Vurgulamam gereken birşey var, buluşmalar başladıktan sonra bu ortam ister istemez değişecek, olumsuz yönde olacaktır bu. Yine isteyenler için cafe-kitapçı fikri güzel. Dilerim buluşma fikri gerçekleşirse ortamın dinginliği ve kişilerin birbirine olan tutumları değişmez. Çünkü hep sıcak başlar görüşmeler, uzadıkça... amacından sapar ve bir çok şey yaşanabilir. Önyargılı değilim, sadece kaygılıyım. Sanırım yaşandıkça görülecek, anlatmakta bir yerde boş. Ben geçmiş deneyimime istinaden fikrimi iletmeyi uygun buldum.
İzEdebiyat
95 görüntülenme · 526 ileti
Farklı bir başlık oldu sanırım.Ama bir iki düşünce de ben sunayım dedim.Buluşmanın çekinceleri olabilir.Tabii ki bu kendini bilen insanlar için sözkonusu değil.Zaman ne getirir ne götürür o da tartışılacak bir konu.
Ama şuna eminim ki.Okuduğumuz , paylaştığımız , tebrik ettiğimiz , tebrik aldığımız kişilerle bir arada olmak beni şahsen memnun eder.Hatta mümkün olduğunca sıklaştırılmalı.Periyodik günler belirlenmeli derim.
Bir dinleti organizasyonu bile yapılabilir...Fena mı olur şiirleri yazarlarından dinleriz???
Sevgiler...
İsteyen herkes herkesle görüşebilir, dernek kurabilir, sosyal ilişkilerini geliştirebilir. Bu özgür her insanın hakkı. Eminim iyi bir şeydir de. Dergi çıkarmak da mümkün ve faydalı olabilir.
Ama ben kendi adıma bu buluşmaların nasıl bir edebi yanı olabilir diye düşünüyorum. Şiir dinletisi falan demeyin, midem bulanıyor. Şiir okunur, makbulu de yalnız okunmasıdır. Bu sadece benim fikrim ve tercihim. Kimseyi yargılamıyorum. Kendinden emin olmakla alakası yok görüşmek istememenin. Eminin örneğin Stanley Kubrick'de böyle faaliyetlere katıla katıla Kubrick olmuştur. Nazım'da öyledir herhalde. Arkadaşlarına şiirlerini okuyarak Nazım olmuştur. Komik geldi değil mi?
Yine de sosyalleşmek gerek, buna inanıyorum. Bu yolda başarılar. Samimiyetimle.
Özellikle editör arkadaşların okuması dileğiyle;
On gün kadar önce yolladığım "Narkoz-1" adlı yazım görünmeden kaybolduğu için silip ertesi gün yeniden yolladım. Devamında, birer gün aralıklarla "Narkoz-2" ve "Sayın Polemik" adlı yazılarımı gönderdim. İki gün önce de "Metal Fırtına" inceleme yazımla birlikte "Saat Kaç" adlı başka bir yazımı yolladım... Korkarım beş ayrı yazıdan oluşan toplamı on dört adet A4 ebatında kağıt işgalinde bulunan bu yazılarım ne yazık ki henüz yayınlanmadılar.
Yazılarımın hiç biri küfür, hakaret veya aşağılama içermediği gibi dizilişlerindeki noktalama, virgülleme ve dahi (!) ünlemlemelerin yerinde kullanılmasına azami gayret sarfedilmiştir. Cümle düşüklüklerine özellikle dikkat edilerek, düşen cümleler derhal kaldırılarak yerlerine düzgün oturtulmuştur...
Elbetteki "hassiktir!" gibi öz türkçe kelimeler, yalnızca yeri ve zamanı geldikçe az sıklıkla ve hassasiyetle kullanılmışlardır... 21 yıldır İngilterede bulunmam sebebiyle öz türkçemize olan hakimiyetimin azalmış olması, dolayısıyla da sürç-ü lisanlarımın olabileceğini kabul ediyorum. (Zaman zaman uyaran arkadaşlara buradan tekrar teşekkür ediyorum!) Ancak yazılarımın yayınlanmamayı gerektirecek sakıncaları olduğunu hiç sanmıyorum. Bu yüzden de hiç kalbimi bozmadan, sorunun sistemden kaynaklanan arızalar sonucu olduğunu düşünüyor ve yazılarımı güncelleştirerek yineliyorum... İlgilenileceğini umuyorum.
Ana vatana kucak dolusu sevgiler...
Sn. Nida Karaçizmeli,
Size katılmamak elde değil bu memlekette yaşayıp da. Ne denilebilir ki bu forum başlığı altında okuduklarıma? Yine de bu kadar karamsar olmak doğru mu? Ben bu karamsarlıkta çekingenim ne yalan söyleyeyim. Hani teşbihte hata olmaz derler ya: Sen yaznmazsan, ben yanmazsam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?
Sevgilerimle...
Dün gönderdiğim aşağıdaki yazım çok önemli ve hararetli yorumlar nedeniyle gözden kaçtı sanırım. Yineliyor ve editör arkadaşların yanıtlıyacağını umuyorum;
Özellikle editör arkadaşların okuması dileğiyle;
On gün kadar önce yolladığım "Narkoz-1" adlı yazım görünmeden kaybolduğu için silip ertesi gün yeniden yolladım. Devamında, birer gün aralıklarla "Narkoz-2" ve "Sayın Polemik" adlı yazılarımı gönderdim. İki gün önce de "Metal Fırtına" inceleme yazımla birlikte "Saat Kaç" adlı başka bir yazımı yolladım... Korkarım beş ayrı yazıdan oluşan toplamı on dört adet A4 ebatında kağıt işgalinde bulunan bu yazılarım ne yazık ki henüz yayınlanmadılar.
Yazılarımın hiç biri küfür, hakaret veya aşağılama içermediği gibi dizilişlerindeki noktalama, virgülleme ve dahi (!) ünlemlemelerin yerinde kullanılmasına azami gayret sarfedilmiştir. Cümle düşüklüklerine özellikle dikkat edilerek, düşen cümleler derhal kaldırılarak yerlerine düzgün oturtulmuştur...
Elbetteki "hassiktir!" gibi öz türkçe kelimeler, yalnızca yeri ve zamanı geldikçe az sıklıkla ve hassasiyetle kullanılmışlardır... 21 yıldır İngilterede bulunmam sebebiyle öz türkçemize olan hakimiyetimin azalmış olması, dolayısıyla da sürç-ü lisanlarımın olabileceğini kabul ediyorum. (Zaman zaman uyaran arkadaşlara buradan tekrar teşekkür ediyorum!) Ancak yazılarımın yayınlanmamayı gerektirecek sakıncaları olduğunu hiç sanmıyorum. Bu yüzden de hiç kalbimi bozmadan, sorunun sistemden kaynaklanan arızalar sonucu olduğunu düşünüyor ve yazılarımı güncelleştirerek yineliyorum... İlgilenileceğini umuyorum.
Ana vatana kucak dolusu sevgiler...
Sayın Erkan Çetin’in belirttiği konuya katılıyorum. Yazılarımızı ancak güncelleme yoluyla yayınlayabiliyoruz. Sanırım teknik bir sorun yaşanmakta sitede. Ayrıca Erkan beyin belirttiği diğer husus da çok önemli. Yersiz ve boş bir kuruntu olmasını diliyorum. Yoksa bir edebiyat metninde argonun kullanılması, yada şunun kullanılıp bunun kullanılmaması sadece yazarı bağlayan bir husustur.
Saygılarımla
Sayın Erkan Çetin,
Size ait onaylanmamış iki yazı görünmekte; Metal Fırtına ve Saat Kaç. Yazılar sırayla gözden geçirildiğinden henüz onaylanması için bir iki gün daha gerekebilir. Yine tekrarlıyorum, onaylanmamış bir yazı bu forumu okuyan tüm okur ve yazarları ilgilendirmediğinden lütfen bu tür kişisel sorular için bizimle e-posta yoluyla bağlantı kurun. Bu konudaki hassasiyetimize anlayış göstermenizi diliyorum; her gün yazılarla ilgili sayısız e-posta almaktayız, bunların hepsi bu forumlara taşınırsa, burası bir edebiyat forumu olmaktan çıkar. Hem ilgili yazıları takip eden editörlerimiz bu forumu takip etmiyor olabilirler.
Argolara gelince, işin doğrusu, böyle bir fikir aklınıza nerden geldi, anlamadım. Çok mu ahlakçı göründük gözünüze? Arka arkaya birilerine hakaret amaçlı küfür yağdıran biriyle, yazının özü ve içeriği gereği küfür kullanan bir yazar arasındaki ayrımı görebileceğimiz konusunda bize güvenin derim. Yerinde kullanılmış bir küfür edebiyatın ustalık ve yaratıcılık gerektiren bir parçasıdır; doğru kullanıldı mı etkisi olağanüstü olabilir. Kaldı ki bir yazı içerdiği aşırı dozda küfür ya da sertlik nedeniyle yayınlanmazsa bunu, en basit saygı ve görgü gereğince, yazarına bildiririz.
Saygılar,
M. Diren Yardımlı
İzEdebiyat
Sayın Diren Yardımlı,
Açıklamalarınız için teşekkür ederim. Forum köşesinin haddinden fazla amaç dışı kullanıldığı konusunda sizinle aynı fikirdeyim... Yaklaşık bir buçuk aydır yazılarımı yolladığım halde ilk defa buraya bir ileti gönderdim... Yayınlanmayan yazılarım konusunda ana sayfadaki e-mailinize yazmış ve bir cevap alamamıştım. Geçmiş iletilere baktığımda bu konuda çok şikayet gördüğüm için buraya yazmayı düşündüm. Acemiliğime verin lütfen. Bana bu konuları iletebileceğim bir e-mail adresi bildirirseniz sizi oradan rahatsız ederim...
'Argo' konusuna gelince; dikkat edildiğinde benim yazımda argo kelimesi hiç bir yerde geçmiyor. Benim 'öz türkçe' olarak nitelendirdiğim bir kelimeyi sağolsun Avni Kantan Bey o şekilde yorumlamış... Pek önemli olmasa da açıklamayı düşündüm.
Saygılarımla
Erkan Çetin
1-Yazılarınız dereceye girdi diye kendinizi yazar sanmayın.
2-Çünkü okunma sıralamsında birinci veya ikinci olsanız dahi aynı yazıları bir dergiye, örneğin Varlık'a gönderin.
3-Şu cümlelerle karşılaşacaksınız 'Daha çok okumanız lazım, bunlar şiir değil duyguların kağıda dökümü' . Ve inanın bu eleştiriler doğru.
4-Ayrıca çok okunmak edebi midir değil midir tartışılır.
5-Türkçeden ödün vermemek şart.
6-İzedebiyat'ta yazınızın üstüne defalarca tıklayarak kendiniz kandırmayın.
7-Vazgeçmeyin ama daha çok ve doğru şeyleri okumak lazım. -Kitaplardan-
8-Aşıkken şiir yazmayın.
9-Bunların hepsine benim de uymam lazım. Yanlış anlaşılmasın.
Başta site yönetimi ve editörler olmak üzere tüm İzedebiyatçı arkadaşlara...
"Söylesem bir şey değişmiyor, söylemesem gönül razı gelmiyor." FUZULİ
Bir yazımda da kullandığım bu çok anlamlı olduğunu düşündüğüm sözle başladım yazıma. Yazımı ben de Eleştiri kümelerine yollayabilirdim. Ancak forumda çıkması gereken bir yazı olduğunu sanıyorum...
Ocak ayının sonundan bu yana bu siteye bazı yazılarımı yolluyorum. Daha önce bir yazımda da belirttiğim gibi site son derece kapsamlı ve akıllıca kurulmuş, kullanıcısı da oldukça fazla. Ancak bir çok arkadaşımızın dikkatini çeken ve zaman zaman eleştiri alan bir konu var. Eleştiri ve İnceleme kümelerini işgal eden "Torkunç, M. Haspolat, M.Ö. Yaylı, Kaan ve N.D. Yaşar isimli arkadaşların özellikle Sanem Altaylı ve Özge Can adlı arkadaşların yazıları çerçevesinde işledikleri 'panel'. Ben tartışması yapılan ya da tartışmayı yapan arkadaşları ya da yazılarını değil bu yazıların yukarıda belirttiğim köşelerde yayınlanmasını eleştiriyorum. İki gün önce Sayın Diren Yardımlı'dan yayınlanmayan yazılarım hakkında bilgi istediğim bir iletime yanıt alırken kendisinin 'Forum'un kişisel sorularla doldurulmaması haklı uyarısını aldım... (Yayınlanmayan yazım "Metal Fırtına" idi ve bu gün Türkiye'yi sarsan bu kitap, edebiyatla ilgim var diyen herkesin ilgisini çekmelidir.) Peki yukarıda bahsini ettiğim ve bir çok arkadaşın tanık olmayı istemediği tartışmalar da sadece iki 'İzedebiyat yazarı'nın çevresinde oluşturulmuş kişisel tartışmalar değil midir? Bu gün Eleştiri kümesinin ilk yirmisine baktığımızda ilk on yazının yedisi bunlarla dolu... Ben bu yazıların çok okunduğuna ve onlarca İzedebiyatçının ya da onlarca internet okururunun ilgisini çektiğine kesinlikle inanmıyorum. Bu tartışmalar sonucunda Sanem Altaylı ya da Özge Can'ın yazılarının da daha fazla okunacağını da hiç sanmıyorum. Edebiyattan anlayan okuru bir yazının ilk cümlesinde (hadi diyelim ilk iki cümlesinde) yakalarsınız ya da kaçırırsınız... Kaçan okur bir daha da o yazarın hiç bir yazısına bakmaz, özellikle de internet dediğimiz seçeneği bol ve kaypak bir sanal ortamda. Çünkü edebiyattan anlayan okur ne okuyacağını iyi bilir ve ömrünü verse bitiremiyeceği kadar çok okuyacağı kitap vardır önünde... Ona bu sitede bir kaç yazı okutturabiliyorsanız gerçekten yazdıklarınızda iyisinizdir...
Bu tartışmaların çok yoğun yaşandığı iki hafta kadar öncesi bunları hicveden bir yazım yayınlanmadı... Yerine yazımda belirttiğim ve hicvettiğim şey oldu ve Mutlu Haspolat'ın bir yazısı listeye girer girmez en çok okunanlar köşesinde yerini aldı. Burdan da anladığımız editörlerimiz bu tartışmanmın yapılmasını sitenin yararına buluyorlar. Belki de benim anlayamadığım nedenlerle de öyledir. Bilemiyeceğim... Sözkonusu yazıların okuru olmadığı halde özellikle ve ısrarla liste başlarında tutulma isteğini anlayamıyorum... Kimseye zorla bir şeyi empoze edemezsiniz. O yazarla okunacaksa okur onu iğne deliğinden çeker çıkarır ve okur...
Fikirlerine kesinlikle katılmadığım fakat orda olması gereken Adil Okay'ın "O. Pamuk ve Toplumsal Linç" adlı yazısı, Bilgehan Buğra'nın daha önce yazılmış karşıt fikir yazısı "Onun adı O. Pamuk", Denizcan Karapınar'ın "Adamın Donu Bile Che" ve Kamuran Esen Hanım'ın "Kurultay mı Gürültay mı" gibi yazıları, Ayşegül Ergin'in "Nazım", benim "Yorgun Matador"um, kimine göre doğru kimine göre yanlış ama Türkiye'yi ve türk yazarlarını sorgulaması açısından her kesimden okuyucu ilgilendirir. Ön sıralarda bulunan sözkonusu yazılar ise sadece ve sadece bazı İzedebiyatçıları ilgilendirir...
Sözünü ettiğim tartışma gurubu istemli bir şekilde bu yazıların önünü kapıyor... Dolayısıyla bir edebiyat sever bu siteyi incelerken sitenin salt bu tartışmalardan oluştuğu izlenimiyle hemen uzaklaşır. Daha doğrusu uzaklaşıyor... Yaklaşık 1 ay kadar önce, aralarında isimlerini söylesem hemen tanıyacağınız biri gazeteci diğeri ise bir TV kanalının yurt dışı muhabiri olan iki kişinin de bulunduğu yaklaşık on arkadaşıma yazılarımı yolladığım bu siteyi önerdim. Hepsinin orta görüşü aşağı yukarı şu; 'Site iyi tasarlanmış ancak amacından uzaklaşmış... " Dolayısıyla hiç biri siteye bir daha bakmadı bile... Oysa bu arkadaşların siteye katılımları en azından bu güne dek 300-400 kadar katılımcı olabilirdi... Hem siteye hem de içinde yazanlara çok faydalı olabilirdi. Ben bir tek örneğim, üstelik de yurt dışındayım, yani tabiri caizse "hariçden gazel okuyan"ım... Siz bir de yurt içindeki kayıpları düşünün ve yukarıdaki rakamları onlarla çarpın...
Bildiğim bir başka edebiyat sitesi daha var. İsmini verecek değilim elbette. Bilenler biliyordur... Tanırsınız diye söylüyorum; Bekir Coşkun gibi isimler de orada yazıyor... Site, yüzde seksen civarında profesyonel yazarlardan oluşuyor. Aralarında yayınevi sahibi olanlar var... Aralarında benim de bulunduğum bazı izedebiyatçıların orada da yazıları çıkıyor. Site yazılarınızı elemeyle alıyor ve yayınlıyor... Bu tür benzeri tartışmalar az da olsa o sitede de var. Ancak yalnızca "Forum" bölümünde... Yazılara tıkladığınızda okunacak çok şey buluyorsunuz... Site hızla büyüyor, dergisini hazırlıyor ve yakında yayınlayacak... Bu siteyi bana İzedebiyat'tan kalemini sevdiğim bir arkadaşım önerdi. Bu arkadaşımızın bir kitabı yakında yayınlanmak üzere... Bu arkadaşımız ve yine İzedebiyat'ta kaliteli yazıları çıkan bazı arkadaşları, sırf bahsettiğim nedenlerle siteden soğumuş durumdalar ve benzeri kaliteli bir site kurulursa ilk fırsatta yazılarını buradan çekmeyi düşünüyorlar...
Benim nacizane görüşüm, madem ki bu yazıların yazı kümelerinde yayınlanması uygun bulunuyor, sitede "İzedebiyatçılar - Serbest Kürsü" benzeri, sadece bu konuların yazılıp tartışılacağı bir ana küme kurulmasıdır... Dolayısıyla bu yazılar, daha geniş kitleleri ilgilendiren ve kimi basın organlarında da yayınlanabilecek yazılardan ayrılır... Yazarlarına şevk gelir... İsteyen istediği köşede istediğini yazar, isteyen okur nerede ne bulacağını bilir. Dışarıdan gelen okur da siteyi daha çok sever, kalıcı ve katılımcı bir okur olur. Hem sitenin, hem de yazarlarının daha çok önü açılmış olur...
Umarım bu önerim akıl verme v.s. gibi değil de bu siteyi seven, kaliteli ve uzun ömürlü olmasını dileyen bir arkadaşınızın iyi niyetli bir fikri olarak algılanır... Daha önce de belirttiğim gibi hiç bir yazıya ya da fikir tartışmasına karşı değilim. Ancak demem o ki; sapla samanı ayırırsak samanlık seyran olur!
Türkiye'de sanat, edebiyat, politika, spor, kısacası her dalda yapılan bilindik ve sonuçları malum bu yanlışlık, yani iç savaşlarla bir yerlere varılacağı umudu burada da yapılıyor ve İzedebiyat sitesinin kalitesini günden güne azaltıyor... Site göz göre göre kan kaybediyor arkadaşlar. Çoğumuzun bildiği üzere, popüler olmanın kalitesiz olmak anlamına geldiği bir ortamda yaşıyoruz... Bindiğimiz dalı kesmeyelim diyorum... Ne dersiniz?
Yazar ve editör arkadaşlarımızın bu konuda fikirlerini esirgemiyeceklerini umarım...
İzedebiyat sitesinin çok daha kaliteli ve amacına uygun biçimde daha geniş kitlelere yayılmasını diliyor, hepinizi sevgiyle selamlıyorum.
Erkan Çetin - İngiltere
Sevgili Erkan Çetin,
İzEdebiyat bugünkü yapısına, herşeyden çok sizin gibi bu sitenin geleceğini düşünen yazarlarımız ve dostlarımız sayesinde ulaştı. Deneme yanılma yöntemiyle adım adım büyüdü, genişledi ve bugün amatör edebiyat dalında sadece bu sitede bulunanlar arasında değil, yayın dünyasında da sözü edilir bir site haline geldik.
Eleştirileriniz ve önerilerinizi kendi aramızda ayrıca değerlendiriyoruz, ancak hem sizi hem sizin mesajını okuyanları bir yanılgıdan kurtarmak için gecikmeden bir iki konuya değinmek istedim.
Demişsiniz ki,
"Burdan da anladığımız editörlerimiz bu tartışmanmın yapılmasını sitenin yararına buluyorlar. Belki de benim anlayamadığım nedenlerle de öyledir. Bilemiyeceğim... Sözkonusu yazıların okuru olmadığı halde özellikle ve ısrarla liste başlarında tutulma isteğini anlayamıyorum... Kimseye zorla bir şeyi empoze edemezsiniz. O yazarla okunacaksa okur onu iğne deliğinden çeker çıkarır ve okur... "
İzEdebiyat'ın yayın ilkelerindeki bir madde uyarınca editörler belirtilen birkaç alan dışında hiçbir yazıyı öne çıkarmıyor, çıkaramaz. Bizler bırakın listelere müdahale etmeyi, forumlar ve kütüphanelerde bile bu konuda titiz davranmaya özen gösteriyoruz. Ben dahil, sitede editörlük yapan kimsenin kütüphanesi yok. Aynı şekilde forumda hiçbir yazı hakkında görüş belirtmedik. Listeleri biz değil, sizler belirliyorsunuz. Kütüphane girişleri, yorum sayıları, okunma miktarı gibi birçok kriterle oluşuyor söz konusu listeler. Hiçbir editörün teknik olarak onlara müdahale etme şansı yok.
Daha önce 10 günde 100 defa okunan bir yazının 100 günde 1000 defa okunan bir yazıya göre bir şansı yok diyen oldu; bu da doğru değil. Listeler yayın ilkelerinde belirtildiği gibi zamansal bir eğriye göre değerlendiriliyor. Yani yukarıda bahsettiğim örnekteki yazılar listelerde aşağı yukarı aynı yere düşüyor.
İkinci bir noktaya gelince; İzEdebiyat'ın içinde kısır tartışmalar ve polemikler yaratmayı asla düşünmeyiz, düşünemeyiz; bu öncelikle bu sitede çalışan editörlere yakışmaz, uzun vadede de kendi gemimizi kendi ellerimizle batırmak anlamına gelir. Sitede yer alan kimi yazılar hakkında yürütülen bir tartışma vardı; bu konuyu kendi aramızda uzun uzadıya tartıştık ve bir sitede yer alan metinlerin sitede bulunan diğer yazarlarca değerlendirmesinin çok anlamlı ve yapıcı olduğunu düşündük. O yüzden Editörün Seçtikleri köşesinde bu tartışmada yer alan yazılara yer verdik. İşin doğrusu, belli bir çekinceyle yaptık bunu, ama bugün geri baktığımda bana kalırsa bir zararını görmedik -elbette son söz değerlendirilen yazarlara ait, ama bana kalırsa bu metinleri kaleme alan arkadaşlar tartıştıkları yazarlara gerekli saygı ve duyarlılığı gösterdiler.
İzEdebiyat’ın geleceğine yönelik kaygılarınızı ve önerilerinizi dikkate alacağımızı bilmenizi istiyorum; öncelikle Editörün Seçtikleri bölümlerinde Türk edebiyatının öne çıkan eserleri ve konuları hakkında görüş belirten yazılara daha fazla yer ayırmaya çalışacağız.
Son bir dipnot olarak, burası bir amatör edebiyatçılar sitesi olduğundan, doğası gereği, yazarlık macerasında ilerleyen yazarlar burayı sadece bir durak olarak kullanacaklardır. Bu heyecanlı yolculuğun bir sonraki aşamasına gelip de kitaplarını yayınladıklarında, kimisi burayı terk edecek, kimisi de kalmayı seçecektir. Kalanlar bizi ve bu siteyi onurlandırmaktadırlar, kalmayanları da en içten dileklerimizi uğurlamaktayız. Ben bunu kan kaybı olarak görmüyorum; tersine İzEdebiyat amacına ulaştı diye bakıyorum, çünkü bir amaçtan bahsedebildiğimiz ölçüde bu amaç, edebiyat dünyasındaki bir boşluğu *pratik* bir yolla doldurmak; 'yastık altında' kalmış yazıları gün ışığına çıkarmak ve ilk defa okur karşısına çıkmanın saf heyecanını yaşatmak.
İçten saygılarımla,
Diren Yardımlı
Atyarışı kuponu dolduran bir arkadaşım, içinden çıkamadığı bir koşunun sonucu hakkında tahminimi sorduğunda, "hangi atın geleceğini tahmin edemiyorsan, hangi atların gelmeyeceğine yönel. kesinlikle gelmez, diyerek elediklerinden sonra, çok az sayıda at arasından tercih yapma durumuyla karşılaşacaksın" dedim. Bu yöntemi hayatımın bir çok alanında uygularım. Bazen, olmazları elemek çok yararlı oluyor.
Mesela kendimi!.. Yazıyorum. Çiziyorum. Ama kendimi, okuma da daha başarılı buluyorum. Çünkü okuduklarımı hazmederek, her kelimesini anlayarak okuyorum. olmayan cımbızımla, sayfaların içinden çekip çıkarıveriyorum, bana ilginç gelen söylemleri.
Ama itiraf edeyim, izedebiyatın forum köşesindeki tartışma denilen, yazıları okurken, anlayış yeteneğim tatile çıkıyor benden izinsiz. bazen kumandamdan fırlayan görüntüler aklıma geliveriyor, TV'den. açık oturumlar, forumlar vs. işte. kimse kimseyi anlamıyor. çünkü kimse kimseyi dinlemiyor. herkes söylemek istediğini söylüyor ve başlıyor bir sonraki söylemini düşünmeye. canlı yayınları, ıslık eşliğinde dans etmeye benzetirim her zaman. kimbilir, bu yönüm belki de şimdilerde uykuya dalan "müzmin muhalif" olmamdan kaynaklanıyor.
Sayın Diren Yardımlı,
Öncelikle samimi eleştirimi önemle değerlendirip verdiğiniz hızlı yanıt için çok teşekkür ederim.
Bildiğiniz gibi ben bu sitede çok yeniyim ve ülkemde ilerlemeye yönelik her atılımı saygıyla ve heyecanla izliyorum. Yazılarımızdan anlaşıldığı kadarıyla ortak amaçlar güden fikirlerimiz olmasına çok sevindim. Bu durum aynı zamanda kolayca anlaşmamızı sağlıyor ki kanımca aynı dili konuşup anlaşamayan ya da çok zor anlaşabilen nadide toplumlardanız... Sanırım bu günkü yazışmalarımız en azından bu açıdan çok verimli ve benim açımdan çok sevindirici olmuştur...
Yapıcı eleştirileri değerlendiriyor olmanız, ve eleştirime kısa sürede açıklama getirmiş olmanız beni gerçekten çok sevindirdi ve izEdebiyat'a olan güvenimi ve saygımı artırdı. Özellikle daha önceki foruma gönderilmiş bir çok eleştiriden çıkardıklarımla yazılara müdahele edildiği kanısına kapıldım. Bunun bir yanılgı olmasına da çok sevindim. Ancak tahminim, edebiyattan daha çok kişiselliğe varan bu tartışmaların kümelerde ön sıraları işgal ediyor olması, belki de tam anlamadığım fakat varlığından haberdar olduğum teknolojik yöntemlerle (ya da anlayamadığımız başka yöntemlerle) oralara taşınmış ve tutuluyor olmasından kaynaklanıyordur. Ancak tekrarlıyorum; benim görüşüm, yalnızca on - on beş kişilik bir grubu ilgilendiren bu yazılar ne dışarıdan siteye giren okuru ne de izEdebiyat'da yazan büyük bir grubu hiç de ilgilendirmiyor. Benzeri kısa mesajlarda bu sütunlarda sık sık karşılaşıyoruz. Umarım bu düşüncemde yanılmıyorumdur. Aksi, yani bu yazıların hayranlıkla ve sıkça okunuyor olması, gönlümüze yıllar önce TV'lerde izlenen Arjantin dizileri kasvetini çökertir...
Şunu da ayrıca belirtmeliyim ki her ne kadar çekimser kalmaya çalışsam da ben de çenemi (klavyemi) tutamayıp bazı yazılarımda bu durumu eleştirdim ve hicvettim. Ben de bu yazılarımın malesef amacından çıkmış yazılar olduğunun farkındayım...
Belirttiğiniz gibi tüm eleştirileri ve önerileri değerlendiriyor olmanız, zaten bu konuda bana fazla yazacak bir şey bırakmıyor. İyi niyetli ve geniş görüşlü çalışmalarınızla ve benzeri yapıcı eleştirileri değerlendirerek bu günlere kadar gelmişsiniz. Çok daha iyilerini yapabileceğinizden hiç kuşkum yoktur. Umarız izEdebiyat'a da çok geniş kitlelere hitap eden yazarlarımız ve şairlerimiz katılırlar ve sitemiz çok daha renkli ve verimli olur. Aramızdan kitapları yayınlananlar da umarım yuvayı terketmezler...
Gönül isterdi ki bu gün bu yazılara ayırdığımız zaman ve enerjiyi çok daha verimli yazılarda kullanabilelim... Ne yazık ki bunlar da yazılıp tartışılmadan olmuyor...
İlginiz ve aydınlattığınız konular için tekrar teşekkür ediyor, size ve çalışma arkadaşlarınıza başarılar diliyorum.
Saygılarımla,
Erkan Çetin
Listeler başından beri eleştiri oklarının hedefi halinde, bunun farkındayız. Ne var ki dostça bir rekabet ortamından kimseye zarar gelmez, tersine teşvik edici olur diye düşünüyoruz. Listeleri bir jürinin ya da bir edebiyat otoritesinin değil de doğrudan diğer yazarlar ve okurların belirliyor olması da genel eğilimin gerçekçi bir göstergesi olması için. Elbette sansasyonel (ve kandırmaca) başlıklar, kendi kütüphanelerine almalar, kendilerine yorum yazmalar yok değil. Ama elimizdeki verileri inceledikçe bunu yapan birkaç 'sivri zekalı' dışında herkes sisteme güveniyor görünüyor.
Son olarak, bu benim kendi görüşüm elbette, ancak bir yazıyı İzEdebiyat'a gönderip, "Bu iş burada biter," denmemeli. Sayfasını ve yazılarını güncel tuttukça, belirli aralıklarla yeni yazılar gönderdikçe İzEdebiyat'taki ilgi de artacaktır. Burada zaman zaman çok yüksek okunma oranlarına ulaşan yazılar ve yazarlar çıkıyor, bunu da bizim takip edebildiğimiz ölçüde bol bol yazışarak, tartışarak, sık sık yeni yazılar göndererek başarıyorlar. Kendilerini burada hissettiriyorlar. Bence siteye bu şekilde yaklaşan biri, hem yazmak için daha fazla motivasyon bulacaktır, hem de kayda değer bir okut kitlesine ulaşacaktır.
Saygılar,
Diren Yardımlı
NOT: Birkaç günlüğüne şehir dışında olacağım. (Trenim iki saat sonra kalkıyor!). Siteyi takip edebilmeyi umuyorum ama yazışmalara katılabileceğimi zannetmiyorum.
Sevgili İzEdebiyat sakinleri, bir arkadaşım vasıtasıyla tanıştığım bu sitenin seviyesinden hayli memnun olduğumu söyleyerek başlayayım.
Benim bir maruzatım var: Tabii ki burada yarışmak adına edebi metinlerimizi postalamıyoruz ama sonuçta sitenin okunma yoğunluğuna göre oluşturduğu bir sıralama sistemi var. Ben [[B]]Gri[[/B]] ve [[B]]Son[[/B]] adında iki şiir girdim. Gri şiirimin sıralamadaki yerini bulmam tesadüf eseri olurken 205 sayfalık Aşk ve Romantizm kategorisinin altında Son şiirimi ararken adeta bunaldım. Acaba Webmaster arkadaşlarımızın "Sahne Arkası" bölümüne giriş yaptığımızda, yazılarımızın o an sıralamadaki yerini gösterecek bir ibare koymaları mümkün değil mi? Veya var da ben mi bulamadım? Eğer gereksiz bir konudan ötürü dile geldiysem affola..
Saygılar..