Ziyalı, münevver, aydın gibi ifaderle anlatılan kişi ne iş yapar? Neyi aydınlatır, neyi karartır. Aydın düşünceye mi ideolojiye mi bağlı olmalıdır. Ya da her şeyden azade mi...
"Böyle bir girizgâhtan sonra Türkiye 'de aydının rolü nedir?" sorusunu sormak yazıyı amacı dışına çıkarmaz sanıyorum. Aslında aydın, özgün kavrayışa sahiptir. Dünyada genel kabul görmüş bir anlayıştır bu anlayış.
Bizim ülkemizde ise Tanzimat'tan beri Türk aydının kıblesi Batı'dır. Yaldızlı bir mihrap önünde secde sarhoşudur aydınımız. Yani, benliğini ve şuurunu kaybetmiştir. O yüzden de ne Batı'ya olan imanı sağlamdır ne de ruh hâli sağlıklıdır.
Bu sâri durum ayrık otu gibi kök salmış, Türk aydını kendi değerlerine kapıları kapatmıştır. Bu anlayış belki de onların ortalama aydın tipinin altına kalmalarına neden olmuştur. Halbuki aydın hiçbir bağnazlığın ve ideolojinin sözcüsü olmamalı,dogmalardan uzak kalmalıdır.
Aydın elbette popülist olmamalı; ama bizde olduğu gibi halkın etik değerlerine, geleneklerine,dini inançlarına tepeden bakan, onlara düşmanlık besleyen tipler evrensel aydın tanımına giremez.
Aydın, hangi coğrafyada neş vü nema bulursa bulsun; o bir dünya vatandaşıdır ve insanlığın yararına vakfetmiştir kendini. Bu arada yaşadığı coğrafya da bu gayretin ürününden nasibini fazlasıyla alır.
İşin gerçeği, Mevlana'nın benzetmesinden mülhem; aydın, bir ayağı kendi coğrafyasında öbür ayağı tüm dünyayı dolaşan pergel misalidir. Kendi toplumuyla birlikte insanlığı kucaklayandır. Aydın sorun yaratan değil çözüm üreten bilge kişidir.
Bu bağlamda aydın, toplumuna ve insanlığa,Tagore'un aşağıdaki dizelerinde ifadesini bulan güzelliğe kapı açan kişi olamlıdır.
"Düşüncenin ve korkunun azad olduğu bir ülke.
Bir ülke ki insanları dimdik.
Dünya duvarlarla bölünmemiş.
Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır.
Emek kemale uzatır kollarını.
Aklın ırmağı,
Alışkanlıkların karanlıkçölünde
Kuruyup gitmemiş.
Ne olurdu Tanrım!
benim ülkem de böyle bir ülke olsa!" Böyle bir dünyada ve ülkede kim yaşamak istemez...
Ankara,17.01.2010 İbrahim KİLİK