“Sonuç olarak, her ne kadar önyargı da olsa sanırım Konya Halk Kütüphanesi’nin kitaplarının çoğunu dini kitaplar teşkil ediyordur.”
19.04.2005 17:57:41-Naile
**********************************
“Şüphesiz Konya'da okunan kitapların önemli bir kısmını dini yayınlar oluşturduğu gerçeğini de gözden kaçırmamak lazım.”
21.04.2005 18:25:13-M.Doğan
Benim bu sözümden bin bir türlü laf çıkardınız. Milliyetçilik dediniz olmadı, araya eşinizi kattınız Konya’lı diyerek, bana dünyanın lafını ettiniz e şimdi pes yani pes…Tek bir sonuç çıkıyor, insana özellikle de kadınlara özellikle de düşünen, düşündüğünü açık ve net bir şekilde çatır çatır erkeklerle tartışan konuşan kadınlara karşı gareziniz var. Tebrik ederim.
Üstteki cümleyi siz yazmışsınız, benim yazımdan esinlenerek, eleştirdiğiniz, yerden yere vurduğunuz, kişiliğime saldırdığınız yazılarım. Siz şimdi kesin “latife” yaptım dersiniz, çevirirsiniz. Alıştım ben sizin çevirmelerinize. Bu arada yazdığım her yazının içeriğinde mutlaka bir mesaj vardır. Alabilene…Size hitap etmiyorsa okumazsınız, susarsınız…Neyse ki şu son konuyla ilgili olarak sizin yazdıklarınızdan farklı bir şey yazmadım. AMA MAALESEF KADINIM, KADINIM, KADINIM…
Sizin sorununuz bu Sn. M.Doğan, sizin sorununuz kadınlar, o yüzden hemen hassas eşinizi örnek göstermek üzere devreye soktunuz. Niye buna ihtiyaç duydunuz hala anlamış değilim? Kendi kendinize üstünüze alınıyorsunuz, kendi kendinize örnekler üretiyorsunuz, kendi kendinize savınızı destekliyor, sonra da bir güzel çürütüyorsunuz. Bu yazımı da eşinize okutun lütfen, eminim bir sonraki yazınızda sizi “dünyanın en anlayışlı, en saygılı erkeği olarak” nitelendirdiğini söyleyeceksiniz. Ama maalesef ben buna da inanmayacağım. Hem de hiç…Türünüzün keşke ilk örneği olsaydınız ancak maalesef bizler hala savaşıyoruz sizlerle hala…Edebiyat forumunu katlettiniz…Sizin karşınızda erkek olmak lazım yazışmak için anca gücünüz yeter, sesiniz kesilir…Yoksa ne yazılanların içeriğini anlıyorsunuz, ne yazan kişiyi, özellikle de kadınsa…
Eşler kısmıyla ilgili tek söyleyebileceğim, hayatta en nefret ettiğim şey, edebi-sosyal vs herhangi bir konu konuşulurken ya da tartışılırken, sülalenin işin içine katılmasıdır. İnsanların buna ihtiyacı olmamalıdır. Ben kadın olarak eşimin sizin bana yazdığınız kişiliğime saldıran yazılarınıza gösterdiği tepkiyi nasıl size yansıtmıyorsam, sizin de aynı hassasiyeti gösteriyor olmanız gerekirdi. Sanırım olgunluk budur, aksi halde sanal değil gerçek hayatta saç saça baş başa girmek taraftarlarındansınız. Buna da mahalle kültürü diyoruz. Önce eşler, çoluk çocuk karşılaştırmaları…Ne gerek! Burası edebiyat sitesi, kütüphaneyi, kitabı, illeri, rakamları tartıştık. O kadar. Daha size ne benim kişiliğimden? Burada şahsıma yönelik bir antipati yaratılmaya çalışılıyorsa, devam edin, ben baş etmesini bilirim. Şükredin ki karşılığını aynı tarzla asla görmezsiniz. Yazmayacaktım yazdım. Dün yazmadım, forum sizin dedim bıraktım. Ama görün istedim çelişkinizi, sizin kendi çelişkiniz…İnkar etmeyin, yanıt yazmanıza gerek yok. Konu kapanmıştır. Yazmak zorunda hissetmeyin kendinizi…
Syg. (Eşinize de)
Naile
Genel Tartışma
50 görüntülenme · 670 ileti
Naile hanımefendi,
Bir kadın olduğunuzu, hatta hassas bir kadın olduğunuzu abartılı beyanlarınız sayesinde zaten bütün forum okuyucuları biliyorlardı. Emin olun, büyük harfli haykırışlarınızla artık iyice emin olmuşlardır.
Yüce varlığınız kabullenmekte zorluk çekse de, eleştiler cinsiyetinizle ilgili değildir. Hatta öyle sanıyorum ki, foruma katılan beyefendiler bu konuda dillerinin ucuna gelen bir çok sözü, duyarlı davranarak tutmuşlardır.
Naile hanım,
Siz her "Forum sizindir" dediğinizde, peşinden en az on maddelik bir gel-git yaşayacağımızı biliyorum. Kişilik özelliklerinizi, katıldığınız etkinlikleri, gezi programınızı ve daha bir çok şeyi bu forumun okuyucularına sundunuz. Şimdi, sizi eleştirenlere "Beni tanımıyorsunuz" demek, okuyucuların zekasına saygısızlıktır.
Sizi tanıyoruz Naile hanım..
Zeynep,
"Eşinizi düşünerek" foruma yazdığınızı söylediğiniz bir cümleyi hatırlayan "okuyucunuz"
Naile Hanımefendi,
Çabanızı, hırsınız boşuna, ben sizinle kavga etmeyeceğim. Yalvarsanız da etmem.
Eşim değil, dadım söyleseydi, onu da yazardım. O an tuhaf bir biçimde yanımda eşim duruyordu.
Saygılarımla,
M. Doğan
NOT: Konya ve dini yayınlar konusunda ortak fikrimizin olmasına üzüldüm. Ben uzlaştığımız bir nokta var en azından diye düşünüp sevinmiştim. Ama bir daha "size ait olan" fikirleri yazmayacağım, söz.
kınanmak alışık olduğum bir duygu değil. nasıl bir tepki vereceğimi bilemediğim için affınıza sığınıyorum.
insanların artık nerde konuşup nerde susmaları gerektiği konusunda çelişkiler yaşadığını düşünüyorum. bu gerçekten saçma tartışmanın sonucunu bana söylerseniz ben de ikna olmaya hazırım gerekliliği konusunda. bilimsel "miş" gibi görünen verilerle yapılan tartışmanın "yararı" da tartışılmalı bence. rakamlar ve istatistikler henüz bir konuyu gerekli, ciddi, önemli yapamadı.
tekrar ediyordum: gereksiz bir tartışmaydı ve zaten sizlerrrr de farkedip bitirdiniz. geç de olsa farketmeniz bazı şeylerin göstergesi.
bir ilk defa yaşadım sayelerinizde: "Yusuf Ziya adından bir bey." diye bahseddi sonunda benden de. ne kadar teşekkür etsem o kadar az.
Yusuf Ziya adından bir BEY :)
Benimle kavga etmek, beni kışkırtmak adına verdiğiniz savaşınızın anlamsızlığını size anlatmaya çalıştım ancak başarılı olamadım. Sizinle tartışırım ancak asla kavga etmem, kavgaya teşvik etmem.Özellikle kendimi içinde bulduğum, başlatmadığım sözsel saldırılar konusunda ...Kavga hırsı içinde değilim! Lütfen yanılgılarınızdan sıyrılıp, objektif bakınız.
Benim yazdıklarımı yazdığınızı mevzu etmedim, size sizin tarzınızla yanıt verme ihtiyacı hissettim.Madem böyle düşünüyordunuz niye beni o şekilde itham etme (ki çoğu şahsımla örtüşmeyen düşünsel yakıştırmalar) ihtiyacı hissettiniz sorgusuydu.
Eğer o konuda ortak fikre sahip olduğumuzu samimi bir şekilde dile getirdi iseniz sorun yok.
Kişilerle ilgili olarak alışık olmadığımız durumlar karşısında verdiğimiz tepkilerdir, hoşgörünüz...
Bu arada benim eşim hergün sizden gelen mesajları okuyor, tepkisini benim yanımda veriyor, ancak karışmıyor...Karışmasını da istemem.Ninem dahi söylese istemem. Çünkü bu benim meselemdir, konunun başlangıcı vardır. Kişisel fikrinizdir saygı duyarım.
Bu yanıtı, samimi olduğunuzu düşünerek ve samimi olduğunuza inanarak yazıyorum ve konunun şahsımla ilgili olan kısmının tarafınızca kapatılmasını rica ediyorum. Sizinle veya diğer arkadaşlarla kişisel bir problemim olmadığını, amaçlı ya da amaçsız oluşan bu olayların ben dahil herkesi rahatsız ettiğini tekrar ifade ediyorum.Konuları tartışalım, karakterleri değil...Çünkü tanışmıyoruz!Sadece sancılı bir tanışma dönemi geçiriyoruz.
Syg.
Naile.
Yusuf Ziya Bey, her açılan konu "dünyaya kurtaracak adım"a götürmese de, fikir verir. Merak ederiz, niye bu istatistikler böyle? Merak ederiz, niye Konyalılar bu kadar okuyor? Merak ederiz niçin İzmirliler çağdaş görünse de o istatisitğe göre pek okumuyor... Böyle ıvır zıvır şeylere takılır kafalar bazen.
Naile Hanım,
Samimiyetimden bir an olsun kuşku duyduysanız aşk olsun. "Öyleyse sorun yok" diyerek bile üzdünüz beni. Hele beni kışkırtmayla suçladığınız zaman, siz beni kışkırtmış oldunuz. Ama tuttum kendimi, kış kış dedim.
"Lütfen yanılgılarınızdan sıyrılıp, objektif bakınız." dediniz.
Bu cümle takıldı aklıma. Mantıklı duyuluyor. Sağ duyu fışkırıyor. Herkes yanılgılarından sıyrılıp objektif bakmalı. Sadece ben değil, tüm insanlığa söyleyin siz bunu. Şüphesiz söylerim diyorsunuz. Ama sonra biraz düşünüyorum ve diyorum ki ya bu iyi niyetli bir uyarı değil. Kavgaya kışkırtmam dedi az önce, ama bu söz çok fazla kışkırtma kokuyor. Niye mi? Onu da söyleyeyim. ÖNcelikle bir eleştiri yöneltiyorsunuz, ama niyetiniz aydınlatmak değil suçlamak. Aydınlatır gibi söylüyorsunuz. Samimiyetsizce eleştiriyorsunuz. Bana "Sen sus! Sen hatalısın!" deseydiniz bundan daha fazla alınmazdım. Sonra objektif olmaktan bahsediyorsunuz. Ama ibreyi kendinize doğru çevirmiyorsunuz. Kendi mesajlarınızı bir gözden geçirin, öfkenizi, hiddetinizi, savunmalarınızı ve saldırılarınızı. Hep objektif miydiniz? Objektifliği en çok bekleyen ama en az gösteren sizsiniz.
İkincisi şu eş-aile olayı... Uzatmak istemiyorum ama havada bırakmayı da istemiyorum.
Valla benim eşim de "hadi göster şuna gününü!" demedi. Ben bir Konyalı olarak onun tepkisinin, sizin düşündüklerinizden ne kadar farklı olduğunu izah etmeye çalıştım. Tekrar söylüyorum, meselenin özünde sizin içinizdeki Mevlana'yı gün ışığına çıkarmak istedim. Vardır mutlaka, biliyorum olduğunu. Konu hiçbir zaman sizin şahsınızla ilgili olmadı. Bu konuda peşinizi bırakmayacak görünen Zeynep Gün'e hak vermem gerekiyor. Nedendir bilmiyorum, konular sizin şahsınız etrafına varıyor her defasında. Konular kişiler etrafında dönmesin diyorsunuz, ama kişiliğinizde bir samimiyetsizlik sezildiği zaman, daha doğrusu bize karşı içten olmayacak kadar bizi küçük gördüğünüzü hissettiğimiz zaman dayanamıyoruz işte. Öyle zannediyorum ki siz de bunun farkında değilsiniz. İyi niteyinizden bir kez için bile kuşku duymadım. O yüzden yazıyorum ya bunları. Size bir tavsiyem olsun, mizah gücünüzü kullanın. Vardır, olduğunu biliyorum. Buzları eritir. Feminist olmayı beş dakikalığına unutun, içinizdeki Nasrettin Hoca'yı uyandırın. Güzel bir kadında, sivri bir mizah yeteneği yanar dağları söndürür. Benim kadınlarla bir sorunum yok; aksine kadınları çok severim. Hepsinden çok eşimi severim. Ama hepsini severim. Yeryüzü onlarsız katı bir gezegen olurdu. Kabuklaşırdı. Yerdik erkek milleti olarak birbirimizi. Zaten yiyoruz. Sizler olmasanız daha da aç gözlülükle yerdik, vahim olurdu her şey. Size benim ve başkalarının gösterdiği tepkileri "kadın"lığınıza çeken siz oldunuz; benim bir kez için bile ağzımdan kadın lafı çıkmadı. Adınız Naim olsaydı da ben aynılarını yazacaktım. Fikir tartışmalarında kadın erkek ayrımı olur mu? Ama siz kabul etmeseniz de benden bunu bekliyorsunuz. Beklemeyiniz. Huyum değil. Bir edebiyat forumundayız, Yusuf Ziya bey kabul etmese de çok güzel konular tartışığımız oluyor. Karşımızdakinin içtenliğine güvendiğimiz zaman oluyor bu. Bir edebiyat forumundayız, ufak bir içtenlik en çarpıcı fikirlerden daha çok etkiliyor insanları. Siz de içinizdeki Thomas Mann'ı, Herman Hesse'yi keşfedin, içtenliğiniz dışa çıksın. O zaman sadece fikirlerinizin yandaşları olmaz, duygularınızın da yandaşları olur. Sevilirsiniz. Sancılı bir tanışmanın sonunda dostluğun ilk tohumlarının verdiği güvenle size tavsiyelerim olarak alın bunları.
Almıyorsanız da okumuş oldunuz... Gülümseyip geçin.
Saygılarımla,
M. Doğan
Sayın Yusuf Ziya, "saçmalık" olarak yorumladığınız tartışmamızdan hiç bir şey anlamamış olabilirsiniz. Gereksiz olduğunu da söylüyorsunuz. Ve sonunda da tartışmayı kazanmaya and içtiğimizi iddia ediyorsunuz.
Saçma ve gereksiz bulduğunuz bir tartışma hakkında sizin yorum yapmanız ne kadar gerekliydi acaba?..
İnandığı konuda, araştırmalar yapıp veriler sunan birinin bu davranışını, "çooook ilkel bir yaklaşım" olarak yorumlamanızın, ne kadar uygar bir yaklşım olduğunu hiç düşündünüz mü?
Dilerim bir gün siz de, "çooook ilkel bir yaklaşım" göstererek, savlarınızı destekleyecek bilgiler için çabalarsınız. Tabi ki, öncelikle savunabileceğiniz fikirlerinizin olması gerektiğini sanırım hatırlatmama gerek yok.
Sayın M.Doğan,
Yaptığım araştırma sonucunda sunduğum verilerin, sizi haksız çıkardığını kabul etmeniz takdir edilecek bir davranıştır. Sizi kutluyor ve bunun diğer insanlar için de örnek olmasını diliyorum.
Başlangıçta İzmir hakkında söylediğiniz sözlerin doğru olmadığına inanıyordum. Bu inancımın dürtüsüyle araştırmalara giriştim. Bu araştırmalarım sonucunda İzmirlilerin sadece okuduğunu değil, aynı zamanda bilinçli okuduğunu da öğrenmiş oldum. Özellikle, "ödünç alınan kitap sayısı" nın toplam kitap sayısı içindeki oranı, İzmirlilerin ne kadar kapsamlı bir okuyucu olduğunu gösterdi bana. Ödünç almak niçin gereklidir?.. Sanırım bu sorunun yanıtı tektir.
Halk kütüphanelerinin istatistiklerinin bir şehrin okuma alışkanlığı üzerine "gerekli" ama tek başına "yetersiz" olduğunu, tartışmanın başında söylemiştim. Halen de öyle düşünüyorum.
Saygılarımla
Orkun
Necat Bey, çok güzel konulara temas etmiş. "okumak cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözünü hatırladım, yazdığı daha ilk maddeyi okurken.
Kütüphanelerde ne tür kitapların yer aldığı konusundaki görüşlerine kısmen katılmıyorum. Kütüphaneler, resmi ideolojinin izin verdiği kitapları bulundurmakla birlikte, gönülü bağış sistemiyle de kitap kabul etmektedirler. Zaten kütüphanenin ideolojisi olmaz. Aynı, bilginin olmayacağı gibi. Atomun çekirdeğinin ideolojisi olduğunu düşünebilir miyiz?.. Ama atomun, ideoloji uğruna kullanılabileceğini söyleyebiliriz.
Yazmakta olduğum bir öyküde gereksinim duyduğum bir kaç bilgiyi temin için kütüphaneye gitmiştim geçen sene. Aradığım bilgiyi, hiç bir ansiklopedide bulamadım. Araştırdığım hayvan hakkında sayfalarca bilgi olmasına rağmen aradığım bilgi yoktu. Aradığım şeyler çok basitti, "Güvercinler kaç yıl yaşar... Güvercinlerin dişi-erkek ayrımı nasıl fark edilir" Bu bilgiler maalesef hiç bir ansiklopedide yoktu. Bu bilgileri, bir pet-shop görevlisinden öğrenebildim. Buradan hareketle, "aslında en büyük kütüphane yaşadığımız dünya" demek geliyor içimden.
Saygılarımla...
Orkun
Doç.Dr. Hüseyin Çelik (Milli Eğitim Bakanı)
"Eğer o heyecanı taşıyorsanız, kesinlikle kükremiş sel gibi önünüzde hiçbir set, hiçbir bent durmaz" dediniz, İstiklal Marşı'nı yanlış okuyunca...
İnanmak isterdik size!
O heyecanı taşıyorsanız, on kıtayı soluk almadan bir çırpıda okursunuz. Hiç hata yapmazsınız, çünkü o heyecanı taşıyorsunuzdur. Unutmanıza, hata yapmanıza neden olacak hiç bir set, hiçbir bent durmaz önünüzde. Bu işin şakası olmaz, bu işin hatası olmaz. Aynı şeyi bir öğretmen yapsa idi ne olurdu?
"Sayın bakanım o heyecandan olsa gerek bent, ment kalmadı"
Af mı ceza mı hangisi?
Hadi biz sizi affettik diyelim, milyonlarca öğrenci affedebilecek mi?
Önce Türk Kültürü, şimdi Türk Dili...
*5237 Sayıl T.C.K.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar
MADDE 300. -
(2) İstiklal Marşını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
*http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5237.html
*Eğer sıradan bir vatandaş aynı hatayı yapsaydı, " o heyecandan" bahanesi göz ardı edilip, verilecek ceza 300. Madde'ye tekabül ediyor.
*Hukukçu değilim, vatandaşım.
**Kamusal Eleştiri :
Kamu otoritelerinin alenen ve korkusuzca eleştirilebilmesi anlamında “kamusal eleştiri” demokrasinin temel taşlarındandır. Kamusal eleştiri demokratik kamusal tartışmanın ayrılmaz bir parçasıdır; bundan dolayı demokrasinin “imkanı” özgür eleştirinin ve meşru muhalefetin varlığına bağlıdır.
21 Nisan, 2005 12:40:00 (TSİ) **
Adını Çernobil'de yaşanan nükleer santral kazasından alan virüs, her yıl 26 nisanda aktif hale geliyor.
Bilgisayar saatini ileri ya da geri almak ise virüsün aktif hale gelmesini engelliyor.
W95.CIH virüsünün bir türevi olan 'Çernobil' virüsü, ilk defa haziran 1998'de Tayvan'da görüldü.
Özellikle Windows 95-98 işletim sistemleri ile çalışan bilgisayarlarda, Microsoft'un artık teknik destek vermemesinden dolayı etkin olan ve yayılan virüs, 26 nisan ve 26 haziran günleri aktif konuma geliyor.
Bilgisayardaki sabit sürücülerin bölüm bilgisini silerek tüm bilgilerin kaybolmasına ve kullanılamaz hale gelmesine neden olan virüs, ana kartın BIOS programını da silerek bilgisayarı çalışamaz hale getiriyor.
'Çernobil', bu özelliği ile de dünyanın donanıma zarar veren ilk virüsü olma özelliğini taşıyor.
Virüsü yazanlar arasında iki Türk de bulunuyor.
Kendilerine 'Çernobil Grubu' adını veren korsanlar, önceki yıllarda, internette yaptıkları duyuruda amaçlarının radyoaktif tehlikeye dikkati çekmek olduğunu savunarak virüsten zarar görenlerden özür dilemişlerdi.
'Bunu Kimse Unutmayacak' başlıklı mesajda, ''Çernobil Grubu, bu virüsü, tüm dünyaya radyoaktif santrallerin ne denli büyük tehlike olduğunu hatırlatmak için yazmıştır'' açıklaması da yapılmıştı.
Çernobil virüsünün Türkiye'deki yayılma kanalları arasında kopya bilgisayar programları da bulunuyor.
Virüs, tezgahlarda 1 milyon liraya satılan SimCity 3000 adlı bilgisayar oyununun kopya CD'lerinde görüldü. DNet firması ise Sin adlı oyunun orijinal demosunda bu virüse rastlandığını duyurdu.
Virüs nasıl yayılıyor?
Virüs, Windows işletim sistemi altındaki 'EXE' uzantılı program dosyalarına bulaşıyor. Virüslü program çalıştırıldığında virüs belleğe yerleşiyor ve diğer çalıştırılan ya da kopyalanan programlara bulaşmaya başlıyor.
İnternet analistleri, virüsten korunmak için şunları öneriyor:
Daha önce başka bilgisayarda kullanılan bir disketi, cd'yi kendi bilgisayarınızda kullanmadan önce virüs programıyla taratın. Bilgisayarınızı üzerinde bir disket takılıyken açmayın. Üreticisi tarafından düzenli olarak güncellenen bir virüs programı kullanın. İnternetten çektiğiniz dosyaları kullanmadan önce virüs programınızla test edin. E-posta ile tanımadığınız kişilerden gelen programları kullanmayın.
Nisan ayının 26'sında faaliyete geçmesi beklenen virüsten korunabilmek için bilgisayarınızın tarihini ayın 27'si veya daha sonrası olarak değiştirin.
**http://www.cnnturk.com.tr/BILIM_TEKNOLOJI/TEKNOLOJI/haber_detay.asp?PID=16&HID=1&haberID=88395
öncelikle hatırlattığınız için teşekkür ederim
bu bilgiyi herkes dikkate almalıdır bence.fakat panik yapmaya ve o gün bilgisayarınızdan uzak durmaya gerek yok
bilgisayarlarınızın tarih bölümüne girin ve bir gün ileri alın yeterli.
işte bu kadar bunu şimdiden yapsanız daha iyi olur unutmak adına.
evet....
artık rahat rahat kullanabilirsiniz.
sağlıcakla...
Orkun Levent BOYA, M. Doğan,
gereksiz kibarlıklar gösterecek değilim. birileri kimler neleri okuyor, hangi iller daha çok okuyor, hangi ilde kaç kütüphane var, bunlardan kaç kişi yararlanıyor diye tartışır; birileri de gider okur.
benim işaret ettiğim şey bu konuda araştırma yapmanın saçmalığı değildi, bu konuda tartışmak ve izmir mi konya mı kıvamına gellmekti. bi yerlere ait olmak ve onunla övünmeyi ya da kendine bundan paylar çıkarmayı ilkel buluyorum ben.
siz çok sevdinizse bu tartışmayı buyrun tartışın; ben okumaya gidiyorum...!
Öfkem, volkanları susturur.
Suskunluğum avutur çocukları.
Değil istilasını kınadığımdan,
Gözleri sekizgen görür,
Petek müptelası istilacı arıların.
Becermek mi bir diğerini,
Havada öpüşen sinekler kadar,
Kaç zaman masum kaldı kılcal elleşmeler?
Sinek efendi!
Senin aşkın tezekte bitti.
Çarkına çomak soksan tekerleğin,
Deve fırlar “ben eğri değilim”
Lunaparkın sihirli aynalarını kırdılar.
Bir dikiz aynası kaldı,
Sana o da yakışmaz yüzü gözlerle sarılı
Ne hacet ithal palamuda,
Çiftlik çupraları var hafif İzmir kokulu.
Ve Halicin havasında büyüyen,
İrili, ufaklı kefalleri.
Sazanlar pazarda ayna telaşında.
Mücverden açılmamış mıydı konu…
Adisyon tutkunum, şakşuka.
Ekmekten dönme karideslere benzemez,
Bıyık aroması katmayız suyuna.
Tamamı yerli, beyaz zenci.
Hani, anlarım demirin tavını,
Lodosun karaya düşmanlığını.
Mangalda et kokularıyla kafayı bulanları da,
İnsan yemeye kalkanları da.
Yok ki kitabımızda gelmişine sövmek…
İki balık olur kadehte,
Boğazı seyreyleriz.
Yağ gibi süzülür meret içtikçe bardaktan
Olsa mezemiz cehalet,
Durmaz, tüm gemileri yakarız.
Sevgili Nida,
Sana hemen yanıt yazmak istemedim çünkü belki yazılara tekrar ulaşabiliriz diye düşündüm. Ne yazık ki yazarlar tarafından siteden kaldırılan yazıların bizde koruma kopyaları bulunmuyor. Başlarda bunu yapıyorduk ama sitenin bir üyesinin bu duruma itiraz etmesi üzerine sistemdeki bu özelliği kaldırdık. Belki arşivlerde bulunuyordur umuduyla araştırdım ama ne yazık ki yok.
Yazılarını tekrar gönderirsen onları hiç bekletmeden sisteme dahil ederiz. Elinde onlara ait kütüphane girişleri vb. bilgiler varsa, onları da ekleriz.
Aklıma bunun dışında yapılabilecek bir şey gelmiyor.
Sevgiler,
Diren
kafama bir soru takıldı...
islami bir parti iktidarda.....................
aklıma bir soru soru geldi....
kitap satışlarına bakıyorum.........sol düşünceden gelen insanların kitapları önde...
onlar öyle diyor..
valla bir tarafta bir terslik var...birileri yalan söylüyor......................
mesela cezmi ersöz,,,, sol düşünceli bir yazardır..............
onun kitapları çok satıyor..
neden, islami kesime göz kırpıyor da ondan..............