"Bugün ne güzel bir gün! Dün sabaha uyanamamaktan korkanlar içinse, şüphesiz daha da güzel." – Woody Allen"

Bir Çocuğun Topuna Karışan Allah

Çocuktum topum uçuruma takıldı.Ne yapacaktım.Küçük ellerimi havaya kaldırdım.Gökyüzü masmaviydi.Tanrı gülümsüyordu.Bulutlar beyaz kanatlı kuşlar gibi baş ucumda uçmaktaydı. Ama benim topum uçurumdaydı.Dua ettim o an.Dudaklarımdan döküldü acı dolu sözcükler.Ağlamaklıydı bütün cümleler.

yazı resim

Çocuktum topum uçuruma takıldı.Ne yapacaktım. Küçük ellerimi havaya kaldırdım. Gökyüzü masmaviydi. Tanrı gülümsüyordu. Bulutlar beyaz kanatlı kuşlar gibi baş ucumda uçmaktaydı. Ama benim topum uçurumdaydı. Dua ettim o an. Dudaklarımdan döküldü acı dolu sözcükler. Ağlamaklıydı bütün cümleler.
Allah’ım ben şimdi ne yapacaktım. Ellerim küçüktü ama dualarım büyüktü. Uzattım ellerimi gökyüzüne. Ağladım topumu bana ver diye. O an bir kelebek uçtu yanımdan. Çiçek dolu dallarda öttü kuşlar. Herkes anladı halimden. Sesim bir haykırış halinde yayıldı masmavi gökte. Bir dua ki çocuktan daha masumdu bir dua ki kırk gün ağlamış gözlerden daha yaslıydı.
Demeyin ki Tanrı çocuğun duasını duyar mı? Demeyin ki koskoca Tanrı bir topla uğraşır mı? Tanrı isterse insanı kuru bir dala çevirirdi ya da yağmur ortasında koskoca bir ağaca benzetirdi. Değil miydi ki dağları yaratırdı. Sonra uçurumlarında çiçekleri yaşatırdı. En ıssız yerde biterdi zambaklar. Zambaklara benzerdi bütün leylaklar. Kokusu yayılırdı yemyeşil yamaçlara. Organik bir birliktelik olurdu doğada. Güzel bir terkip yaşanırdı dağlarda ve bağlarda. Niçin beni unutsun? Niçin bu birliktelikte bana da yer vermesin ki?
Niçin bir çocuğun ağlayışını kelebekler duymasın? Neden gözyaşlarına dereler katılmasın? Uçurum utandı halinden. Bir çocuğun topunu işgal etmesinden. Dağların da elleri vardır. Onların da Allah’a verecek hesapları vardır. Dayanamadı dağ, taş, kaya.Topa esti bir rüzgar. Allah’ım bu ne güzel mutluluk. Sen ki topumu geri verdin. Bir çocuğun topuna sahip çıktın. Sen her şeye sahipsin. Ve seni sevmek en güzel bahtiyarlıktı.
Bunca güzellik arasında topum dikene takıldı. Gövdesinde kocaman bir yarık açıldı. Oyunum yarıda kaldı. Dedim vardır bunda bir hayır. Gülleri öptüm dikenlerinden. Şükrettim çocuk oluşuma. Şükrettim insan oluşuma. Bu sefer ağlamadım. Allah’ım seni sevmenin hazzını aldım.
Ben o gündür bu gündür hiç koşmadım. Hayat yolunda güle oynaya bir çocuk gibi kaldım. Yürüdüm çiçeklerin kokusunu ala ala. Yürüdüm Allah’ı renkli bir hayatın masmavi gülümseyişinde araya araya.
Ben bir çocuktum. Topum uçuruma takılmıştı. O gündür bu gündür helak olmaktan beni Allah kurtarmıştı.
Ben Adem'dim. Varlıkla yokluk arasında bir çemberde durmaktaydım. Ateşle çizilmiş bir çemberin içinde akrep kıskacında yaşamaktaydım. Bir yaşamak ki sevmek adına ateşten ve zehirden oluşmaktaydı. Ya Allah sevgisiyle yanacaktım ya da kendi kendime zehrimi boşaltacaktım. Kendini sevmek zehire dönüşmekti. Bir akrep kıskacında ölüme yürümekti.
Yandım bittim kül oldum. Bir akrebi kendi zehriyle öldürdüm.
Ben bir çocuktum. Topum uçuruma takılmıştı. İşte ben o yaşta uçurumu gördüm. Ben o yaşta uçurumun dibine gözyaşlarımı düşürdüm. Asılı kaldı yüreğim bir yamaçta. Ben uçurum çiçeklerini yüreğimde büyüttüm. Allah'ı sevmenin hazzını hayat oyunlarından vazgeçerek aldım.
Ben çocukluğumda uçuruma dönüştüm.D ağları sırtımda hissettim.B ir yük oldu bana yaşamak. Uçurumlarımda hasret kokan çiçekler büyüttüm. Bir çocuğun ağlayışını duydum. Patikalarımda yüreyen keçilere ve arkalarında ise kurt sürülerinin hırlayışına dokundum. Dişlerinin arasında can çekişmelere şahit oldum.
Allah'ım seni sevmenin hiç de kolay olmadığını gördüm.

KİTAP İZLERİ

Kapak Kızı

Ayfer Tunç

Ayfer Tunç’un "Kapak Kızı" Romanı: Çıplaklığın Katmanları ve Toplumsal Yüzleşme Ayfer Tunç’un ilk olarak 1992’de yayımlanan ve daha sonra "zemin aynı zemin, inşa aynı inşa"
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön