Kalbin Yönelişi
İnsan hayatı, birbiri ardına gelen tercihlerle örülü bir yolculuktur. Bu tercihlerden bazıları gündelik ve geçicidir, bazıları ise kişinin dünya ve ahiret hayatını derinden etkileyen stratejik kararlardır. İslam'a göre, bir insanın yapabileceği en kritik tercih, kalbinin yönelişini belirlemektir. Kalbinde neye yer verdiği, neyi sevdiği, neye değer verdiği, onun tüm hayatını şekillendirir. Bu tercihlerin merkezinde ise Allah'a duyulan sevginin konumu bulunur. İslam inancının temel taşlarından biri, Allah'ın mutlak birliği (tevhid) ve O'na duyulması gereken sevginin her şeyden üstün olmasıdır. Ancak insan, yaratılışı gereği birçok varlığa, kişiye ve değere bağlanma eğilimindedir. Bu bağlanmalar, Allah'a olan sevginin altında ve O'nun rızasına uygun olduğu sürece meşrudur. Fakat bu sevgiler, Allah sevgisinin önüne geçtiğinde veya O'nunla eşit bir konuma yerleştirildiğinde, en büyük günah olan şirk meydana gelir.
Şirk Nedir? Tanım ve Boyutları
Şirk, Arapça "şerik" kökünden gelmekte olup "ortak koşmak, eş tutmak" anlamlarını taşır. İslami terminolojide şirk, Allah'a ortak koşmak, O'nun mutlak birliğine ve benzersizliğine aykırı davranmaktur. Bu, sadece başka bir ilah edinmek değil, aynı zamanda Allah'a duyulması gereken sevgiyi, saygıyı, itaati ve bağlılığı başka varlıklara yönlendirmek anlamına da gelir. Şirk, farklı düzeylerde ve biçimlerde tezahür edebilir. En açık şekli, Allah'tan başka bir varlığı ilah olarak kabul etmek ve ona ibadet etmektir. Ancak şirkin daha ince ve sinsi biçimleri de vardır. Bunlardan biri, kalbi sevgide Allah'tan başka bir varlığı O'nunla eşit tutmak veya O'ndan daha çok sevmektir. Bu, bir insanın, bir nesnenin, bir ideolojinin veya herhangi bir şeyin, kalpteki Allah konumunu işgal etmesi durumudur. Bakara Suresi'nin 165. ayeti bu konuya açıklık getirmektedir: "İnsanlardan kimi Allah'tan başka eşler edinir. Onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerse en çok Allah'ı severler." Bu ayet, iman edenlerin Allah sevgisinin hiçbir şeyle kıyaslanamaz olduğunu vurgularken, şirk koşanların başka varlıklara Allah'a duyulması gereken sevgiyi gösterdiklerini belirtir.
Şirkin Teolojik ve Manevi Boyutu
İslam inancına göre, Allah mutlak yaratıcıdır, her şeyin sahibidir, her gücün kaynağıdır ve her şeyin dönüşü O'nadır. O, zamanın ve mekanın ötesinde, hiçbir şeye muhtaç olmayan, fakat her şeyin kendisine muhtaç olduğu mutlak varlıktır. Bu bağlamda, Allah'ın yerine veya O'nunla birlikte başka bir varlığı sevmek, O'nun bu benzersiz konumunu inkar etmek anlamına gelir. Yaratıcı-yaratılan ilişkisi, İslam'ın temel ontolojik ayrımıdır. Allah yaratandır, geri kalan her şey yaratılmıştır. Yaratılan her varlık, var oluşunu Allah'a borçludur ve O'nun izni olmadan varlığını sürdüremez. Bu gerçek göz önüne alındığında, yaratılmış bir varlığı, Yaratıcı'nın önüne geçirmek veya O'nunla eşit tutmak, mantıksal ve metafizik bir çelişkidir. İnsan, fıtratı gereği sevmeye, bağlanmaya ve değer vermeye programlanmıştır. Ancak bu duygusal ve manevi yönelimlerin doğru yönlendirilmesi gerekir. Çocukları sevmek, eşini sevmek, dostları sevmek, güzel şeyleri sevmek doğaldır ve İslam bu sevgileri yasaklamaz. Ancak bu sevgiler, Allah sevgisine tabi olmalı ve O'nun rızasının çerçevesinde şekillenmelidir. Bir insan çocuğunu Allah'ın emrettiği şekilde sevdiğinde, bu sevgi ibadet haline gelir. Fakat çocuğunu Allah'tan daha çok sevip, O'nun emirlerini çocuğu için terk ederse, bu sevgi şirke dönüşür.
Şirkin Psikolojik ve Ruhsal Sonuçları
İslam'a göre, insan kalbi ancak Allah ile huzur bulur. Kalp, Allah'ı anmakla mutmain olur. Kur'an'da Ra'd Suresi'nin 28. ayetinde bu gerçek şu şekilde ifade edilir: "Onlar iman edenler ve kalpleri Allah'ı anmakla mutmain olanlardır. Bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla mutmain olur." Kalp, Allah'tan başka bir varlığa yöneldiğinde, o varlığın sınırlılığı, geçiciliği ve zayıflığıyla karşılaşır. Çünkü yaratılan her şey eksiktir, geçicidir ve zaaflarla doludur. Kalp, sonsuz ve mükemmeli ararken, sınırlı ve kusurlu olanda tutunmaya çalıştığında, derin bir hayal kırıklığı ve boşluk hisseder. Bu durum, modern psikolojinin de işaret ettiği bir gerçekle örtüşür: İnsan, mutlak bir anlam ve değer kaynağına ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç karşılanmadığında veya yanlış kaynaklara yönlendirildiğinde, egzistansiyel boşluk, anlamsızlık duygusu, depresyon ve anksiyete gibi duygusal problemler ortaya çıkar. Şirk, kişinin kalbine derin bir daralma getirir. Bu daralma, dışarıdan bakıldığında anlaşılamayabilir. Kişi zengin olabilir, sağlıklı olabilir, sosyal çevresi geniş olabilir, ancak içinde derin bir huzursuzluk, bir tatminsizlik ve bir boşluk hisseder. Bu, Allah'tan kopuşun doğal sonucudur. Çünkü kalp, onu yaratanla bağlantısını kaybettiğinde, asıl evini kaybetmiş gibidir. Kur'an'da Taha Suresi'nin 124. ayetinde şöyle buyurulur: "Kim benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar bir geçim vardır." Bu "dar geçim", sadece maddi zorluk anlamına gelmez; asıl olarak ruhsal ve manevi bir darlık, bir sıkıntıdır. Kişi her şeye sahip olsa da, Allah'tan koptuğu için içsel bir hapishane yaşar.
Şirkin Dünyevi Bedeli
Şirkin bedeli sadece ahirette ödenmez; dünya hayatında da çeşitli şekillerde kendini gösterir. Bu bedeller genellikle ruhsal ve psikolojik nitelikte olmakla birlikte, bazen sosyal ve ahlaki sonuçları da beraberinde getirir.
Kalpteki Daralma ve Huzursuzluk
Şirk koşan bir kimse, kalbinde sürekli bir huzursuzluk hisseder. Sevdiği şeye ulaştığında tatmin olmaz, çünkü o şey sonludur ve insanın sonsuz ihtiyacını karşılayamaz. Sevdiği şeyi kaybetme korkusuyla yaşar, çünkü Allah'tan başka her şey kaybolabilir. Sevdiği şey ona zarar verdiğinde veya beklentilerini karşılamadığında, derin bir hayal kırıklığı yaşar. Bu durum, modern çağın yaygın ruhsal hastalıklarının temel nedenidir. İnsanlar, mutluluğu para, şöhret, kariyer, ilişkiler gibi geçici şeylerde ararlar ve bu şeylere kalplerini verirler. Ancak bu şeyler, kalbin aradığı sonsuz huzuru veremez. Dolayısıyla insan, sürekli bir tatminsizlik, bir eksiklik hissi içinde yaşar.
Yanlış Bağımlılıklar
Allah'tan başka bir şeyi aşırı sevmek, o şeye bağımlı hale gelmek anlamına gelir. Bu bağımlılık, kişinin özgürlüğünü kısıtlar. İnsan, sevdiği şeyin kölesi haline gelir. Bu, bir kişi olabileceği gibi, bir madde, bir alışkanlık veya bir hedef de olabilir. İslam'ın tevhid anlayışı, insanı yalnızca Allah'a kul yapmakla, aslında ona gerçek özgürlüğü sunar. Çünkü Allah'tan başka her şeyden bağımsız olan, gerçek anlamda özgürdür. Fakat Allah'tan başkasına bağlanan, o şeyin esiri haline gelir.
Anlam Kaybı ve Egzistansiyel Kriz
Geçici bir varlığı hayatın merkezi yapan kişi, o varlık kaybolduğunda veya değer kaybettiğinde, hayatın anlamını kaybeder. Çocukları için yaşayan bir anne, çocukları büyüyüp evden ayrıldığında; kariyeri için her şeyi feda eden bir kişi, emekli olduğunda; sevgilisi için yaşayan biri, ilişki bittiğinde; derin bir egzistansiyel krizle karşılaşır. Oysa hayatının merkezine Allah'ı koyan kişi, hiçbir şey kaybetmez. Çünkü Allah, daimi ve değişmez olandır. O'nunla kurulan bağ, ölümle bile kopamaz, aksine güçlenir.
Şirkin Uhrevi Bedeli
Şirkin asıl ağır bedeli ahirettedir. İslam'a göre, Allah günahı affedebilir, ancak şirk koşarak ölen kişiyi affetmeyeceğini açıkça bildirmiştir. Nisa Suresi'nin 48. ayetinde şöyle buyurulmaktadır: "Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez. Bunun dışında kalanları dilediği kimse için affeder." Bu, İslam'ın en kesin hükümlerinden biridir. Şirk, affedilmeyecek tek günahtır. Çünkü şirk, Allah'a karşı en büyük nankörlük ve isyandır. Allah, insanı yoktan var etmiş, ona sayısız nimet vermiş, onu şerefli bir yaratık olarak yaratmış, ona akıl ve irade vermiştir. Bütün bunlara rağmen, O'nun yerine veya O'nunla birlikte başkasını sevmek, en büyük haksızlıktır. Ahiretteki ceza, dünyevi acılardan farklıdır. Dünyada yaşanan acılar geçicidir ve bitebilir. Ancak ahiretteki ceza, ebedidir. Üstelik bu ceza, sadece fiziksel değil, ruhsal ve manevi bir azaptır. En büyük azap, Allah'ın rahmetinden mahrum kalmak, O'nun huzurundan kovulmak ve O'na yakınlıktan uzak düşmektir. Bakara Suresi'nin 165. ayetinin son kısmı, bu gerçeği vurgular: "Zulmedenler, keşke azabı gördükleri zaman, kuvvetin gerçekten bütünüyle Allah'a ait olduğunu görselerdi. Ve şüphesiz Allah'ın azabı şiddetlidir." Bu ayet, şirk koşanların, ancak cezayı gördüklerinde gerçeği anlayacaklarını, fakat o zaman pişmanlığın fayda vermeyeceğini belirtir.
İman Edenlerin Allah Sevgisi
İman edenlerin Allah sevgisi, nitelik ve nicelik olarak her türlü sevgiden farklıdır. Bu sevgi, kalbin en derin yerinde yer alır ve kişinin tüm varlığını kuşatır. İman eden bir kişi için Allah sevgisi, yaşamın merkezi, kararların referansı ve huzurun kaynağıdır.
Allah Sevgisinin Özellikleri
- Mutlaklık: İman edenler Allah'ı hiçbir şarta bağlı olmadan severler. Bu sevgi, koşulsuz ve kayıtsızdır.
- Öncelik: Allah sevgisi, diğer tüm sevgilerin önündedir. Bir çatışma durumunda, mümin daima Allah'ın rızasını tercih eder. Çocuğunu, eşini, malını, canını sever, ancak hiçbirini Allah'tan daha çok sevmez.
- Dönüştürücülük: Allah sevgisi, kişiyi değiştirir ve dönüştürür. Bu sevgi, sadece duygusal bir hal değil, aynı zamanda eylemsel bir bağlılıktır. Allah'ı seven, O'nun emirlerine uyar, yasaklarından kaçınır, O'nu anmaktan zevk alır.
- Huzur Kaynağı: Allah sevgisi, kalbe derin bir huzur ve sükûnet getirir. İman eden, her durumda Allah'ın yanında olduğunu bilir. Bu bilinç, onu güçlendirir ve teselli eder.
Allah Sevgisinin Tezahürleri
Allah sevgisi, soyut bir duygu olarak kalmaz; kişinin hayatında somut şekillerde kendini gösterir:
- İbadet: Allah'ı seven kişi, O'na ibadet etmekten zevk alır. Namaz, oruç, zikir, dua gibi ibadetler, onun için ağır yükler değil, kavuşma anlarıdır.
- İtaat: Allah'ı seven, O'nun emirlerine uymayı bir zorunluluk değil, bir ayrıcalık olarak görür. O'nun razı olduğu şeyleri yapmak, ona mutluluk verir.
- Sabır: Allah sevgisi, zorluklarda sabır göstermeyi kolaylaştırır. Çünkü mümin, yaşadığı sıkıntıların Allah'ın takdiri olduğunu bilir ve O'nun hikmetine güvenir.
- Şükür: Allah'ı seven, O'nun nimetlerine karşı şükredici olur. Her nimeti, Allah'ın sevgisinin bir tezahürü olarak görür.
- Zikir: Allah'ı anmak, O'nu seven için en tatlı meşguliyettir. Kalp, O'nu anmakla huzur bulur ve genişler.
Doğru Tercihin Önemi
İnsan hayatı, tercihlerle şekillenir. En kritik tercih ise, kalbin yönelişidir. Kalp, ya Allah'a yönelir ya da O'ndan başkasına. Ara yol yoktur. Çünkü kalbin bir efendisi olması gerekir. Ya Allah'ın kulu olur ya da başkasının kölesi. İslam, insanı doğru tercihe yönlendirir. Bu tercih, basit bir karar değil, bilinçli bir yönelişi ifade eder. Doğru tercih, Allah'ı her şeyin üstünde sevmek ve O'na kulluğu hayatın merkezine koymaktır. Bu tercih, insanı dünya ve ahirette huzura kavuşturur. Yanlış tercih ise, Allah'tan başkasını O'nun yerine koymaktır ki bu, kişiyi dünyada huzursuzluğa, ahirette ebedi kayba götürür.
Günümüz İnsanının Karşılaştığı Şirk Tehlikeleri
Modern çağ, yeni şirk biçimleri ortaya çıkarmıştır. Günümüz insanı, puta tapmasa da, farklı şekillerde şirke düşebilir:
- Materyalizm: Parayı, malı, mülkü hayatın amacı yaparak, bunlar için Allah'ın emirlerini terk etmek.
- Hedonizm: Hazzı ve zevki her şeyin üstünde tutarak, Allah'ın yasaklarını çiğnemek.
- Narsisizm: Nefsi ilahlaştırarak, kendi arzularını Allah'ın emirlerinin önüne geçirmek.
- İdeolojiler: Bir ideolojiye, Allah'a verilmesi gereken bağlılığı göstermek.
- İnsanları İlahlaştırma: Bir lidere, bir âlime veya herhangi bir kişiye, yalnızca Allah'a verilmesi gereken mutlak itaati göstermek.
Bu modern şirk biçimleri, geleneksel putperestlik kadar açık olmasa da, aynı derecede tehlikelidir. Çünkü sonuç aynıdır: Kalp, Allah'tan başkasına yönelir ve O'nun konumunu başkasına verir.
En Büyük Kaybın Önlenmesi
İnsan için en büyük kayıp, Allah'ı kaybetmektir. Çünkü O'nu kaybeden, her şeyi kaybeder. O'na sahip olan ise, her şeyi kaybetse de, aslında hiçbir şey kaybetmemiştir. Şirk, bu en büyük kaybın sebebidir. Kişiyi Allah'tan uzaklaştırır, O'nun rahmetinden mahrum bırakır ve ebedi hüsrana götürür. Oysa tevhid, yani Allah'ı bir bilmek ve yalnızca O'nu sevmek, insanı kurtuluşa, huzura ve ebedi mutluluğa kavuşturur. İslam'ın çağrısı açıktır: Kalbini yalnızca Allah'a aç, O'nu her şeyden çok sev, O'na güven, O'na yönel. Çünkü ancak O'nda gerçek huzur, gerçek anlam ve gerçek mutluluk vardır. Allah'tan başka her şey geçicidir, eksiktir ve sonludur. Sonsuz ve mükemmel olan yalnızca O'dur. Bu tercih, her insanın kendi yapması gereken bir tercihtir. Ve bu tercih, tüm tercihlerin en önemlisidir. Çünkü bu tercih, sadece bu dünyayı değil, ebedi hayatı da belirler. Allah sevgisini kaybetmek, insanın yapabileceği en büyük hata; O'nu kazanmak ise, en büyük başarıdır.