uygun bulunmuştu. Albay, bütün bunları Genelkurmay Başkanı’nın ağzından dinlemişti. Üstelik bu konuşmada tanıklar da vardı.
Yassıada’yı arayan Cemal Gürsel, karşısına çıkan, adanın güvenlik ve savunmasından sorumlu Yüzbaşı Remzi Oral’a, “İnfaz durdurulsun, yeni bir doktorlar heyeti gelecek” demişti. Yassıada’dakilere ise, Ankara’da Menderes’in cezasının uygulanmaması yolunda girişimler olduğu haberi çoktan uçmuştu. Yüzbaşı Remzi Oral, infazın durdurulmasını önlemek için, Cemal Gürsel’e, “Menderes’in İmralı’ya götürüldüğünü, cezasının da büyük bir olasılıkla infaz edildiğini” söylemişti. Gürsel telefonu hayal kırıklığıyla kapatmıştı... Yüzbaşı Remzi, durumu hemen ada komutanına bildirmiş, daha Yassıada’da bulunan Adnan Menderes’i alelacele hücumbota bindirip İmralı’ya göndermişlerdi. Menderes, bütün ilkelere aykırı olarak gündüz saatlerinde asılmıştı...
İhtilalin Süvarisi
Nesrin Turhan
Sh:334-335
Doğan Kitap
Emdiğimiz sütün mümessili olmasa gerek, çiğ olmanın tek vesilesi. "Adnan Abi için, değil bu kursak dolgunluğu" Kimleri başımızın bakanı ilan ettik de hiç başımız arınmadı bitten. Bir elin sayılı parmaklarından fazla olamaz kaderimle, kederinle ve Eylül ile oynayanlar. Bela, sahibini ve sahibesini bulurmuş... Hiç mi kimsenin aklına düşmedi Ağcalık. Papa! Değil ki sebebi, kazai ihmalin zanlısı. Kaç Papa nın zivanası olduk da çekdikçe içimize etkilenmedik, ta ki öksürükle gelene kadar kan. Boyu büyük olacak fidanları kışın orta vakti budadıkların olsa gerek, yedi kıtanın güneşine erişemeyişimiz. Merakımızın cevabı hep çay kaşığında suda hıçkırmamız değil mi. Doldur zehri kadehlere ey Saki. Yeniden aşık olalım.
Eski Mısır'ın günümüze ulaşmış olan görkemli yapıları olan piramitler, sfenksler ve obelikslerin nasıl yapıldığını biliyor musunuz? Yüzbinlerce köle işçinin yıllarca kırbaç ve açlık tehtidiyle inşa edilmiş. Peki bu köleler kim ve neden kölelik yapmışlar, bunları köleliğe sürükleyen başlarındaki ünlü kişi kim? bakalım biliyormusunuz biraz tarih bilgilerimizi tazeleyelim. Biliyorsanız siteleri incelemeden cevabınızı bekliyorum. Bilmiyorsanız aşağıdaki sitelerden ben detaylı bilgiyi aldım sizde kopye çekebilirsiniz herşey yazıyor...
Birde şuda çok ilginç Eski Mısırlılar firavunlar ve kreliçeler için mezar inşa edip öldükten sonra bu piramitlere gömülürlermiş… Mısır inancına göre mumyalama tekniklerinin amacı, ölen kişinin hayattayken sahip olduğu görünümünü korumasını sağlamakmiş…
http://www.eskimisir.com
http://muhammedhasenoglu.org/metafizik.html
Hadislerde Hz Mehdi'nin bütün özellikleri tarif edilmiş hemde en ince ayrıntısına kadar baslıklarını yazabildim sadece asagıdaki sitelerde tamami var inceleyin mutlaka tavsiye ederim...
PEYGAMBERİMİZ'İN SOYUNDANDIR
GÜZEL VE NURLUDUR
SİYAH SAÇLIDIR
YANAĞINDA BEN OLMASI
OMUZUNDA NÜBÜVVET MÜHRÜ VARDIR
Mehdi'nin omuzunda Peygamber Efendimiz'deki nübüvvet mührü bulunacaktır.
(El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)
RENGİ
GENEL GÖRÜNÜMÜ
BOYU
UYLUKLARI UZUNDUR
YAŞI
SAKALI
BURNU GÜZELDİR
http://beklenenmehdi.com
http://ahirzaman.net/
http://harunyahya.net/
Hristiyanlıktan Müslümanlığa geçmiş temeli olmayan bir inanıştır. İlk kez şiilik mezhebinde ortaya çıkmıştır. İmam-ı Mehdi, bir gün, çilehanesinde kaybolur ve bir daha kendisinden haber alınamaz. Sonraki zamanlarda Hristiyanlık'taki Mesih inanışı gibi bir inanış icad olunmuş ve Mehdi senaryoları türetilmiştir. Sahih kitapların hiçbirinde hakkında sağlam haberler yoktur. İslam'ın Kutsal kitabına göre Peygamberlik Hz. Muhammed(Ona selam olsun) İle birlikte sona ermiştir. Kuran-ı Kerim, bunu açıkça beyan etmektedir.
Düşünüyorum öyleyse varım...
Bir an içimden geldi yazdım işte kime ait olduğunu bile bilmiyorum..
İnsan gerçekten düşünebildiği sürece vardır.O şekilde hayata yön verir...
Yazmak düşünmenin bir eseri...
Kıvılcımlanmaların doğurduğu volkan bence şiir.
Yüreğe değdiği sürece , yürekten geldiği sürece...
Niye bunları yazdın diye soran olursa...İçimden geldi.
Son zamanlarda izedebiyat ta düşünenler azaldı gibi geldi bana...
Sağlıcakla...
Eski Mısır'ın günümüze ulaşmış olan görkemli yapıları olan piramitler, sfenksler ve obelikslerin nasıl yapıldığını biliyor musunuz? Yüzbinlerce köle işçinin yıllarca kırbaç ve açlık tehtidiyle inşa edilmiş. Peki bu köleler kim ve neden kölelik yapmışlar, bunları köleliğe sürükleyen başlarındaki ünlü kişi kim? bakalım biliyormusunuz biraz tarih bilgilerimizi tazeleyelim. Biliyorsanız siteleri incelemeden cevabınızı bekliyorum. Bilmiyorsanız aşağıdaki sitelerden ben detaylı bilgiyi aldım sizde kopye çekebilirsiniz herşey yazıyor... Birde şuda çok ilginç Eski Mısırlılar firavunlar ve kreliçeler için mezar inşa edip öldükten sonra bu piramitlere gömülürlermiş… Mısır inancına göre mumyalama tekniklerinin amacı, ölen kişinin hayattayken sahip olduğu görünümünü korumasını sağlamakmiş…
http://www.eskimisir.com
http://muhammedhasenoglu.org/metafizik.html
"Düşünüyorum, öyleyse varım" sözü Orta Çağ filozoflarından Descartes'e aittir ve temeli her şeyden şüphe etmektir. Kumsala uzaktan baktığında homojen bir yapı görürken yaklaştıkça kum taneciklerini farkeder ve böylece duyularımızın bizi zaman zaman yanılttığını anlar. Duyularımız bizi zaman zaman yanıltıyorsa her zaman yanıltmadığından da emin olamayız diye düşünür.Böylece Descartes duyularımız aracılığıyla edindiğimiz bilgilerden şüphe eder. Her şeyden şüphe ediyorsa şüphe etmediği tek bir şeyde karar kılar: Her şeyden şüphe ettiğine şüphe yoktur. Böylece ünlü önermesine varmış olur: "Düşünüyorum, öyleyse varım." Sadece bir hatırlatmaydı :)