ARAŞTIRMACI GAZETECİ, ŞAİR ve YAZAR SONGÜL DÜNDAR
Abdullah Çağrı ELGÜN
cagrielgun@hotmail.com
YAZAR HAKKINDA:
Araştırmacı, gazeteci, şair ve yazar Songül DÜNDAR, 1955 yılında Kars’ın Dikme Köyü’nde doğdu.
İlkokulu köyünde, Ortaokulu ve Liseyi: Kars, Cilavuz Köy Enstitüsünün alt basamağı olan Kazım Karabekir İlk Öğretmen Okulu’nda bitirdi. Kazım Karabekir İlk Öğretmen Okulu’ndaki başarısı sebebiyle, Ankara Yüksek Öğretmen Okulunda okutulmak üzere seçilen başarılı mezunlar arasına girdi.
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümünden “Kimya Öğretmeni” olarak mezun oldu. Öğretmenlik sonrasında yine Ankara Üniversitesi Kimya Yüksek Mühendisliği Bölümünü bitirerek “Kimya Yüksek Mühendisi” olarak mezun oldu. İlerleyen yıllarda “Adalet Yüksek Okulu” ‘nu da bitiren Songül DÜNDAR, öğretmenlik mesleğinde karar kıldığından “Kimya Öğretmeni” olarak meslek hayatına devam etti.
Songül DÜNDAR, ilerleyen yıllarda tahsile ve doyamadığının bir göstergesi olarak, Anadolu Üniversitesi Adalet Yüksek Okulunu da başarı ile bitirmiştir.
Songül DÜNDAR’ın, ilk görev yeri, Ankara Hasanoğlan Öğretmen Okulu’dur. Daha sonra Ankara Mustafa Kemâl Lisesi’nde, Kimya Öğretmeni olarak çalıştı. Akabinde Ankara Ayrancı Lisesi’ne Kimya Öğretmeni olarak atanan sanatçı, burada uzun yıllar görev yaptıktan sonra, yine buradan “Öğretmen” olarak emekli oldu.
Songül DÜNDAR, bir müddet mesleğini dershanelerde öğretmen olarak sürdürmüştür. Bugün: Roman, hikâye, araştırma, inceleme ve derlemeler ile çeşitli gazetelerde aktüel yazılar ve birçok yerde konferanslar vererek, yazdıkları kitapları, çeşitli kitap fuarlarında okuyucu ile buluşturup, kendini okuyucularına tanıtıp, okuyucu ile bire bir yakınlaşarak kitaplarını imzalamaktadır.
Yazar, kitaplananın tamamında Halk Kültürü Araştırmalarına ve Halk Kültürüne ağırlıklı olarak yer vermiştir. Romanlarındaki konular Türk Halkının gerçek hayatı… Türk halkının ta içinden ve yaşanılan gerçeklerden alıntılardandır. Bu sebeple Songül DÜNDAR’ın eserlerindeki tiplemeler Türk Halk Kültürünün de ta içinden ve ta kendisidir.
Terekeme Gülmeceleri (Gımışma), sanatçının yaşadığı yörenin etnoğrafik yapısının incelenmesi, örf, adet, gelenek görenek, halk düşünüşü, halkın düşünüşündeki pratik ve keskin zekânın, acil durumları çözümlemedeki başarısı… Kıvrak, zeki, anlık karar vermedeki beceri ve olayların pratik çözümü… Kıssadan hisselerin muhataplara verilişindeki espri anlayışı, yeteneği ve olumlama, sorun ve sonuç ilişkilerinin iç inceliğinin kıssadan hisselere, fıkralara ve tekerlemelerin muhataba yansıtması açısından da çok önemli bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.
"Damladan Deryaya" adlı, Araştırma ve İnceleme kitabı, ozanlar arasındaki atışmaları, söz düellosunu, leb değmez, lügaz, bilmece, … vb. gibi Âşıklık Geleneğindeki "Atışma Usulüne" çok önemli bir katkı sağlamış, âşık, âşıklık, saz ustalığı, âşıkların yetişme ortam ve gelenekleri hakkında, eğitici, öğretici bilgiler sunmaktadır. Konu hakkında bilgi edinmek isteyen araştırmacılara, kaynaklık edecek, önemli bir kitap olarak, edebiyat tarihi içinde yerini almayı başarmıştır.
Yazar, Türk Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu tarafından, 2016 yılı "Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödülü’ne layık görülerek "Plaket" ve "Onur Belgesi" ile ödüllendirilmiştir. "Dünya Aşıklar Şairler Yazarlar Derneği" tarafından, "Atışma Geleneğine Hizmet Ödül" adı altında bir “Plaket" ve "Onur Belgesi" ile ödüllendirilmiştir.
Songül DÜNDAR’ın eseri: “SEVGİ GÜNEŞİ” ve “BİZİM ELLER (Şiir)” kitaplarıyla da: Roman, Hikâye, Fıkra, Araştırma İnceleme ve Gazetecilik konusunda kendini kanıtladığı gibi adı geçen kitaplar ve bestelenmiş şiirleriyle de kendini ispatlamıştır. Şair, saz çalmaya da başlamış ve bu konuda da epey bir yol almıştır. Pek yakın bir zamanda şiirlerini, “Gülüm Ana” mahlasıyla tanıtmaya çalışan şair, ilerideki yakın günlerde kendisini sahnelerin şakıyan bülbülü, eşi usta sanatçı, Koşasazlı Âşık Selâhattin DÜNDAR’ın yetiştirdiği saz ustası olarak görürsek hiç şaşmamak gerekir.
Tuttuğunu koparan, çalıştığında, başaramayacağı hiçbir iş olmayan, bütün zorlukları dişiyle tırnağıyla yorulmadan, dinlenmeden azim, kararlılık ve büyük bir mücadele ve sabırla aşan “Gülüm Ana”, Songül DÜNDAR, şiirler konusunda da kendisinden beklenen performansı tez vakitte sağlayacağına şüphem yoktur!
"Şoför Ağa" Öykü kitabı, yayımlandığı yıl, TRT tarafından haftanın kitabı seçilmiştir.
Songül DÜNDAR, Kültür Çağlayanı dergisinin yazı kurulunda: “Bir Harf Nesir Yarışması” ‘nın 2011 yılından beri Jüri Üyeliğinde bulundu.
Aynı zamanda şair olan Songül DÜNDAR; araştırmacı, öykü, roman yazarlığının yanı sıra: Kars Ölçek Gazetesi, Serhat Birikim Gazetesi, Foça Haber, Kafkas Haber ve birçok internet sitesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Bugüne kadar dört yüze yakın makalesi yayımlanmıştır.
Kültür Çağlayanı Dergisi, Kültür Nehri Dergisi, Azerbaycan’ın Sesi Dergisi, İLESAM Dergisi ve Yeniden İmece Dergisinde makaleleri, öyküleri yayımlanmaktadır. Çeşitli konularda konferanslar vermiş, çok sayıda TV ve radyo programlarına
konuk olarak katılmıştır. Songül DÜNDAR'ın edebî yazıları, şiirleri, birçok ansiklopedilerde yayınlanmış ve yayınlanmağa devam etmektedir. En kapsamlı olanlar, "Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi" ve "İLESAM" Ansiklopedisinde detaylı bilgilerine rastlamak mümkündür.
"Türk Şairinde Eşq" (Ansiklopedisinde Aşk Benliğimdir) şiiri ve “Türk Uşaq Edebiyatı Antolojisinde” (Küçük Prens) adli masalı, Azerbaycan Türkçesine çevrilmiş olup, eserleri ülke sınırlarının ötesine yayılan sanatçı Songül DÜNDAR, sosyal yönden de etkin bir yazardır. Görev aldığı Sosyal Toplum Kuruluşlar şöyledir:
“Ankara Azerbaycan Evi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi", ÎLESAM "İlim ve Edebiyat Eserleri Sahibi Meslek Birliği Radyo-TV ve Yayın Kurulu Üyesi", Halk Kültürü Araştırmalar Kurumu (HAKAK) Üyesi ve "Dünya Söz Akademisi Derneği" (DÜSA) Üyesi, "KAI Serhatlar Birliği” Danışma Kurulu Üyesi...
Araştırmacı, gazeteci, şair ve yazar Songül DÜNDAR, kendi branşında sayısız başarılara imza atmaya devam ediyor. Çeşitli halk kültürü programları, halk kültürü dergileri ve kitaplarına da danışmanlık yapıyor.
Evli ve iki çocuk annesi olan araştırmacı, gazeteci Songül DÜNDAR’ın eşi Âşık Selâhattin DÜNDAR da kendisi gibi aynı branşta, Mühendis olmasına rağmen, o da “Öğretmenlik” mesleğinde karar kılmıştır. Her iki sanatçı da “Öğretmenlik” mesleğinden emekli olarak, hayatlarını okuma, yazma ve araştırmaya adamış, saz çalıp söz söyleyen, birçok sosyal etkinliklerin baş sanatçıları olarak her daim adlarından söz ettirmektedirler.
“ŞOFÖR AĞA” ADINDAKİ KİTABI:
Kitapta Terekeme (Karapapak) Hikâyeleri: Yazarın yaşadığı yöredeki insanların hayatlarından kesitlerin alındığı gerçek hayattan olaylar ele anlatıyor:
“Barıştırma, Model Uçak, Almancı Zeko ve Suya götürüp Susuz Getirme, Pamuk işçileri, Hayâl Perdesi, Düğünde Silah Yasağı, Ziyaret Dağı, Cin Deresi, Kemer Davası, Meyhane, Kelbayi Emi, Şemil Kişi, Dayının Ayakkabılarını Düzelt, Motosiklet, Güğüm, Diş Çekimi, Kan Davası, Radyo Tamiri, Diri Adama Sala, Yürüyen Sepet, Beşik Kertmesi, Asker Mektubu, Kitapta Geçen Tekerleme Sözcükleri, Kaynakça” olmak üzere bölümlere ayrılıyor.
Kitaptaki Hikâyelerden Örnek:
ŞOFÖR AĞA:
Şoför Ağa, kitapta yer alan hikâyelerin tamamının kahramanı olarak tanıtılan, yaşamış gerçek bir şahsiyettir. Hikâyelerini okudukça, kendisi hakkında bütün detayları öğrenmek mümkün olmaktadır.
ŞÖFER Ağa gerçekte yaşamış, mizah ustası, halk kültürü taşıyıcısı, anlatıcısı ve kahramanı olarak geçmektedir. Halkın içinde yetişmiş ve ölünceye kadar da halkla haşır neşir yaşamış, bir halk kültürü anlatıcısı ve taşıyıcısıdır. Halkla bütünleşmiş, halktan aldığını, yine halka sunmaktan ve yine onların ağzından ve tecrübelerinden yararlanarak, farkında olarak ve yine onları güldüren, düşündüren, eğlendiren ve kıssadan hisse çıkaran unutulmaz dersler aktarmıştır.
Şoför Ağa: Çevresinde yetişen birçok sanatçıya da ilham kaynağı olmuş, onların toplum içinde yetişmelerine katkıda bulunmuştur.
Şoför Ağa’nın Halk Ozanı olan iki yeğeni: Âşık Hasan ve Âşık Mürsel, onun bilgi yüklü kütüphanesinden dersler almış, Halk kültürü pınarının kaynağından içmiş ve gelenekleri ondan öğrenmiştir.
Şoför Ağa’nın mizah yeteneğini, hayatı boyunca toplumdaki problemlerin çözümü için kullanmış, halkın yaşadığı mekanları, kendisine açık sahne olarak kullanmış, halkı da kendisine rol arkadaşları olarak seçmiştir. Şoför Ağa Kitabı, her okuyucunun gülümseyerek ve bir nefeste bıkmadan sıkılmadan okuyacağı kitaptır. Bu kitabı okurken, kimi zaman kahkahalarla gülecek kimi zaman sessiz sessiz düşünecek ve mutlaka içinde bir kıssadan hisse ile gülüp eğlenirken, birçok dersler alacak hikâyelerden oluşmaktadır. Kitapta geçen Hikâyelerin tamamı gerçek hayattan alınmış birkaç kesitinden ibarettir.
TRAKTÖRDE KÜSÜLÜLERİ BARIŞTIRMA
Hikâyenin Konusu: Aynı köyden, birbirlerine küs iki komşu, oyuna getirerek birbirleri ile nasıl barıştırıldığı hadisesi konu ediliyor...
Şoför Ağa: Hikâyeleri baş kahramanı.
Himmet Ağa: Köyün Ağası
Hacı Gara: Köyün ileri gelen Ak Sakallılarından biri.
Musa: Gür sesli dükkân sahibi, Şoför Ağa’nın büyüğü, ağabeyi.
Hikâyenin Kahramanları: Şoför Ağa, Ali, Veli ve Köylüler
Olay: Şoför Ağa köyde sevilip sayılan ve keskin zekâsını pratik olarak kullanabilen bir köy delikanlısıdır. Traktörü ile dikkat çekmekte ve bu traktörü, halkın mizahı ile de birleştirerek halk oyunlarında görülen Karagöz, Hacivat ve Orta Oyunu, Meddah rolünde köylü vatandaşlarını dükkân önünde toplayarak, onları açık sahnede eğlendirmektedir. Onlara olmadık zamanlarda şakalar yaparak, birçok kıssadan hisse ile eğlendirirken aynı zamanda onları düşündürmektedir.
Hikâyeden yapılan aktarmalar:
“Şoför Ağa, ciddî olduğunu ve yarın ikindiden sonra, Ali ile Veli’yi barışmış olarak ve hemen de kucaklaşmış vaziyette, köy dükkânının önüne getireceğini söyleyince, dükkândakilerin alaycı tavrı, bu sefer yerini ciddi bir havaya bıraktı. Bu işi nasıl yapacağını sordular.
Şoför Ağa:
“O benim bileceğim iş. Siz karışmayın; ama buradaki adamları, dükkânın önünde eksiksiz isterim” diye de ekledi.”
Şoför Ağa keskin ve kıvrak zekasını kullanarak, birbirlerine küs, iki köylü, Ali ve Veli’yi bir oyuna getirir. Kendisinin sürdüğü traktördeki çamurluğun üzerine karşılıklı oturtarak Köyün düzlüğünü çıktıktan sonra, traktörü derin sürülmüş ekinlerin içine son sürat bir hızla sürer. Koca Traktörün tekerlekleri havaya bir kalkıp bir inmeye başlar. Böylece iki küs komşu da düşmemek üzere birbirlerine sıkı sıkıya sarılırlar. Traktörün kontrolden çıktığına ve Şoför Ağa’nın da bu konuda bir şey yapamadığına ve korkup, ürktüğüne inandılar. Şoför Ağa elinden bir şey gelmediğini onlara iyice inandırır.
Şoför Ağa yarım saatten fazla traktörü tarlanın içinde döndürüp durdu. Şoför Ağa, Ali ile Veli birbirlerine sarılmış vaziyette iken dükkânın yolunu tutar. Halk dükkânda toplanmış merakla beklemektedir. Ali ile Veli traktörün üstünde sarmaş dolaş gelmektedirler. Bu vaziyette Şoför Ağa traktörü dükkânın önünde durdurur.
Şoför Ağa ilk anda gülümsemesini gizleyerek: “Çok şükür sağ selamet kurtuldunuz!” der. Ali ve Veli: “Çok şükür! Çok şükür!..” diyerek traktörden inerek tekrar birbirlerine sarılırlar. Ne yaptıklarının farkında değildirler. Onlar sadece kurtulmuş olduklarına sevinirler.
Şoför Ağa bıyık altından gülümser. Halk da şaşkın şaşkın onların hallerini izler. Şoför Ağa gülmeye başlar. Bu arada köyün aksakallılarından Hacı Gara: “İkinizi bu vaziyette görmek hepimizi memnun etti. Doğru değil mi ey cemaat” diyerek köylülere seslenir. Hacı Gara’nın bu sözleri karşısında halk arasında bir kahkaha kopar ve iş, tatlıya bağlanır. Bir oyuna getirildiklerini anlarlar; ama iş işten çoktan geçmiştir.
“CEZO GARDAŞ” ADINDAKİ KİTABI:
Kitap, dokümanlarından yararlandığı eşi ve Halk Ozanı olan Selâhattin DÜNDAR’a ithaf ediliyor. Ön kapak fotoğrafı için Eğitimci yazar Hıdır UĞURSU, arka kapak için de iş adamı Zafer GÜRBÜZ’e sonsuz teşekkür edilerek başlanıyor.
Kitabın yedinci sayfasında, Victor HUGO’nun bir şiiri “DİLENCİ” yer alıyor. İçindekiler bolümü ile devam eden kitap, üç bölümden oluşuyor:
Sayfa 11-111 Birinci Bölüm;
Sayfa 111-181 İkinci Bölüm;
Sayfa 118-240 kadar da üçüncü Bölüm olarak tasarlanıyor.
İşte o şiirin Metni:
DİLENCİ
Sen her gün köşe başlarında,
Yırtık urbanla, kirli ellerinle,
Avuç açan, sefil insan.
İnan, yok farkımız birbirimizden,
Sen belki tüm yaşamın boyunca dilenecek;
Beklediğin beş kuruşu biri vermezse,
Ötekinden isteyeceksin.
Ama ben, tüm yaşamım boyunca,
Tek bir kez dilendim,
Bir acımasız kalbin, sevdasıyla alevlendim.
Öylesine boş, öylesine açık kaldı ki elim,
Yemin ettim, bir daha dilenmeyeceğim.
Victor Hugo
“CEZO GARDAŞ” ROMANI İÇİNDE GEÇEN KISA BAŞLIKLAR:
BİRİNCİ BÖLÜM:
“Yer Sofrası” adı ile okuyucuya sunuluyor. Bu bölümde:
“Ah, İstanbul!”, “Cemal Öğretmenin Dilinden Keban”, “Keban’da Beklenen Bebek”, “Köy Okulu”, “Hayat Bilgisi Dersi”, “Cemo’nun Aşk Umutları Kararıyor”, “Bir Mucize Gerçekleşiyor”, “Anılar”, “Cemo Cemal Öğretmen Olma Yolunda”, “Kan Davası”; “Sevginin Gücü Yetmedi”, “Sevginin Gücü Yetmedi”, “Karar Çıkıyor”, “Kurye Haydar”, “Aşkın Göğsü Kurşuna Siper”, “Yeni Bir Hayat Başlıyor”.
İKİNCİ BÖLÜM:
“Demir Köprü” adı ile devam ediyor. Bu bölümde ise:
“Kuru Dere”, “Köyün ilk Radyosu,”, “Fidan Bilinçleniyor”, “Kaçış”, “Demir Köprü”, Ölüme Kıl Payı”, “Yalnız Yıllar”, “Kaderin Cilvesi”, “Karneler Veriliyor”.
ÜCÜNCÜ BÖLÜM:
“Cilligöl” başlığı il eyer alıyor. Bu bölümde de şu başlıklar yer almaktadır:
“Baskın”, “Ciligöl”, “Bayram Ziyareti”, “O Fotoğraf”, “Afiş”, “Demokratik Tepkiler”, “Son Yolculuk”, “Ölüm Uykusu”, “İnsan Manzaraları”, “Telepati”, “Mektup”, “Dernek”, son sayfa kitabın adına konu olan “Cezo Gardaş”’ın bir fotoğrafı ve altında geçmiş yıllardan bu zamana yolculuk yapmış Halk Ozanı Selâhattin DÜNDAR’a ait bir dörtlük:
“Görmedim yıllardır sinemde kalsın,
Senin bu hakkını felek mi alsın?
DÜNDAR’ım goy sazın ağlayıp çalsın,
Garip bir insandı bay Cezo Gardaş.
Sanatçı kitabını şu başlıklarla ortaya seriyor; ve yanında bir şiirle görücüye çıkartarak kitabı okuyucusuna tanıtmaya çalışıyor:
“Zalimlerin mazlumlara zulmünü;
Güçlülerin zayıflara hükmünü,
Barış kalkanını, savaş okunu;
Uygarlıkla, barbarlığın kodunu;
İlmin cehalete hükmedişini,
İyiyle kötünün çelişkisini;
Uygarlıkla medeniyet farkını,
Garibanı ezenlerin çarkını;
Emekçiyi semirenin fendini,
Seven ile sevmeyenin kalbini;
Bütün insanlığı, sizi ve bizi;
Tezi, anti tezi ve de sentezi; “Cezo Gardaş” Romanında görebileceğimizi kitapta verdiği şiirle de dile getirmektedir.
Sanatçının bu eserini, sadece köy hayatını, şehri, ilçeyi, değil; topyekûn Türk Halkının yaşadığı macerayı, Cumhuriyet Döneminde yaşanan yokluğu ve Köy Enstitüleri kurularak eğitim konusunda, o dönem lideri Atatürk’ün verdiği mücadeleyi anlatarak da geçmişten geleceğe ışık tutmaktadır.
KİTAPTAN ÖRNEK PARÇALAR:
CEZO GARDAŞ
Köyün, Benliahmet; Kars’a bağlısan,
Aklıma tüşüfsen ay Cezo Gardaş.
Dilenip dururdun elinde torban,
Yaktın yine beni vay Cezo Gardaş…
Ayağında çarık elinde ağaç.
Sakalın uzanıp kesilmeyip saç.
Üstün başın yırtık, demek karnın aç.
Görmedin bir bardak çay Cezo Gardaş…
Başına yığılır çoluk çocuğu.
Ekmek gösterirdi kimi boncuğu.
Oynatırlar seni gülerdi çoğu.
Sebebi bir lokma pay Cezo Gardaş...
Hem yazın hem kışın dolanıp durdun.
Her bayram olanda boynunu burdun.
Kapı kapı gezip kendini yordun.
Karşılık kaç para say Cezo Gardaş…
Acı gerçeklerden sen bir tekisin.
İnanmayan varsa köyüne gelsin.
Vicdansızlar garip halin ne bilsin.
Bunca hak olursa zay Cezo Gardaş..
Görmedim yıllardır sinemde kalsın .
Senin bu hakkını felek mi alsın?..
DÜNDAR’ım koy sazın ağlayıp çalsın.
Garip bir insandı Bay Cezo Gardaş…
GIMISMA “TEREKEME FIKRA ve GÜLMECELERİ” (FIKRA) KİTABI
ÖN SÖZ
Dost okurlarım, hepinizi sevgi ve saygılarımla selâmlıyorum. Yolculuğunuza yoldaş, yalnızlığınıza ses, daraldığınızda nefes, yüzünüze gülücük olacağına inandığım ve Terekeme şivesinde GÜLÜMSEME anlamına gelen, GIMIŞMA adlı kitabımı yüreğinize emanet ediyorum. O, sizi gülümsetecek, siz de onu çok seveceksiniz. Köşe yazarı olarak, çok sayıda ve çeşitli konularda yıllardır makale yazmaktayım. Şiir yazıyorum; ama benim asıl ilgi alanım; didaktik, kültürel ve yaşanmış olaylarla ilgili, roman ve öykü yazarlığıdır. Hal bövle olunca; bilimsel ve kültürel araştırmalar yapmak, yüreğimde adeta tutku halini almıştır. Bu nedenle; araştırmalarımın bol miktardaki dokümanları bilgi dağarcığımda birikmiştir. Bu cümleden olmak üzere; her türlü yaşanmış öykü, fıkra, öykülü türküler ve yaşanmış hayat hikâyeleri ile arşivim dolu doludur. Doğduğum, büyüdüğüm ve ait olduğum etnik kültür birikimlerim, deney ve tecrübelerim de cabası.
Ben, Kars ili Terekeme kültürüne mensubum. Hâl böyle olunca, zaten var olan Terekeme kültür birikimlerim üzerine araştırmalarımı da koyduğumda, şu an elinizde bulunan, "Terekeme/ Fıkra ve Gülmeceleri" kitabının ikincisi olan GIMIŞMA/GÜLÜMSEME isimli kitap vücut bulmuş oldu. İlki "HÌNGİLLEME/ Terekeme Fıkra ve Gülmeceleri" adlı kitabım 2018 yalında okurlarıyla buluştu. Sevgili okurlarımın ilgisi, sevgisi “GIMIŞMA (GÜLÜMSEME)" isimli kitabın doğuş kaynağı oldu.
GIMIŞMA - TEREKEME FİKRA ve GÜLMECELERİ
Çok zengin bir kültür olan, Terekeme Kültürü; 0zanlarıyla, âşıklarıyla, şairleriyle, ifacılarıyla, icracılarıyla, yazarlarıyla, ilim ve bilim adamlarıyla kitaplara sığmayacak kadar engin, ciltlere sığmayacak kadar zengin bir deryadır. Elinizdeki "GIMIŞMA Terekeme Fıkra ve Gülmeceleri " isimli kitap, yine o deryada sadece bir damladır.
Terekemeler hakkında soy ve boy bilgisini, kitabın en sonunda özet olarak bulacaksınız. Bu size sadece elinizdeki kitabı okurken yardımcı olmayı amaçlamaktadır. TEREKEMELER konusunda, daha geniş bilgi edinmek isteyen okurlarımız; danışmanlığımı yapan, bilgilerinden, eserlerinden yararlandığım sevgili eşim Selahattin DÜNDAR'ın, TEREKEMELER adlı soy ve boy araştırmalar kitabından yararlanabilirler.
GIMIŞMA isimli elinizdeki kitabınızın anlatım diline yardımcı olmak üzere, kitabın sonunda Terekeme şivesinde harflerin okunuşu ve kelime anlamları mevcuttur. Terekeme şivesini bilmeyen veya az bilen okurlarıma, öncelikle bu bölümü okumalarını tavsiye ederim.
GIMIŞMA'nın gülümseyen yüzü ile sizleri baş başa bırakıyorum. İyi okumalar...
Saygılarımla
Songül DỦNDAR
(Araştırmacı Gazeteci, Şair ve Yazar)
GIMISMA: s. IV-V
TEREKEME FIKRALARI, BÖLGE ve YÖRE TİPİ OLARAK KAYNAKLARDA YERİNİ SAĞLAMLADI:
Terekeme fıkra ve gülmeceleriyle ilgili olarak Songül DÜNDAR Hanımefendi, HỈNGİLLEME kitabını 2018 yılında Kültür Ajans Yayınları arasında yayımlamıştı. Yine Terekeme fıkra ve gülmeceleri içeren bu serinin ikinci kitap GIMIŞMA elinizdedir. Ben inanıyorum ki Terekeme fıkra ve gülmeceleriyle ilgili üçüncü kitabını GAKGILLAMA'yı birkaç yıl sonra yayımlayacak; çünkü Terekemelerle (Karapapaklar) ile ilgili derlenmemiş, yayınlanmamış halk arasında, daha yüzlerce fikra olduğuna inanıyorum. Songül Hanım bu kitabına neden GIMIŞMA adını koymayı uygun gördü? Çünkü Terekemeler gülümsemeye "Gımışma" diyorlar. Peki "Hingirdeme" neydi? O da kikirdeme yani gülme. Bu arada çok gülene kikirik" dediklerini de söyleyeyim. Terekemeler kahkaha ile yani yüksek sesle gülmeye de "gakgıllama" derler. Ayrıca Terekemeler arasında sırıtmak, alaycı bir biçimde gülmeye yani tabirimi mazur görün 'pişmiş kelle gibi' gülmeye de "irişme" derler.
Songül DÜNDAR Hanım üçüncü bir Terekeme Fikra ve Gülmeceler kitabını çıkarırsa adının GAKGILLAMA olması benim temennimdir. Songül Hanim böyle bir niyetinin şimdilik olduğunu ben sanmıyorum; ama ben şuna inanıyorum ki Songül Hanım yayımlanmamış ve bilinmeyen Terekene fıkralarını derlemeye devam edecektir. Ben bile Hingilleme adlı kitapta ve bu elinizdeki Gımışma kitabında olmayan iki Terekeme Fıkrasını katkım olsun dikerek aşağıya yazıyorum. (GIMISMA: s. V)
Bu iki fıkrayı nerede, ne zaman ve kimden dinlediğimi hatırlamıyorum. Ben yazacağım bu fıkralara başlık da koydum. GIMISMA (s. V)
GIMISMA ADLI KİTABINDAN ÖRNEK FIKRALAR:
GÖZÜNÜ ÇERELT
Terekene kadınlarından birisi ağr bìr hastalık sebebiyle evinde can çekişir vaziyette yatakta yatarken kadın komşusu ziyaretine gelir. Hastayatan Terekeme kadın, komşusuna ağır ağır şu konuşmayı yapar:
Vallah konşum, Azreil (Azrail) kaç gündü başımnın ucundan ahan öteye gitmer. Başımın ucunda heral (herhalde) ölcem (öleceğim).
Deyince komşu ziyaretçi kadın:
-Giz! Eya?..
Ezreil kimdi ki?
Çerelt gözünü (gözünü kızgınlıktan fazla açip bakmak), çerelt gözünü, verme özünű…
(GIMIŞMA: s. V-VI)
MEHERREM'İN ARVADI
Bìr gün öğretmen Meherrem'e sorar:
Sövle bakalım Meherrem sen büyüyünce ne olmak istiyorsun?)
Meherrem:
-Öğretmenim:
Çoğ çoğ zengin biri olmax istéyerem. Arvadıma beşibirlik, kızıl üzük, gat gat elbise, televizyon, çamaşır makinas.adına köşk alajam. Harava(araba) alıf dünyayı dolaşdırajam.
Öğretmen:
- Aferin, otur! Sonra Dildar'a sorar:
Dildar, sen ne olmak istersin?
-Dildar:
Düşünür, düşünür ve der ki:
Öğretmenim Men Muharrem’in arvadı olmax istéyerem. (Kaynak: Özyaşar Elyildırım)
(GIMIŞMA: s. 162)
TEREKEME ŞAHİTLİK ÜCRETİNİ İSTİYOR:
Bir Terekeme köylerinden birinde bir adam öldürülüyor. Adamın nasıl öldürüldüğünü gören, bilen, katili de tanıyan bir yaşlı adamı şahit olarak gösterirler. Katili yakalarlar ve dava açılır. Duruşma günü Ağır Ceza Başkanı, duruşmada yaşlı şahide sorar:
- Filan adam, filan adamı öldürmüş. Sen de olayı görmüşsün. Ne gördüysen anlat bakalım.
Yaşlı şahit Terekeme Mahkeme Reisine şöyle der:
- Hayır Reis Beg! Kuran hakkı için söyleyemem.
Reis:
- Söyle baba, neden söylemiyorsun?
-Başım içinde söylemerem. Ver bragonumu söylöyüm.
Reis anlamaz, yerli halktan biri olan mübaşire seslenir:
-Cemil Efendi! Sor bu yaşlı amcaya, neden söylemiyormuş? Bragon nedir Cemil Efendi?
Mübaşir Cemil:
-Efendim! Bragon, Rusça ücret demektir. Bu şahit amca sizden: “Devletin verdiği şahitlik
ücretini verin sonra söylerim.” diyor.
Toplumsal sıkıntıların yaşandığı, salgın hasatlıkla zor şartlarda mücadele edildiği, karamsarlığın etrafımızı sardığı, geçim sıkıntısı içinde kıvranıldığı çaresizliğin had safhaya gelerek umutlarımızı kırdığı bu dönemde Terekeme fıkra ve gülmeceleri, bizleri
gülümsetebiliyor, gönlümüzü ferahlatıyorsa, Songül Hanım’ın amaçlarından en az birisi yerine gelmiş sayılacaktır. Fıkra konusunda çalışanlar, bundan böyle tasniflerimizde bölge ve yör8e tipi olarak yer verdiğimiz Terekeme fıkralarını daima göz önünde bulunduracaklardır. Songül DÜNDAR Hanım’ın bu konudaki kitapları, literatürlerde daima anılacaktır. Kendisini kutluyor, bu kitabının da halk edebiyatı kaynaklarına hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.
Hayrettin İVGİN
Halk Bilimci
(GIMISMA: s.VI)
TEREKEME GIZI
Bülbülller ötüşüp gülller açanda,
Terekeme gızı yaktı sinemi.
Çilli Göl üstünde durna uçanda,
Terekeme Gızı yaktı sinemi.
Bend olmuşam, zülfündeki tellere.
Bal kimi dudağı şirin dillere.
Mecnûn kimi saldı beni çöllere.
Terekeme Gızı yaktı sinemi.
Âşık DÜNDAR, âşıkları selâmlar.
Âşığın halinden âşıklar anlar.
Diyar diyar gezdim hayli zamanlar.
Terekeme Gızı yaktı sinemi.
(Âşık Selâhattin DÜNDAR)
(Bu şiir, altında Âşık Selâhattin DÜNDAR’a ait olduğu belirtilen HİNGİLLEME (Terekeme Fıkra ve Gülmeceleri) Kitabının 2018; Yılı, Baskısının “Arka Kapak” sayfasında yer alıyor.)
TEREKEME FIKRA ve GÜLMECELERİ TEREKEME
Hos avazlı bülbül güle aşıktır
Bülbülün bağında gül Terekeme
Merekle mecliste seçkin ışıktır
Şekerden de şirin dil Terekeme
Mertlik meydanında kurulur toyun
Özgürlük bayrağın yirmi dört boyun
Dilin Kıpçak. Oğuz boyu öz soyun
Sonsuza uzanan yol Terekeme
Motal çeçil kaşar sofranın tacı
Bozbaş hangel haşıl canın ilacı
Alın teri emek yiğidin harcı
Ari kovanında bal Terekeme
Gülüm Ana Lele neslin bilgesi
Aşıklar halkının kültür elçisi
Sevdalı nanaylar barın ezgisi
Ozanın sazında tel Terekeme
Songül DÜNDAR (GÜLÜM ANA)
(2021 Ekim Ankara Kültür Ajansça Güncellenerek “GIMISMA” adını almış Kitabının “Arka Kapak” sayfasında yer alıyor.)
“YARALARIM” ADINDAKİ KİTABI:
“YARALARIM” Adlı Kitabın İçinde Yer Alan Konular:
BİRİNCİ BÖLÜM/Müjdemi Ísterim.......7
İKİNCİ BÖLÜM/Cilavuz Sohbeti...........95
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM/ Aşkım Buzlukta..,.177
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM/Konferans……233
BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan………...295 (DİŞİ ASLAN : s.5)
BEŞİNCİ BÖLÜM/DİŞİ ASLAN…295; (YARALARIM: s.5) BÖLÜMÜNDEN BİR ÖRNEK PARÇA: (“SUÇSUZA CEZA”, s. 371-383). SUÇSUZA CEZA! BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.371)
Nihayet, Serhat öğretmen. yedi yıl sonra ifade vermeye çağırıldı. Daha doğrusu gelmedi de bir kimlik yoklaması esnasında yakalandı. Belki de birileri ihbar etmişti. Her neyse! O güne kadar, hukuk önünde kaçak gözüktüğü için, tutuklandı ve hapse atıldı. Gül Öğretmen'in işi, daha da zorlaşmıştı. Hasretine kavuşmuşken; hasretin de hasreti geldi başına. Gözyaşları bir başka akmaya başladı. Uykusunda dahi dinmiyordu gözyaşları. Ağlıyor. Ağlıyor. Ağlıyordu… Ne kaynağı bitmeyen bir vücut organıymış, şu gözyaşı bezleri… Sele dönen onca gözyaşı arasında, bir taraftan da hayat mücadelesini sürdürüyordu. Serhat ‘in ihtiyaçları için gelmişti. Ne bileyim, iç çamaşırı, havlu falan gibi... Eşyaları gardiyanlara bıraktıktan sonra, Cezaevi kapısından ayrılırken Gül öğretmenin dudaklarından bir türkü döküldü:
Şu sılanın ufak tefek yolları.
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri.
Tepeden tırnağa şiir dilleri .
Yiğidim aslanım burda yatıyor.
Bugün efkârlıyım açmasın güller.
Yiğidimden kara haber verdiler.
Demirden döşeği taştan sedirler.
Yiğidim aslanım burda yatıyor.
Ne bir haram yedin ne cana kıydın.
Toprak gibi temiz, su gibi aydın.
Kimseler duymadan, hükümler giydin.
Yiğidim aslanım burda yatıyor. BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.372)
- "Ayakta kalmak ve bu mücadeleyi kazanmak zorundayım." dedi ve kendi kendini telkin etti. Gül öğretmen. "Bırakma kendini, sen güçlüsün, kazanacaksın. Dost için, düşman için, çocukların için, kocan için ayakta kalmak zorundasın."
Serhat kollarında kelepçe bir mahkemeden öbürüne girip çıkıyordu. Haksız yere açılan bütün hukuk davalarının tamamı ceza davasına dönüşmüştü. Tabi 12 Eylül ortamı, mafya düzeninin parmağıyla, ceza davalarında, sanığın ifadesi alınmadan karar verilemediği için, bütün mahkemelerde ayrı ayrı ifade vermek zorundaydı.
İki jandarma kolunda biri önde bir diğeri arkada ve beş jandarmanın başında, bir rütbeli komutan olmak üzere; "Sanki toplu katliam yapmış gibi!" Bir ay boyunca ve her gün, üç beş mahkemede ifade verdi. Demek ki emir buydu! İçeriden çıkmaması gerekiyordu. Eğer içeriden çıkarsa, tüm davalarda haklı ve alacaklı olduğu anlaşılacak, davaların tamamına yakınının sahte evrak ve iftiralarla açıldığı, ortaya dökülecekti. Serhat'ın sırtından geçinenler, mafyanın kolları piyasayı sömüremeyecek, şantajlarla piyasadan parsa toplayamayacak ve hesapları tersine dönecekti. BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.373)
Gül öğretmenin sıkıntılar bitmiyordu ki... Her türlü geçmiş ve harcamaları tek maaşına bakıyordu. Ucu ucuna denk getirmeğe çalıştığı, üç kuruşluk maaşını evinde saklayacak emin bir yeri dahi yoktu. Elinde bir evrakla gelen, her icra memuru, çilingire kapıyı açtırabiliyor, evin her tarafını didik didik, dip köşe arayabiliyordu. Hiç alacaklı olmadığı halde, kapısını çalan ve açmak zorunda olduğu adamlar, evin her tarafını talan edebiliyorlardı.
Emin bir yerde saklamalıydı minnacık paralarını. En azından dosta düşmana muhtaç olmamak için muhafaza edebilmeliydi maaşını. Bir ay ucu ucuna getiren maaşını alır almaz, evin çeşitli köşelerine ve abuk sabuk yerlere saklıyordu. Gâh yatağın içindeki pamukların arasına, gâh ayakkabıların astarının içine, gâh banyodaki kirli çamaşırların arasına, gâh mutfakta tencerenin içine… Hatta bazen sakladığı yeri kendisi bile unutuyordu. Bu nedenle, ekmek almaya para bulamıyordu zaman zaman. Bu tür hesapta olmayan, hayat zorluklarının yanı sıra; bilindik davalardan temyize verilen dosyalarla, hukuk mücadelesi de veriyordu. Eşinin yanında olmayışı, verilen onlarca yıl cezalar onu, umutsuz ve karamsar kılabiliyordu. Ne kadar direnç gösterse de damarlarından kan çekiliyordu adeta. Nefes alamaz hale geliyordu zaman zaman. Elinde değildi...
Kendince başka çözümler üretmeyi düşündü. En kısa zamanda ve öncelikle avukat işlerine, bir çözüm bulması gerektiğini planladı. Hem devam eden davalar için hem de alınan
cezaların temyize verilmiş olması nedeniyle; her an avukata ihtiyacı vardı; ama yanında sürekli bir avukat bulundurma şansı yoktu. Zaten baştan beri avukatlara verecek parası da
yoktu! Hiç olmadı! Verememişti de… Öğretmenlik mesleğine devam ederken, hukuk okumaya karar verdi. Devam mecburiyeti olmayan hukuk fakültelerinin olduğunu biliyordu.
Öğrencilerin alaylı bakışlarına aldırmadan, üniversite sınavlarına girdi. BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.374)
Kazandı! Okudu! Hukuk bölümünü bitirdi ve kendi davalarını, kendisi takip etmeye başladı. Hayat mücadelesinin bir yükünü daha, kendi sırtına vurmuştu. Zaten Avukatlar sadece onun hazırladığı metinleri dikte ediyordu. Dava dosyalarını ve yazılı savunmaları kendisi hazırlıyordu. Savunmaları hazırlayabildiğine göre; kala kala davalara girip, çıkmak kalıyordu. Onu da elde etmiş oldu. Bu mücadelenin sonunda inanılmaz bir şey oldu. Gül öğretmen. 12 Eylül Döneminin hukuksuzlukları ve adaletsizliklerine rağmen, mafyaya galip gelmişti. Serhat’ın hapisten çıkmasını ve tutuksuz yargılanmasını sağlamıştı.
Bu başarısından ötürü, dünyalar onun olmuştu. Kavuşmuştu hayat arkadaşına ve çok sevdiği Serhat'ına. İnanılmazı başarmış; ama mafyanın mahkeme kararlarındaki rolünü, bir türlü engellenemiyordu. Kocasının üstüne üstüne çığ gibi cezalar Yığılıyordu. Onlarca uyduruk ceza dosyaları ve müebbettin, birkaç çarpanı hapis! Serhat için verilen cezaların toplamı; müebbet hapsi, çoktan aşmıştı. Aşmıştı ne kelime, üçe beşe katlamıştı. Onca sahte evraklarla hakkında açılan davalardan aldığı cezalar yetmiyormuş gibi, tuhaf tuhaf hapis cezaları da üstüne biniyordu. Kimse inanmaz ama; Serhat'ın müteahhitliğini yaptığı bir inşaat kooperatifinin kendi aralarında hesaplaşmaların- dan doğan husumetten bile Serhat'ta ceza verilmişti. Hem de ağır cezadan... Bunun bir saçmalık olduğunu yanı başındaki başka bir ağır ceza reisi dahi itiraf ediyor ve Yargıtay'dan, bu davanın geri dönmesi gerektiğini söyleyebiliyordu. Bütün bu haksızlıklar karşısında dayanabilmek, ne mümkün? İnsan vücudu, nihayetinde et, kemik, kan ve sinir sistemidir. BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.375)
Can yakıcı haksızlıklara karşı durabilmek, yıllarca süren tehditlerle mücadele edebilmek, onlarca davalar ile baş edebilmek, icralarla adeta boğuşmak, akla gelen gelmeyen her türlü belâ ile didişmek, senelerdir çocuklarının yükün taşımak, onları okutmak, hayata hazırlamak, eşinin kaçak yılları ve daha sonra hapis yılları, onca davalarla ve mahkemelerle didişmek, kapısından eksik olmayan polis, jandarma ile muhatap olmak, bir taraftan da geçimini sağlamak... Üstelik yeni bir üniversite bitirmek... Tüm bunları yaparken, bir taraftan da topluma yararlı olabilmek için sosyal sorumluluk projelerinde yer alabilmek... Bu kadar derde, bu kadar çabaya ne gözyaşı dayanır ne de sağlık…. Bir yere kadar! Vücut dediğimiz mekanizmanın taşıyabildiği bir kapasitesi var elbet... Taşıyamadı Gül Öğretmen’in bünyesi bu kadar yükü! Kendini iyi hissetmemeye başladı. Doktora gitti... Doktorun teşhisi kesindi... Hemen ameliyat dedi! Geç bile kaldığı söylendi.
-"Kötü mü doktor bey!" Doktorun yanıtı net!
-Evet! Kötü."; ve devam etti doktor.
- "Allahtan umut kesilmez!" Bu cümlenin anlamını biliyordu Gül Öğretmen. Kanserdi... Bir takım film, ultrason ve tahlillerden sonra, hemen ameliyata yattı. Ameliyat başarılıydı. Ama, sonuç doktorun söylediği gibiydi. Yani: İyi çıkmamıştı. Tedaviye devam edilecekti. Hak etmediği halde, kucağında bulduğu onca belâya bir de ciddi sağlık sorunu eklenmişti. Bu defa göz yaşları bir de kendisi için süzülüyordu. BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.376)
- “Allah'ım bu nedir başıma gelenler?" diyerek... Gül Öğretmen, uzun ve riskli bir tedavi süreci yaşadı. Ameliyat. Işın tedavisi... İlaç tedavisi... Tüm bunlar yetmiyormuş gibi; ömür boyu ilaca bağımlı hale gelmişti. Hayatta olduğu sürece ilaç kullanmak zorundaydı Gül öğretmen; "Ben yandım eller yanmasın" diyordu! İşte bu nedenle: Bunca yaşadıklarını başka insanlar yaşamasın diye; hayatın acımasızlığını ve mücadele yöntemlerini, sorumluluk projeleri kapsamında, konferanslar yoluyla topluma anlatmaya çalışıyordu. İnsanlar ibret alsınlar, kendisinin düştüğü hataya düşmesinler diye... İyi niyetli olmanın bir ölçüsü olsun diye. Kendi eğitimlerini aldıkları işleri yansınlar diye... Çarpık düzenin acımasızlığına kurban gitmesinler diye... Hukuksuzluklar ve adaletsizlikler karşısında dahi mücadeleyi bırakmasınlar diye... Dik duruşlarından ödün vermesinler ve asla umutsuzluğa düşmesinler diye... Sosyal faaliyetlerde ve gittiği her yerde ve verdiği konferanslarda şöyle diyordu:
"Tüm çarpık düzen çarklarının acımasızlığına rağmen, şans bir insanın yakasını bırakmayıp, ne kadar dert varsa omuzlarına yüklüyorsa, mücadele edebilmenin ve bu savaşı kazanabilmenin tek yolu; bilgili ve eğitimli olmaktır."
Diyordu. Gül öğretmen ve altını çizerek ilave ediyordu. “Ya aldığın eğitimle ilgili iş yap, ya da yaptığın işin eğitimini al!" Kendi hayat mücadelesinin insanlara ibret olması için,
tür kurum ve kuruluşların faaliyetlerinde yer tamamen sosyal sorumluluk projelerine adadı. Bu
isi de hayırsever insanların desteklediği bir vakıf kurdu. Gül Öğretmen, bir taraftan eşinden gelen sıkıntılarla uğraşırken diğer yandan da kendi dertleriyle mücadele ediyor, bir taraftan sağlık sorunlarıyla uğraşarak tedaviler görüyordu… Yaşadıklarının insanlara aktarıyor, kurduğu vakıf sayesinde de dara düşmüş insanlara hukuk işleri dahil yardımcı olmaya çalışıyordu. BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.377)
Aynı zamanda bu tür insanlara ruhsal ve psikolojik destek vermeye çalışıyordu. Vakfın kapısından içeri girildiğinde, tam karşınızda çerçeve içinde üç kelime yazılıydı. "Eğitim... Eğitim... Eğitim..." Okulların açılışı ile birlikte vakfın kültür faaliyetleri de
iyice yoğunlaşmıştı. Her hafta sonu vakfın kendi konferans salonunda, amacına uygun olmak üzere bir konu işleniyordu. Vakıf Sekretaryası, gelen ziyaretçilerin eline bir davetiye tutuşturuyordu. O hafta sonu yapılacak konferans davetiyesiydi bu. Şöyle yazıyordu:
Konu: "Eğitimin Mücadele Direncindeki yeri"
Konuşmacı: "Gül Öğretmen!"
Davetiyenin diğer yüzünde, Shakespear’a ait şu dizeler yazılıydı.
Gezinen bir gölgedir hayat gariban bir aktör
Sahnede bir ileri, bir geri saatini doldurur ve sonra duyulmaz olur sesi,
Bir masaldır. Gürültücü bir salağın anlattığı ki yoktur hiçbir anlamı.
Gül öğretmen, bu dizeleri okuyarak sözlerine başladı ve şöyle devam etti:
"Hayatta gürültücü bir salak olmamak lazım. Tahsil ayrı, eğitim apayrı bir olgudur. Zeki olmak yetmiyor. Dünyanın en zeki insanıydı. Kırk dil biliyordu; ama bir baltaya sap olamadığı gibi, hiç kimseye de bir faydası olmadı!" Ve her kesimden dinleyicilerin gözlerinin içine baka baka, anlatmaya devam ediyor: BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.378)
"Dünyanın En Zeki İnsan Olduğu bilinen William James Sidis 1898-1944 yılları arasında yaşadı. Hepsi topu i topuna 46 yıl ömür sürmüştür.
IQ seviyesi ölçülemez değerde olduğu iddia edilmektedir. Bununla birlikte uzmanlara göre: Sidis'in IQ seviyesinin 250-300 arasında kabul edilmektedir. (-ki normal bir insanın zekâ, yani IQ seviyesi 90-110 arasındadır.) Varın siz değerlendirin.
William James Sidis Rus Yahudi 'si muhacir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş.
6 aylıkken alfabeyi çözmüş,
18 aylıkken New York Timse okuru olmuş,
2 yaşında Latinceyi,
3 yaşında Yunancayı öğrenmiş. Anatomi üzerine denemeler yazdığında 4 yaşındaymış ve 8 yaşına gelmeden önce: İngilizce, Latince, Yunanca, Rusça, İbranice, Fransızca ve Almancayı öğrenmiş. İlkokul çağı geldiğinde ise Vindergood adıyla andığı “ortak bir de dil” geliştirmiş.
İlkokulu:
- Sınıf 1 gün,
- Sınıf birkaç gün,
- Sınıf 3 ay,
- Sınıf bir hafta,
- Sınıf 15 hafta,
- ve 7. sınıfları beş buçuk hafta, gibi bir sürede bitirmiş…
11 yaşında Harvard Üniversitesi'ne kabul edilmiş. Aynı sene Harvard'da Profesörlere dört (4) boyutlu objeler hakkında ders vermeye başlamış,
16 yaşında Harvard Hukuk Fakültesine geçmiş.
Sidis' in, bir günde bir dili öğrenebildiği ve ertesi gün diğer bildiği diller ile çapraz mukayese ve tercüme yapabilir hale geldiği de iddialar arasındadır.
Babası Boris Sidis, Harvard Üniversitesi'nde Psikoloji ve Psikiyatri eğitimi veriyordu. Pek çok da kitabı vardı. Annesi Sarah, bir tıp doktoruydu. Bütün bu zekâ dolu hayatına ve olanaklarına rağmen, Sidis, bekleneni verememiş, çok kayda değmeyen bir akademik hayat ile silinip gitmiştir. BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.379)
Evet, bir baltaya sap olamamış; ama bunun nedeni William Sidis değil, ondan yararlanamayan ailesi, göçtüğü yerdeki çarpık toplum ve medyadır. Sidis, haftada 20 Dolar getiren bir iste kâtip olarak hayatını kazanan, dedektif romanları okumaktan ve Amerikan yerlilerinin ritüellerine merak sarmaktan başka, pek bir şeyle ilgilenmeyen bir insan olarak kalmıştır,"
Şöyle özetledi sözlerini Gül öğretmen:
Sidis'in bu hayatından çıkarılması gereken ders şu olmalı: Zekidir; ama mücadeleci bir eğitim almamıştır. Bir insanın malını, mülkünü tutabilirsiniz. Hatta bedenini tutabilirsiniz; ama ruhunu asla... Her insanın kendine göre bir mücadele ruhu vardır. Eğitim bu mücadele ruhunu işler, azme dönüştürür, şekillendirir, saldırganlığı önler ve yılmaz savunmacı bir kişiliğe dönüştürürseniz böyle bir eğitimden geçmiş insanlar yaydan fırlamış ok gibidir. Yaydan fırlayan ok nasıl yaydan ileride ise; eğitimli insanlar da içinden çıktığı topluma göre hep ileridedir.
Ancak ve ancak şu husus asla unutulmamalıdır: “İnsan; ya eğitimini aldığı işle uğraşmalı ya da uğraş verdiği işin eğitimini almalıdır.”
Eğitilmiş insanların ruhları ve akılları, hep yarınlardadır. Dünün muhasebesini yaparak, yarınların savaşını verir. Eğitimli insan pes etmez!
Eğitimli insan, mücadeleyi kazanıncaya kadar mevziini terk etmez!
Eğitimli insanın, tek seçeneği mücadeleyi kazanmaktır. Ve nihayet, eğitimli ve mücadeleci insan; sadece kendini değil, kendisinin dışında kalan tüm toplum fertlerinin dertlerini kendine dert edinir." Belli ki, Gül öğretmen kendine ait onca sıkıntı ve dertlerden aldığı dersle, toplumun dertlerini kendine dert edinmişti. Kürsünün üstünde dolu duran bardaktan bir yudum su aldı. BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.380)
“Ben onca sıkıntımı bir yudum su ile yıkadım.” Der gibiydi. Sözlerini şöyle sürdürdü:
Bir batağa saplandıysanız; yani, başınız belâya girdiyse: Ayakta kalabilmenin yöntemlerini şu yıldızlı cümlelerde arayınız."
"Düzensizlikler karşısında umutsuzluğa kapılmayınız."
“Düzensizliklerin, sizi cesur kılacağını biliniz ve bunu kâr sayınız."
"Karışık durumlarda basit olanı arayınız ve bulunuz."
"Düzensiz gidişattan, yeni bir düzen kurmaya çalışınız."
"Zorlukların içinden fırsatı bulup, çıkarınız."
"Düzensizlikler ve zorluklar karşısında hayatta kalabilmeyi başarmanın kaçınılmaz yöntemi, mücadele etmektir!"
"Başarılı olmanın tek yolu; çok iyi bir öğrenim görmeğe, mücadeleci kişilik kazandıran iyi bir eğitimdir."
"İyi öğrenim görmüş ve iyi eğitilmiş insan; haksızlıklara karşı asla eyvallah etmez, mücadeleyi bırakmaz, hiçbir maddi değere, paraya, pula teslim olmaz. Bireysel ve toplumsal dik duruşunu asla bozmaz."
"Eğitimli insan; saltanatların ve gayrimeşru idare yöntemlerinin ebedî olmadığını bilir. Gerçek yargının halkın değer yargıları olduğunu asla aklından çıkarmaz. Adaletin, toplum düzeninde, vazgeçilmez ve tek değer olduğunu bilir. Ozanın dediği gibi!" diyerek sözlerini bir şiirle pekiştirdi: BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.381)
Şu dünyayı köşe bucak dolandım
Baki kalan saltanatı görmedim
Vâkıf oldum her insanı anladım
Cahillerde kerameti görmedim.
Haklı olan takmaz kara zindanı
Boynuna takılsa ölüm fermanı
Asıl olan yargı kamu vicdanı
Halktan üstün kanaati görmedim
Asaletten gelir Lokman,
Eflatun Soysuz devlet olsa gözü aç
Karun Nice Nemrut geçti onca Firavun
Zalımlarda merhameti görmedim
DÜNDAR der ki sor soruştur nasıl kim
Tarih dede belgelidir nitekim
İster kadı deyin isterse hâkim
Kanunsuzda adaleti görmedim.
- "Şimdi diyeceksiniz ki.." diye sözüne devam edecekti ki, dinleyicilerden biri;
- "Hocam sözünüzü kestim; ama bir soru sorabilir miyim?"
Gül öğretmen gülümseyerek şöyle dedi:
- "Kestiniz artık! Yapacak bir şey yok... Önce kendinizi tanıtın lütfen!"
- "Ben Orhan! Hukuk fakültesi mezunuyum. Atama bekliyorum,"
-"Güzel… Buyurun sorunuzu sorun Orhan Bey!"
-"Mademki çok iyi bir öğrenim ve iyi bir eğitimle, hayatta her türlü zorluğun üstesinden geliniyorsa; çok iyi öğrenim görmüş ve eğitim görmüş biri olarak; niçin onca haksızlığın üstesinden gelemediniz?" BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.382)
Gül öğretmen bu soru karşısında yıllar öncesine gitti, Başından geçen sıkıntıları hatırladı ve uğradığı hukuki haksızları anımsadı. Boğazına bir şeyler düğümlendi. Yutkundu
ve devam etti.
- "Ben de tam bunu anlatmaya çalışıyordum Orhan Bey, Sorunuz için teşekkür ederim, ama unutmayın ki; her şeye rağmen, bakın ben buradayım ve ayaklarımın üstünde dimdik durmaktayım. Bunu, gördüğüm eğitime ve öğrenime borçluyum. Eğer iyi bir öğrenim ve iyi bir eğitim almış olmasaydım, bırakın buralarda olmayı, belki hayatta bile olmayabilirdim. yanı sıra ve üstüne üstlük; gördüğüm iyi bir öğrenim ve iyi bir eğitim sayesindedir ki; benim yasadıklarımı insanların yaşamaması için, tecrübelerimi, tespitlerimi ve önerilerimi topluma aktarmak üzere; sosyal sorumluluk projelerinin içinde yer almaktayım. Bu da eğitimli
bir insanın yapabileceği bir insanlık görevidir. Gelelim sorunuzun net yanıtına! Başıma gelen, felâket düzeyindeki olayların kötü sonuçlanmasının nedeni, eğitimsizlik değil, yönetim düzensizlikleri, toplumsal çarpıklıklar ve hukukî adaletsizliklerdir. İşte sorunuzun yanıtı da buradadır. Bu nedenle adalet, her insan için önemlidir. Önemlidir önemli olmasına ama; adalet yerini bulmasa da eğitimli insan asla boyun eğmez, asla pes etmez!" Che Guevera'nın dediği gibi;
- Dizlerimin üzerinde yaşamaktansa, ayaklarımın üstünde ölmeyi tercih ederim!"
- “Ben de dik duruşumu asla bozmadım! "Büyük bir alkış tufanı koptu. Alkışlar sönümledikten sonra, söz almak isteyen bir hanımefendi, ön sıralardan el kaldırdı ve şöyle dedi: BEŞİNCİ BÖLÜM/Dişi Aslan (Suçsuza Ceza: s.383)
- 'Ben Ayten! Emekli öğretmenim. Dik duruş tavrınızı çok sevdim; ama bu bana göre, bireysel bir tavırdır. Adaletin toplumsal yönü yok mudur? Bilge kişiler bu hususta bir şeyler söylememişler midir? Örnekleyebilir misiniz?"
- "Elbet var Ayten öğretmenim! Hem toplumsal hem de evrensel yönleri ve önemi hakkında çok şey söylemiş bilim adamları ve bilge kişiler. Birkaç örnek vermek gerekirse: Aristo der ki:
"Adalet, ilkin devletten gelmelidir; çünkü kanun devlettin toplumsal düzenidir."
"Bakın hemen karşınızda Atatürk'ün sözü yazılı… Aynen okuyorum." - "Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz." Bunların hepsinden daha önemlisi halkın dediğidir ve halkın değer yargısıdır. Bu cümleden olmak üzere; büyüklerimden duyduğum ve çok beğendiğim adaletle ilgili bir atasözü ifade etmek istiyorum:
- 'Suçsuza ceza veren yargıcın kendisi hüküm giymiştir!" Bu sözler karşısında tüm salon ayağa kalktı ve hep bir ağızdan, Gül Öğretmen'in son sözlerini tekrar etti. Hem de üç defa:
SUÇSUZA CEZA VEREN YARGICIN, KENDİSİ HÜKÜM GİYMİŞTİR!
SUÇSUZA CEZA VEREN YARGICIN, KENDİSİ HÜKÜM GİYMİŞTİR!
SUÇSUZA CEZA VEREN YARGICIN, KENDİSİ HÜKÜM GİYMİŞTİR!..
Songül DÜNDAR’ın “YARALARIM” adlı Romanının kısa bilgi, ana hatlarını kitabının
arka kapağında bulunan bu yazılar, romanın bir bakıma özeti niteliğinde olduğu gibi, bu bilgiler, aynı zamanda yazarın nasıl bir karaktere sahip olduğunu ispatlayan, bir delil ve belgenin göstergesi olarak karşımıza çıkarmaktadır..
YARALARIM
(Öğretmenin Gözyaşları):
Kadınların aslan pençelerini,
YARALARIM romanında görürsün.
Cahillikle mücadele azmini,
YARALARIM romanında görürsün.
Zalımların mazlumlara zulmünü,
YARALARIM romanında görürsün.
Emekçinin nasıl ezildiğini,
YARALARIM romanında görürsün.
Adaletin bozuk terazisini,
YARALARIM romanında görürsün.
Yiğide tuzaklar kurulduğunu,
YARALARIM romanında görürsün.
İnsanın insana ettiklerini,
YARALARIM romanında görürsün.
Ailenin hukuk savaşlarını,
YARALARIM romanında görürsün.
Sevenlerin kor alev yandığını,
YARALARIM romanında görürsün.
Eğitim inanılmaz gücünü,
YARALARIM romanında görürsün.
“SAVAŞLARIN KADINI”, ADINDAKİ KİTABI:
Savaşların Kadını Romanı, üç bölümde ele alınıyor:
“Kınalı Gerdek,
Son Beşik,
Ana Yüreği”
Kitap, Türk halkının yaşama biçimi, örf, âdet, gelenekler, bu değer yargıları, inanç içinde, hayatı anlama ve anlamlandırma ve hayata bakış açıları ele alınıyor. Bu değerlendirme içinde insanımızın hayvanlara olan sevgisi, hayvanların insanlara olan sadakati, insanımızın, tabiata bakışındaki yüce değerler, insanî ölçüleri de sergileniyor. Bu anlayış ve bakış açısı içerisinde akrabalar arasındaki sadakat, bağlılık, yardımlaşma, komşuluk ilişkileri, gibi konulara da açıklık getirilerek, örnek davranışlar sergileniyor.
Kitap sadece bir roman değil, okuyucu üzerinde PEDAGOJİK FORMASYONU gerçekleştiren ETNOGRAFİK değerleri de ele alan, bir üniversite kürsüsü gibidir. Bu roman edebiyatımızın tarihine, etimolojisine, filolojisine, katkılar sağlayan bir EDEBİYAT LİTERATÜRÜDÜ ve EDEBİYAT TARİHİDİR.
Romanla düğünlerimiz, toylarımız, şölenlerimiz, sevinç ve yaslarımız ile Türk Milletinin tabiata, bitkilere ve hayvanlara olan sevgi, anlayış, duyuş, düşünüşündeki özellik ve güzelliklerin sergilenişi. Özellikle haşır neşir oldukları at, köpek, kedi, kuşlar, ağaç sevgisi, orman, ormanlık bölgenin yabani hayvanlarına olan tavırları ve anlayışları, EDEBİYAT TARİHİNE ve İNSANLIK TARİHİNE KAYNAKLIK EDECEK, BİR BELGESEL niteliğindedir. Roman, Türk Edebiyatının Tükenmez Menbaı, her vakit avuç avuç içilebilecek temizlikte, berrak, bin bir gözeli pınarı olarak: Türk Edebiyatı, Türk Folkloru, Türk Töresi, Türk Örf, âdet, gelenek, görenek, hars, Türkün hayat tarzı açısından etnoğrafik araştırmacılarının her vakit elinin altında bulunduracağı bir, başvuru kitabı olarak karşımızda durmaktadır.
“SAVAŞLARIN KADINI”, ROMANININ KONUSU:
Roman, 1828’li Türkmençay Antlaşması’nın yapıldığı yıllardır. Osmanlı birçok cephede savaşlarla boğuşmaktadır. Dağıstan, Gürcistan ve Kafkaslardan göç eden, Terekeme Türkmenleri Osmanlının Mecburî İskân Politikaları gereği, Kars, Çıldır Eyaleti Bölgelerine yerleştiriliyor. Daha sonra, Kurtuluş Savaşı yıllarında dış güçlerin, Ermenilileri (Sadık Teb’a) ayartmasıyla olaylar zinciri başlıyor. Yerli halk içindeki Ermeni Çetelerinin cebir, korku ve şiddet yaratmaları sebebiyle halk göçe zorlanarak, Kars ve Çıldır Eyaleti yöresine gelip yerleşen, Terekeme Türkmenlerinin başından geçen olayları konu ediniyor.
Yöreye gelip yerleşen Terekeme Türkmen Oynaklarının, çilesi yerleştirildikleri yerlerde de bitmiyordu. O dönem Osmanlı Türkiyesinin başını kara bulutlar sarmıştı. Çoğu yerleşim yerlerinde halk sürgün ve perişandı. Eli silah tutan erkeklerin hemen hemen tamamı, birden fazla cephede yapılan savaşlarda vatanlarını savunmak üzere cepheye gitmişti. Yörede silahsız ve korumasız kalan yaşlılar, çoluk çocuk ve kadınlar ise savunmasız ve çaresiz kalmışlardı. Bunu fırsat bilen Ermeni Çeteleri düşman güçlerinin de kışkırtması ile yörede yaşayan yerli halka rahat vermez ve her gün bir ilçeyi köyü basarak, baştan aşağı yakar, yıkar ve halkına olmadık işkencelerle, gazap ederlerdi.
“Savaşların Kadını Romanı” da Ermeni Çetelerinin zulmüne uğrayan ve uğramamak için yurtlarını bırakarak dağlara ve ormanlık bölgelere kaçan köylülerin çektiği çile, işkence ve yaşanan zorlamalar ve gerçeğin dramıdır.
Bu romanda, Türk Halkının Rus, Fransız, Yunan ve kimi yerde de Rum, Ermeni gibi yerli işbirlikçilerle Birleşen Ermeni Çetelerinin Türklere yaptıkları zulmü anlatıyor.
Romanda, Gayri Müslüm Çetelerin zulmünden, kendilerini ve çocuklarını korumak için, yurt ve yuvalarından gizlice kaçarak, uğradıkları yerlerdeki mekanlarda yaşadıkları korku, açlık, susuzluk, vahşi hayvanların varlığındaki tedirginlik, çaresizlik ve içine düşürüldükleri zorluklar ele alınıyor.
Romanda, köylerinde katliam yapacağını haber alan köylü hanımların tamamına yakını, yaşlıları, çocukları ve işe yarayacak ne varsa yanlarına alarak ormanlık bölgelere kaçar, ormanın derinliklerine saklanırlar. Orman içinde saklanan diğer aşiret ve köylülerle, aynı gizlilik içerisinde dağ ve ormanlık bölgelerde faaliyet gösteren Türk Milis Güçleri’nin korumasına sığınırlar.
ROMANIN KAHRAMANLARI:
Asıl Karakterler
- Ali: Roman kahramanlarından Melek Hanım’ın, Kurtuluş Savaşı yıllarında cepheye giden kocası.
- Melek: Ali’nin hanımı.
- Hür Kız: Melek ve Ali’nin kızları
- Karabaş: Ailenin köpeği
Tali Karakterler:
- Zilli: Karabaşın sevgilisi köpek.
- Temel Teğmen: Milis Kuvvetlerinde Teğmen rütbesinde görev yapan Karadenizli bir genç.
- Piyo Namaz: Milis Kuvvetleri komutanı
- Leylâ: Temel Teğmen’in nişanlısı
- Âşık Balabey: Hür Kız’ın öz amcası, babasının küçük kardeşi. Göle tarafındaki cephede savaşa katılıyor.
OLAYLAR:
Kurtuluş Savaşı yıllarında Ermeni Çetelerinin baskınlarından ve zulmünden iki küçük kızını ve henüz kundaktaki oğlunu koruyabilmek için köyünden kaçarak ormana gizlenen genç hanımın, karşılaştığı zorluklar; ve içine düşürüldüğü psikolojik sarsıntılarla tabiata karşı verdiği mücadelesi.
Annenin küçük çocuklarını Ermeni Çetelerinin vahşetinden, yabani hayvanlardan ve açlıktan koruyabilmek için verdiği mücadele.
Köpeklerin sadakati, örf âdet ve geleneklerin yaşatılması, olmayan öğünlerin bile, birlikte olduğu hayvanlarla paylaşılma konusunda çocuklarına anlattıkları ile verdiği öğüt ve eğitimler.
Köpeğin, kuşun ve Hür Kız’ın hayvanlarla olan muhabbeti ve onların vahşi tabiata kaşı verdiği mücadele.
Savaş içinde bulunulan durumda terk edilen güvenli bir köye yerleşme,
Bu köyde başlanılan yeni hayat, Hür Kız’ın büyüyüp serpilmesi ve on yedi yaşında başından bir evlilik geçmiş genç ile evlendirilmesi ve gerdek gecesinin hikâyesi.
Düğün günü için yapılan hazırlıklar: At, Gerdek, Toy, Şölen hakkında verilen bilgiler ve yaşatılan değerlerimiz, kanunlardan da keskin yargılarımızla, onları yaşatmak, varlığımızı devam ettirmek için verilen mücadele,
Türk tarihinde kadınların saygıdeğerliği,
Türklerde tarihten günümüze kadar gelen, kadın haklarının nasıl kullanıldığı ve bu hakların din değişmeleri, sosyalleşme, çeşitli değişimlerle sosyal farklılaşmalar sebebiyle kadınlar açısından yitirilen değerler ve sosyal hakların kullanışının sergileniyor olması.
Bütün bu çetin, zor ve mücadele dolu hayata rağmen, Türk kadınlarının dayanıklılığı, yaşamak ve gelecek kuşakları örf, âdet ve gelenekler içerisinde yaşatmak için verilen mücadele azim, kararlılık ve gönüllerde taşınan ülkü, olayları oluşturmaktadır.
RUH TAHLİLLERİ:
“Gün ışığında Ermeni Çetelerinin etrafta kol gezdiğini çalılar arasından gören Melek Anne, yerinden kıpırdamadı. İki gün boyunca, çalıların dibinden hiç ayrılmadı. Karabaş’ın da çıkmasına müsaade etmedi. Kundaktaki çocuğunun ağlama sesi duyulmasın diye çocuğunun ağzını eliyle kapatarak engel olmaya çalıştı. İki gün boyunca annesi kucağındaki erkek kardeşiyle uğraşırken, Hür Kız da iki yaşındaki kız kardeşine eşlik ediyordu. (DÜNDAR, Songül, “SAVAŞLARIN KADINI”, ‘Kınalı Gerdek’ s. 36)”
“Hem ağlıyor hem de ağıt yakıyordu: Dört beş ay önce (Nisan 1918), Kars’ın Galo Köyünde, Ermeni Katliamı sonucunda Âşık Kahraman’ın yazdığı dillere pelesenk olan destan aklına gelmişti. Ermeni Katliamını bütün çıplaklığı ile anlatan ve tüyler ürperten bu ağıtı hem söyledi hem de dakikalarca ağladı:
Hey ağalar nasıl diyem derdimi?
Bu zulümüm sonu arşa dayandı.
Ermeni İslâm’ı gırdı taladı,
Mazlumun amanı arşa dayandı.
Galo’nun Köyü’nü bastı cenk açtı,
Mitralyoz, tüfenkle od ateş saçtı,
Ana evlâdıyla dağlara kaçtı,
Sebinin figanı arşa dayandı.
Mevlâ’nın takdiri erişti başa,
Sahip çıkamadı gardaş gardaşa,
Üç yüz atmış canı attı ataşa
Yanan cani dumanı arşa dayandı.
Bir cenaze gördüm kan olmuş yüzü,
Portlamış kenara sıçramış gözü,
Üç yüz altmış canın sönmemiş közü
Yanan can dumanı arşa dayandı.
Bir yiğit vurmuşlar parmaklar gamış,
Giderken düşmanlar yolunu kesmiş
Ermeniler tike tike doğramış
Hançer, kılıç kanı arşa dayandı.
Bir gelini gördüm ayağa kalkmış,
Sandım ki canlıdır gözüme bakmış,
Ermeni çiviynen direğe çakmış,
Mısmar çivi ünü arşa dayandı.
Bir hamile kadın davranmış kaça,
Ermeni eylemiş, hep parça parça,
Kılıç ile vurmuş, bölünmüş kalça,
Akan kızıl kanı, arşa dayandı.
Çocuğu karnından çıkarmış, bakar,
Can teslim etmeden, süngüye takar,
Bebeğin figanı, dağ taşı yıkar,
Dağın taşın şanı, arşa dayandı.
Tanrı Ermeni’ye vermiş fırsatı,
Katliamlar yapıp kırar milleti,
Ruz i kıyamete, kaldı müddeti,
İntikamın günü, arşa dayandı.
KAHRAMAN, kan ağlar bir serin duman,
Çatan bu zaman ki ol ahir zaman,
İslâm’a yâr olsun, ahrete iman,
Kafirin isyanı, arşa dayandı.
(DÜNDAR, Songül, “SAVAŞLARIN KADINI”, ‘Kınalı Gerdek’ s. 79-80)”
SONGÜL DÜNDAR’IN ESERİ: “BİZİM ELLER”
(Songül DÜNDAR’ın Kaleminden, Âşık Selâhettin DÜNDAR’ın Şiirleri):
Âşık Selâhettin DÜNDAR: Öğretmen, Bestekâr, Halk Ozanı, Araştırmacı ve Yazar kimliği ile Terekemeler’in ileri gelenlerinden ve Araştırmacı, Gazeteci Yazar Songül DÜNDAR’ın da eşidir.
Selâhettin DÜNDAR, adına Borçalı’da Köy kuran Hacı Kara İsa’nın torunudur. 1946 yılında Kars’ın Merkez, Dikme Köyünde doğuyor.
Âşık Selâhettin DÜNDAR İlkokulu doğduğu köyde; ortaokul ve liseyi Erzurum’da okudu. Erzurum Eğitim Enstitüsünün Fen Bölümünden mezun oluyor. Ankara Üniversitesi’nin Fizik Mühendisliği Bölümünü bitiriyor.
Mühendis olarak mezun olmasına rağmen, öğretmenlik mesleğinde karar kılan Halk Âşığı DÜNDAR, yurdun çeşitli yerlerinde, otuz yıl (30) boyunca öğretmenlik yaptı. Eşi de öğretmen olan Halk Ozanı Âşık Selâhettin DÜNDAR’ın, EZGİ adında bir kızı ve OZAN adında bir oğlu bulunuyor. Âşık Selâhettin DÜNDAR:
“Bana Kültürünü Anlat, Sana Secereni Söyleyeyim.” Demiştir.
Dedesi, Hacı Kara İsa da bir Terekeme şairi olan Âşık Selâhettin DÜNDAR, henüz ortaokul sıralarında şiir yazmaya, lise yıllarında da saz çalmaya başladı. Daha önceki yazdıklarını, deneme şiirleri olarak nitelendiren DÜNDAR’ın ilk kayda değer şiiri, 1972 tarihini taşımaktadır. Yazdığı şiirlerin, müziğini de kendi yapan Halk Âşığı Selâheddin DÜNDAR’ı, ilk defa, Sazı, Sözü ve Sesiyle 1937 yılında, bir radyodan dinliyoruz.
1974 yılında ilk televizyon programını gerçekleştiriyor. Bundan sonra DÜNDAR’ı, Sazı, Sözü ve Sesiyle, yine radyo ve televizyonlarda sık sık dinlemekte ve görmekteyiz.
Âşıklık geleneğinin, tüm dallarını, başarı ile sürdüren Âşık Selâhettin DÜNDAR’a, yurt içi ve yurt dışı, festival ve programlarda da rastlıyoruz.
Türkiye’yi karış karış dolaşmıştır. Âşık Selâhettin DÜNDAR, Kültür Bakanlığının da kadrolu âşıklarındandır. Çok sayıda şiir, deyişler ve halk müziğinin değişik makamlarında besteleri bulunmaktadır.
Ödülleri, Takdir Teşekkür ve Plaketlerin de sahibidir.
Âşık Selâhettin DÜNDAR, 1991 yılında Kültür Bakanlığının yurt çapında açmış olduğu: “Tasarrufa Çağrı” konulu şiir yarışmasında, birincilik ödülü aldı. Bir başka çalışması ise DÜNDAR’ı, Türk Folklor Kurumunun, Özel Şeref Ödülü ile onurlandırıyor…
Sosyal yönden oldukça faal olan Âşık Selâhettin DÜNDAR: Demokratik kurum ve kuruluşların bizzat içinde yer alıyor. Bu kurumların bizzat kuruculuğunu üstlendiği gibi etkin çalışmalarında da bulunup yönetimlerinde görev aldığını görüyoruz.
MESAM’ın nüvesini teşkil eden ve 1978’de kurulan “Türkiye Sanatçılar Birliği”nin ilk kuruluşuna yine Âşık Selâhettin DÜNDAR imza atıyor.
Ozanlar Vakfı Yönetiminde yer alıyor. Kars Dikme Köyü, Kültür Derneği’nin kuruculuğunu ve aynı zamanda başkanlığını üstleniyor.
1997-1998 yıllarında, Kars Kültür Festivalleri düzenliyor.
Âşık İslâm ERDENER, Anma Gününü organize ediyor. Bu etkinliklerin komitesinde yer alıyor. Âşık Selâhettin DÜNDAR, aynı zamanda bir araştırmacı, şair, bestekâr, yazar ve gazetecidir. Yakın tarihte yayınlanacak olan, iki adet araştırma ve inceleme kitabı, basılmayı beklemektedir…
Kars “Ölçek” Gazetesinde “Gurbet Selamı” adıyla köşe yazarlığını devam ettirmektedir.
“Halay Dergisi”ni kurarak, bu derginin uzun yıllar, yayın yönetmenliğini sürdürüyor. Eğitim ve Kültür ağırlıklı “Menekşe Dergisi”nin kurucusu ve yayın yönetmenliğini yapıyor.
Selâhettin DÜNDAR’ın Fizik Dersi ile ilgili bir kitabı da yayınlanmıştır. Bunun dışında, ozanlığı ile ilgili olarak: “BAŞAK”, “BAĞDAŞ” ve “ÇUVAL”, adını taşıyan üç şiir kitabı yayınlanmıştır. Kültür Bakanlığı Arşivlerinde şiirleri ve TRT Arşivlerinde ses bantları mevcuttur. Selâhattin DÜNDAR’ın dört adet kaseti, piyasalarda satışa sunulmuş bulunmaktadır.
Alet çalıp parmakları ile tellere dokunmaya mandolinle başlan Âşık Selâhettin DÜNDAR Bağlama, Tar ve Koşasaz adını verdiği, birleşik sazı, maharetle konuşturmayı başarmıştır. Saz sözden sonra bestenin de ustası ve üstadı olmuştur…
Âşık Selâhettin DÜNDAR, Terekeme-Azeri, Anadolu Ağızları, tarzındaki deyişlerini Koşasaz, Tar eşliğinde, büyük bir maharet, hüner ve kendine has üslûpla, seslendirmekte ve yorumlamaktadır.
ŞİİRLERİ: “BAŞAK”, “BAĞDAŞ”, “ÇUVAL”, “SEVGİ GÜNEŞİ”, “TEREKEMELER KARAPAPAK TÜRKLERİ: 2025, Şubat”, “HALAY DERGİSİ”, “MENEKŞE DERGİSİ”, “FİZİK DERS KİTABI”, “TÜRKÜLER ve TOPLUM (TÜRKÜLER ve TÜRKLER’İN TARİHİ) ve AYRICA ARAŞTIRMACI GAZETECİ, YAZAR, ŞAİR SONGÜL DÜNDAR’IN DERLEDİĞİ: “BİZİM ELLER” ADLI ŞİİR KİTABINDA GÖREBİLMEKTEYİZ
ŞAİR SONGÜL DÜNDAR’IN DERLEDİĞİ: “BİZİM ELLER” Adlı şiirlerinden derlediği kitaptan Şiir Örneği:
YÂR GELMEDİ
Gözüm yollarda kaldı,
Yâr gelmedi gelmedi,
Bu canım oda yandı,
Yâr gelmedi gelmedi.
Bahar geçti kardayım,
Sanmayın hovardayım!..
Öyle âh ü zardayım,
Yâr gelmedi gelmedi.
Güzel göz, kara kaşı,
Aktı gözümün yaşı,
Yandı ciğerim başı,
Yâr gelmedi gelmedi
DÜNDAR aradı durdu,
Yandı canım kavruldu,
Ay oldu yıllar oldu,
Yâr gelmedi gelmedi.
DÜNDAR, Selâhattin (Âşık DÜNDAR), “Çuval” s. 6)
SONGÜL DÜNDAR’IN ESERİ: “SEVGİ GÜNEŞİ (ŞİİR)”
SUNUŞ
Dost okurlarım, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum...
Şimdiye ve kadar sekiz tane kitabım okurlarıyla buluştu. Bunlar: örkü, roman ve araştırma türünden kitaplardır. Kitap çalışmalarımla birlikte zaman zaman şiir yazmaktaydım. İlk şiirimi 1979 yılında yazdım. Şiirlerimde hece ölçüsü ve serbest vezin kullanmaktayım.
Şiir yazmanın da önemli kuralları vardır. Hece ölçüsüyle şiir yazma kurallarını, cesaretini sevgili eşim, eşitim, bağlama hocam Âs1k Selahattin DÜNDAR üstadımdan aldım. Teşekkürler sevgili eşim, eşitim Âşık Selahattin DÜNDAR,
Şiirlerimi kısa bir süre “Gülüm" mahlasıyla yazdım. Daha sonra "Gülüm Ana" mahlasıyla yazdım ve yazmaktayım. Şiirlerimde belirli bir konu sınırlaması bulunmamaktadır. Üstadımın "Sunuş" yazısında belirttiği gibi insan yaşamını ilgilendiren ve insanın yaşamına dokunan her konuyu işlemeye çalışmaktayım. Bunlar;
"Doğa, sevgi, aşk, insan davranışları, insan yaşam, insan unsurları, felsefe, eleştiri, taşlama, öğütleme, barış, vatan sevgisi, bayrak sevgisi, milli bayramlar, dini bayramlar, toplumsal birimler, sevinç üzüntü.
"Köşe yazarı olarak, çok sayıda ve çeşitli konularda yıllardır makale yazmaktayım. Makalelerimde zaman zaman konu uyumu içerisinde şiirlerime yer vermekteyim. Çok sayda şiirim antoloji. Ansiklopedi ve dergilerde yayımlandı, yayımlanmaktadır. Okurlarımdan aldığım beğeni yorumları şiir yazma cesaretimi daha da artırdı. Birçok şiirim bestelendi. bazıları;
Ana Yüreği, Kurban Olduğum, Atatürk Çizgisi, Ankara, Yaralar Beni, Sevgi, Yüreğimiz Karabağ’da, Güldüğüme Ne Gurbet Ele Düştü, Selam Olsun Size Canlar, Bakarsın, Yönüm
Kumdan Kale Yaptım Sevgi Doldurdum, Sevgi Güneşi, Sabret Gönül, Vefasız, Anam, Bu Hayatın Çelesine, Başarmak, Barış İster, Yürek Yaram, Yoruldum.
Bestesi yapılmış bu şiirlerim de dahil olmak üzere; tüm şiirlerimin bir kısmının yer aldığı elinizdeki "SEVGİ GÜNEŞİ” adli şiir kitabımı siz değerli okurlarımın, emin ellerine ve yüreğine emanet ediyorum.
Sevgi ve Saygılarımla.
Songül DÜNDAR/ Gülüm Ana
(Araştırmacı Gazeteci, Yazar, Şair) (SEVGİ GÜNEŞİ “ŞİİR” s. 5-6)
“SEVGİ GÜNEŞİ” ADLI ŞİİR KİTABINDAKİ ŞİİRLERDEN ÖRNEKLER:
SINIRI YOKTUR
Sevgi eken sevgi biçer
Sevginin siniri yoktur
Deli gönül şahnaz seçer
Sevginin sınırı yoktur
Gönüllere köprü kurar
Her yarayı candan sarar
Mecnun Leyla'sını arar
Sevginin sınırı yoktur
Mutluluktan oldun deli
Coşsun yine sazın teli
Çağlasın hep sevgi seli
Sevginin sınırı yoktur
Açık olsun her dem bahtın
Sah divanı cümle ahtın
Sevgi sevda olsun tahtın
Sevginin sınırı yoktur
Gülüm Ana barış bengi
Yüreklerin dostluk rengi
Acıyı bal eyler sevgi
Sevginin siniri yoktur
Bengi: Ölümsüz, ebedi
Şahnaz: Çok nazlı
Şah divan: Büyük divan
(SEVGİ GÜNEŞİ “ŞİİR” s.29)
SEVGİ GÜNEŞİ
Sevmekle sevilmek yüce bir kavram
Dostluğun sözüdür sevgi güneşi
Toplum yüreğinde en güzel ikram
Umudun özüdür sevgi güneşi
Mısralar hassastır ahengi tartar
Ezgili şiirler uzun yol tutar
İlim sözcükleri duyguyu yutar
Tezimde yazıdır sevgi güneşi
Şiirler türküler şair dilidir
Güzel söz tatlı dil gönül telidir
Bülbülün cilvesi bağın gülüdür
Goncanın nazıdır sevgi güneşi
Günler aylar yıllar geçer de gider
Geleceğe bizden kalmasın keder
Güzellikler artsın olmasın heder
Yaşamın dozudur sevgi güneşi
Sevgiyle mutluluk ummana döner
Sevgiyi taşımak ne büyük hüner
Sevgi yüreklerde ışıklı fener
Sevdanın közüdür sevgi güneşi
Gülüm Ana gönül bağında uçar
Aşkın deryasında gönlünü açar
Sevdalı türküler nağmeler saçar
Ozanın sazıdır sevgi güneşi
(SEVGİ GÜNEŞİ adlı “ŞİİR” kitabının arka kapağına yazdığı şiiri bu kitabın adı da
“SEVGİ GÜNEŞİ” adını taşımaktadır) Ayrıca şiir s.102’de bulunuyor olup, sanatçının bu şiiri
bestelenmiştir.
ANA DİLİM
Fikrim duygum hayal dünyam
Ünüm sözüm ana dilim
Yürek sesim sevgi deryam
Canım özüm ana dilim
Çağlar gelir döner devran
Onsuz olur hayat zindan
Kimliğimdir kopmam ondan
Kaşım gözüm ana dilim
Yaz baharda açan güldür
Karlar gibi temiz haldir
Benliğimde petek baldır
Kışım yazım ana dilim
Özgür kalmak için vize
Tükenmez bir ulu göze
Atalardan miras bize
Oğlum kızım ana dilim
Kültür yuvam temelimdir
Milliyetim özelimdir
Soyum sopum ezelimdir
Yolum izim ana dilim
Gülüm Ana der çok yaşa
Ayağın değmesin taşa
Nağmeler telinde coşa
Mahnım sazım ana dilim
(SEVGİ GÜNEŞİ “ŞİİR” s.29)
SONGÜL DÜNDAR
Songül Hanım bugün çalsın sazını
Teller birbirine Hasret Kalmasın
Unutma Songül can benim özümü
Eller birbirine Hasret Kalmasın
Bura Uzak Gelen Yoktur Bizlere
Yıllar oldu Hasret Kaldım sizlere
Nur Yağıyor Melek Gibi Yüzlere
Diller birbirine Hasret kalmasın
Dünya'ya Yayılsın Sizin Ününüz
Çalışmakla geçer bütün gününüz
İnsanlıktır bu gününüz dününüz
Yollar birbirine Hasret kalmasın
Bu Öztürk'ün sizden vardır dileği
Bükülmez ki Kalem Tutan Bileği
Çok temizdir Songül Hanım yüreği
Kullar Birbirine Hasret kalmasın
(SEVGİ GÜNEŞİ “ŞİİR”, “Dostların Dizelerinden” s.156),
(Gazeteci Yazar, Yapımcı, Yönetmen ve Şair. Öztürk ERBEK.)
ARAŞTIRMACI GAZETECİ, ŞAİR ve YAZAR SONGÜL DÜNDAR’A TAKDİM EDİLEN BELGE, PLÂKET; TEŞEKKÜR, TAKDİR ve ONUR ÖDÜLLERİ:
1)1999; M.E.B. Ayrancı Lisesi Koruma Derneği tarfından: PLAKET
2)2013, Birleşen Yürekler Derneğine, Sağladığı Katkılar Sebebiyle dernek başkanı Yasemin Meydan tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
3)2015, Nisan 13; Birharf 6. Nesir Yarışması, Jüri Üyeliği ve hizmetleri sebebiyle, Birharf Genel Yayın Yönetmeni Nur ERSEN tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
4)2015, Mayıs 30; İLESAM’ın kültür faaliyetlerine katkılılarınızdan dolayı İLESAM Genel Başkanı/Mehmet Nuri Parmaksız tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
5)2016, Aralık 10; Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu’nun “TÜRK HALK KÜLTÜRÜNE HİZMET ÖDÜLÜ” HKAK Genel Başkanı Prof. Dr. İrfan NASRATTINOĞLU tarafından: ONUR BELGESİ
6)2016, Ekim 01; “BARIŞ ve KARDEŞLİĞE EVET, TERÖRE HAYIR! ÖDÜLÜ” Ankara Sincan Aşıklar Şölenine Katkılarınızda dolayı Dünya Aşıklar Derneği Başkanı/ Aşık Yakup TEMELİ tarafından: ONUR BELGESİ
7)2016; Başkent Edebiyat, Kültür, Sanat ve Eğitim Derneğinin düzenlediği etkinliğe hizmet ve katılımları sebebiyle Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet KURT tarafından: TEŞEKKKÜR BELGESİ
8)2016, Aralık 23; Anadolu Halk Ozanları Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneğine Katkıları sebebiyle, AN-DER Yön. Kur. Adına, Haşimî ASLIHAK tarafından verilen: ONUR BELGESİ
2016, Aralık 10; Halk Kültürü Araştırmaları Kurumunun “TÜRK HALKKÜLTÜRÜNE
9)HİZMET ÖDÜLÜ”, HKAK Genel Başkanı Prof. Dr. İrfan NASRATTINOĞLU tarafından: PLAKET
10)2016 Aralık 01; Dünya Âşıkları Derneği, Ankara Sincan Belediyesi ile T.C Kültür ve
Turizm Bakanlığı tarafından yapılan etkinlikte: (ATIŞMA GELENEĞİNE HİZMET ÖDÜLÜ): PLAKET
11)2017, Mart 03; Sakarya Büyük Şehir Belediyesi Başkanı: Zeki TOÇOĞLU tarafından
“Molla Penah Vagif Paneline” katılımları sebebiyle: PLAKET
12)2017, Ekim 30; Kars Ardahan Iğdır Serhatlılar Birliği, KAI Serhatlılar Birliğimizin Millî
Gününde, Kültür ve Dayanışmamıza göstermiş olduğunuz ilgi, katkı ve üstün başar sebebiyle, KAI Serhatlılar Genel Başkanı, Yavuz EGER tarafından: PLAKET
13)2017, Mart 18; “18 Mart Şehitleri Anma Günü” Programı’na katkılarınızdan dolayı Lokman ERTÜRK/Kahramankazan Belediye Başkanı ve Yakup TEMELİ/Dünya Aşıklar Derneği Başkanı tarafından: ONUR BELGESİ
14)2017, Mart 27; Anadolu Halk Ozanları Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneğine Katkılarından Dolayı: AN-DER YÖN. KUR.ADINA /HAŞİMİ ASLIHAK tarafından:
ONUR BELGESİ
15)2017, Kasım 02; Ankara’da Millî Kütüphanede gerçekleştirilen “Doğumunun 300. yılında Molla Penah Vagif Anma Toplantısı’na katılım ve katkıları sebebiyle, TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen KASEİNOV tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
16)2017, Ekim 15; Vefatının 3. Yıldönümünde “Kerkük Kültür Derneği” tarafından düzenlenen Prof. Dr. İsa KAYACAN’ı anma toplantısına katkı ve katılımlarından dolayı, Kerkük Kültür Derneği Başkanı, Dr. Şemsettin KÜZECİ tarafından: ONUR BELGESİ,
17)2018, Ağustos 24; “Vezirköprü Aşıklar ve Şairler Buluşması” etkinliğine yapılan katkı ve katılımları sebebiyle: İbrahim Sadık EDİS, Prof. Dr. Hayrettin İvgin; Dr. Osman BAŞ, Vezirköprü Belediye Başkanı, DÜSA Başkanı DÜNYADER Başkanları tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
18)2018, Nisan 14; OZAN-DER Etkinliklerine katkılarınızdan dolayı Ozan -Der Yönetim Kurulu Adına Başkan, Kenan Şahbudak tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
19)2018, Nisan 14; Kültür Çalışmaları Etkinliğe katkılarınız nedeniyle MERKEZ PARTİ Başkanlığı tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
20)2018, Mayıs 3; Kayseri Turan Sarımsaklı Kültür ve Turizm Derneği, Yunus BEKİR’i
Anma ve Türkçülük Günü Etkinliğine katılımları sebebiyle: PLAKET
21)2018, Aralık 01; Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM)’ın kültürel faaliyetlerine katkıları sebebiyle İLESAM Genel Başkanı, Mehmet Nuri PARMAKSIZ tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
22)2019, Aralık 28; “TOKAT 1. AŞIKLAR BULUŞMASI” programımıza katılımları sebebiyle: Av. Eyüp EROĞLU, Dr. Ozan BALCI, Tokat Belediye Başkanı ve Tokat Valisi tarafından verilen: KATILIM BELGESİ
23)2019, Birleşen Yürekler Engelliler Kültür Sanat Edebiyat Eğitim Derneğinin Faaliyetlerine Katkıları sebebiyle, Birleşen Yürekler Derneği Başkanı: Yasemin MEYDAN tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
24)2019, Kasım 16; Vezirköprü Belediyesi ile Dünya Söz Akademisi Başkanlığı’nın birlikte düzenlediği “Vezirköprü Ozanlar/Aşıklar Buluşması” etkinliğine yapılan katkılar sebebiyle; Vezirköprü Belediye Başkanı İbrahim Sadık EDİS tarafından; TEŞEKKÜR BELGESİ
25)2020, Eylül 07; Mehmet Akif Ersoy Anma Etkinliği, Mamak Belediyesi-Dünya
Âşıklar Derneği tarafından: PLAKET
26)2021, Aralık; Iğdır Azerbaycan Kültür Evi, Iğdır Azerbaycan Dil, Tarih ve Kültür Birliği Yardımlaşma ve Destekleme Derneğine yapılan katkılar sebebiyle Yönetim Kurulu Başkanı, Ziya Zakir ACAR tarafından: PLAKET
27)2021; Dünya Aşıklar Şairler Yazarlar Kahramankazan Sanatçılar Derneği Başkanı ve Kahramankazan Belediye Başkanı tarafından: ONUR BELGESİ
28)2021, Kasım 27-29; Ankara-Sivas, TÜRKSOY, Azerbaycan Millî Meclisi Kültür Komitesi ve Azerbaycan Kültür Bakanlığı İş Birliğinde, Türk Dünyası’nın büyük saz ve söz üstadı ÂŞIK ELESGER’in doğumunun 200.yılı anısına düzenlenen programa katkıları ve katılımları sebebiyle Genel Sekreter Düsen KASEİNOV tarafından verilen: TEŞEKKÜR BELGESİ
29)2021, Aralık 18; Aşık Elesger Doğumunun 200. Yılı sebebiyle, Xatai Elesgerli, “Dede Elesger Ocağı” İctimai Birliği Sedri Adına: TEŞEKKÜR BELGESİ
30)2021, Temmuz 29-31; “Âşık Sanatı Sempozyumu”, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kapadokya Üniversitesi ve Ahiler Kalkınma Ajansı’nın İş Birliği ile Üniversitemizin Ev Sahipliğinde, Çevrim İçi ve Yüz Yüze Olarak gerçekleştirilen Âşık Sanatı Sempozyumu’na “Terekeme Kültürü ve Âşık Şenlik Kolunun Sürdürülebilirliği”, başlıklı bildiri ve katılımı sebebiyle, Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim ÜNSER Prof. Dr. Hasan Ali KARASAR’IN Düzenleme Kurulu Başkanı Rektör Tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
31)2021, Kasım 04; “Kültür ve Eğitim Çalışmaları” etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen etkinliğe katkıları sebebiyle Merkez Parti Genel Başkanı, Prof. Dr. Abdurrahim KARSLI tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
32)2022; T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, Keçiören Kaymakamlığı Hacı Mustafa Tarman ilkokulu Edebiyatın Mihenk Taşı Şiire Gönül Veren Kelimelerin Ustası, Olması Sebebiyle, Hacı Mustafa Tarman İlkokulu Müdürü Yakup ÖZEN tarafından “BİR BAHAR AKŞAMINDA ÇANAKKALE” Şiir etkinliğine teşriflerinden dolayı: PLAKET
33)2022, Eylül, 17; SİNCAN BELEDİYESİ ve Dünya Aşıklar Derneği Yapmış olduğu Programa verilen destek sebebiyle Sincan Belediye Başkanı: Murat MERTCAN tarafından verilen: PLAKET
34)2022; Sivas Şarkışla Sivrialan Köyü, 2022 Yılı 4. Dönem Anadolu Halk Ozanlarının ve Halk Şairlerinin Sivrialan’da Halk Ozanı Ahmet HOŞNUT ile Kültür ve Sanat Etkinliği Buluşması sebebiyle: PLAKET
35)2022, Haziran 27; 1. Uluslararası Posoflu Âşıkları Anma, “Köklere Tutunmak” Programına Katılımları sebebiyle Dernek Başkanı Ayhan Yener Anısına: PLAKET
36)2022, Mayıs 07; “Güfteden Besteye Sanat Gecesi” etkinliğine yapılan katkılar sebebiyle, İbrahim Sadık EDİS Prof. Dr. Hayrettin İvgin Prof. Dr. Celal Demir, Vezirköprü Belediye Başkanı, DÜSA Başkanı, DÜNYADER Başkanı ve Yönetim Kurulları tarafından: KATILIM ve TEŞEKKÜR BELGESİ
37)2022; Öğretmen Okulları Öğretmen Liseleri ve Eğitimciler Birleşme ve Dayanışma Derneğine gösterdiğiniz çaba, destek ve harcanılan emekler için Yönetim Kurulu tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
38)2022; Ankara Cem Kültür Evleri Yaptırma Derneği, Etkinliklerine değerli katkıları sebebiyle Yönetim Kurulu Adına, Dernek Yönetim Kurulu Başkanı, Kul Kemal, Mehmet UZUNER tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
39)2022; İç Anadolu Birliği tarafından düzenlenen, “Bana Bir Gün Ayır” etkinliğimizin başarılı bir şekilde gerçekleşmesinde göstermiş oldukları üstün hizmet, özveri ve katkılarından sebebiyle, İç Anadolu Birliği Genel Başkanı İsmet TAŞ, 28. İç Anadolu Birliği Genel Başkan Yardımcısı Seher ÇAYIROĞLU tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
40)2022; Çerkeşliler Sosyal Kültürel Yardımlaşma Derneği (ÇELDER) Kültürel Faaliyetlerine katkıları dolayısıyla: TEŞEKKÜR BELGESİ
41)2022; ANADOLU AZERBAYCAN KÜLTÜR SANAT DÜNYASI YARDIMLAŞMA ve DAYANIŞMA DERNEĞİ; “MAKAM’İ ŞUARA” Adlı Kültür Sanat ve Şiir Şölenine katkı ve yardımları sebebiyle: ONUR BELGESİ
42)2023, Ocak 15; Kızıl Elma, Kadın Gençlik Çocuk Kültür Sanat Edebiyat ve Eğitim Derneği Genel Başkanı Yasemin MEYDAN tarafından yapılan 1. Olağan Genel Kurulunun gerçekleştirilmesi anısına katılım sağlayan üyelerine ve misafirlerine, kuruluş anısı adına verilen: “KATILIM BELGESİ”
43)2023, Mart 23; ALEVÎ İNANÇ BİRLİĞİ VAKFI Alevî İnanç Birliği Vakfı Genel Başkanı Faruk Ali YILDIRIM tarafından Vakfa yapılan katkı ve yardımları sebebiyle verilen: “TEŞEKKÜR BELGESİ”
44)2023, 6-8 Kasım; Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla gerçekleştirilen “5. TÜRK DÜNYASI YAZARLAR KURULTAYI” projesine katkı katılımları sebebiyle, İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri PARMAKSIZ tarafından verilen: “KATILIM BELGESİ”
45)2023, 30 Kasım; 1-2-3 Aralık; Ardahan Dernekler Federasyonumuzca Ankara Altınpark Fuar ve Kongre Merkezinde düzenlenen “Ardahan Tanıtım Günlerine” katılımları sebebiyle Ardahan Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Ergüder ŞİMDİ tarafından verilen: TEŞEKKÜR BELGESİ
46)2023 Ekim 16; MEYAD-Mobing Eğitim Araştırma Derneği MEYAD Genel Başkanı İsmail Akgün tarafından: PLAKET
47)2023, 28-29 Nisan; ANKARA ATATÜRK ve CUMHURİYET ANSİKLOPEDİSİ
Fatma Özger Bilgiç-Orhan Oyanık tarafından: PLAKET
48)2023; KAI DERNEKLER FEDARASYONU YÖNETİM KURULU Başkan: Dr. Erdoğan Yıldırım tarafından: PLAKET
49)2024, Mayıs 12; Kıbrıs Barış Harekatının Ellinci Yılı münasebetiyle düzenlenen II. LEFKARA EDEBİYAT ŞÖLENİ/ KKTC tarafından: PLAKET
50)2024, Eylül; KAI Dernekler Federasyonu KAI Lezzetler ve Kültür Festivali Genel Başkanı Dr. Erdoğan Yıldırım tarafından: PLAKET
51)2024, Kasım; ALEVÎ İNANÇ BİRLİĞİ VAKFI, Alevî İnanç Birliği Vakfına yapılan hizmet verilen katkılar sebebiyle Genel Başkan Faruk Ali YILDIRIM tarafından verilen: PLAKET
52)2024, 20-21-22 Eylül; 1.TÜRK DÜNYASI YAZARLAR BULUŞMASINA katkı ve katılımları sebebiyle Türk Dünyası Yazarlar Birliği Derneği Başkanı Yasemin MEYDAN tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
53)2024, Mayıs 18; Yenice Kaymakamlığının himayelerinde, Yenice Belediye Başkanlığı ile Yeşil Yenice Spor Kulübü’nün katkılarıyla, Karabük Yenice Trabzonspor Taraftarları Yardımlaşma ve Kültür Birliği Derneği’nin koordinatörlüğünde düzenlenen Dünya Söz Akademisi’nin sunduğu “Yenice Ozanlar ve Şairler Gecesine” yapılan katılım ve katkılar sebebiyle Yenice Kaymakamlığı tarafından verilen: TEŞEKKÜR BELGESİ
54)2024, Mayıs 30; DOĞUMUNUN 100. YILINDA ATA TERZİBAŞI Ata TERZİBAŞI’nın doğumunun 100. Yıl etkinliklerine katılım ve katkıları sebebiyle Kerkük Kültür Derneği Başkanı Dr. Şemsettin KUZECİ tarafından: TEŞEKKÜR BELGESİ
55)2024, Mayıs 30; Alevî İnanç Birliği Vakfımıza yapılmış olan yardım ve katkılar sebebiyle ALEVÎ İNANÇ BİRLİĞİ VAKFI Genel Başkanı Faruk Ali YILDIRIM tarafından verilen “TEŞEKKÜR BELGESİ”
56)2025, Şubat 01; TÜRKİYE İLİM ve EDEBİYAT ESERLERİ SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ İLESAM’ın kültürel faaliyetlerine katkıları sebebiyle Genel Başkan Mehmet Nuri PARMAKSIZ tarafından verilen: TEŞEKKÜR BELGESİ
57)2025, Mart 09; HALK OZANLARI KÜLTÜR DERNEĞİ 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliğimize katkılarınızdan dolayı OZAN-DER Başkanı Kenan ŞAHBUDAK tarafından verilen: “TEŞEKKÜR BELGESİ”
58)2025, Mart 09; ANADOLU AZERBAYCAN KÜLTÜR SANAT DÜNYASI YARDIMLAŞMA ve DAYANIŞMA DERNEĞİ Dünyamızın Güzelliğini Paylaşmak, Alaka ve İştirakleri sebebiyle, Anadolu Azerbaycan Kültür Sanat Dünyası, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı: Aida ZEYNALOVA tarafından verilen: ONUR BELGESİ
SANATÇININ ESERLERİ:
- 2008, Mart, DÜNDAR, Songül, “Şoför AĞA” (Hikâyeler), ISBN: 975-605-0068-00-9, Kitap Matbaası, Babıali No:14, Cağaloğlu/İstanbul, Tel: 0212 528 33 14 – 0212 527 79 82, Cinius Yayınları, Çağdaş Türk Yazarları. 224 s.
2)2009, DÜNDAR, Songül, “ŞAVAŞLARIN KADINI” (Roman), ISBN: 978-605-4177-36-3, Kitap Matbaası, Cinius Yayınları, Çağdaş Türk Yazarları. 24O s.
-
2013, DÜNDAR, Songül, “CEZO GARDAŞ” (Roman), ISBN:978-605-127-595-6 Cinius Yayınları, Babıali Caddesi, No:14 Cağaloğlu/İstanbul, Tel: 0212 528 3314-0212 527 79 82 Baskı ve Cilt: Cinius Soysal Matbaası, Çatal Çeşme Sokak Nu.1/1 Eminönü/İstanbul 240 s
-
2016, DÜNDAR, Songül, “DAMLADAN DERYAYA” (DÜNDAR Meclisinde Atışmalar), (Araştırma-Derleme); İSBN 978-605-66185-4-5, Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon, Ltd. Şti. Kültür Bakanlığı Sertifika No: 50086 Konur Sok. No:66/7, Kızılay/ANKARA Tel: 0312 425 93 53, Kültür Ajans Yayınları No. 429; s.386
-
2019 Ocak, DÜNDAR, Songül, “YARALARIM” (DÜNDAR Meclisinde Atışmalar), (Araştırma-Derleme); İSBN: 978-605-66185-4-3, Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon, Ltd. Şti. Kültür Bakanlığı Sertifika No: 17634 Konur Sok. No:66/7, Kızılay/ANKARA Tel: 0312 425 93 53, Kültür Ajans Yayınları No. 372; s.364
-
2021 Ekim, DÜNDAR, Songül, HİNGİLLEME “Terekeme Fıkra ve Gülmeceleri” (Fıkra), ISBN: 978-605-66185-6-7, Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon, Ltd. Şti. 2018 Kültür Bakanlığı Sertifika No: 50086 Konur Sok. No:66/7, Kızılay/ANKARA Tel: 0312 425 93 53, Kültür Ajans Yayınları No. 429; 192s.
-
2021 Ekim, DÜNDAR, Songül, GIMISMA “Terekeme Fıkra ve Gülmeceleri (Ankara, Günceleme 2021” (Fıkra), ISBN: 978-605-66185-6-7, Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon, Ltd. Şti. Kültür Bakanlığı Sertifika No: 50086 Konur Sok. No:66/7, Kızılay/ANKARA. 2021: Tel: 0312 425 93 53, Kültür Ajans Yayınları No. 429; 194s.
-
2022 Ekim, DÜNDAR, Songül, “YARALARIM” (Roman), ISBN: 978-605-66185-4-3, Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon, Ltd. Şti. 2011 Kültür Bakanlığı Sertifika No: 17634 Konur Sok. No:66/7, Kızılay/ANKARA Tel: 0312 425 93 53, Kültür Ajans Yayınları No. 372; 386.s.
-
2022 Eylül, DÜNDAR, Songül, “SEVGİ GÜNEŞİ” (ŞİİR), ISBN: 978-605-66185-7-4; Aşıkça Yayınları, Ozanlık Geleneği:3; www.asikcayayınevi.com, Zübeydehanım Mah. Elif Sok. Sütçü Kemâl İş Merkezi, No. 7/240, İskitler/Altındağ/ ANKARA, Âşık Ofset, 162.s.
FAYDALANILAN KAYNAKLAR
- 2008, Mart, DÜNDAR, Songül, “Şoför AĞA” (Hikâyeler), ISBN: 975-605-0068-00-9, Kitap Matbaası, Babıali No:14, Cağaloğlu/İstanbul, Tel: 0212 528 33 14 – 0212 527 79 82, Cinius Yayınları, Çağdaş Türk Yazarları. 224 s.
2)2009, DÜNDAR, Songül, “ŞAVAŞLARIN KADINI” (Roman), ISBN: 978-605-4177-36-3, Kitap Matbaası, Cinius Yayınları, Çağdaş Türk Yazarları. 24O s.
-
2013, DÜNDAR, Songül, “CEZO GARDAŞ” (Roman), ISBN:978-605-127-595-6 Cinius Yayınları, Babıali Caddesi, No:14 Cağaloğlu/İstanbul, Tel: 0212 528 3314-0212 527 79 82 Baskı ve Cilt: Cinius Soysal Matbaası, Çatal Çeşme Sokak Nu.1/1 Eminönü/İstanbul 240 s
-
2016, DÜNDAR, Songül, “DAMLADAN DERYAYA” (DÜNDAR Meclisinde Atışmalar), (Araştırma-Derleme); İSBN 978-605-66185-4-5, Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon, Ltd. Şti. Kültür Bakanlığı Sertifika No: 50086 Konur Sok. No:66/7, Kızılay/ANKARA Tel: 0312 425 93 53, Kültür Ajans Yayınları No. 429; s.386
-
2019 Ocak, DÜNDAR, Songül, “YARALARIM” (DÜNDAR Meclisinde Atışmalar), (Araştırma-Derleme); İSBN: 978-605-66185-4-3, Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon, Ltd. Şti. Kültür Bakanlığı Sertifika No: 17634 Konur Sok. No:66/7, Kızılay/ANKARA Tel: 0312 425 93 53, Kültür Ajans Yayınları No. 372; s.364
-
2021 Ekim, DÜNDAR, Songül, HİNGİLLEME “Terekeme Fıkra ve Gülmeceleri” (Fıkra), ISBN: 978-605-66185-6-7, Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon, Ltd. Şti. 2018 Kültür Bakanlığı Sertifika No: 50086 Konur Sok. No:66/7, Kızılay/ANKARA Tel: 0312 425 93 53, Kültür Ajans Yayınları No. 429; 192s.
-
2021 Ekim, DÜNDAR, Songül, GIMISMA “Terekeme Fıkra ve Gülmeceleri (Ankara, Günceleme 2021” (Fıkra), ISBN: 978-605-66185-6-7, Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon, Ltd. Şti. Kültür Bakanlığı Sertifika No: 50086 Konur Sok. No:66/7, Kızılay/ANKARA. 2021: Tel: 0312 425 93 53, Kültür Ajans Yayınları No. 429; 194s.
-
2022 Ekim, DÜNDAR, Songül, “YARALARIM” (Roman), ISBN: 978-605-66185-4-3, Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon, Ltd. Şti. 2011 Kültür Bakanlığı Sertifika No: 17634 Konur Sok. No:66/7, Kızılay/ANKARA Tel: 0312 425 93 53, Kültür Ajans Yayınları No. 372; 386.s.
-
2022 Eylül, DÜNDAR, Songül, “SEVGİ GÜNEŞİ” (ŞİİR), ISBN: 978-605-66185-7-4; Aşıkça Yayınları, Ozanlık Geleneği:3; www.asikcayayınevi.com, Zübeydehanım Mah.,Elif Sok. Sütçü Kemâl İş Merkezi, No. 7/240, İskitler/Altındağ/ ANKARA, Âşık Ofset, 162.s.