"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Açık Büfe

Genel Tartışma

137 görüntülenme · 670 ileti
??? #521
Ahmet Fatih, ben sizi yanlış anlamadım, ama söylediklerinizi -sizin kastettiğinizin dışında- başka bir bağlamda değerlendirdim, yani doğrudan söylediklerinize yanıt vermedim (bunu da orada belirtmiştim); bu bakımdan da sizin sözlerinizi aslında asıl mecrasından başka bir yere "saptırdım" diyebilirsiniz; umarım bunu yaptığımdan dolayı beni çok yargılamazsınız, niyetim kötü değildi. İyi çalışmalar suyel Not: konuyu hala düşünüyor musunuz? paylaşma niyetinize ben açığım.
??? #522
Bir hayatı, hayat olduğu için yaşamak sınavların en zoru olsa gerek. Bir şekilde, diğer hayat mensuplarıyla yaşamak zorundayız. Istakoz kabuğu kadar sert, red edişlerimizin olması aslında hayatımıza giren insanların kıtlığı ile bir bağlam. Yaş ilerledikçe birileri daha siliniyor hafızamızdan. İlkokulda çocukluğun verdiği deligenlikle şendik, büyümeyi düşledik… Diğer yaşa göre büyüyerek aslında küçüldük. Hep birileri eksildi ve biz düşlerimizi gidenlerle paylaştığımızdan, kaç kişi kaldık ki… Aynı bakkaldan aldığımız gazete, aynı fırından aldığımız ekmek, pazara gittiğimizde bile aynı sözleri duymaktan usanmadığımız bağ aşinalığı. Bir hayat boyunca tanıdıklarımız… Kim yüz isim yazar? Çoğunuz! Lakin bir cenaze namazında sizi bilenlerin sayısı, hayatınıza kattıklarınız kadar çok olmayacak. Yağmuru paylaştığınız, korktuğunuzda sarıldığınız, denize girerken tüylerinizin diken oluşuna tanık olan veya ağladığınızda göğsünde biberonu ısıtan kişiler olmayacak. Mesela hiç az sevilen bir kadavra gibi doğranırken, tekir kedi olamayacağım nereden de belli… Yani siteyi satacaksanız alırım. Param olmasa da sofram geniş. Amaçsız iskete azad edilmek için ağa girmez. Vizyon! Ruhunu satmış olman seni düş fakiri yapmaz.
??? #523
Güzellik ve iyimserlik uğruna yaşanılması ile hayatın sınavında başarısız olmak kadar hayatı salt insanlar onu bok ettiği diye kötümser yaşamak da başarılı sınavı hazırlamaz. Ama doğru: hayatı salt kendisi uğruna, salt hayat olduğu için yaşamak, en azından sınava katılma hakkını verecektir insana, -bu en zor sınavda başarısız olunsa da. SOnuçta başarı veya başarısızlık nedir ki. Hiçbir şey. We are such stuff As dreams are made of And our little lifes is Surrounded with a deep sleep. (Shakespeare: The tempest) Suyel
??? #524
Her 10 yaşlıdan 9'unun psikolojik, 3'ünün de fizyolojik şiddetten şikayetçi olduğu belirlendi. Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Tufan tarafından yürütülen, ''Türkiye Birinci Gerontoloji Atlası Araştırması''nın ilk aşaması tamamlandı. Araştırmada elde edilen ilk verileri açıklayan Doç. Dr. Tufan, İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya, Trabzon, Adana ve Diyarbakır'da, 65 yaş üzeri 3 bin 500 kişinin katıldığı anketten çarpıcı sonuçlar ortaya koyarak, psikolojik ve fizyolojik şiddettin, yaşlıların günlük yaşamının bir parçası olduğunu söyledi. -GELİNLERDEN VE KIZLARINDAN ŞİKAYETÇİLER- Araştırmaya katılan her 10 kişiden 9'unun kendilerine psikolojik, 3'ünün de fizyolojik şiddet uygulandığını söylediklerini belirten Doç. Dr. Tufan, sonuçları şu şekilde sıraladı: -Fizyolojik şiddet uygulandığını belirten yaşlıların yüzde 78'inin ailesinin yoksul olduğu saptanırken, özellikle ailenin yetişkin genç kadın üyelerinin, yaşlılara karşı en fazla fizyolojik şiddet uygulayanlar olduğu belirlendi. -Psikolojik şiddete maruz kaldığını ifade eden yaşlıların yüzde 57'si ise gelininden veya kızından şikayet etti. -Yaşlıların yüzde 42'si doğrudan sözlü şiddete, yüzde 37'si ise dolaylı olarak sözlü şiddete maruz kaldıklarını söyledi. Fizyolojik şiddete maruz kaldığını belirtenlerin yüzde 21'i, aşırı kaba kuvvete maruz kaldıklarını, yüzde 57'si çeşitli derecelerde kendisine fizyolojik şiddet uygulandığını ifade etti. -Uygulanan şiddet türlerinin, yaşlının ağzını parmakla kapatıp susmasını istemek, tokat atmak, tekme ve sopayla dövmeye kadar varabildiği de belirlendi. -Fizyolojik şiddete başvuranların yüzde 89'unun ailenin erkek üyeleri olduğu saptanırken, bunlar yaşlının erkek torunları, oğulları veya damatları olarak ifade edildi yaaa simdi gercektende ... bir kelimeyi az ucundan iki parmaamiz yardimiyla havada yakalayip masanin ustune yatirsak hemen basucu kitabimiz sozluge el atar kelimemizin kuyruk sokumunun bittigi yer yanina iki nokta ustuste kor sozlukten basmakalip klise bi tanimlamayi aldigimiz gibi oraya yapistiririz... tanimlar tamlamalar... kucuk kucuk tanitici bilgi brosurleri aydinlatici etiket yafta info tuslaridir... binaanin kendisi degil maketleridirler... tenis oyununun kendisi degil raketleridirler ( hey yavrum bee bi elinden tutan olsa harcanip gidiyon buralarda)... halbuki elimize eldivenleri ceksek konuyu teshis etme baabinda lamin ustune bi damla su damlatip kelimenin kucuk bi parcasini cimbiz yardimi ile cektigimiz gibi damlanin orta yere yatirip ustune lameli kapatsak sol yumukken sag gozlen mikroskopla bakip taniyi koysak teshis etsek.... labaratuardan cikip ameliyathaneye alsak ... damarlari kesmeden karni yarsak pankreasi dalagi gozden gecirsek bronslarda birikmis zifte katrana bakip omur bicsek... sonra.... sonra sonra... gozlerimizi kapatsak bir an icin bize ogretilen her seyin yalan oldugunu varsayip kafatasimiz patlayana kadar ellerimizle kafamizi siksak ... ilk fiskiran islak solucanimsi dokuyu uctan tutup sag ele dolarken sol el isaret basparmagi yardimiyle beyni sikarak icteki posayi yere akitip bilgiyi sifirlasak....elimizi tekrar masadaki hastaya uzatsak kulak verip kalpteki atisi dinlesek aletsiz edevatsiz elimizle hissede hissede akcigerin inis kalkisa baksak ... iste aracisiz yalansiz dolansiz gercek bilgi deneye deneye gore gore kulaktan dolma degil... ari bilgi saf bilgi.. iste goz onunden hakikat perdesi aralandi butun sisler dagildi hersey kabak gibi ortada... iste kaf dagi yuzunden goremedigimiz zumrudu anka kusu iste pamukpirenses yedi cuce aha soordaki mutluluk denen nesne yanindaki gonul yarasinin ilaci aha omrumde bir arada gormedigim para... ne biliyozki hayata dair... belki gunes soneli 80 milyon sene oldu bize isigi yeni ulasiyor... belki gunes munes fasa fiso yukarda yanan koca bi ates o.. soyle buyucek testereyle gogun karni yarip kenarda kalan capaklari kirintilari yine buyucek egeyle torpulediler.. belki esas isigi veren ay arkasi bize donuk oldugundan goremiyoruz gunes diye bildigimiz yer dengine mavi renkli koca bir ayna tuttular ayin isigi ordan yansiyor ustumuze.. belki ay cok yakin bize burunlarimiz aya degiyor biz ileri derecede miyopuz goremiyoruz.. dustu dusecek tutamiyoruz... ne biliyoruz... idarecilerimiz yoneticilerimiz hecucle mecuc hep kotu olmamizi istiyor belki.. belki aksama kadar dovuyorlar bizi .. gece yatinca unutuyor sabah olunca hic birsey hatirlamiyoruz.. belki ihtiyacimiz var bugazimizda ekmek kaldi yumruk yemesek yutamiyoruz.... kendini suyum buyum diye tanitanlarin tanimliyanlarin cogu yalanci cogu sarlatan yanilipta nasilsin diye soruyorsun iyiyim iyiyim diye cevap veriyor ne kadar iyisin senmi karar vereceksin iyi olup olmadigina baskasi sana iyi demeli senin kendi kendin degil... kendini hatip diye gosteren kelimeleri cilalayip cilalayip agzimizdan peyniri gagalayanlarin cogu sahtekar... kendini sair diye gosterip kelimelere anlam katip sembol yukluyormus.. bunlar bos laf salatasi beyim.. her kelimenin ardinda gercekte bir tek hakikat yatar.. butun anlamlarin disinda bir anlam katar.. o anlama taze kan pompalayan damarlar butunudur hakikat.... millet tanimida yanlizca dil din irk renkten gelenek gorenekten ibaret degildir tipki gunesin saridan yahut beyazdan ibaret olmadigi gibi aksam vakti kizildir ebem kusagini beline gecirdigi gun yesildir o mavis mavis gozleride vardir bazende ay arkasina saklanip gozlerini kapattigi gun kara olur isli camin isli tarafiyla baktigimizda burnumuzun kapkara oldugu gibi... millet bir yana onu tanimlayan o tanimlardan en bastakinin dilin dili olsada konussa .. diller arasindaki farkin yanlizca kelimeler arasindaki farktan ibaret olmadigini her cumle yapisinin sentaksinin farkli oldugunu erkek disil cinsiyetsiz oldugunu bazi kutup kenar kosesinde ugultuya inlemeye benzer ses cikarip anlasan halklar bulundugu gibi bazen bagirip cagirip girtlagi parcalayan birbirinin kafayi gozu yarmadan anlasamayan milletler bulundugunu belirtecektir.. kavramlarin farkliligindan dem vuracaktir dili olsada konussa.. bozanin bozuldugunu telefonun televizyonun arabanin havanin suyun etin sutun duzenin bozuldugunu yumurtanin kaportanin kanin moralin motorun midenin bozuldugunu dilin bozulmadigini anlatacaktir.. aci biber yeyip buzuldugu isirgan otu corbasi icip putur putur oldugu gun mustesna kendini tutan yaylarin lastiklerin gevsemesi neticesidir oraya buraya dolandigi o disinda dondurmayi nasil yanliz kendisi icin yemeyip butune gonderdigini anlatacaktir uzun uzun... milleti butunledigi varsayilan bir kac dil saklatmasi tanim olsa olsa zincirin halkalaridir .. millet giydigi elbise caldigi enstruman kutladigi bayram gordugu ruya elma soyusu mendil yuyusu kavga dovusu naaber dedigiyle ictigi yedigiyle ayrilir kisim kisim ... bir kisim millet baligi susi diye cig cig yerken bir kisim milletin gozu ottan pusurden baska gormeyip buldugu gogertiyi vejeteryenim ayagina - ye yesil yesil gor dunyayi isil isil sloganiyla ic ederken fransiz gavuru milletinin damagina hitap edense o yeserti icinde filizlenen sevimli kabuklu dostlarimizdir italyan gavuru milletiyse akarsu icinden ne cikarsa arka bacagini yerim der.. uzakdoguda hoshos yeme millii gelenektir afrikanin palta girmemis yerlerinde birbirini yiyen milletler mevcuddur.. cin gavurunun en sevdigi tavuk ayagidir tavuktaki ayaktir yine bir millet vardirki ... iste iste sozum onadir en temel gidasi en temel beslenmesi dayaktir... o milletki... suveys kanali boylarinda aclik cekmis.. o milletki... adriyatik kiyilarindan cekik gozlu kizlar diyarina tohum ekmis bayrak dikmis o milletki onlar onlar yedi duvele kafa tutmus anadolu bozkirlarinda bozlak okuyup bir kac kitada at yurutmus ... yedi yerden kursun yiyip olmemis asirlardir gozu yasli mendil curutmus... bu millet anayurdundan ortaasyadan vazgecmis dini samanligi degistirip islami secmis alfabesinden vazgecmis yerlesik duzene gecip konar gocer yapidan vazgecmis yavas yavas herseyden canindan vazgecmis dort seyden vazgecememistir... biri son siginagi kalesi turk yurdu .. golgeligi cati ortusu bayragi .. solugu sesi olmeden son nefesi yegane hazinesi dili ve sonuncusu olmaz olasi belasi dayak gelenegi... ilk ana rahminden suzulup gozumuzu dunyaya acisimizla kicimiza ebenin vurdugu saplakla tanisiriz dayakla... bebe az bi kendine geli gibi olu ellenip ayaklanir sssst at onu eee pis .. yime ben sana alma demiyommu gavur bebesi sraaak... ananin bastigi civci olmezmis tesellisiyle ana dilinden once bebe ana dayagi ogrenmeye baslar ardindan calisan ebeveyne sahip bebeye daha yuksek dozda bakici kadin dayagi verilir ... ilk ogrenime baslamasiyla artik dayaga karsi bagisiklik kazanan cocuk okulda ogretmen dayagi yemeye baslayip patlayan kulak zarina sekiz yerden dikis atilan kasina yarilmis dudagi morarmis gozune bakilip ogretmenin vurdugu yerde gul biter diye daha cok dayak yemeye tesvik edilir... nihaayet cocugun buyuk bir ozveri azimle canla basla verdigi mucadeleler semeresini verip yil sonunda karne dagitiminda eve 8- 10 kirikla donup koklu bir baba dayagi yeyip kolu kirilip hastanede alcili yattigi sure zarfinda ders calisip ogretmene yalvar yakar sinif gecirtilen cocuk ilkokulu zor ser bitiri bitirmez eti senin kemigi benim pazarligiyla sanayiide demirci otoboyaci mobilyaci marangoz kaportaci ustaya peskes cekilip esas dayak nasil olurmus yavas yavas ogrenmesi icin kendine sure taninir... bu sure zarfinda kalfasindan ustasindan yasca buyuk kidemli ciragindan sinirli musterisinden komsu esnaftan dayak yiyen cocugun zihni iyice acilip sanaati ogrenmeye baslar.. eve gec geldigi gunler babadan dayak yemesi ergenlige adim atmis delikanlinin kizin abisinden yedigi dayak yaninda sifir kalir... tipki arkadaslariyla ickiyi biraz kacirip komsulardan ardindan polisten dayak yemesinin yaninda lafinin bile edilemeyecegi gibi ... ardindan askere alinan milletimin en ufak parcasi bu birey .. bu bireyki oranin ana kucagi olmadigini asker ocagi oldugunu idrak eder bi sekilde askere gidip dayak yemeyen yok bende bol bol dayak yedim diye kendine ovunc vesilesi cikarir asker donusu bas goz edilen bu zavalli maasum yavrucak ... yumruk yiye yiye yumruk atmayi ogrenmis bu zavalli frenkestayn kardesimiz .. artik teoriden uygulamaya gecme luzumu hisseder ... evde disine gore buldugu hanimiyla cosuguyla yaptigi alistirmalari tirubunlere tasir mac sonrasi karsi takim taraftarindan dayak yemeden futbolun zevkini cikaramadigi gibi gosterilerde mitinglerde polisten cop yemeden gercek mucadelenin yapilamayacaginin ayirdina varir..... o kadar dayakla icicedirki nihaayetinde muptelasi olup trafikte sen once ben once gececem n tut sirti kasindigi gece yarilari sonuna kadar actigi muzik sesiyle icip icip anirmasiyla ileri kriz evrelerinde can cekisen bir dayakmandir o... en tehlikeli akil hastasi olarak bilinirki tip dilinde sopa delisi diye anilir... dayak yiyemedigi zaman dayak atip sitiresten arinmasi mumkun degildir bu bireyin ileri yaslilik asamasinda elden ayaktan kesildigi icin cocuklarini torunlarini dovemediginden bu gunler icin yetistirdigi hayirli evlatlarindan sevkat bekler... efendiler ey kutsal otuken ormani halki emin aganin az uzun yazin uyarisina ragmen vakit darligindan kisa tutma zorunda kaldigim yazimda konuyu dikkat ederseniz ozetle ele aliyorum aslinda dayak cok yonlu ele alinmasi gereken bir konu dayak yemeden onceki salgilanan adrenalin.. gecmek bilmeyen saaniyeler ha vurdu ha vuracak beklenti gerilimi yeme sonrasi haz harekete gecen kaslar sonrasi vucudda isinma terleme zararli atiklarin disa atimi... doyum ... duzene giren mekanizma.. ileri evrede aliskanlik yaparsa vakti saati gelince yemeden duramaz... baazisinda yan etki yapar ancak bununda iyi taraflari vardir intikam alma duygusuyla harekete gecen beyin nasil dovebilirim diye planlar yapip dusunme yetisi kazandirir beyne yararlari saymakla bitmez.. ancak usulune uygun dayak atilmali bel altina hayaalara vurulmamali .. isirma cifte atma cirmalama gibi yakisiksiz dayak atilmamalidir... simdi gercektende kisaca ele aldim saadece akranlarimdan yedigim dayagi anlatsam burdan donetskten angaraya yol olur.. kac gundur sirtim kasiniyo tatli tatli hayirdir insallah... santiyede kavga etmedigim dovusmedigim adam kalmadi simdi hepsi benle kus dargin karsilasmamak icin yol degistiriyorlar... aksam carsiya cikiyom soyle agiz tadiyla bir dayak yemek icin ugrasiyorum .. ukraynalilari o kadar tahrik ediyorum kibarca gulumseyip cekip gidiyorlar.. bu kadar sinir bozucu millet olamaz yaaa... aptal aptal ellerine birer kitap almislar aksam aksam is donusu otopoa minubus tramvay icre onu okuyorlar ... insan bu kadar ruhsuz olamaz... halbuki bizde olsa gecenlerde bir bayana oturacak yer vermedigi icin oturan yolcuyu bicaklayan centilmen ayaktaki yolcuyu okumussunuzdur gastelerde televizyonda... kapiyi sert kapattin bozuk para vermedin diye racon kesen soforu en arka koltuktan firlayip yumruklayarak yere indiren kizgin yolcuyu gormeyeniniz hemen hemen yoktur... dayak bizim olmazsa olmazimizdir... ben seni yeeemeeedeeen doymam doymaaam doymam doymaaam gizilcik sopaaam... gercektende durmus dayi halami dovmek icin angaradan otoposa atlar kasabaya gelince cip tutar koye varir dedeme selam verip kayin baba avradla az bi gonusacadim deyip assaada kendini bekleyen cipci naadirin cipe halamla biner hic bir sey soylemeden angaraya demete varir eve girince ben sana babangilde bi gun kalip donecen demedimmi diye dover aksam yemegi vakti gi kotu avrat hani ne yemek yiyecez caniiyn istedigi bi sey varmi aliyim geliyim diye gonlunu alirmis... sabahta caya seker atmadin diye dovup baba evine geri yollarmis simdi ikiside hicaza gittiler halam bunlari anlatirken guler acaballahim o zaman hic aklim yokmuyduki istesem ben bu gokak herifi dovemezmiydimki der ( gercektende muhide halamin boy pos kendimi bildim bileli ve haala su an yasliliklarinda durmus dayimin iki katidir) emme biz babadan anadan oyle gormedukku gocaya el galkmaz oyle deelmi surmeli ekligim der durmus dayim gi kotu avrat simdi tokatinan bi girisirsem der su bitik yasli haalinde biz guleriz... gercektende akrabaalar icinde dayak yemeyen aile bireyi hemen hemen yok gibidir .. her iki teyzemde en fazla dayak yiyen bireydir.. teyzemin esi rahmetli hakki dayi kotu insanmiydi... hayir... su an bile saygidan ziyaade sevgi ile hatirladigim bir aile buyugu idi.. evi misafirle dolup tasardi kim gelirse gelsin kapiyi o acar gozlerinden ates fiskiran haaline tezat gulerek buyur eder buyuk bir alcak gonullulukle egilir istisnasiz kim olursa olsun ayakkabisini egilip alir yuksekce ayakkabiliga kordu.. icerde o kisi oturmadan oturmazdi.. yakup dayida oyle...elbette egitimsizdiler...okuma yazma bilmezlerdi ancak kuran okumayi bilirlerdi hesabi ve rakamlari tanirlardi.. bence kanimca egitimden ziyaade aldiklari kultur ana babadan oyle gordukleri birde cevrenin etkisi ile ilgiliydi sanirsam.. gercektende bilen varmi bilmiyorum kina gecelerinde bizde ilginc ilginc oyunlar oynanir... soz temsil... seherde dugune gelmis toy bir kurban bulunup arkadaslar arasinda eglenecez sen su iki kadinin kocasi olacaksin diye kadin basortusuyle yuzu kapatilmis iki erkek gosterilir basina havlu gecirilmis biri imam diye tanitilip guyaa nikah kiyarken bizde adet boyle gerdege kadar damadin eli baglanir diye elleri arkasindan baglanan toy kurban nikah kiyimi muteakibinde yanyana yatmis yuzleri esarbli iki erkegin arasina boylu boyunca uzatilir.. guyaa kadin olan kadin esarpi giymis arkegin biri sesini inceltip benimlemi yatacan erkegim benim diyince seherli yer yurt adet bilmez toy kurban evet der demez diger kadin esaroli erkek basardi tokadi ben nerde kalicam oyleyse diye.. toy yalvar yakar tamam senle kaliyom deyince bu kezde ilkinki basardi samari.. sirita sirita bakar seyreder cok eglenirdik... gercektende dugunde davulcu dovmek gelenekti bizde davulcular bizim civara iki misli fiyata gelirdi makaami tutturamazsa davulun gafada paralanacagini bilen davulcu tokmagini curuk tahtadan alir getirirdi.. dugunde sin sin atesi diye buyuk dev ates yakilir ates etrafinda oynarken hizla gelen biri digerinin sirtina vurmak icin hizla gelirken oyunu oynayan birakip kacmaz hamleden kurtulma icin atesin sola saga bi yana doner savabilirsa devam eder savamazda yikilirsa oyunu birakir vuran oyuna katilir ardindan onu devirecek bahadiri beklerdi... bingoz koyluleri ile hotmaz bayirinda mera icin yapilan kavgamiz meshurdur bingozlular urus gavurunun topu gibi tas atiyorlar diyorlarmiz bizler icin .. ertesi gun bizden biri carpismanin yapildigi dusman koyun geri puskurtuldugu koca cay kenarina baliga gitmis bi taane bile balik tutamamis ama dusmanin kacarken dusurdugu ne kadar ceket pantul don balta tahra caki cakmak ayakkabi heybe varsa serpme agiyla tek tek cikarip ganiimeti eve goturmus... gercektende kibrit oyunu diye koy odasinda oyun oynardik kirpitin dusus sekline gore kimi miktar kimi candarma biri vaali olur dayak gelirse belden sokulen deri kalin kayisla muktarin emre gore hafif ortasekerli alafli seklinde candarma olmaya hak kazanmis sahsin insafa el siddetine gore eline kemerle vurularak allah ne verdiyse... dovulur eli siziltisiyla kibriti sonraki ellerde duzgun atamayip alti yedi el dolanilir dayak yer en son candarmaligi yada mukdarligi alip az once kendine dayak atan yada attiranin el soyulup deri yuzulene kadar vay haaline.. bogazlanmis cocugun kani gibi akti zaman da yazmistim ananin babanin hakedemeyip koye sepetledigi para mazaarat bebe belik mektebin yaz taatilinde koyde teror estirir hasere gibi bag bostan dagilir bahce yaagmalar bekciden bostan sahibinden dayak yerdik .. simdi gercektende su yasa geldim aklim basa geldi ... asiriya kacmamak kosuluyla gunu birlik yenilen bir iki tokatin tekmenin sinirsistemi duzensizliginden kan dolasimi bozukluguna yuksek tansiyona sekere hazimsizliga uykusuzluga deyin sayisiz yarari vardir bence... bakin benim bu kadar ince fikirli olmamda yedigim dayaklarin cok etkisi vardir bu kadar saglikli dusunebilme yetisini yedigi dayaklara borclu olan ben fizigimdeki kusursuzluguda bakin.. bakin... gel gel yakindan bak dayak sayesinde edindim bak bak profilden bak... simdi yaa gercektende atasozlerimize bile girmistir dayak cennetten cikmadir dogulmeyen denenin asi olmaz gibi ... insan karekterinin oturmasinda kisiliginin gelismesinde dayagin onemi yadsinamaz keske kizlarida alsalar askere onlarda hayati tanisa bilse yerinde atilan dayakla muhatabin mutemaadiyen sikinti veren rahatsizlik verici davranisindan korunuldugu gibi toplumda huzursuzluk yaratan kisilerin caydirilmasinda onemli rol oynar buyuklerimizden biri esref pasa bunu nush ile uslanmayani etmeli tekdir dizeleriyle dile getirmistir gercektende dayak yemeyen bir toplumun ayakta kalmasi dusunulemezde ginede sanki yaslilarimiza karsi biraz daha anlayisli davransak iyi olur gorusundeyim annen hayat kadini bile olsa yasliliginda bakacak durumun yoksa geneleve sirtinda goturmelisin telkini veren bir islam terbiyesi ebeveynin karsisinda ooof diye sizlanmaktan dahi men eder.. gercektende bir ayagi cukurda bugun var yarin yok savunmasiz bakima muhtac bu insanlar birakin oz be oz ananiz babaniz ebe dedeniz olmayi tanimadiginiz kisiler bile olsa birakin siddeti hor gormeyi kotu soz soylemeyi biz onlarin yasina gelince nasil duruma dusecegimiz kaygusuyla hurmette saygida kusur etmemeli herseyden once insan olmanin getirdigi sorumlulukla otobuste dolmusta yer vermeli yoldan karsiya gecerken gerekirse koluna girip yardimci olmali bunun bize verdigi vicdani rahatlamayi iliklerimizde hissedip kucuk mutluluk parcalari almaliyiz hayattan hal hatirini sorup hayir dualarini almaliyiz .. gercek turk gelenegi bu olmali bence ... bu disinda kusluge darginliga paydos kavgaya devam ... kafa goz yarmaliyiz yeri gelince bence.. cok zaman olduren degil olen sucludur bence... gercektende haziran temmuz toparlanirda insaat donerim yurda umut ederim soyle karsidan sertce gelip omzuma vurup bana davetiye cikaracak birilerini ozledim... bu gun secim arefesi yanikovicmi olacak timashenkomu lushenkomu belirsiz millette gerilim bugun umutla bekledim nerdee.. kismet nasip... ey milletim can sikintisindan catliycam bi gun bu diyari kuffarda allahtan internet diye bir sey varda hic olmassa agiz dalasi neyi yapiyom arada bi gerci sahicisi dalasin yeri tutmuyoda hic olmassa az bi sitiresim neyi atiyom konuyla ilgisi yok ama ornek teskil etmesi bakimindan onuda veriyim ekte cokca selam herkeze... a simdi gercektende.. evvelki gun -27 derece oldu hava o gun aksama degin saz caldim sogukta... otu basi acik bi insaat sozde yazin yetistirememislerde felan fistik kaba halde kolon kiris kat betonu atmislar oyle kalmis ne duvar ne kapi nede baca... her yan acik ... bize vermedikleri esirgedikleri isimaklari 17 kat yuksekte olacak ofis binasi insaasi icin ( su an 6. katta) kullaniyorlardi branda cekip kalibi cakip hasir demiri doseyip betonu atiyorlardi... gunluk bir tonu askin mazot ( isimakcilarin ifadeye gore) beton priz olana degin yakiliyordu ... ( o harcanan mazot parasinin yarisinin yarisiyla eninde sonunda kaplanacak dis cephe kapatilip cami cercevesi konulabilirdi o kadarda para artardi demekki kazaniyorlar...) gecen benim nizamiye bekcisiyle papaz oldugum gun ickili olarak geliyorum seklinde damgalandigim gunun ertesi sabahi gece isimak bekleyicinin sabah 8 de gelecek gunduzcuyu beklemeden 7 de kahvaltiya gitmesi sebebi neticesi ile bir saat icinde kolon demiri betonu atilmis kat beton kalibi cakilip hasir demiri dosenmis ancak kat betonu atilmamis ancak kolona atilan betonun donmamasi icin sekiz on isimagin calistigi branda icinde isimagin artik hangisi tutusturduysa brandayi kalip tahtalarini benim geldigim saat 7 30 da henuz 15 20 metrelik alan icindeydi .. ben gibi is elbisesini henuz giyinmemis yemekhanede karnini doyurma yerine alisilmis disi bir kahvalti yapmayi tercih eden arkadaslar yangini seyrederek karin doyuruyorlardi.. seyretme yerine tutusan kismin az ilerisinden direkler tahtalar ayrilip biraz kontrol altina alinabilir turk sermayesi korunabilirdi onlarda bi caba gormeyince bende seyretmekle yetindim .. simdi gercektende firma yalakasi diye adimin ciktigi bir yana kisisel sondurme girisimine soyunsam sarhos geziyo soylentisinden gayri birde deli diye nam salardim adim deliye cikardi o icin cesrret edemedim gercektende agzima icki surmeden yurumeme bakip sarhos diye damgalayan bekci gercekte sarhos olsam ne derki oda ayri merak konum kimbilir ortaya ne matah bi sey cikardi :0(( ) itfaiye 8e on kala damladi o zamana degin isimak depolari infilak edip mazot parliyor her tarafi cehenneme ceviriyordu .. kameralar geldi ukrayna tvleri gosterdi velhasil yandi bitti kul oldu turk isci emegi milli servet... isimak bekcisini ertesi gun sutladilar benim gonlumde yatan aslan sarhos diye itham eden bekcinin sepetlenmesi yonundeydi nasip kismet ... o gun en veciz sozu yanimizdaki ermani gavuru gena soyledi ne guzel odun bulma sikintimiz bitti catidan assagi dusen yanmamis odunlari yakariz dedi ... kendini uyardim aybediyon dedim.. o gun korkudan ates yakamadik ondan evvelsi bi kova teneke icinde yakip ardimiz donsada az bi el ayaag isitiyoduk ertesi gun asiri soguk bizi mezer hirsizligina itti gittik o yangin artigi parcalardan az bi tutusma asamasinda ortalik ana baba gunu oldu poroje muduru yasak etti diyen sefinden yardakcisindan bissuru firca yedik kemiklerim dondu boru degil eksi 27 ayakkabi beton gibi oluyo esnemiyo robot gibi adim atiyon burun hissiyati yitirdi sumuk bi sarkiyo taa dudaama allahtan igrenc yesil felan degil su gibi ag pag.. az bi burnum ucunu siliyim diye isaret parmaam basparmaamla yara olmus ucu sivazlayarak burnu incitmeden sumugu burundan ayiriyom kolumla dudaaga yapismisi temizliyom ...184 kisinin dondugu gun yanlizca donetskten 4 ceset cikti ... artik timosenkoyu sececeklersede yusenko devam edeceksede su secimde gelsin ulasima bi cozum neyi bulsunlar artik itis kakis git gel iceri girme bi dert disari cikma bir dert az yurume kapagi net kahvehaanesine atiyom yariyol.. dun forsaya cene yetistirdim otekilere gelemedim baglanma ayri dert hurafeye itikatim yok 13 lomerolu komputuru verdiler ondanmi bilmem az biraz bakindim yanit veriyim dedim onuda gondermeyi basaramadim.. kapandi ciktim... simdi yaa gercektende seyh ucmaz ucururlar ... adamlar kendi kafalarinda beni oyle ucurmuslar oyle milliyetcilik suyculuk buyculuk misyonu yuklemislerki bana ben neymisim aabi diye kendim kendimden korktum .. vaktiyle nickimin basi diye bi yazi yayinlamis rk olan nikimin basindaki pantu nun pantulun rahati kumastir sozcuklerinin kisaltimindan elde edilim oldugunu belirtip bi pantul macerami anlatmis ( gercekten sanalda kaybolan o denli yazim icinde klasor olusturma oncesi kayboldu gitti ) yaarin coluk cocuuma belki bisey birakamam ama serefli bi isim birakirim diye kalkip patentinide alamadigim nikimin adres uzantilari bile heklenince o yazilarda gitti elinde olan varsa verirse minnettar kalirim... gercektende maalum koro cikmis sartli refleksle agiz kenarindan salya salmakta... vurun efendiler vurun... yarin kafa gozumu vur kardes vur sende vur surda saglam bi kac disim var onuda sen kir .. ellerin dert gormesin hah kir burnumu portlet gozumu ... eee pes yaani hadi cakal feridunu anladik o cakkalligini yapiyo.. bi kac tilki beni yere yikarda acep az bi kan yaliyabilir les yermiyimki diye.. fakat su dokuntuye ne demeli gelmis benim kilisenin duvara isiyo... - lan sayin dokuntu bey kardesim su sira hic burnuna kesif bi toprak gokusu neyi geldimi len ?? hic leylek neyi gordunmu havada heee???... velaa havle velaa guvveten gwxs gibi kadirsinas akli basta ehli sunnet akli selim kisi cikmasa bunlarin tek merkezden yonlendirilmis algilama izan idrak kapasitesi olmayan porogramlandigi bicem muhalefete odakli robot oldugunu dusunecem... icimden seytanda - bakma bu isim enfilasyonuna buda o bicim bi deliki 8- on isim adi altinda kendi gibi kalabalik hemfikir varmis gibi gostermeden zevk alan ayri tur pisikonevroz diyor... gercektende mumkun bu baska tur olamaz baska tur dusunulemez... qwxs yi ayir otekilerin bu denli cahil olabilecegini sanmiyorum... bi konunun bu kadar ici bosaltilabilir carpitilabilinir anlamca saptirilabilinir pes yaaaniii.. tasiyici rahip olmaliymis rahip niye tasiyormus ... peaaah .. bes yasinda barnag gada bebe bunlardan akilli .. kilise rahibi tasiyamazda o icin ... simdi ben bunu dedim maalum koro sazan halinde zipliyacak rahip niye kendi tasimiyomus parasimi yokmus kamyon agir geliyosa taksi tutsunmus felan fistik... yuh yaaaniii... hamal papaz degil avrupa idi .... kara kita ise karakutu... oyleyse sen kimsin ben kimim ???... camursa humuslu toprak.. ooof yaani... el insaf yaani forsayada soyledim kendi kendimlen celiskiye dustugumu itiraf ettim .. o havlar diye bendemi urmeli idim ana fikir oydu cok yerde fikir ortaya surmedim parantez acik biraktim aralik kodum... hirsizin hicmi sucu yok??? amac sizde uzum yeme diilki yol kardes yol surda taa tepede bi tutam sacimi kaldiydi onuda sen yol ... helaal olsun ne diyim ... yaani bu kadar demagoji yapilabilir bu kadar taaruz edilebilinirdi ... butun dunya tepki gosteriyo dedim kendi capimda nacizane tepki verdim bari dinime soven muselman olsa bu kadar isaci dan isaci isevi oldugun bilmezdim bilemedim efendiler... al surda az iman kirintim vardi sok kardes burnunu icine karistir onuda sen cikar.. hayir imanimin muhasebesini benden iyi bilip defter tutuyonda o icin ... ote tarafa hamala en ufak laf yok onun kendi inancsizligina laf yok onun hakiki inancinin su olmasi gerektigine katilim yok o devre erisilse belki soyle soyl;e olabilirdiye yanasim yok... en basit tartisma hilesi kisilige saldiri saldir kardes saldir vur abaliya .. hipotezden yola cik varsayimin hukuksal dayanagi olmazmis ne gam .. surda iki saglam kulagim kaldi onuda sen kopar... cikarabildiginiz anlam maana anlayis bu yaa helaal olsun...
??? #525
Kanımca, "büyük" Edebiyat, varolan biçimleri değil de, ilgili çağın dibindeki duyusal dinamikleri esas alan bir duyarlılığın kendini yeni biçimlere karşı kapamaması ile oluşur. Örneğin "roman", "öykü", "kısa hikaye" vb. diye bildiğimiz biçim ve kalıpların günümüzdeki (duyusallığımızın) gerçekliği(ni) ne denli karşılıyor ya da karşılamıyor (bu bakımdan da ne denli sahte veya içten birer yazınsal uğraştır) sorusuyla başlayan bir süreç, sonunda kendi duyusallığının muhasebesine girişecektir. Nida'nın son günlerde aktardığı metinlere bakınca (ki "yazınsal kurgulama" bilinci belirginleşmeyen metinler de dahildir buna) insan ister istemez aramızdan birinin (bilinçli veya kasıt dışı) bu yolda epey ilerlediğini gösteriyor. En azından ben Nida'nın "yeni metin" türleri sunduğundan hiç kuşku duymuyorum. Bunların adını koymak bana düşmez elbette, ama bunlar genel anlamda ne "nesir" ne de özel anlamda "nesir şiiri" içinde yer almıyor, bariz özellikleri bu sınıflandırmaya engel (sınıflandırma sözüne kızılacak biliyorum, ama olsun); aforisma denklemi var bir yanıyla, bir yanıyla da "anlatım" var bu metinlerde, ama bambaşka, hiç görülmemiş ama yine de "bizi" içeren ve dolayısıyla tanıdık gelen bir doku, bir tat, bir bakış, bir duyu egemen. Hem şaşkınım, hem sevinçli. Nida'nın kendisini kollamasını, kendine göz kulak olmasını diliyorum. Suyel
??? #526
soyle irisinden davul buyuklugunde bi bal kabagi bulunki coluk cocuk evde bi hafta bayram etsin... karpuzu yarmadan once sapinin bulundugu kismi nasil yuvarlak bicimde kesip kemirip kenara birakiyorsak balkabaginin sapini zedelemeden ayni karpuzdan yuvarlak kapak cikardigimiz gibi cikariyoruz.. yanliz aliskanliga bagli kalarak kemirme eylemi yapmiyoruz... bir yemek kasigi yardimiyla icindeki kabak cekirdeklerini alip daha sonra kavurup yeme icin ayiriyoruz... ici cekirdegini temizledigimiz balkabagimiza bicakla dorde boldugumuz birkac kuru inciri kabugunu soyup zarini ayikladigimiz deve disi cinsi eksi bir iki narin tanelerini kabugu kirilip icinden giynak dedigimiz kismi alinan ceviz icini gozunuzde canlandirin birbiine esit iki parca adeta yapisik gibi durur onu ortalama iki uc parcaya elle kira kira bolunki dovulmus ceviz dedigimiz ince kiyim gibi karambole gelip kabak icinde kaybolmasin arada yerken kutur kutur iri iri zevk parcalari versin damagimiza ceviz.. piyasada suzme bal adi alti satilan kavanoz icindeki kiytirik seker eriyiklerinden degilde soyle hakiikisinden keskin aromali suzme baldan uzerine iki parmaga esit gelecek denli akitin kabak icine siraladigimiz malzememizin.. simdi bir kac santim bosluk kaldi dimi kabagimiz dolmasina aha o bosluguda taaze sut kremasiyla silme doldurup temincek kenara aldigimiz yuvarlak kesim sapli kapagimizi kapatalim.. kapagin kalkmamasi icin bir kac kurdani caprazlama saplayip adeta civileyelimki buhar disari sizmasin... firina verdigimiz kabagimiz orta ateste nar gibi kizarana kadar bekleyelim .... firindan alip pencerenin onune koyup sogutalim.... yere sofra bezi serelim kasnak koyalim kasnagin ustune siniyi... bebe beligin gozunu bagliyalim sogumus kabagimizi keskin bir bicagin ucuyla soyup kizarmis dis kabuktan ayiklayalim... besmele cekip elimize aldigimiz kabagimizi biri mezuro tutsun kirk santim yuksekten siniye birakalim... kasiklarla catallarla kepcelerle bulamadik tencere kapagi ile giriselim.. allah ne verdiyse .. yanliz kirk santimdan alcaktan birakirsak soyle lokum gibi lokman hekimin ye dedigi cinsten kabagimiz dagilip siniye yayilacak hiza erismez cok yuksekten atarsak milli ekonominin sini disina cikip israf olma riski var... haa bu arada kapagi artik isteyen sap kismina fazla yanasmamak kosuluyla istedigi gibi yiyebilir aafiyet seker bal olsun
??? #527
Sn. Pan Türk: Anlaşılmayı beklemekle, anlaşılıyor olunamadığını anlamak için neyi, nasıl anlamanız lazım. Tamam, vatandan uzaktasınız, burnunuzda kokusuz gelincikler. Ya geç kalırsanız… Yazdıklarınızın ahmakça olduğunu düşünenler çok fazla olmalı ki kimse size cevap veremiyor. Bir ahmak olarak yazdıklarınızı kısmen de olsa anlıyorum. Sır olarak mı gitme arzunuz? Cem Karaca bir poşete sığdı farkında mısın? Deli Ziya, Avanak Avni vb. bu çizgi kahramanlar eskide kaldı. Artık televizyonlar duvara asılıyor. Eşkıyalar fişleniyor olsa da Sütlüce’de minyatürleri sergileniyor. Derdin âleme isyan mı veya çok mu daha Tarkan’sın… Avuç içinde Asena kulakları… Şehrin en kalabalık meydanının, kaldırım dibine kâğıttan bir kayık bırakmış o çocuk. En yağmurlu zamanıymış. İnönü stadı açıklarında bir arabanın tekerleği altında yolculuğuna son vererek yine bir kâğıt parçası olarak denize akmış. Ve seni sonsuza kadar bir kabzımal olarak düşlemedim... Sıyrıl.
??? #528
-------------------------------------------------------------------------------- kavaklıderede bulvar üstünde bi madenci heykeli var.. kazmayı cama vurmuş cam çasçatlak.. ne anlatmak istemiş heykeltıraş bilmiyom.. ardında irili ufaklı kitapçılar ..birer pankınota satılan kelepir kitaplar içinde kültür bakanlığının bastırıp güya okur bulup veremediği yepisyeni kitaplar vazife şinas memurlarımızca el altından cüzi ücretle serbes piyasaya verilip böyle beleşe okutuluyo .. kelepir bir kelile dimneyle bide gogolün delinin defterini 2 gaymaya kapattım.. firma banka cüzdanımı verdi - şu an elimiz darda ne zaman yatıracağımız belli değil ama tez vakit yatırırız inşallah dedi .. inşallah deyip yakindaki kazıkçı pastaneden yaptırdığım pastayı almazsa darılacağımı beyan edip ölümü gör bak deyip gökhen hanıma zorla kabul ettirdim .. bilen bilir kendime has bi nooolursun değişim vardır bu güne bu gün hiç bir bayan karşı durmamıştır.. gogol harika yazıyo ilginç fikirleri var benimkilerle birebir örtüşüyo .. bizden böyle yazar zor çıkar hele günümüzde eroin güncesi yüzdeyüz düşünce gücü para kazanmanın kısa yolu gibi dandik kitaba odaklanmış edebiyatımız mutlak kanı bozuk bi etnik çıkışa gebe kalmazsa satış yapamıyo.. 05-12-2005 pazar : Allahtan ev sahibi odayı kişmseye vermemiş kiliti vurmuş.. sıkı pazarlıkla gine tutmuş valizi atmıştım eski yatak yorganımın hatta pencere önündeki çaydanlığım tava tenceremin bıraktığım gibi durduğunu görmek beni aşırı duygulandırdı.. iddia ediyorum bilinenin tam aksine türkiyenin en insancıl vatandaşı bu ismetpaşadaki esmer vatandaşlardır.. çinçinle karıştırmamak gerekir çinçin başka.. ama bura gariban yatağı git hangi kahvesine gir abi buyur diye ayağa kalkar kahvecisi garsonu..en efendi insanlar buradadır.. biladere bıraktığım (erbile giderken) piknik tüpümü bıçak kaşık bardak gibi gerekli ıvır zıvırımı da getirdim.. bi çay demleyim dedim yıkamadan bıraktığım pencere köşesindeki çaydanlığımda 54 gündür kurumamış ıslak çay küspesi birden kafamda çaydanlık biçimli odalarda kültür mantarı yetiştiriciliği purojesini canlandırdı .. şimdilik bundan kimseye söz etmemeliyim.. 06-12-2005: iş arama için gittiğim bütün kapılar yüzüme kapanıyor adam daha kapıda görünce -bizim aradığımız 18-20 yaşlarında gençler diyor... dik dik bakışından tepeden tırnağa süzüşünden - kapımızda çalışma sanamı kaldıyı okuyor ginede efendiliğimi bozmayıp -eh pekii iygünler deyip kapıdan çıkarken başımı çevirip gözlerinin içine bakıyo boynumu büküp yürekleri yumuşarmıki diye son bi bakış atıyom.. nerdeee... bu bu aşşağılık bu gözünü para kazanma hırsı bürümüş bu işçi kanı emip beslenen bu emek pazarlama esnafı bu mendebur patron taifesi yıllarca beni üç otuz paraya çalıştırıp şimdi şu posam çıkmış çökmüş halimde .. şu .. şu.. daha.. kırkına girmeden şakaklarına düşmüş akım dökülmüş dişler kırışmış alnıma bakıp - bu eski tip araba çok benzin yakar bunların yeni nesil dizelleri çıktı çok ekonomik hesabına yatıyor... dönüşte sazcı bekire uğradım eski kadim dostum çayımı söyledi -demek ıraktaydın ?? naapıyo coniler gariban ıraklı din gardaşlarımıza eziyet ediyorlarmı? dedi. - yaa bırak şunları ingiliz gavuruyla işbirliği edip dedelerimizi sırtından vurmazdan önce düşünselerdi bunları dedim .. -arsayı naaptın dedim araya birilerini sokuşturup ellerine biraz para sıkıştırıp kaat üzerinde eski gösterip işgaliye adı altında belediyeye 5 milyar gayma borçlanıp gecegonduyu gurmuştu .. taa kapı numarası için uğraşacaağmış kanalizasyon yokmuş kuyu kazacakmış.. iki metire bi kömürlük yapacak olmuş -biz senle böylemi anlaştık diye yıkmışlar - daha kafamızı bozma usülsüzlük var deyip evide başına yıkarız demiş zabıta bekirin hanımı neyi yalvar yakar ağlayıp sızlamışlar sen bilin ağam demişlerde yidiği rüşvet dizine gözüne durasıcayı zor ikna etmişler - çok param gitti pan gardaş ne hanımın kolda bilezik kalda ne bende bişey dedi sen naaptın dedi - vallaa benimkide orda öyle duruyo işte baharın iki metire tabut gibi bi bağ evi yapsamda içine otursam belediye başıma yıkarmıki dedim aağzını aradım - vallaa çok zor gardaş günde 30 kez geziyorlar arabalarla göz açtıırmıyorlar bebeler çiğdem sökmeye gitse naapıyonuz bu kazıklarla gecekondu yerimi ayarlıyorsunuz deyip karakola çekiyorlarmış .. hele seninki bide sit alanı deyince gözkenarlarımdan süzülen yaşı belli etmemek için başımı sola çevirdim duvara asılı sazları göstererek - bayaağ imal etmişsin nası iyi satılıyomu dedim - yok gardaş işler kesat bu ara şu çinlilerin 5-10 milyona satılan sazları varken bizim el emeğine kim bakar dedi sazın birini kaptı duvardan .. benim en çok sevdiğim türkü olduğunu bildiği ' çarşıdan aldımda yeeeşiiil aynaaayııı boşa çiğneeemişeeemde yalaan dünyaayıı ne isdambul goydduuum needee gonyayııı benim ileee mercimeği daşlıda yaaar sen seefaa geldiiiin'' i benim höyküre höyküre ağlayacağım biçimde çalıp söyleyip az içimdeki fırtınayı dindirdi... 07-12 08 oniki ondan sonraki beriki günde iş arama derdi ve yine ondan sonraki .. sokaklar.. üzerinde yürüyen gamlı kederli yayaların hüzünlerini kaldırımlarında barındıran o asfaltlarında hayatın kendini hayat gerçeğini üzerlerine atılmış izmarit balgam çerçöple yansıtan sokaklar .. sizler sizler o kadar acımasızsınızki... ve dar aralarında kent caddelerinin soğuk bir aralık akşamı kenar gecekondu evlerin bacalarından fışkıran dumanlar.. gizleyin bu ekşimiş ter gibi uyku kokan şu çömlek gibi şehrin hain ikiyüzlü insan yutucu kirli suratını maskeleyin... bu kent beni artıkın boğuyor ben burdamı doğmuş burdamı büyümüşüm bu kent artık beni yiyyo bitiriyor... 12-12 2005 bu sabah erden kalktım .. peynir tenekesinde suyumu ısıtıp aşşa kat kenefinde duşumu alırken şarkımın sözleri bile hazırdı .. seviyorum yanıyorum ölüyorum aah aah ben acı çeekmiiiş acılı bir çocuğuuum anla beniiiy küçüğüüüm ben acilaar bebesiyiiim nananaynooom nana naynoom... hacışakir sabunumu mikrofon gibi tutup nakarat bölümünde nası kıvırtacağımın provasını yaparken zaman kaybettiğim için soğuyan teneke içindeki su soğumuş buz gibi olmuştu dökünebildiğim kadar dökünüp dişlerim takırdıya takırdıya merdivenleri bir kuş çevikliğiyle dörder dörder atlayıp odama girdim kirli çarşafımla kurulanıp valizden dizleri patlak kot pantulumu çıkardım .. ben terzi değilimki makasım olsun ama değme terziden güzel dikerim .. her daim taşıdığım iğne ipliğimi çıkarırken rahmetli mürvet ebem geldi aklıma vaktiyle kendisine -gı yamalıkçı azimenin gızııı diye bağıran köylü kadını anlatırken -hah hah haaay diye güler ardından - yavrum tek sırrımızı örtsünde der atmadığı eski bez parçasıyla başka bi eski çul çuvalı yamarken -hep seferberlik kırgınıyız hay yavrum babam 12 sene esgerlik etmiş taa ermeni isyanı gününde tebdili hava geldi toktur üç ay ömrün galmış demiş sırtını sıvazlayıp göndermiş ölçtünmü mübarek adam üç aya kalmadı öldü der ağlar başörtüsünün kenarıyla gözyaşını siler -nerde ne bulamda giyem hay yavrum hep yokluk gördük övey baba elinde böyüdük gözümüzü açmadan gocaya verdile il yanında büyüdük der ağlardı.. ustaca kullanılan bir bıçak makastan güzel iş yapar pantulumun dizden patlak yerlerinin az üstden kesip her iki dizide aynı seviyede olmasına özen gösterip içe kıvırarak yine itina ile duble paça kıvamında diktim bu kısa külot pantulu bacaama geçirip ayna karşısında saçlarımı ayakkabı boyası ile siyaha boyayıp cila ile cilaladıktan sonra çarşafın kuru yeriyle parlattım.. çoktandır uzamış bıyık sakalımı kazıyıp bide cileti aşşaadan yukarı çekip cıscıbıl kalaylı kap gibi çıktım .. kaşlarımın üstünden altından işaret ve baş parmağımla biraz canım yansada iyice seyreltmeyi başardım.. sokakta peşime takılan bi alay bebe beliğe ölü görse sırıtan tuzu kuru ensesi kalın başın en tepede saçı dökülüp cascavlak kalmış iyi beslenmeden dolayı yer yer ter damlaları süzülen koca kafalı kanlı canlı kızıl suratlı esnafların kahkahalarına beni arkadaşlarına gösterip alay etmelerine aldırmadan ilk rastladığım eczaneden aldığım plastik zincirli emziği çatal iğneyle göğüs cebime iğneleyip emziğin yumuşak içgıcıklayıcı kauçuk kısmını ağzıma aldım.. bedderesinde dandik bi tabelaya '' kasetleriniz doldurulur '' yazılı yere girip serketer kıza patronuyla görüşme istediğimi söyledim patrona purojemden bahsederken o sık sık emziğime bakıp gülüyordu.. bu ciddiyetsiz adama müzikle uğraşa uğraşa daha ince bir ruha kavuşması daha anlayışlı olması gereken bu karektersiz adama bunun imajımın bir parçası olduğunu demo kasedimde çıkacak fotoğrafım üstünde güçcücük pantürk yazısı yazdırmak istediğimi tanıtım kasedime çekilecek klibde mahalle çocukları ile uzun eşşek birdir bir oynayıp nasıl bir halk çocuğu olduğumun lanse edilmesi planımın bir parçası olduğunu öfkemi belli etmeden dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım.. bu sanat düşmanı bu bütün sanatı para kazanma üstüne kurulu bu suyun başını tutmuş adam topu topu 10bin kaset için 7 milyar isteyip tanıtım ve klibin ekistıraya girdiğinden dem vurup zırvalarken boğazına sarılıp şu an paramın olmadığını ancak kasedimin satışından sonra elde edeceğim gelirimle kendisine istediği meblayı verdikten gayrı bir çuval bahşişi böyle ağzına sokup ( masa üstündeki kartvizitleri) onu bahşişe boğacağımı gaayet sakin uygun bir dille anlattım bana bir şans tanımasını en az sesimi dinlemesini rica ettim .. telefona sarılan sekreter kızın çağırdığı polisten korktuğumdan değil sırf serketer kızın dekolte kıyafetinden sarkan bacaklarının hatırı için şanı şöhreti parayı hepsini elimin tersiyle itip dışarı çıktım... 43-şubamartmuz41005 : takvimler sırf vatikan papazının oturduğu yerden kafadan attığı işkembeden salladığı isa adlı bir peygamberin doğum günü kabul ettiği günden sonra bir tencereye atılmış taşların sayısıyla ölçülür.. halbuki bu hesabın yanlış olduğu kabak gibi ortada .. şaayet o gün kabul edilecekse taş değil kurbağa atılsın yaptığım hassas matematiksel hesaba göre her yumurtadan gözünü açan yavru ve onların yavrularından hayatta kalabilen 41005 sayısını veriyorki buda maymunun gıravat bağlayıp kuyruğunu ceviz yaprağı ile dışkısının karışımından elde edilen bu gün formülü bende saklı bir boya ile mağara duvarına ilk resmi nakşettiği günden bu güne geçen gün sayısına eşit.. 73. nistemkas???: param bankaya gine yatmamış .. dün ve evvelki gün akşama değin aç bilaç bekledim .. kimse gelip banka kapısını açmamıştı öyleyse bu gün cumerpaz ama ne çıkar bundan??? zaman sırf bir ingiliz casusunun kafaları karıştırmak için uydurduğu koskoca palavra pis bir tuzak.. bu gün akşama değin 70 kere sordum içeri ve bunu bana acıyıp 10milyon veren bankacı kızın hatırı için yaptım .. çünkü yine matematiksel hesaplarıma göre isdambuldan yatan bir paranın ankaradaki bilgisayarda görünmesi ışık hızının 80üçte biri.. ancak ne bukadar hızlı saniyede 700 kere soracak dil becerisi var bende nede banka kapısı önü bekleyişlerimde beni dilençi sanıp atılan cukkaları gözardı edecek ahmaklık esamesi... teşrinisani rebuevvel 47.cilalı taş devri: bugün son buluşum üzerinde nihai sonuca varma için deneyimi tekrarlarken dostum meemed akbal geldi.. bir külah biçiminde kıvırdığım gaste kaağdını üstden suyla doldurup alt ucu yırttım fışkırarak akan suyun altada cepteki son paramı verip aldığım makasla karton kutuları kesip yaptığım su değirmeninini tuttum akan suyun değirmeni nasıl çevirdiğini gösterip - düşünebiliyormusun değirmen çarkından dökülen suyun altındaki diğer değirmeni çevirdiğini ondan dökülenin diğerini çevirdiğini yaağni sonsuz sayıda değirmeni üstüste koyup bulutlardan her yağmur süzüldüğünde sonsuz sayıda devinim diye söylevime henüz başlamamıştımki meemed - al şu kazağı montu temizce yıkattım şu pantuluda sana olur bi giy istersen dosdum bide içeri çok pis kokuyo arada havalandır deyip giderken sırf onu üzmemek için pekii dedim. meemed çıkarken - bi taa gelişimde makarnayla pirinçte getirecem dosdum kendine iyi bak dedi.. o gidince verdiği parayla tüpü doldurup getirdiği kıymayı kavurdum hamur gibi olmuş gazete külahıyla karton su değirmenlerini aynı kapta haşlayıp yedim çok güzel oluyor... müürürzamanda 60. kasımertesi dünküyılın bir sonrakisi salıper günü: bu gün para gine yatmamış .. bu ülkede işler hep böyle yavaş yürür azizim... hep alt kadro ile üst arası iletişimsizlikten .. otorite boşluğu yaağni kısaca başlarında iyi bir imparator olmamasından kaynaklanan durum bizde ülkeyi hep marangoz kalfaları kamyon şoförleri yönetir .. daha çırakken yalakalığa alışmış bir berber bile bilirki o koltuğa kendi otursa yarın savunma bakanımı geldi -efendim şu kadar tank şu denli tüfek laağzım şuraya bi imza.. sağlıkçımı geldi -efendim şu kadar doktorun ataması laağzım şuraya bi imza.. ömrü oturmakla geçmiş bir bakan masa başında dümbelek çalarak gelliştirdiği el becerisi ile her imzanın üstesinden gelirken ah o yetki berberin eline geçecekki kırp kırp kırk yıllık idmanlı makas tutan eliyle şak şak bi imza bide kuyruk çekerki adının altına.. bu gün giderek büyüyen kimlik sorununa nihayi noktayı koydum.. ne toplumda her bireyin tek tek kimliği elden geçerek tüme varıma ne tümden gelip toplumsal kimlik bireye adapte edilebilir... ne olmuş imparator olmuşta??? tanrı ona 3.kulak 4. göz vermemiş ya .. sadece üstün gibi görünüyor hepsi bu.. hem benim yoksul 95.sınıf insan gibi görünmem belki zahiri.. belki öyle değilim.. belkide gerçek imparator benim .. tarihte örneği çok bissürü.. basit köylü ilerde general olabiliyor.. ahmed gaya diyorlar şimdi eminönünde saç sakal karışık dilençilik yapıyomuş baldızından başkada kimse bilmiyomuş... ete kemiğe büründüm neydim ne oldum ne diye göründüm.. Siyonistler ve onların işbirlikçi ortakları bu için kendi kimlikleri dışındakilere bi alt kimlik masonluk dışında zırnık vermezler... çin istihbaratındaki bütün polisler çin lokantalarında garsonluk yapar müşteriye çin usülü kaşarlı kaşalot servisi yaparlar.. babaanemin - ırahmetli abucamın adını vidim.. sana demesi kimliğimde öyle yazması bir arab ismiyle anılmam bugüne kadar sırf onları üzmemek içindi..öyle görünmem beni kimliğimden ne derece uzaklaştırabilir şaşarım.. gafakağdı: gerçek hayatta hangimiz ali veli oya kaya ayşe fatma hangimiz niyazi kim gazi.. bakın sanal alemde dolaşan niklere isimlere ..kedi yiyen piskopat zoptirik lagaluga adam bettywoman asalak haydut satan megaloman lightmoon ve..bee.. fotoğraf: yapışması için dua edip resmin arkasına tükürmek kimliğe yapıştırmak iğreti duruyor.. hayır gitgide yaşlanıp kimlikteki kişiye benzerliğimin uzaklaşmasından bahsetmiyorum.. hepimiz adam ile evanın evladı değilmiyik çarmıh altında vaftiz edilmedikmi?? saftirikliğine karşı duruşum.. laafı güzaf bence.. din hanesi fotoğrafı yapıştırmaya yetmiyo.. sancağın direğe çekildiği uçkurla sıkı sıkı sarılıp kördüğüm olana değin beklemeli bence.. bakın ottoman imperyası müslümanlarına bu gün nasıda parça parça ve düşman ... yıl60bin 83pazar nisanertesi: param gine yatmamış ama önemli değil.. bu gün ulusal sevinç günü .. bugün türkiye impartoruna kavuşuyor.. bulundu imparatorları nihayet.. bu benim ve bunu bugün öğrenebildim .. yaağni bu düşünce kafamda aniden şimşek gibi çaktı şimdiye kadar kendimi niye fakir pantürk diye biliyordum olmuş olduğuma ben bile şaşırdım.. ne saçma bir düşünce iyiki bu yüzden tımarhaneye tıkmadılar beni .. gogolün hakkı var tüm bunlar sis perdesi gibi gözümün önünü kapatmışlardı .. şimdiyse herşey tabak gibi ortada.. bunun nedeni beyni kafatası içinde sanmaktan kaynaklanıyor .. halbuki beyin karadenizden gelen deniz dalgasıyla kıyıya vuruyor.. bu gün kimliğimi meemede açıkladım şaşkınlıkla dinledi hakkı var onun kafasına kazınan imparator figürü son hailfe vahdettinin..o çıkıp gittikten sonra ayakkabı boyamdan kalan son kalıntılarla bıyığımı ona benzetip boyadım.. 1.imparatori.1.yıl 1.güngece arası: meemedin verdiği kundurayı sattım..net param çıkınca internet kahvehaanesinde kimlik başlıklı yazımla şifreli olarak ilk mesajımı verdim yazıma öyle dalmışımki bir ara ** yaktığım sigara(!) ardından çakmağı cebime korken haydi söndürmeden koydum diyelim veya çakmağın gaz basma düğmesinden parmağımı çektim ama tutukluk yapan düğme yüzünden gaz kesilmedi ve yanmakta berdevam ediyordu diyelim .. ağız hizamdaki sigaradan göbek hizamdaki dış sol cebime korkendemi sönmedi yazıya öyle dalmışımki yoğun koku simsiyah dumanı idrak edip soluma dönmemle sapsarı alevin yüzüme puskurması bir oldu ancak ani refleks bir davranışla sol kolumu yanan yer üzerine yapıştırıp sağ elimden fareyi bırakıp sol üst göğsümde haala yanmakta olan kapatamadığım yere bastırmam bir oldu sol elime adeta ergimiş demri döktüler ginede çekmedim.. şimdi montu çıkarma için ani hamle yapsam bile sol kolum altı ısıdan hissettiğm naylon dış kısım altı pamuklu kor kor tütüp alavlanıp dış naylonu benzin gibi gine yakar .. soğuyana kadar beklerken sağdan soldan gelen giden olmamasından en azından müessese sahibi kimselerin farkında olmadığını anladım.. bu çok iyi işte.. ve bütün bunlar göz açıp kapıyana değin bir süre içinde en fazla 3-4 saniye içinde oldu nası bukadar tez tutuştu haalaa anlayabilmiş değilim .. elimi zor çektim eriyik naylon parmaklarıma sol kolumu monta montu içteki dandik kazağıma yapıştırmıştı .. hiç bozuntuya vermeden sol taraf fermuarlı tarafı yanık yere kapatıp sol koltuk altıma kıstırıp hesabı verip uzadım..** sokakta napolyon gibi sağ elimi sol göğsüme bastırarak giderken parayı düşündüm.. şu gelip geçen arabalara el kaldıran şu kış günü bedeninde hangi gizli kaloriferin ısıttığını bilmediğim şu açık saçık kadına baktım .. gerçektende o arabadaki şişko ucubik adamamı el kaldırıyor yoksa adamın iyi giyimli ceket iç cebindeki cüzdana gizlenmiş şırıtan şeytanamı... bunlar önemsiz fasa fiso şeyler.. önemsiz tarih önemsiz gün: imparatorluğumu gizli kripto mesajımla netten algılayan halkımın gelip -sen ey ulu imparatorumuz çok yaşaa deyip bana bağlılıklarını gösterme adına seksek oynamalarını tencere kapağıyla araba sürüp beni karşılamalarını horozdan korna yapıp öttürmelerini bekliyorum niye bu kadar geciktiler.. son paramla sanala daldım .. fairdinkum adlı erivan başpiskoposu ve yabandan gelen nikli olmaz olası komşu yonan padişahının tahta çıkmama karşı olsuğunu sanal basında dolaşan haberlerden sezinledim ..bana tam donanımlı ordu sözü vermiş filistin veliahtı prens tırradomirin desteği biraz moral versede esas sorunum telekutu adlı ahmaköldürenden gözlerini ayırmamaya mahkum edilmiş milletime halkımın çaresizliğine ilaç olma için başka bi alemden geldiğimi söylemeye dilim varıpta kimseye açamadım.. tek kılıç darbesiyle öndeki haritayı ikiye bölüp sağ kol tarafımdaki iltihaplı hastalıklı bölgeyi kağıttan külah yapıp sol kol deri altındaki mikropları ayıklayıp bu külaha doldurup gökyüzünde bol çayır çimenli derelerinde bal akan bir sulak yerde üstünde merkeplerin yayıldığı otlakta külahı buruşturup atmak içteki muhtevayı oraya o cennet meraya göndermek istediğimi oraya tırafik polisi yapacağımı kimseye söyleyemedim.. günlerden bir gün: bu sabah ilk defa horoz sesiyle uyandım.. bunlar.. fıransada tek merkezden aynı anda ötme emri alsada çoğu yatak keyfine verip ağırdan alır .. en sona kalanıda ertesi gün herkesten evvel davranıp yaygarayı koparınca çorba yapılır.. bunu imparatorluğumun kabülüne yorup beni karşılayacak halkımın ilk işareti kabul ettim.. yaşasın artık ne bu yatağa yorgana ihtiyacım kalmayacak .. bunları haykırarak ikinci kattan aşağı atarken artık herdaim oturacağım elmas tahtımı düşünüp sandalyemi inci mercanlı kaftanımın aşkıyla içi günah dolu elbiselerimi fırlatıyordum.. yaşasın ipekli saten iç giyitlerim .. alın şu bedenimdeki son döküntü bez parçasınıda oh bee.. bedenim hafifledi ipek bir halı gökyüzüne çıkardı beni.. şu bulut üstündeki namaz kılan kadın babaannemmi??? işte türk köylerinin akduvarlı geniş bahçeli beyaz evleri belirdi .. şu yol boyu akıp giden yolcular gibi kederli salkım söğütler .. şu yeşil koyu gölgeli serin ceviz dibleri.. şu yabangülü kekik kokulu dağ çam ormanı boyunca akıp giden koynunda uyuduğum kiymir çayı .. şu ev .. yoksa benimmi?? çocukluğumun geçtiği ..pınardan suyun doldurup ağır ağır eve giren köylü kadın deminki bulut üstündeki gerçekten babaannemmi?? babaanneciğim insanlar arasından attılar beni.. babaanneciğim noolursun yaslayım başımı dizlerin üstüne .. kınalı ellerinle saçımı okşarken şu.. ağlıyan yüreğime iki damla göz yaşı akıt.. şu hırpalanmış.. şu bahtsız.. şu öksüz torununu.. bağrına bas bu mutsuz evladını...ömrünün son demini huzurla geçirmesine tahta çıkmasına destek çık.. ........................................... nihaayet karşılama heyetim geldi.. ardında geniş kalabalık bir halkım milletimle.. şu.. dört tekerli beyaz araç sarayıma götürecek tahtı-revan olmalı.. aha şu elinde kaftanla bana doğru koşup gelen iki kişi macesteleri olmalı.. şu birikmiş polis yığını nihayet anladılar kimden emir alacaklarını.. peki ama bu kaftan niye bu kadar sade?? kolları uzun beyaz kaftanı giydirip arkadan elleri bağlamak yenimi adet oldu?? belime kuşanacağım altın kabzalı kılıcım başıma takacağım mücevher süslü tacım nicoldu..?? yalvarırım TACIMI VERİİİİİN .. TACIMI VERİN BANAAAAA... şey haberiniz varmı? arap padişahının kızında ikibuçuk lira büyüklüğünde göz varmış... imza: cihanşümülşah haşmetmeap imparator pan hazretleri...
??? #529
Selam arkadaşlar, son dönemde gündemi meşgul eden Yaratılış Müzesi olayı var. Gidip gören bilgisi olan var mı? Ben Üsküdar'da Yöre Alışveriş Merkezi'nde olduğunu duydum.
??? #530
Geçenlerde 5-6 kişilik bir arkadaş grubuyla oturuyorken, çok yakın tanımadığım ama uzun zamandır görmediğimden dolayı özlediğim bir arkadaşımı sordum, "Nerelerde?" diyerek... Arkadaşımın eşinden ayrıldığını öğrendim arkadaşlardan, "üzüldüm ama oluyor işte" dediğimde arkadaşlar güldü, "Yok ya, üzülme... bizimki iki tanesi aynı bayanla olmak üzere 6 kez evlenip boşandı... o alışkın" dediklerinde çok şaşırdım. Meraklı bir tip olmadığım için haliyle insanların özel hayatlarıyla ilgili bilgi sahibi de olmuyorsun. Ama ne yalan söyleyeyim, hayli de güzel oluyor; kafanı başka şeylerle meşgul etme olanağın çok fazlalaşıyor... Arkadaşımın neden bu kadar çok evlenip boşandığı konusunda da bir bilgim yoktu doğal olarak... Muhtemelen de, her boşandığı eşinin bir kusuru var, şeklinde olacaktır gerekçesi de... Ama benim kafama takılan başka bir soru var... O da; bu kadar çok sık eş değiştiren arkadaşımın hiç kusuru yok mu?.. Aslında, bu soru hayatta da çok sık sorulması gereken bir soru. Çünkü, bu tür durumlarla sıkça karşılaşılıyor... Aynı Nasreddin Hoca örneğinde olduğu gibi... Sahi, "Hırsızın Hiç mi suçu yok?"
??? #531
Mart ayı içersinde eklenen eserleri nasıl görebilirim?
??? #532
Doğada renkler birbirleriyle uyumlu kardeş kardeş yaşarlar ama biz kimi renkleri dışlamaya çalışırız. Fenerbahçeli sarı kırmızı renkleri görünce kızar, Galatasaraylı da sarı laciverde sinir olur. Geçenlerde Beşiktaş trübününde şöyle bir yazı gördüm:"Erkek adam Renki takım tutmaz"...Siyah beyaz renk değil mi yani? Hayatımız hep siyah beyaz mı olsun yani? Kim istemez gökkuşağının renklerine bürünmeyi, renkli bir ömür geçirmeyi? Renklerin Dansı adlı şiirimde görüşlerimi dile getirdim. Şimdi bu şiirimi size sunuyorum. Bu konuda sözü olan varsa okumaktan mutlu olurum.Erhan Tığlı -Renklerin hepsi başka güzellik ama kuramıyorlar birlik çünkü insanlar vermiyor dirlik_ Renkler dansediyor gözümüm önünde beni sev beni sev diyorlar siyahı pek sevemiyorum karartıyor ruhumu ne kadar güzel dansederse etsin yas tutanların siyah giymesinden belki de... Süt beyaz, gelin ak, kar beyaz yağıyor ruhumu okşuyor beyaz zambak. Yeşili ağaçta seviyorum, türbede değil! Kırmızıyı nar çiçeğinde, kanda değil! Maviyi gökte, denizde... Pembe hayallerimin rengi mor düş kırıklığımın... Sarıyı ay çiçeğinde seviyorum yapraklarda, yüzlerde değil! *** Renkler kimbilir nelersöyler bir konuşabilseler... Her şey daha güzel olur el ele verip bir araya gelseler. erhantigli.sitemynet.com/erhantigli
??? #533
muradin anlariz o gamzenin izanimiz vardir belki soz bilmeziz amma irfanimiz vardir guzel sevmekte dahi muskulun var ise bizden sor bizim o fende dahi cok tahkikimiz itkanimiz vardir .... nefi insan eyleminin temel amacinin haz alma oldugunu daha onceki derslerimizde gormus icimizden hamurisi agirlikli beslenme kirsal koken obez derslerdense az geri arkadasimiz pani karatahtaya kaldirdigimizda mutlulugu bize kisaca iki kelime ile ozetlermisin diye soru sormus -sikintilardan irama seklinde yanit almistik hatirlarsaniz... simdi yaa gercektende baska bir ifade ile insan mutlulugunu hayattan zevk alma duyusu olarak tanimlarsak bu zevk alma duyusunun onune gecen ket vuran gunluk sikintilar maddi manevi sancilar tasa keder agri sizi yorgunluk uykusuzluk aclik duygusu susuzluk cekme ozleme ayakkabinin vurmasi corabin kacmasi havanin bozmasi gibi kaygilardir... bu kaygilardan iramanin en kestirme yolu hemen burun dibimizdeki idealar ulkesine anlik dalislar yapip az serin hava almaktan gecer.. gercektende.. hicbir ulkede fahride olsa elciligi konsoloslugu bulunmayan bu ulkenin vize sorunu olmadigi gibi pasaportda sokmemektedir... ulke sinir kapisinda istenen belge fazla hirpani olmayan bi kilik kiyafet iyi doymus karin dingin ruh hali temiz bir kalptir.. kalis suresini uzatma icin oturum alma esnasinda gorevli memura otuziki dis gosterilip dudaklar kulaklara dogru yayilip gobek hoplatilirken agizdan hah hah hah hih hih hih diye ses cikartilip gozler kisilarak goz cevresindeki deri kiristirilarak komik ve cirkin bir hal alinir... uyku hali ise gecici olarak transit vize ile seyahat hurriyeti saglar... bu disinda gunu birlik vize ile agir bir yemegin ardindan sikintiya donusmus tokluk hissinin mevcud kaslar uzerinde yaptigi dogal baski ve gerilimin bertaraf edilip bir sonraki gerilime kadar iplerin cozulup gevsetilmesi gobegin rahatlatilmasi olayidir mutluluk... insan adli hilkatin yaratilis sonrasi cennetteki yasak meyvayi yemesiyle baslayan surecde nefsi emmare dedigimiz icimizdeki seytan ... kendinin ayakta kalabilmesi icin en bas sartin iyi bir kamuflaj oldugunu bildigi icin gizlendigi yer olan midede onu iyice gizleyip ortecek muz et sut bal baklavayi her daim etrafinda gorme ister... bu icindirki cevremizde gormeye alisik oldugumuz kirkizlik arsizlik para icin adam vurmalar adam satmalar tek beden sermayesi et pazarlamalar gelene agam gidene pasam demeler yalan dolan dalavere... bu icindir kendi icindeki ruhu ozu gizleme surati maskeleme maymun gibi sekilden sekile girme kopruyu gecene kadar dilin kahverengi olusu buldugun etegi opme bu icindir... bu icindir katlandiginda kirilmayan cepte fazla yer kaplamayan cok agirligi olmayan yere dusse parcalanmayan yesil yesil kagitlarin icadi... laakin suda varki... ben bi insan goreyim ciksin o desin ciksin bu insan - omrum boyu calisiyim cabaliyim peynir zeytinden baska gozum bi sey gormesin ama sonucta zengin olayim desin samimi soyluyorum kazandigi para doktora ilaca inneye yetmez... gercektende bi insan para kazanma icin sagligi kaybetse parayi buldummu sagligi geri kazanma ugruna parayi kaybetse ... ohooo ne guzel neye varir bunun sonu... bi insaaan omrunuuuy neyeee vermeeeliiiy tukenip bitiyooor omur dediiiyiin... kaldiki biriktirdi biraz para damatlarina birakti kendi yiyemedikten sonra.. butun canlilar gibi insanda beslenme ile ayakta kalabilen canli turudur atalarimiz bu hadiseyi ac ayi oynamaz vecizesi ile dile getirmislerdir... topragi bol olsun buda efendi dogdugunda diyari hintde adet oldugu uzre bir kahin cagirip yildizina baktiriyorlar.. kahin bi kalayli bakir tasa az su koyyo icine az tuz atiyo falciligin sermayesi yalan soylemektir diye yuklen baba yukleniyo - aha bu yavrunun yuregi kabarmis ama hic sorun degil ilerde coh boyyuk adam olacak bu cocuk iyisimi siz bu biraz palazlaninca sarayin hizmetine verin orda yetissin diye baglama cekiyor... buda sekiz on yaslarina gelince ebeveyn denileni yapip sarayin hizmetine veriyorlar budayi... buda sarayda cok seviliyor hizmetkarliktan aliyorlar bunu el bebek gul bebek yetistiriyorlar yedigi onunde yemedigi ardinda guzel giyitler guzel binek atlari felan fistik.... gel zaman bu yirmi yasina felan gelyor bi gun sikintidan patlayip saraydan disari cikiyor cikis o cikis.. tebaanin arasina karisiyor karisis o karisis... genc bir adamin cenazesi yoksul ac sefil insanlar gozleri ama biri kollari bacagi olmayan sakatlar yetim yavrular... insan oldugunu hatirliyor.. - eyvah! ben sarayda varsillik icinde yuzerken bu millet... bu millet... sozunun sonunu getiremiyor hickiriklara boguluyor bogazi... yedi yil daglarda bayirlarda ac susuz sefil bir hayat suruyor ... buldugu bitki kokleri agac yapraklari felan allah ne verdiyse ... bir dost bir post yeterin avare versiyonu ... en nihayetinde hidayete erdigi incir agacinin dibine gelip agacin govdeye takatsiz bir deri bir kemik kalmis govdesini yasliyor .. az soluklanma icin.. artik bunun yaslanis esnasindaki sarsintidansada az bi ruzgar esip silkelediysede bi kac incir dusuyo bunun basina... bitkin kollari yardimiyla bitap agzina atiyor dusen incirlerden birini halsiz cenesi guclukle cigneyip yutkunarak umukten assagi indiriyor.. gunlerdir calismamaktan pasli mide ani gelen besinle beyin merkezine uyari sinyalleri gonderince kafa buyuk bir gicirtiyla calismaya basliyor.. - yillarca bolluk bereket icinde sefahat icinde yasadim insanliktan iradim yuregim tas bagladi kendimden utandim.. yedi yil daglarda pejmurde bir yasam tarzi benimsedim bana hayri su oldu beden yiprandi dimagim koreldi temelli ademiyetten ciktim .. demekki bunun bir orta yolunu bulmali ne cok sicak ne cok soguk ne cok az ne cok fazla .. ne asiri tok gezmeli nede cok aclik cekmeli .. kararinca olmali her sey... iste putperest tebaasinin onun heykeline tapmasi disinda yegane getirisi felsefi baglamda yolun ortasindan gitme ogretisidir... gercektende ac adam gereksiz adam bir giram et bin ayip orter.. bir genc kiz ne kadar cirkin ne kadar kaknem olursa olsun eve dunur geldiginde misafire bi yaprak sarmasi yedirilir ( tadi eksimence oldugu icin kurbanin tat alma duyusu felce ugrayip korelsin pirincin diriligini yagin fazlaligini tuzun azligini kavrayamasin diye) ardindan -bizim kiz laf aramizda bi karniyarik yapar ... dumenine yatilir... kurban can evinden vurulur... oglan ne kadar tipsiz olursa olsun hic onemli diiil ne kadar kus beyinli olursa olsun o kadar iyi ya nisanlilik suresince su pastane senin bu muhallebici benim iskender yermisin hayatim .. baglanmayacak asktan cildirmayacak genc kizimizi dogurmadi analar... gercektende erkegin mideye giden yol haritasi cikarimi bu icindir... bu icindir can bogazdan gelir deyimi bu icin kaz gelen yerden esirgenmez tavuk.. nefsin korelmesi icindir... ac insanin kamburu cikar nefesi kokar yuruyus tuhaflasir piskolocisi bozulur sapik supuk konusur.. urkek cekingen olur gozler fersiz beden isisi dusuk olur eller cepte basi yerde kaslar catik seytan gibi gezer carpacak adam arar asik suratlida demeyim resmen suratsiz olur ... tok insanin hali baska olur musfik sorumluluk sahibi anlayisli olur sen sakrak civil civil fikir fikir olur saclari parlak derisi gergin beden yagli yagli olur karin icine uzanip yatsin usumez - aha insan buldum diye tutacak olsan eline mutlak bi sey gecer bos cuval nasil ayakta duramaz dolusu durursa tok insanin yuruyusu bile onas olur... et giren yere dert girmez verem ayak basamaz besili insanda mikrop barinamaz .. kalp basta olmak uzere bir kac hastalik haric butun hastaliklar iyi beslenmemis dolayisiyla direnci yitirmis sagliksiz ac vucutda olur... eveli fenni usulleri bilmedigimiz devirlerde koy yerinde oldukca mutevazi beslenme bicimimiz olurdu.. bortdurme adi verilen islemle yesil mercimek sabah ocaktaki atesin uzerine konulur tasmasin diye tencerenin kapak az aralanir baska bir kabta kuru tahrana islanir tarlaya tapana gidilirdi...aksam eve donuste evde yokken bile odun atesi sonsede koz ustunde bile hayli zaman kaynayan yesil mercimegin su suzulur hambar adi verilen kalin birbirine gecmeli kalaslardan orulu kapisinin anahtari evin hanimagasinda bulunan gelin ve kiz haricinde kimseye verilmeyen anahtarla acilan hambardan hayvanatin ic yagi ve kuyruk yaginin eritilip tuzlanarak ici oyulmus su kabagi yada tahta agda kutusuna basilmasiyla olusturulan yaga don yagi adi verilir eger bir miktarda et filan varsa icinde gakirdak diye adlandirilir iste bu don yagi yada gagirdaktan bir kac kasik alinir sabahtan suya isli tahranaya katilir ici kalayli disi isten kapkara bakir tencereye bosaltilir o bortdurulmus mercimek ilave edilir tahta kasikla karistira karistira pisirilir kaynar kaynamaz ocaktan alinir.. yine kucuk bakir tavada tereyagi kizdirilip mevsim yazsa dalindan taze koparilmis korpe yesil biber bu tereyagi icre oldurulur.. yine dalindan taze koparilmis kipkirmizi olmus domatese bicagi degdigin anda sogan zari gibi ince dis kabugu patlar suyu fiskiriverirdi yagin icine ... corba sinide az sogur gibi olana degin koz ustunde bazlama ekmegi gevretilir corbaya dogranir.. tavadaki oldurulmus yesil biberli domatesin suyundan baska birseyi olmayan tadi kokusundan sarhos olunan domatesin sosuylan tereyagi ocaktan alinir alinmaz cozur cozur bu corbanin ustunde gezdirilir karistirilir besmele cekilir allah allah nidalariyla yumulunulurdu... o devirler elmalarimiz kurtlu ve lezzetliydi.. toprak hile hurda bilmez bakirdi.. suru suru kuslar gelir cam gibi temiz cayimizda suru suru balik olurdu.. yerli bugdaydan eksi mayadan ( ilk kim ne sekil yaptiysa mechul atalardan dedelerden gunumuze gelmis teknede hamur yogrulup ekmek yapildiktan sonra tekne kenar kosesinde kalan kirinti hamurlar iysiranla kazinir un dolu bir kaba konulur kendi kendine eksir mayalanir bir dahaki ekmek yapiminda maya olur sende olmassa komsudan alirsin onda yoksa sen verirsin fenni mayalar bira mayalari oncesi maya) yapilmis ekmeklerimiz coreklerimiz murul murul kokar yavan yesen tat lezzetini alirdin... tarlalara bilincsizce sacilan zehirli gubreler kimyevi ilaclar olmazdan once dogal hayvan gubresiyle yetisirdi hersey o gubre ot icinde bortu bocek kurt olur kuslar yemeye gelir kuslar yedikleri meyveleri sebzeleri gubreleriyle daga tasa tasir oralarda ilk yagmurla dagin yamacinda tek basina bir karpuz domates kavun nohut biter hayvanlarimiz onla beslenir cok leziz etleri olur dagda kendi basina yabani olarak buyuyen armuttan yaban elmasindan sel sularini tutup toprak asinimi onlesin diye bilincli dikilen haric demin bahsettigim sekilde tabiatta cogalan yetisen igdelerden yerler sutleride guzel olur bardaktan yarisi bosalmaz koyu sutu olurdu... sonra o naalet olasi fenni ilaclar canina okudu guzelim kuslarin sel sulari ilaclari akarsulara tasiyip baliklarin soyunu tuketmezden evvel gectikleri dere yataklari meralar boyunca guzelim cayir cimenin ucgul otlari dag yoncalari sayisiz yesil bitkinin kokunu kuruttu.. ayakta kalmayi basaran sert kosula dayanikli bi kac diken kazik gibi ot turu disinda bitki kalmadi nerdeyse.. etlerin sutlerin bu denli yavan olmasi bundandir.. kuspe kuru saman fenni yem ile beslenen hayvanin vicik vicik yag baglayip et araki bulasini hicir hicir sinir olusu bu icindir... topragin yalama olmasi her yil daha fazla gubre isteyip topragin toprak olmaktan cikip yerli irki bitirmesi sert iklime dayanikli rus bugdayi pirinclikten cikmis kaliforniya gulu adi alti misir pirinci adi alti satilan birak pilavi tavuk yemi olmaz pirinc bundandir... halbuki tahranadan sonra pilavi bas taci etmistir bizde millet... bi gun patateslisi beriki gun bortdurulmus fasulyelisi taze yada kurutulmus patlican dolmalik biber sakiz kabagi ici pirinc yerine gore az kavrulmus ciger yahut kurutulmus taze fasulye ile yaninda ayranla sofraya konur baska yemek olmaksizin karin doyurulurdu hemde ne istahla... simdi gercektende bakiyorumda uzun sureli yol depo pazar sartlarina dayansin diye gomgokken koparilip az yolda kizaran karpuz kabugu gibi kabuga sahip icinde bi giram su bulunmaz lezzetsiz hormonlu domates odun gibi baldircan kazik gibi yesil biber sofraya kondugunda firincilarin daha fazla nemli gozenek daha fazla kar anlayisiyla bol maya katilip sunger haline gelmis icinde kof bir hamursuluk tadi bol kepege bulanmis kabugunda adamin damagini yaraeden bir zimpara tasi havasi olan ekmekle vazife savma babinda yenen yemekte insan bitmez bi ozlemle lezzet arayisina giriyor.. gercektende enderde olsa ele gecirmeyi basardigimiz bi koy tavugunun yumurtasini cig cig icsende olur ciftlikte kuru saman besiye alinmisi degilde az kirda yayilmisi bir kuzu ele gecirdimmi agzi iki cap cap ettirip eti govdeye lok diye indirdikten sonra kemigin icindeki ilik agizla emile emile ice cekilip cikarilip yutulmali bence.. o disinda besinlerimizdeki yavanlik cigsilik almis basini giderken gunumuzde ahcilara cok gorev dusuyor bence.. hatta ilk ogretim caginda okullara ders olarak konmali bence yemek yapimi... gercektende ayni eti kusbasi dograsan ince ince yazsan kiyma haline getirip pisirsen farkli lezzet tonlari elde edersin.. ayni eti mangalda sacda suda guvecde pisirsen farkli nuanslar alirsin .. ayni eti ayni bicimde yeni alimunyum tavada birde kararmis yanmis is baglamis alimunyum tavada pisir fark tabak gibi belirginlesir kararmis yanmis alimunyum tavadaki daha guzel olur hele birde altta yanan odun atesiyse teflondu celikdi fasa fiso bence.. her seyi bir yana birak ete bicak vurulusu bile cok onemli .. gercektende hasladigimiz zaman iplik gibi ayrilan lifler bir yana dogru taranmis gibidir iste o lifleri boylamasina kesersek kizartma yaparken ustuste dizilmis boru gibi siralanir en alttaki boru atesi alip bir ustekine iletmez iletemez .. en altaki kizarir kararir yanar ceviririz bu yani bu yan kizarir yanar pisti sanariz orta cipcig cikar gelir hicir hicir kipkizil cikar gelir... oysa enine vursak bicagi dik dik dikilmis boru icindeki su buharlari altan aldigi hari en uste iletir... tavadaki yagi suya bogmamasi icin cok iyi kizarmis yaga attigimiz dilimleri cok harli ateste bir sure daglamaliyizki boru uclari buzussun boru agizlari kapansin.. sonra hari kesip orta ateste altust yapsak cok guzel piser.. kendilerini becerikli ahci diye tanitan cok sahtekar gordum.. iste sogani kavurur ardindan dogranmis eti icine atarim diye martaval okumaya basliyor.. efendiler ey kutsal otuken ormaninin halki.. sakin ola bu hataya dusmeyin sogan once kavrulur et sonra atilirsa diri kalir iyi pissin diye israr edersen sogan kavrulur siyah siyah olur yanar et yine pismez daha dogrusu istenen kivama gelmez.. once eti kavur kabarcik cikma islemi bitsin yaginda.. bu pisme alametidir.. sal icine sogani sabaha kadar pisir sogan yanmaya baslamadikca ete bir sey olmaz pambuk gibi yumusar guzellesir agiza yayilir... ginede bunun en guzel pisme bicimlerinden biride sato biriyantinidir kalin iki dilim et arasina yine kalin bir dilim et konup firina verildiginde distaki iki tanesi yanar kavrulur ama ortadaki tam kivaminda yimisacik sulu piser simdi yaa gercektende yuzunuzu gormesemde icinizdeki ofkeyi gozunuzden okuyom .. millet yemeye ekmek bulamiyo sen neden bahsediyon dediginizi duyar gibiyim .. ama sizde benim kisitli imkan gavur memleketinde adam gibi et yemeye hasret kaldigimi unutuyorsunuz.. gercektende islami usulunden vazgectim ilmihal kitaplari zaruret karsisinda cevaz veriyor.. ancak acep domuz yagimi etimi karistirdilar diye saurmacisina yemin billah ettirmedikce almiyom alincada tupgaz atesinde pismis anlamsiz nesneden zevk alamiyorum... gunlardir iyi pisirilmeyen patates bezelye lahana yemekten bi hal oldum et yemegi ciksada onuda rezil ediyorlar bezelye salca patatesle... evde ocak var tava tencere aldim omrumde boyle cins ev arkadasi gormedim aksam fare gibi kasar peynirine saldirip yiyorlar et tavuk balik sevmeyen bu adamlarin turklugunden suphe duyuyorum desem inanin bana.. ayni evde kaldigimiz halde gunlerdir konusmuyorum.. bu koku ne demesinler diye bana bulasmasinlar diye hic bir seyde kizartmiyorum.. aklima et geldi et sart degil tabiiki kizartmanin her turu amenna yogurtlayip samirsaklayip yiycen can bogazdan gelir... yada en basitinden sehriyeler birbirinden ayrilsin diye limon sikilanindan soyle tavuk suyuna bi sehriye corbasi olsa ne guzel olur... yine yeter.. buraya uc otuz para icin geliyoz bura halki ne yemeyi biliyor ne icmeyi kafkaslarda guneste kurutulmus takir takir baliklar.. fume denen islenmisi tuzlanmis takir takir dondurulmus vakumlanmis konserve baliklar.. kolbasa sosiski dedikleri salam sosisleri yiyorlar sabah aksam bide patatesle lahanalari var.. ne ispanak bilirler ne ispanakli boregi gormuslukleri duymusluklarida yok maalesef.. pekmez burda inanmayacaksiniz eczanede 350 giramlik sisede ilac olarak satiliyor.. peklik cekenlere doktor ilac olarak yazmazsa bilende yok.. santiyede samimi oldugum bi kac kisi sen ana dilin gibi rusca biliyon bi sor sunlara burda pekmez varmiymis deyince bizim ermeni genaya daha once rusca karsiligini ogrenip o an unuttugum pekmezi tarifle soruyum dedim daha uzumun suyu der demz bu zipladi sarbat sira diye sarbat yahut sira degil dedim sarp sirke felan dedi yok yok dedim uzum suyu ancak kaynatiyorsun kahverengi oluyor kendi sekeri olur tatli ekmekle hlopatlar yersin filan diye tarif ediyom felan derken bu anladi nihayet.. ya ponyul a poruskiy cego gavaryut neznaayu a pa armanskiy begmaaz skajim deyince- bpekmez la pekmez bizde pekmez diyoz dedim bunlan ortak bi kelimemiz cikisina sevindi bu.. ben aksam mamushkaya sorar ruscasin ogrenir nerde satilir ogrenirim sorarim dedi bi pesine dustuk pekmezin eczanede bulundugunu ogrendik hayatta aci biber tursusu bilmeyen hayatta tuzlu tursusu olmayan butun tursulari sekerli olan bu milletten zaaten hic beklentim yok .. bi gun buralarda acliktan olursem cesedimi memlekete ativersinler yurdum kargasi kusu yesin... kac asci geldi gitti ukraynali yardimci kadroyu degistirmedikce bura yemegi duzelmez .. patatesi suya sokmayi bilmiyorlar komur gibi karartiyorlar curutuyorlar kavurmadan kaynar suya atiyorlar. az haslayip icine bi kac paket margarin bi tenike kizartilmamis salca salliyorlar yersen .. yaglar tiril tiril ustunde kizartilmamis salca igrenc.. bide bezelye olmassa olmazi buranin konserve olarak salliyorlar pilavin patatesin icine corbanin salatanin icine yersen.. pisirmeden koyuyorlar onune elma gibi kutur kutur patates yersen.. yasamak icinse yemem lazim.. yemek icin yasama taraftarida deyilim .. uc ogun fazla bence bir ogun yemeli tek kap yemeli adam gibi yemeli ... adam gibi yeme icinde cok calisma cok kazanma lazim o icin okumaniz bittiyse herkes isi basina hadi bakiim.. yazi karin doyuirmaz.. nasi karnimiz acikinca yemegi ariyorsak is guc kosusturmacamizida aramak lazim olmeyecek kadar yeme icme parasi kazanma yoluna bakmaliyiz bence .. ac insanin pisikolojiside bozuk olu saglikli dusunemez saglikli fikir yurutemez... gercektende adanali arkadaslardan ogrendim karpuzu koparmadan bi gun once ilaci varmis fisfisla puskurtuyormussun deneklerin uzerine bir gunde kipkirmizi oluyormus karpuz.. kaya gibiyken sokulen keleklerin dibine cekicle vurulup yumusatilip olgun kavun goruntusu veriliyormus.. ginede hile hurda yurdum bostanlarini ozledim burdaki dandik sebze meyveyi gordukce .. ey milletim birazda elde varsa az cukka cokca yemeli bence yaarin yat pazari.. temincek 12ye on kala icim kiyildi acliktan bi acik yer bulabilirmiyim dedim ara ara bulamadim ayagim beni bu net kafeye surukledi ac karna gurultuyla vakit gecsin diye bunlari yaziyom saat uc bucuk olmus uykuda tutmaz su sat sonrasi soyle saat 7 sekiz olsada patatesli garyaciy piroshki ciburek felan alsam tekrar selam cokca...
??? #534
Acaba savunma sistemimiz olmasaydı yaşamımızı devam ettirebilir miydik? Ya da bu sistem bazı görevlerini eksik yapsaydı nasıl bir yaşam biçimimiz olurdu? Bunu tahmin etmek hiç de zor değil. Tıp dünyasında rastlanan bazı örnekler vardır ki, savunma sisteminin ne kadar hayati bir önem taşıdığını gözler önüne serer. Bu konuyla ilgili pek çok kaynakta yer alan bir hastanın öyküsü, savunma sisteminde oluşabilecek herhangi bir eksiklikte yaşamın ne denli zor bir hale geleceğini gösterir. Bu hasta, doğumundan sonra mikroplardan arındırılmış plastik bir çadırın içine yerleştirildi. İçeriye dışarıdan birşey sızması tamamen engellenmişti. Başka bir insana dokunması yasaktı. Büyüdükçe daha büyük bir plastik çadırın içine yerleştirildi. Bu plastik çadırdan sadece plastik astronot elbisesini giyerek çıkabiliyordu. Peki bu çocuğun diğer insanlar gibi yaşamasını engelleyen neydi? Doğumundan sonra, vücudu gelişirken savunma sistemi oluşmamıştı. Vücudunda kendisini düşmanlardan koruyabilecek bir ordu yoktu... Çocuğun doktorları, bu çadırdan çıktığında başına nelerin geleceğini biliyorlardı. Hemen soğuk algınlığı başlayacak, boğazında hastalıklar başgösterecek, antibiyotiklere ve diğer ilaç tedavilerine karşın bir enfeksiyondan diğerine geçecekti. Bir süre sonra ilaçlar işe yaramayacak ve çocuk ölecekti. Bu plastik çadırın dışında ancak birkaç ay veya birkaç yıl yaşayabilirdi. Yani çocuğun bütün dünyası ancak plastik bir çadır olarak kalacaktı. Bir süre sonra doktorlar ve ailesi çocuğu, evinin içinde kurulmuş ve mikroplardan tamamen arınmış bir odaya yerleştirdiler. Ama bütün bu uğraşlar bir sonuç vermedi. 12 yaşından sonra çocuk tahmin edildiği gibi peşpeşe gelen enfeksiyonlar sonucunda hayatını yitirdi. Çocuğun yaşamını sürdürebilmesi için, ailesi, doktorları, kaldığı hastane ve ilaç firmaları herşeyi denediler. Bütün imkanlar seferber edildiği ve bulunduğu yer sürekli dezenfekte edildiği halde çocuğun ölümü engellenemedi. Bu son açıkça gösteriyor ki, kendisini mikroplardan koruyacak bir savunma sistemi olmadan, insanın yaşamını sürdürmesi mümkün değildir. Bu da savunma sisteminin bir bütün olarak, eksiksiz, ilk insandan bu yana var olması gerektiğinin açık bir ispatıdır. Bu durumda evrim teorisinin iddia ettiği gibi, böyle bir sistemin uzun bir zaman dilimi içinde aşama aşama gelişmiş olması söz konusu olamaz. Çünkü savunma sistemi olmayan veya tam olarak görevlerini yerine getirmeyen bir insan, bu örnekte görüldüğü gibi kısa bir süre içinde ölecektir. http://www.muhammedhasenoglu.org/savunma_sistemi.htm
??? #535
Herkes akıllı geçinir, başkalarına akıl vermekten hoşlanır, akılları pazara çıkarsalar herkes kendi aklını alır ama aklımızı yeteri kadar kullanabiliyor muyuz acaba? Kullanabilseydik aklıma gelen başıma geldi diye dert yanmazdı, akılsız başın cezasını ayaklar çekmezdi. Şunu unutmayalım ki, aklını kullanamayan kullanılır ve başkalarının elinde oyuncak olur. Aşağıda bir fıkra anlatacağım. Sonucuna bakmadan ben böyle yapardım deyin samimiyetle, sonra da aklınızı ne kadar kullanabildiğinizi görün. ***Akıl hastanesinde ziyaretçi doktora bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirlediklerini sorar. "Bir küvete su dolduruyoruz, sonra hastaya bir kaşık, bir fincan, bir de kova veriyoruz. Küveti nasıl boşaltacağını soruyoruz" der doktor. Adam güler, "Anladım, der. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çğnkü kova kaşık ve fincandan daha büyük." ******** Şimdi burda duralım ve soralım: Siz de ayni fikirde misiniz? ** Yanıtınız bittiyse aşağıya bakın! *** "Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker!" *** Bu yanıt aklınıza geldi miydi? *** Sonuç: AKIL, sadece bize sunulanın değil, onun dışında çözüm bulmaktır. Erhan Tığlı erhantigli@mynet.com erhantigli.sitemynet.com/erhantigli ****************************
??? #536
Sevgili Erhan Tığlı, Üslubun ve anlattığın hikâyeyle beni gece gece gülümsettin. Lâkin vermiş olduğun örnekte söz konusu olan akıldan ziyade zeka gibi geldi bana. Karşılaştırma ve analojiler söz konusu olunca zekamızı kullanırız; dolayısıyla geometri, matematik ve teknik bilimlerin çoğunda zekadır bizi sonuca ulaştıran; lâkin özellikle bilimlerde ve felsefede soyut düşünce ve kavramsal idrakın zorunlu olduğu yerlerde aklımızı kullanırız. Doktor "suyu nasıl boşaltırsın?" diye soruyorsa, burada zekamızı ilgilendiren bir sorun vardır, eğer doktor "bana sıvı ve katı arasındaki farkı anlatır mısın?" ya da daha da soyutlaşarak "su nedir?" diye sorsaydı, aklın kullanımından bahsedebilirdik. Özetin özeti, çok kabaca kavrama ve anlama arasındaki farktır burada söz konusu olan. Kavrama için akıl, anlama için zekamıza ihtiyacımız vardır. Şüphesiz sadece biri olsaydı da, ne anlayabilir, ne de kavrayabilirdik. Ama vermiş olduğun örnek bir zekâ problemi gibi geldi bana. Saygılarımla, M. Doğan
??? #537
gerçek müzüksever erkek müzüğü denli fizüğü ilende göze hitap eder bir ses zenaatkarı bayanı banyoda çırılçıplak bişeyler mırıldanırken kapının anetter deliğine kulağını dayayıp büyük bir şehvetle dinleyendir bence.. gerçektende şarkı çığırıcı ile sanatçı arasındaki farkı anlamaktan aciz toplum müzük işleri ile doyunum mide işkembe arası nasıl bağ kurduysa atıyor orta yere bi kaç masa sandalye parlak parlak oraya buraya koşuşturmacı garson oğlanlar bi yannı tıkın bi yannı müzük dinle veriyor yan tarafdan müessese.. iyi hoş güzelde iyi bir organizasyonla zamanlama iki ayrı seansa bölünmeli yada tıkınıcının yediği taama saygısı olmalı evde doyursun karnını sakin bi sükuut huşuu içinde ondan sonra kulağına her ne haspam yiyecekse varmalı klüptü müzükholdü her ne karın ağrısıysa laik bi anlayış çerçevesinde yeme içme ile dinleme işi ayrı tutulmalı bence.. essoslessek ne olmuş gaymakam olmuşta önce adam olma öğrensin.. zehirli kimyasal atık varili gibi kalın ensesini kırkız kedi iki günde dolanamaz eski galata köprüsü dubası kılıklı herif hiçmi evinde bi şey yemedin içmedin şurda taş çatlasın iki saat sürecek konsere yalakalık olsun diye seni davet edenlerden beleşten bileti kaptın görgüsüzlüğünü örtbas etmeye güyaa sosyal etkinliğe katılımcı sıfatıyla kapağı attın be dingil iki sahat yemesen ölürmüsün.. gerçektende hadi bu denyo gaymakam büyük terbiyesizlik etti ya sanatçı şarkıcı ne ise kızım sen dilini tutmayı bilmezmisin beni dinlerken tıkınıyon der kendinde hata görmezsin ..gerçektende şarkı çığırırken oranı buranı oynatır madem sesde hayat yok dansda mansda acep kapatabilirmiyim hesabı arzı endam edersin ondada beş para etmediğin ortaya çıkınca niye beni dinlemiyorlar başka işlen iştigal ediyorlar diye sitem edersin.. gerçektende vaktiyle tereteye kapağı atmış her sivaslı sanatçı kadrosuna yazılır devlet kesesinden beslenirdi şimdi iki kıvırtıp çeviren haybeci ses olsun olmasın şarkıcı kadrosuna yazılıp parsayı götürüyo dilimde tüy bitti söylemekten gerçek zenaatkar eğer güfteciyse sözünü yazar öteye karışmaz besteci ise o güfteye beste yapar ötesi berisiyle ilgilenmez sesine güvenir okuyucu payesiyle sanatı icra edecek hamfendi alır mirkofonu ele hanım hanımcık şarkısını okur dinledikleri için teşekkür eder çeker gider kalkıp orasını burasını etini budunu sallamaz sanat budur yoksa her öne gelenin alnına elmas zümrüt harfle sanatçı yazsak her 3. sınıf üvertüre ödül mödül verip devletçe himaayeye alsak ne yazar allaaseversen .. gerçek zenaatkar halkın kalbde yer bulur makam orda olu o halkki her kim olusa olsun gerçek sanaatkarı deyil dinleme yüzünü görme için yarışır birbirini çiğner konser bileti kapışır.. üçüncü sınıf dandik üvertür bu gün yıldız diye lanse edilip iki gün sonra sönecek medya maymunun şurda türlü terbiyesizliği haber konusu olmuş türlü vukuatı üç beş sene daha ayakta tutup kendi gibi nerde yetiştiği içi bu tür soytarılığı nasıl götürdüğü meçhul hayranını mutlu edip belki üç beş yıl iş yapar üç beş kuruş yolunu bulur ya sonrası.. bi koşu tutturmuş giden kir kelam ben sizin hem anne hem babanızım hayreddinler şimdi nerdeler.. gerçek söz yazım sanatkarının kaç asır geçmiş dilerim allahtan sızlaasın için.. unutulurmu.. bi neşet ertaş mahsuni şerif hafızadan silinirmi.. kalkıp onları dinlerken geviş getirilirmi .. al birini vur ötekine velhasıl bunlar sanatla sap samanı birbirine karıştırsada milletde gaza gelip taraftar olmamalı bence ..allah bin türlü belalarını versin güzelim bülbül kuşlarının yumurtaları delip kendisinden başkasına yaşam hakkı tanımaz karga kuşu gibi sardılar orta yeri anırtıları böğürtüleri tek adım duyulsun beni tanısınlar reklamım olsun para istemem diye bütün kitle iletişim araclarından ister istemez kulağımıza dolarken gerçek sanatçı karşı çıktığım telif yasası ardında bandrollere gömülüp korsana kaçakçıya meydanı boş bırakmakta gerçek hak alınımın bu olduğu gibi yanlış düşünceyle yok olup gitmekte( bakınız özal öncesi kaçak malbora devletin önleyemediği gibi gelirinden yoksun olduğu vatandaşın bağımlısı olup suçlu duruma düştüğü imalatçınınsa yasal yoldan daha fazla kazanma imkanının elden alınıp uzağı görmeden meşru ortam oluşturulmadan eldeki mevcud dandik şeylerin gagalanmaya çalışıldığı tarihin çöplüğüne girmiş fii tarih) gerçektende oluyoki oluyo bilmiyom bilemiyom.gaymakamda kendi çapında haklı bence şarkıcı gülşende sanatçı belkim.. belkim her taraf tutan haklı ben haksızım olabilir bence ancak bundan sonra olmaması için dediğim gibi gerekli tedbirler alınmalı sanat ayağa düşürülmemeli bence .. saygılar sanat sever milletim benim...
??? #538
Atalarımız, "Benden sana bir öğüt, ununu kendi değirmeninde öğüt" demişlerdir. Ben de 45 yıllık bir yazar olarak bir öğüt vermek istiyorum gençlere. Zengin ama cimri bir adam çevresinden umduğu ilgiyi sevgiyi göremeyince bir bilgeye dert yanmış. Bilge ona şu örneği vermiş:"Bir domuz insanların kendisini hiç sevmediğini söyleyerek ineğe, benim etimden, kılımdan, derimden,dişimden yararlanıyorlar. Sense onlara sadece süt veriyorsun ama seni benden çok seviyorlar. Nedir bunun sırrı, diye sormuş. İnek şöyle demiş: Ben onlara sütümü sağlığımda veriyorum." Ne demek istediğimi anlamışsınızdır herhalde. İnek ol zararı yok ama domuz olma!
??? #539
Merhaba. Öncelikle, yazar'lık vasfını bir kitap yayınlamak suretiyle kazanmış olan arkadaşlara, büyüklerime yöneltmek istiyorum sorumu. Lütfen, yazan birinin kendini 'kitap yayınlatmak' ve bunun için yazmak hususunda motive etmesi konusundaki görüşler, bu soruma cevap olarak gönderilmesin. Ben başka bir şeyi merak ediyorum ve soruyorum. Öykü kitabı yayınlatmak için tüm öyküler tutarlı olmalı mıdır birbiriyle? örneğin, hepsi aynı kişi ağzından mı yazılmış olmalıdır? Biri absürd, biri durum, biri olay, biri mizahi olabilir mi? Dosyamızı yayınevine gönderirken, onların okuma ve bir kenara atmama ihtimalini yükseltmek için gerekli ayrıntılar nelerdir? Yayınevlerinin sitelerinde (okuyanus hariç) bununla ilgili bilgi yok, baktım. Tanıdığım da yok. font ne olmalıdır, satır aralığı ne olmalıdır, bunlar bile önemli bence. Bu gibi konularda bilginiz ve tavsiyeniz varsa, beni aydınlatırsanız sevinirim.
??? #540
[[IMG SRC=" O doğurur insanlığımızı, o doyurur Bizi iyiliğin güzelliğin doğruluğun teknesinde yoğurur benliğimize şekil ve ruh verir, umut aşılar duygularımızı düşüncelerimizi emzirir kucağında sırtında gezdirir. *** Onunla yeşerir bahçeler bağlar onunla aşılır karlı dağlar ona sığınırız dara düşünce güller karanfiller açar onu görünce. *** Şiir annedir anne şiir iç doya doya şefkat pınarından temizlensin içindeki kir.
Başa Dön